Turkipedia
Menü

Türk edebiyatı

İçindekiler7
  1. İslamiyet öncesi
  2. İslamiyet etkisinde Türk edebiyatı
  3. Anadolu'da Türk edebiyatının doğuşu
  4. Divan edebiyatı
  5. Halk edebiyatı
  6. Batı uygarlığı etkisinde gelişen Türk edebiyatı
  7. Tanzimat edebiyatı
  8. Edebiyat-ı Cedide
  9. Millî Edebiyat
  10. Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatı
  11. Roman ve öykü
  12. Şiir
  13. Tiyatro
  14. Araştırma, derleme
  15. Öykü
  16. Türk edebiyatında mizah
  17. Ayrıca bakınız
  18. Kaynakça

Türk edebiyatı, Türk yazını veya Türk literatürü; Türkçe olarak üretilmiş sözlü ve yazılı metinlerdir.

Türk dilinin, Türkiye topraklarında gelişen ilk ürünleri 13. yüzyılın sonu ile 14. yüzyılın başlarına aittir.[1]Hamit Kemal, Liseler İçin Türk Edebiyatı Tarihi, A Yayınları, Ankara 2007 19. yüzyıla kadar İran ve İslam uygarlığı çerçevesinde gelişen Türk yazınının ürünleri halk edebiyatı ve divan edebiyatı olarak birbirinden farklı yanları olan iki kolda gelişti.[2]Nihat Sami Banarlı, Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, M.E.B. Yayınları, 1997 Osmanlı sarayı çevresinde, Fars edebiyatının etkisiyle üretilen klasik edebiyat denilen divan edebiyatı ağır basarken halk arasında, sözlü gelenek uzun bir zaman devam etti.

Ozanlar
OzanlarThe original uploader was Saposcat at İngilizce Vikipedi ., Kamu malı, Wikimedia Commons

19. yüzyılda Tanzimat Dönemiyle beraber Türk yazınında Doğu etkisi azalmaya başladı ve yerini Batı kökenli yazın unsurları almaya başladı. Bu dönemde Türk yazıncılar özellikle Fransız edebiyatından önemli ölçüde etkilendiler. Türk edebiyatı roman türü ile ilk kez 19. yüzyılda Tanzimat Döneminde tanışarak telif ve çevirilerle bu yöne eğilmeye başladı.[2]Nihat Sami Banarlı, Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, M.E.B. Yayınları, 1997 Batı etkisinde gelişen Türk edebiyatının ikinci ve toplu hareketi 1895 yılında, Servet-i Fünûn mecmuasında toplanan genç yazıncıların öncülük ettiği Edebiyat-ı Cedide devinimi oldu. Tanzimat dönemi yazarları yurt sorunlarıyla yakından ilgilenerek, yurt, ulus sevgisi gibi konuları işleyip, halkın anlayabileceği bir dille yazmaya çalışarak, halkı eğitmeyi amaçlarken, aydınlara seslenerek sanat için sanat ilkesini benimseyen Edebiyat-ı Cedide yazarları, ağır bir dil ile süslü ve sanatlı bir anlatım benimsedikleri için Tanzimat'ın başlangıcından beri sadeleşmeye doğru giden yazı dilini yeniden ağırlaştırmakla suçlandılar. 19. yüzyılın sonu 20. yüzyılın başından itibaren başlayan ulusal uyanışın etkisiyle, 1908 Devrimi'nin ardından II. Meşrutiyet döneminde, temelini Türkçeyi yabancı dillerin etkisinden uzaklaştırma ve içerikte halkın sorunları ile yerli yaşamın oluşturduğu Millî Edebiyat akımı ortaya çıktı.

Osmanlı monarşisinin çöküşünden kısa süre öncesine kadar, sözlü ve yazılı gelenekler birbirinden ayrı kalırken 1923'ten sonra Cumhuriyet ile beraber bu iki gelenek ilk kez bir araya geldi. Türkiye'de Cumhuriyet devrinin ilk zamanında da Millî Edebiyat hâkimdir. Âşık ve tekke edebiyatı, modernleşmenin etkisiyle gücünü yitirirken, divan edebiyatından ise 1928 yılında gerçekleşen Harf Devrimi ile Latin alfabesine geçilmesi, ardından 1930'lu yıllardaki Dil Devrimi ile değişen edebiyat akımlarıyla, Osmanlı dönemine ait bir tür olarak vazgeçildi. Millî Edebiyat'ın milliyetçi görünümü sonraki devirde Anadoluculuk ve halkçılık olarak edebiyata yansıdı.[3]Şükran Kurdakul, Çağdaş Türk Edebiyatı, Broy Yayınları, İstanbul, 1986[4]Temel Britannica – 40. sayfa. 1993. Daha sonra II. Dünya Savaşı ve savaşın siyasi etkileriyle toplumculuk ve köycülük akımları güçlendi.[5]Gündüz Akıncı, Türk Romanında Köye Doğru, Ankara Üni. Dil Ve Tarih-Coğrafya Fak. Yayınları, Ankara, 1961 Modern Türk edebiyatı öykü, roman, eleştiri, deneme, şiir ve tiyatro eserleri gibi hemen her türde örnekler içermektedir. Genellikle modernist bir çizgide seyretmekte olsa da postmodernizmin etkileri de yoğun olarak görülmektedir.[6]Don Kişot'tan Bugüne Roman. 2000.

İslamiyet öncesi

İslamiyet öncesi döneme ait Türk dili ile yazıldığı bilinen en eski metinler, 8. yüzyıldan kalma Orhun Irmağı vadisinde bulunan Kül Tigin, Bilge Kağan ve Tonyukuk kitabeleridir.[7]V. Thomsen, Les inscriptions de l’Orkhon dechiffrees, Helsingfors, 1896 Taşa kazınan bu yazıtlar, Göktürk alfabesi olarak da bilinen runik yazı kullanılarak Göktürk Kağanlığı döneminde yazılmış yapıtlardır. İslamiyet öncesi Türk edebiyatının büyük bölümünü sözlü ürünler olan destanlar, savlar, sagular ve koşuklar oluşturur.[8]Koşuk, 13 Nisan 2016 tarihinde erişildi Büyük bir kısmı yazıya oldukça geç geçirilen Türk destanlarının bir kısmı Türk ve yabancı araştırmacılar tarafından halk ağzından derlenmiştir. Bir kısmına da İran, Çin ve Arap kaynaklarından ulaşılmıştır.[9]Sözlü Edebiyat, Edebiyat Öğretmeni, 13 Nisan 2016 tarihinde erişildi[10]Sagu, 13 Nisan 2016 tarihinde erişildi[11]Bozkurt Destanı, Edebiyat Öğretmeni , 13 Nisan 2016 tarihinde erişildi[12]Ergenekon Destanı, Edebiyat Öğretmeni, 13 Nisan 2016 tarihinde erişildi.[13]Türeyiş Destanı, Edebiyat Öğretmeni, 13 Nisan 2016 tarihinde erişildi.[14]Göç Destanı, Edebiyat Öğretmeni , 13 Nisan 2016 tarihinde erişildi İlk kez 9. yüzyılda Uygur Kağanlığı döneminde Türk diliyle kitap hâlinde eserler ortaya çıkar.[15]Arşivlenmiş kopya.[15]Arşivlenmiş kopya. Küçük bir kitap hâlinde olup 104 sayfadan oluşan ve Göktürk alfabesiyle yazılmış olan Irk Bitig adlı eserin Uygurlar'ın hâkim olduğu dönemlere ait olması kuvvetle muhtemeldir.[16]http://ds.anadolu.edu.tr/eKitap/TDE202U.pdf s.21 10. yüzyılın ilk yarısında yazılan Altun Yaruk ve Sekiz Yükmek adlı eserler de Uygur harfleri ile yazılmış Türkçe eserlerdir.[17]Türk edebiyatı, 13 Nisan 2016 tarihinde erişildi

İslamiyet etkisinde Türk edebiyatı

Divânu Lügati't-Türk eserindeki harita.
Divânu Lügati't-Türk eserindeki harita.Mahmud al-Kashgari, Kamu malı, Wikimedia Commons
Uygur alfabesiyle yazılan 15. yüzyıla ait "Kutadgu Bilig" (4. satırında Arap alfabesiyle besmele yazılmaktadır)
Uygur alfabesiyle yazılan 15. yüzyıla ait "Kutadgu Bilig" (4. satırında Arap alfabesiyle besmele yazılmaktadır)Handschriften von Wien und Kairo, Kamu malı, Wikimedia Commons

İslamiyet'in Türklerce kabulünden sonraki bilinen ilk Türkçe yazılı eser, 11. yüzyılda Yusuf Has Hacib'in Doğu Karahanlı hükümdarı Tabgaç Uluğ Buğra Kara Han'a atfen Eski Türkçe olarak bilinen Karahanlı Türkçesi ile yazdığı ve takdim ettiği Kutadgu Biligdir. Edip Ahmet Yükneki'nin, Karahanlı beylerinden Muhammed Dâd Sipehsalar'a hediye ettiği Atabetü'l-Hakayık da yine bu dönemde yazılmış eserlerden biridir. Kaşgarlı Mahmud tarafından Bağdat'ta 1072-1074 arasında yazılıp 1077 yılında Abbasi Halifesi Muktedî bi-ʿEmr i’l-Lâh’ın oğlu Ebü’l-Kasım Abdullah’a takdim edilen Divânu Lügati't-Türk, Arapça-Türkçe sözlük olmasının yanı sıra Türk edebiyatının en eski yıllarına kaynaklık eden önemli bir eserdir. En eski Türk savları (atasözleri) Divânu Lügati't-Türkte yer almaktadır.[18]Adem,AYDEMİR,"DİVANÜ LÜGATİ'T-TÜRK'TE İŞ KAVRAMINA DAİR VERİLER ",Türkoloji Makaleleri 12. yüzyılın ikinci yarısında Türkistan'da Seyhun’un ötesindeki bozkırlarda yaşayan göçebe Türkler arasında kuvvetli nüfuz sahibi olan Ahmet Yesevi, çevresinde toplananlara sade bir dille ve halk edebiyatından alınma şekillerle hece vezninde söylediği “hikmet” adı verilen manzumelerle sadece Orta Asya Türkleri'nin dinî-tasavvufi hayatında değil ilerleyen dönemlerde Anadolu'ya ve Balkanlara kadar uzanan sahada derin tesirler bırakmıştır.

Anadolu'da Türk edebiyatının doğuşu

13. yüzyıldaki Moğol İstilası'ndan sonra, Türk dünyasındaki etnik, siyasi ve sosyal değişim ve gelişmelere paralel olarak başta Altın Orda’nın başkenti Saray şehri olmak üzere çeşitli şehirlerde yeni kültür merkezleri oluşmaya başladı.[19]Ahmet Bican Ercilasun, Başlangıçtan Günümüze Türk Dili Tarihi, Akçağ Yayınları, Ankara 2010, s. 369. ISBN 978-975-338-589-3[19]Ahmet Bican Ercilasun, Başlangıçtan Günümüze Türk Dili Tarihi, Akçağ Yayınları, Ankara 2010, s. 369. ISBN 978-975-338-589-3[20]Gülden,YÜKSEKKAYA,"HAREZM TÜRKÇESİ VE HAREZM TÜRKÇESİ İLE YAZILAN ESERLER ",Türkoloji Makaleleri Moğol İstilası'nın ardından Anadolu Selçuklu Devleti'nin yıkılış sürecine girmesiyle Batı Anadolu'da kurulan Türkmen Beylikleri'nin, Anadolu'da oluşturdukları gelişme ortamı ve Türkçe'ye karşı gösterdikleri hassasiyetle Türkçe'nin Anadolu'da bir devlet dili, bir resmî dil hâline gelişi gerçekleşmiştir. Batı Türkçesi'nin ilk safhası olan Eski Anadolu Türkçesi'nin ilk ürünleri bugünkü Türkiye topraklarında 13. yüzyılın sonu ile 14. yüzyılın başlarında ortaya çıktı.[1]Hamit Kemal, Liseler İçin Türk Edebiyatı Tarihi, A Yayınları, Ankara 2007 14. yüzyıldan itibaren Anadolu'da önceki sözlü geleneklere ek olarak, büyük ölçüde yazılı bir edebi geleneğin ortaya çıkmasıyla Eski Anadolu Türkçesi bir yazı dili olarak karşımıza çıkar. Farsça mesnevisi ile tanınan Mevlana Celaleddin Rumi'nin oğlu Sultan Veled'in Mevlevîlik'i yaymak için Farsça olarak yazdığı İbtidaname, Rebapname[21]Rebabname (Sultan Veled) tam metin. mesnevilerinde yer alan Türkçe beyitleri 13. yüzyılın sonu 14. yüzyılın başında Anadolu'da kaleme alınmış en eski Türkçe metinler arasındadır. Anadolu'nun Moğol-İlhanlı tahakkümü altında olduğu bir devirde Kırşehir'de yaşayan Gülşehrî'nin bütün ilmî ve tasavvufi terminolojiyi Türkçede kullanmak suretiyle o güne kadar benzeri görülmemiş bir ustalık sergileyerek 1317 yılında tamamladığı Ferîdüddin Attâr’ın Farsça klasiği "Mantıku't-Tayr" çevirisi Anadolu'da kaleme alındığı bilinen en eski Türkçe mesnevidir.[22]Özkan, Abdullah. Türk Şiiri Antolojisi. Kırşehirli Âşık Paşa'nın Mevlana'nın Mesnevisinden ilham alarak yazdığı, 1330 tarihli Garibnâme adlı mesnevisi Anadolu’da Türk tasavvuf edebiyatının tesir dairesi çok geniş olmuş eserlerden biridir. 13. yüzyılın sonu 14. yüzyılın başlarında Mevleviler arasında manzumeler söyleyen bir tür gûyende (okuyucu) olduğu bilinen Şeyyad Hamza'nın Kur'an’da Ahsenü’l-Kasas olarak adlandırılan, Yusuf Suresi'nin kaynaklık ettiği Yusuf peygamberin hikâyesini anlattığı Yusuf ile Zeliha mesnevisi de Anadolu sahasında Türkçe olarak kaleme alınmış mesnevi formatındaki ilk eserlerden biridir. Türkistan'da Ahmed Yesevî ile başlayan tekke şiiri geleneğini özgün bir söyleyişle Anadolu’da yeniden ortaya koyan Yunus Emre olmuştur.[23]Mustafa Tatcı. Divan-ı Yunus Emre. Kültür ve Turizm Bakanlığı, E-Kitap. Osmanlı döneminde birçok tarikat Yunus Emre'yi yakından benimsemiş, onun şiirlerine kendi törenlerinde yer vermişlerdir ve Yunus Emre şiirleri, tekke şiirinin kaynağı olmuştur.[24]Türk Dili Sözlüğü, Orhan Hançerlioğlu, Remzi Kitabevi, Sayfa-275[25]Vilayetname'deki Söylencelere Göre Hacı Bektaş-ı Veli. 2 Ocak 2014.

Divan edebiyatı

Ayrıca bakınız|Divan Edebiyatı

Fuzûlî'nin Divanından bir görünüm.
Fuzûlî'nin Divanından bir görünüm.Şentürk, Ahmet Atilla. Osmanlı Şiiri Antolojisi . p. 279. ISBN 975-08-0163-6 ., Kamu malı, Wikimedia Commons

Divan edebiyatı her açıdan örnek aldığı İran edebiyatının etkisi altında saray ile medrese çevresinde aydın topluluğun edebiyatı olarak bir gelişim gösterdi.[2]Nihat Sami Banarlı, Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, M.E.B. Yayınları, 1997 İslami edebiyat, yüksek zümre edebiyatı, havas edebiyatı, saray edebiyatı, enderun edebiyatı, klasik edebiyat, eski edebiyat gibi adlarla da anılan bu edebiyat en yaygın kullanımla Divan edebiyatı adıyla anılmıştır. Bunun nedeni, şairlerin manzumelerini topladıkları eserlere “Divan” denilmesidir. Divan şiiri, kurallarını Arap ve Fars edebiyatından alan aruz vezni ile yazıldı.[1]Hamit Kemal, Liseler İçin Türk Edebiyatı Tarihi, A Yayınları, Ankara 2007[2]Nihat Sami Banarlı, Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, M.E.B. Yayınları, 1997 Ziya Paşa 19. yüzyılda, Ahmed Paşa, Necâtî ve Zâtî olmak üzere üç şairi, “Osmanlı şiirine temel koyan üç şair” olarak tarif etmiş ve Ahmed Paşa'yı Şeyhî ile Necâtî arasında yetişen şairlerden en büyüğü olarak kabul etmiştir.[26]Osmanlılar (Divan Şiiri).

Divan şairlerinden Bâkî
Divan şairlerinden Bâkîhttp://en.wikipedia.org/wiki/Image:Bakisair.jpg, CC BY-SA 3.0, Wikimedia Commons

Kanunî Sultan Süleyman'ın 1534'te Bağdat Seferi'nden sonra padişaha beş kaside sunarak korunmasına girmeye çalışan Fuzûlî'nin İstanbullu birtakım şairlerin kendisinden bir Leylâ ile Mecnun hikâyesi yazmasını istemeleri üzerine kaleme almaya başladığını söylediği Leylâ ile Mecnun mesnevisi, klasik Türk edebiyatındaki en önemli lirik yapıtlardan biri olarak kabul edilmektedir.[27]Britannica online[28]Kathleen R. F. Burrill, The Quatrains of Nesimi, Fourteenth-century Turkic Hurufi, Mouton, 1973[29]Şentürk 281[30]Muhammed Fuzuli. Birçok araştırmacıya göre 16. yüzyıldan itibaren Osmanlı şiiri doruğa ulaşmıştır.[26]Osmanlılar (Divan Şiiri).[31]Thema Larousse Sanat ve Kültür: Türk-İslam. 1993, s. 46,49.[32]Andrews 234[33]Kurnaz 22 Şöhret ve tesiri asırlarca devam eden, klasik Osmanlı şiirine söyleyiş gücü kazandıran ve Osmanlı şiirinin 16. yüzyıldaki en önemli ismi Bâkî, Kanûnî Sultan Süleyman'ın saltanatı sırasında çağının en büyük şairi sayılarak kendisine “Sultânü’ş-şuarâ” ünvanı layık görülmüştür. Bâkî'nin şöhreti ve eserleri Anadolu ve Rumeli'yi aşıp Azerbaycan, İran ve Irak'tan Hint saraylarına kadar yayılmış bulunmaktaydı.

Fuzûlî tarafından da yazılan Leylâ ile Mecnun'dan bir sahne. Leylâ'ya kavuşmaya çalışan Mecnun çölde
Fuzûlî tarafından da yazılan Leylâ ile Mecnun'dan bir sahne. Leylâ'ya kavuşmaya çalışan Mecnun çöldeYazarı bilinmiyor, Kamu malı, Wikimedia Commons

17. yüzyılda Nâilî Osmanlı şiirinde bir çığır açmış, yeni bir üslupla şiirler kaleme almıştır. Dili ağır olmakla birlikte, şiirinde incelik ve nezaket vardır. Devlet adamları başta olmak üzere toplumun farklı kesimlerini hedef alan[34]Nef'i ve Sihâm-ı Kazâ. 1998, s. 95. hicivlerinden dolayı Sultan IV. Murad tarafından idam edilen Nef'î ise, kasideleri ile kendisinden sonrakiler üzerinde önemli bir tesir bıraktı. Bir kasidesinde İstanbul konuşmasının Arapçadan bile üstün olduğunu mısralarında belirten Nâbi, özellikle şiir ve kültür çevrelerince zamanın “Şeyhü’ş-şuarâ”sı olarak kabul edilmiş, büyük bir takdir ve hayranlık görmüştür.

Sultan III. Ahmed devrinin meşhur şairlerinden, neşe ve yaşam dolu şiirleri ile Lale Devri İstanbul'unu anlatan[6]Don Kişot'tan Bugüne Roman. 2000. Nedim, 18. yüzyılda Divan şiirine hem dil hem de içerik bakımından birçok yenilik getirmiştir. İstanbul'da kullanılan konuşma dili ve İstanbul halk söyleyişlerinin birçok örneğini samimi bir hava içerisinde şiirlerinde kullanarak aktarmıştır.[35]Thema Larousse Sanat ve Kültür: Türk-İslam. 1993, s. 54. Yine 18. yüzyılda yaşamış olan ve Hüsn ü Aşk adlı eseriyle tasavvuf ve sembolizmi bir araya getiren[36]Thema Larousse Sanat ve Kültür: Türk-İslam. 1993, s. 57. Şeyh Galip, şiirlerinde tamamen orijinal, kendine özgü bir ifade şeklini kullanmıştır. Eserlerinde yüksek seviyede bir İstanbul Türkçesinin görüldüğü Şeyh Galip'in dili ağır olmakla birlikte yer yer halk ağzındaki söyleyişleri de şiirine almıştır.

Tanzimat'tan sonra Türk şiiri, batı etkisi altında değişip gelişirken yeni edebiyatın temsilcileri (Ziya Paşa, Namık Kemal vs.), divan şiiri geleneğine uygun ürünler de verdiler. Eski şiirin son temsilcileri Encümen-i Şuara adı verilen topluluğun Naili, Fehîm-i Kadîm gibi şairlerin yolunu izleyen üyeleri Leskofçalı Galib, Yenişehirli Avni, Hersekli Arif Hikmet oldu. Aruz vezninin yerini hece veznine daha sonra da serbest vezne bıraktığı 20. yüzyılda divan şiiri sona erdi ancak Yahya Kemal Beyatlı beyit birimine dayanan bu şiire çağdaş şiirin bütünlüğünü kazandırırken Baki, Neşati, Nedim gibi farklı şairlerin söyleyiş özelliklerinden ve işledikleri konulardan faydalanan ürünler[37]Bakınız:Yahya Kemal Beyatlı, Eski Şiirin Rüzgâriyle,1962 ortaya koydu.

Halk edebiyatı

Halk hikâyeleri

Ana|Halk öyküsü Dede Korkut hikâyeleri Türk edebiyatında bu türün en eski örneği kabul edilmektedir.[2]Nihat Sami Banarlı, Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, M.E.B. Yayınları, 1997[38]Kitab-i Dedem Korkut - Mscr.dresd.ea.86. Saksonya Devlet Kütüphanesi.[39]Pehlivan, Gürol. Müstensihin Edebi Eserin Yaratımındaki Rolü–Dede Korkut Kitabı Örneğinde. Türk halk hikâyelerinin kaynakları, Dede Korkut hikâyeleri, Köroğlu hikâyesi, Kerem ile Aslı, Âşık Garip gibi Azerbaycan ve Anadolu sahası kaynaklı halk hikâyeleri, Anadolu'da ortaya çıkmış Danişmendname, Saltukname ve Battal Gazi hikâyeleri gibi dinî-destansı halk hikâyeleri, Ferhat ile Şirin, Kelile ve Dimne ve Şehnâmeden alınan çeşitli kıssalar gibi İran-Hint kaynaklı halk hikâyeleri ve Leylâ ile Mecnun, Ebû Müslim cenkleri, Yûsuf ile Züleyhâ, Ali cenkleri gibi Arap-İslam kaynaklı halk hikâyeleridir. Günümüzde tamamına yakın kısmı derlenmiş olan halk hikâyelerinin sayısı 150'yi aşmış ve içlerinden bazıları üzerindeki incelemeler bitirilmiştir. Atatürk Üniversitesi'nde, Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Folklor Arşivinde, Selçuk Üniversitesi Halk Bilimi Araştırma Merkezinde ve Fırat Üniversitesi'nde derlenmiş önemli bir halk hikâyesi külliyatı mevcuttur. Bugün de bilhassa Kars, Erzurum, Artvin, Sivas, Maraş, Adana ve Antep yörelerinde eskisi kadar yaygın olmamakla birlikte halk hikâyeciliği geleneğini devam ettiren âşık hikâyecilere rastlanmaktadır. Ayrıca Azerbaycan’da da halk hikâyeciliğinin hâlâ canlılığını koruduğu görülmektedir.[40]Vat.turc.102. Vaitkan Kütüphanesi.

Anonim edebiyatı

Nasreddin Hoca
Nasreddin HocaYazarı bilinmiyor, CC BY-SA 3.0, Wikimedia Commons

Sözlü edebiyatta masal, fıkra, efsane gibi ürünlerin yazanı belli değildir. Türkiye Türkçesiyle söylenmiş ve 19. yüzyıldan başlanarak yazıya geçirilmiştir.[2]Nihat Sami Banarlı, Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, M.E.B. Yayınları, 1997 Ancak bunlarda geniş ölçekte de tarihî ve yerel özellikler kendini gösterir (Nasrettin Hoca fıkraları, Bektaşi fıkraları, Bursa, Konya, İstanbul gibi kentlerle ilgili efsaneler, gerçekçi nitelik taşıyan kimi meddah hikâyeleri vs.). quotation|Bir gün Padişah, Nasrettin Hoca’ya sormuş: — Ben öldüğümde cennete mi gideceğim, cehenneme mi? Hoca, padişahtan korkmadan: — Tabii ki, der, cehenneme gideceksiniz. Öfkeden padişahın sakalı kabarır. Nasrettin Hoca: — Cennete gideceğinizi söylemek isterdim ama cellatlarınızın öldürdüğü insanlar yüzünden cennete sığamazsınız. O yüzden mecbur cehenneme gideceksiniz.[41]Cennet Fıkrası, Nasrettin Hoca fıkraları, VikiKaynak.

Karagöz ve Hacivat
Karagöz ve HacivatYazarı bilinmiyor, CC BY-SA 3.0, Wikimedia Commons

Sözlü gelenekte ezgiyle söylenen türkü, mâni, ağıt gibi türler halkın ortak yaratıcılığına dayanır.[42]Türk Kültürünü Araştırma Enstitütü. Bu kitap hakkında Türk kültürü, s. c. 20, no. 223-231 - 1981. Bunlara zamanla sahipleri unutulan ürünler de eklenmiştir. Taklide ve karşılıklı konuşmaya dayanan, iki boyutlu tasvirlerle bir perdede oynatılan gölge oyununun merkezindeki iki karakter olan Karagöz ve Hacivat gölge oyunu, anonim halk edebiyatının en önemli ürünüdür. Karagöz ve Hacivat, Orhan Gazi devrinde Bursa'da yaşamış cami yapımında çalışan iki işçidir. Kendileri çalışmadıkları gibi diğer işçilerin de çalışmasını engellemektedirler. Orhan Gazi'nin, "cami vaktinde bitmezse kelleni alırım" dediği cami mimarı, caminin vaktinde bitmemesine Karagöz ve Hacivat'ın neden olduğunu söyler. Bunun üzerine bu ikili başları kesilerek idam edilir. Karagöz ve Hacivat'ı çok seven ve ölümlerine çok üzülen Şeyh Küşteri, ölümlerinin ardından kuklalarını yaparak perde arkasından oynatmaya başlar. Karagöz ve Hacivat gölge tiyatrosu 17. yüzyılda son şeklini almıştır. Yazılı bir metne dayanmayan yani doğaçlama (tulûat) sahnelenen ve bazıları halk efsanelerinden esinlenilen Karagöz oyunlarının otuz kadarı günümüze kadar gelmiştir. Genel olarak “Kâr-ı Kadîm” (eski oyunlar) ve “Nev icad” (yeni oyunlar) olarak iki ana gruba ayrılsalar da tamamının bugüne kalan metinleri Tanzimat sonrası döneme aittir.[43]Klasik Karagöz Oyunları - Kâr-ı Kadim (Eski Oyunlar) ve Nev İcad (Yeni Oyunlar).

Masal

Ana|Türk edebiyatında masal Ayrıca bakınız|Keloğlan Masal, anonim halk edebiyatının en yaygın türlerinin başında gelmektedir. Dinleyiciyi inandırmak gibi bir amacı olmayan masallar anlatmaya dayalı türlerin en eskilerindendir. Yapısında kalıplaşmış ifadeler bulunan masalların profesyonel anlatıcıları yoktur. Masal anası veya masal ninesi adı verilen kadınlar tarafından anlatılan hayal ürünü anlatımlardır. Türk masallarının kahramanları genel olarak insanlar, hayvanlar ve doğaüstü varlıklardır. Cadı karıları, devler, vezir vs. kötü kahramanlar iken padişah, kral, hükümdar, hızır, derviş vs. iyi kahramanlardır. Tilki, aslan, Anka kuşu, papağan gibi hayvan kahramanların olduğu masalların yanı sıra derviş, hızır, peri, cin gibi doğaüstü varlıkların yer aldığı masallar da bulunmaktadır. Türk masallarında en önemli tiplerden biri Keloğlan'dır. Türk masalları sözlü gelenekte yaşamıştır. 19. yüzyılda ise yazıya geçirilmiştir. Türkiye'de halk ağzıyla derlenmiş en eski kitap Billur Köşktür.[44]Masal. Dergah Yayınları, 1986, s. 152. Zümrüdüanka Kuşu, Türkiye'deki en yaygın ya da başka bir ifadeyle en çok bilinen masaldır.

Âşık edebiyatı

Ana|Halk edebiyatı|Aşık edebiyatı

18. yüzyılda Anadolu'da diyar diyar gezen bir aşık.
18. yüzyılda Anadolu'da diyar diyar gezen bir aşık.The original uploader was Saposcat at İngilizce Vikipedi ., Kamu malı, Wikimedia Commons

Anadolu, Rumeli ve Azerbaycan'da gelişip olgunlaşan âşık edebiyatını, sade bir dil kullanarak şiirlerini daha çok hece vezniyle yazan ve saz çalarak yurdu dolaşan âşıkların eserleri oluşturur.[45]Halk Edebiyatı. Bu edebiyatta musikinin de önemli bir yeri vardır. Dinleyici üzerinde etkili olabilmesi, melodi kalıplarının iyi bilinmesine ve musikinin sözle birlikte başarılı bir şekilde kullanılmasına bağlıdır.[46]Doğan Kaya, Âşık Edebiyatı Araştırmaları, Kitabevi Yayınları, İstanbul, 2000. ISBN 978-975-7321-03-3 Âşığın düşünde pirlerin elinden bâde içerek saz çalıp, şiir söylemesi, düşte gördüğü sevgiliyi bulmaya çalışması yaygın bir efsane motifidir. Birçok âşığın şiiri zamanla türkü, ağıt gibi sahibi bilinmeyen halk şiiri örnekleri arasına karışmıştır.[46]Doğan Kaya, Âşık Edebiyatı Araştırmaları, Kitabevi Yayınları, İstanbul, 2000. ISBN 978-975-7321-03-3 Âşık ya da saz şairi adı verilen gezgin şairlerin saz eşliğinde doğaçlama söyledikleri şiirlerin günümüze ulaşan en eski örnekleri XVI. yüzyıla aittir. Âşıklardan birçoğu hakkında koşmaların son dörtlüğünde anılan mahlaslardan başka bilgi yoktur. Kimi âşıkların yaşamı efsanelerle karışmıştır. Âşık edebiyatının geleneğinde âşık kahvelerinin, kahvelerde düzenlenen atışmaların, muamma, asma, çözme gibi hünerlerin önemli yeri vardır. Bu etkinliklerden dolayı âşıklara meydan şairleri adı verilir.[47]Erman Artun, Âşıklık Geleneği ve Âşık Edebiyatı, Kitabevi Yayınları, İstanbul, 2005 Bazıları medreselerde okumuş olan, kültür merkezi kentlerde yaşayan âşıklara ise kalem şairi denir.[47]Erman Artun, Âşıklık Geleneği ve Âşık Edebiyatı, Kitabevi Yayınları, İstanbul, 2005 Kalem şairleri üzerinde dil, anlatım, konu bakımından divan şiirinin türlü etkileri görülür. Onların şiirleri arasında koşma, varsağı, destan gibi özgün halk edebiyatı türleri yanında aruzla divan, müstezat, gazel gibi ürünler de yer alır.

17. yüzyılda Toroslar'da konar-göçer Türkmenler arasında yetişen Karacaoğlan'ın doğa güzellikleri ve sevgiyi konu edinen içtenlikli şiiri, türünün en sevilen örnekleri oldu.[47]Erman Artun, Âşıklık Geleneği ve Âşık Edebiyatı, Kitabevi Yayınları, İstanbul, 2005 Kayıkçı Kul Mustafa gibi Yeniçeri Ocağı'nda yetişmiş birçok şair imparatorluğun, Bağdat, Girit, Kırım gibi birbirinden uzak yerlerindeki yaşama tanıklık eder. 17. yüzyılda Kayıkçı Kul Mustafa tarafından yazılan Genç Osman Destanı adındaki duygusal koçaklama, aşık edebiyatının en önemli epik eserlerinden biri sayılır.[48]T.C. Kültür Bakanlığı. (1981). Millî Kültür, s.16, Kültür Bakanlığı Yayınları: Ankara. Otoriteler tarafından koçaklamaların en güzel örnekleri Köroğlu ve Dadaloğlu'na ait koçaklamalar olarak kabul edilir.[49]Sami Yıldız. ÖSS Edebiyat. 2008, s. 51. 19. yüzyılda, Deli Boran, Beyoğlu ve Gündeşlioğlu hiçbir yabancı etki altında kalmamış ve değişmemiş halk zevkini devam ettirirken Dadaloğlu'nun baskıya ve haksızlığa başkaldıran şiiri, konar-göçer Türkmenler'in zorunlu iskanıyla ilgili tarihi olaylara tanıklık etti. Âşık edebiyatı XVI. yüzyıldan başlayarak yakın zamana kadar Osmanlı topraklarında yaşayan Ermeniler'i de etkilemiştir. Bunun sonucu, büyük şöhrete ulaşmış pek çok Ermeni aşug, âşık edebiyatının geleneklerini benimseyip başarıyla uygulamıştır. Özellikle XVIII. yüzyılda Türkçe şiirler söylemiş bu Ermeni aşuglardan Mecnûnî, Âşık Vartan ve Civan önemli isimlerdir.

XIX. yüzyılda âşık şiirini temsil edenlerden bir kısmı doğrudan doğruya Bektaşi babalarıdır. Âgâhî, Türâbî ve Harâbî bunlardandır. Âşıkların yetişmesinde önemli bir yeri olan Yeniçeri Ocağı'nı kaldıran Sultan II. Mahmud âşıkları koruyarak saraya almıştır. Sultan II. Mahmud'dan Sultan Abdülaziz'in son zamanlarına kadar âşıkların düzenli teşkilatı ve esnaf loncalarına benzer loncaları vardı. Âşık fasılları'ndan hoşlanan Sultan II. Mahmud, Sultan Abdülmecid ve Sultan Abdülaziz devirlerinde İstanbul, âşık edebiyatının gelişmesi bakımından çok müsait bir çevre olmuştur. Erzurumlu Emrah, Bayburtlu Zihni, Âşık Dertli, Seyrânî ve Sümmânî gibi oldukça büyük şöhretleri olan saz şairleri bu yüzyılda yetişmiştir. Bu dönemde âşık edebiyatının en tanınmış temsilcisi Aşık Dertli idi. Birkaç çırak yetiştirdiği gibi kendisinden sonra gelen âşıklar üzerinde de büyük etkisi oldu.[46]Doğan Kaya, Âşık Edebiyatı Araştırmaları, Kitabevi Yayınları, İstanbul, 2000. ISBN 978-975-7321-03-3 XIX. yüzyılın sonlarında, büyük yerleşim merkezleri ve özellikle İstanbul'daki kuvvetli âşık geleneği yerini bir başka geleneğe, semai kahvelerine bırakmıştır. Bu kahvelerde söz sahibi olan âşıklar artık bütün imparatorluğu gezen gezginci âşıklar değildir. Meydan şairleri de denen bu tarzın temsilcileri semai kahvelerinde mâni, destan, koşma, divan, semai, kalenderî gibi şiirler okur ve söylerlerdi. Ramazan, bayram ve cuma geceleri semai kahvelerinde büyük toplantılar olurdu. İstanbul'daki semai kahvelerinde genellikle tulumbacı teşkilatlarına bağlı çoğu İstanbullu olan şairler bulunurdu. XX. yüzyılda saz şiiri geleneğini devam ettiren isimler arasında Âşık Veysel önemli bir yer teşkil etmektedir.

Tekke ve Tasavvuf edebiyatı

Ana|Tasavvuf edebiyatı

Osmanlı döneminde ayrı tarikatlar, inançlar, birbirinden farklı üç edebiyat yolu oluşturdu. Bu tür edebiyatın başlıca temsilcileri:

Kaygusuz Abdal.
Kaygusuz Abdal.Yazarı bilinmiyor, Kamu malı, Wikimedia Commons

Alevi-Bektaşi edebiyatı

Hacı Bektaş-ı Veli'ye bağlanan Bektaşiler ile Aleviler'in edebiyatı, temalarıyla öteki tarikat şairlerinin şiirlerinden ayrılır. Bu edebiyat dil ve anlatım bakımından tarikat edebiyatının öteki iki kolundan çok daha sadedir. Alevi-Bektaşi şiirlerinin önemli temalarından biri Ali'ye, ehlibeyte bağlılıktır. On İki İmam övülür, bütün adaletsizlikleri gideren bir kurtarıcı olarak Mehdi beklenir. Kaynağını Yunus Emre şiirlerinden alan Alevi-Bektaşi edebiyatı 14. yüzyılda Hacı Bektaş-ı Veli dergâhına mensup Abdal Musa'nın müridi Kaygusuz Abdal ile kuruldu ve en önemli temsilcisi Pîr Sultan Abdal ile 16. yüzyılda en iyi örneklerini verdi. Osmanlı devrinde Anadolu ve Rumeli'de özellikle Alevi ve Bektaşi çevrelerinde sevilerek okunmuş olan Azerbaycanlı şairlerden Nesîmî ve Hatâî, günümüzde de Türkiye'de Aleviler tarafından büyük saygı görmekle birlikte Azerbaycan'ın da en büyük şairleri arasında kabul edilmektedirler.[50]Azeri Turkish, Encyclopaedia Iranica. Necef'te Ali'nin türbesinde onu medh etmek görevi karşılığı maaş alan kutsal yerleri ziyarete gelenler için maktel kasideler okumakta olan Fuzûlî'nin, Kerbelâ Vak‘ası'nı anlatan Türkçe bir maktel yazmak maksadıyla kaleme aldığı Hadikatü's-Süada, yazıldığı tarihten itibaren Bağdat, Necef ve Kerbela'ya uğrayan ticaret kervanları ve muharrem aylarında Hüseyin'in kabrini ziyarete gelenlerin aracılığı ile kısa zamanda Türkler'in yaşadığı bütün bölgelerde tanınmış ve ilgiyle karşılanmıştır. Hadikatü's-Süada, Anadolu'da sadece Alevi ve Bektaşiler tarafından değil Sünni Türkler tarafından da sevilmiş, özellikle Hüseyin'in ölüm yıl dönümlerinde okunmuş ve dinlenmiştir.[15]Arşivlenmiş kopya.[51]Sahibi, Naşiri ve Basıldığı yer: NACİ KASIM - İSTANBUL MAARİF MATBAASI, Z. Kasım ve Ortakları Kolektif Şirketi, 1972[52]Peter Rollberg. The modern encyclopedia of Russian and Soviet literature (including Non-Russian and Emigre literatures) / Edited by Harry B. Weber. — Academic International Press, 1987. — V. 8. — P. 77.Fuzuli was the author of some fifteen works, the most important of which are, in Turkic: A Divan, Hashish and Wine (Beng u Bade), Leila and Mejnun (Leila ve Mecnun), The Garden of the Blessed (Hadikat al-suada), and The Book of Complaints (Sikayetname); in Arabic: A Divan; and in Persian: A Divan. 16. yüzyılda genellikle şehir merkezlerinden uzak bölgelerde yaşayan Yemînî'nin içerisinde Ali'nin hayatını anlatan hikâyeler ve şiirler bulunan "Fazîletnâme" adlı eseri de Tahtacılar tarafından mukaddes bir kitap gibi değer görür.[53]TDV İslâm Ansiklopedisi. Yaşamının büyük bölümünü Sivas'ın Yıldızeli ilçesinin Çırçır bucağına bağlı Banaz köyünde geçiren, genellikle 16. yüzyılda Anadolu'daki yoğun Safevi propagandasının etkisiyle Osmanlı bürokrasisine karşı tutumuyla bilinen Pîr Sultan Abdal'ın birçok nefesi de Alevi ve Bektaşi âyîn-i cemlerinde okuna gelmiştir. 16. yüzyılda yaşamış Tokat iline bağlı Almus ilçesinin Görümlü (Varzıl) köyünden olan Kul Himmet de yaşadığı dönemde, Osmanlılar'la Safeviler arasındaki siyasî gerginlik esnasında Pîr Sultan Abdal gibi Alevî topluluğunu Osmanlı Devleti karşısında yer almaya teşvik eden şiirler yazmıştır.[53]TDV İslâm Ansiklopedisi. Alevî-Bektaşî geleneğinde önemli bir yere sahip olan Virani'nin şiirleri de, genellikle Ali, on iki imam ve Alevî-Bektaşî uluları hakkındadır. Şiirlerinin çoğu kasidedir ve inancını yaymak amacıyla yazılmıştır.

Melami-Hamzavi edebiyatı

İlk temsilcisi Hacı Bayrâm-ı Velî kabul edilen Melâmî-Hamzavî zümreye mensup şairlerin başlıca temsilcileri Sarban Ahmed (ö. 1545), Kaygusuz Vizeli Alaeddin (ö. 1563), Emir Osman-ı Haşimi (öl. 1595), Muhyi (öl. 1611), İdrisi Muhtefi (ö. 1615), Oğlan Şeyh İbrahim (öl. 1655), Sunullah Gaybi (ö. 1611), San Abdullah Efendi (ö. 1660) gibi şairlerdir. Bunlar eserlerinde Vahdet-i vücûdu esas almışlar, aşk ve cezbeye büyük önem vermişlerdir. Bâtınî temayüller Alevi-Bektaşi şairlere göre daha az, ehlibeyit sevgisi kuvvetlidir. Zikir, esma, taç, hırka, süluk mertebeleri gibi terimler şiirlerinde yer almamaktadır.

Halveti edebiyatı

Halvetîlik'le Kadirîlik'i birleştirerek Eşrefilik'i kuran Eşrefoğlu Rûmî, İbrâhim Gülşenî, Üftade, onun halifesi ve Celvetilik'in kurucusu Aziz Mahmud Hüdayi, Bayramilik'in Himmetilik kolunu kuran Tarikatname yazarı Himmet, Niyazi-i Mısri şiirlerinde, kendi inançlarını, tarikatlarının ilkelerini, giriş törenlerini, özel zikirleri vb. konu edindiler. Halveti edebiyatındaki en ilginç menakıp yazarlarından birisi, 17. yüzyılda belki de çoğunlukla Osmanlı İmparatorluğu'nun Balkanlardaki topraklarında yaşayan velilerin hayat hikâyelerini anlatan eserler veren Münirî-i Belgradî'dir. Eseri Halvetîlerle ilgili anekdotlar içermesinden dolayı nadir bir eserdir.

Batı uygarlığı etkisinde gelişen Türk edebiyatı

Osmanlı İmparatorluğu'nda Tanzimat'ın ilanından (1839) sonraki siyasi yenileşme devrinden başlayarak edebiyatın dili ve anlatımıyla birlikte halk topluluğuna ulaşma biçimi, amacı, kapsadığı sorunlar da büyük ölçüde değişti. Sözlü edebiyatın yerini kesin olarak yazılı edebiyat aldı. Roman, tiyatro, eleştiri, deneme gibi batı kaynaklı türlerde ürünler verildi. Toplumsal sorunlar gerçekçi metotla ele alınmaya başlandı.

Tanzimat edebiyatı

Ana|Tanzimat Edebiyatı

Tanzimat Fermanı
Tanzimat FermanıMaldek™, CC BY-SA 3.0, Wikimedia Commons
Tanzimat şiirinde Namık Kemal
Tanzimat şiirinde Namık KemalAbdullah Biraderler, Kamu malı, Wikimedia Commons
Ziya Paşa (1829–1880), yurt, ulus sevgisi, özgürlük, haksızlığa başkaldırma gibi temaları coşkulu bir dille ve yeni bir anlatımla işledi
Ziya Paşa (1829–1880), yurt, ulus sevgisi, özgürlük, haksızlığa başkaldırma gibi temaları coşkulu bir dille ve yeni bir anlatımla işledihttps://collections.lib.utexas.edu/catalog/utlmisc:18daf3ed-7a69-4864-83f5-900ef44be438 ; Source of the Source: Helmolt, H.F., ed: History of the World ., Kamu malı, Wikimedia Commons

Batı ülkelerinden özellikle de Fransa'dan etkilenen ve geniş halk kitlesine ulaşmayı amaçlayan, toplumsal sorunlarla yakından ilgilenmeye başlayan edebiyatın ilk ürünleri Tanzimat'ın ilanından 20 yıl kadar sonra verildi. Tasvir-i Efkar[54]Tasvir-i Efkar gazetesi 1826-1871 yılları arasında yayınlanmıştır. gazetesini çıkaran İbrahim Şinâsî, biçimden çok öze önem veren bilgi ve düşünceyle temellenen, geniş bir halk topluluğuna seslenebilmeyi amaçlayan yeni düzyazının kurucusudur. Şiirleri, şiir çevirileri, makaleleriyle çağdaşlarını derinden etkileyen bu yenilikçi yazar geleneksel halk tiyatrosuyla batı örneğini bileştiren ilk tiyatro eseri olan Şair Evlenmesinin (1859) yazarıdır.[55]Şinasi'nin şiirleri Müntehabat-ı eş'ar, şiir çevirileri Tercüme-i manzume ve makaleleri ise Müntehabat-ı tasvir-i efkar adlı eserlerinde toplanmıştır. Divan şiirini dil ve anlatım bakımından topluma sırt çevirmiş, içerik bakımından doğaya, akla yabancı, toplumsal sorunlara uzak sayan Tanzimat şiirinde Namık Kemal yurt, ulus sevgisi, erkinlik, haksızlığa başkaldırma gibi konuları coşkulu bir dille ve yeni bir anlatımla işledi. Yurtseverlik, hürriyet, millet kavramlarını Türk fikir hayatına ve edebiyatına sokan kişi kabul edilen Namık Kemal, heyecanlı, kavgacı kişiliği, akıcı, parlak üslubu nedeniyle devrinin diğer yazarlarından daha fazla tanındı. Vatan Şairi ve Hürriyet Şairi olarak anılan Namık Kemal, şiirin yanı sıra tenkit, biyografi, tiyatro, roman, tarih ve makale türlerinde eserler verdi. Özellikle Türk edebiyatının ilk edebi romanı olan "İntibah" ve batılı anlamda Türk edebiyatının sahnelenen ilk tiyatro eseri olan "Vatan yahut Silistre" eserleriyle ünlüdür. Şinasi ve Namık Kemal ile birlikte “batılılaşma” kavramını ilk defa ortaya atan Osmanlı aydınlarından Ziya Paşa ise, divan şiirinin geleneksel biçimlerinden fazla uzaklaşmadan yönetimde ve insan ilişkilerindeki adaletsizliğe, haksız davranışlara karşı çıktı, uygarlık ve hürriyet gibi temaları işledi. Padişahın mutlak egemenliğine karşı meşrutiyet yönetimini savunan, yurt içinde olduğu kadar gönüllü sürgün olarak yurt dışında da siyasal savaşım veren bu şairler savundukları yeni dil ve edebiyat anlayışını eleştiri türünde verdikleri ürünlerde dile getirdiler.[56]Namık Kemal,Lisan-i osmaninin edebiyatı hakkında bazı mülahazatı şamildir, 1866[57]Ziya Paşa, Şiir ve İnşa,1868

Roman, Türk edebiyatına Fransızca’dan yapılan çevirilerle girdi. Bu çevirilerden ilki Yusuf Kamil Paşa’nın François Fénelon’dan yaptığı Tercüme-i Telemak’tır. Daha sonra adı bilinmeyen bir çevirici Victor Hugo’nun ünlü romanı Sefiller’i çevirdi. 1860 - 1880 yıları arasında başta Fransız yazarlar olmak üzere birçok Batılı yazarın eseri Türkçeye çevrildi. Türk romanı asıl Tanzimat devrinde gelişti. Bu ilk dönem yazarları daha çok Fransız romantizm akımını örnek almışlardır. Şemseddin Sâmi'nin roman türünde ilk örnek olan Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat 'ını izleyen ürünler (Ahmed Midhat Efendi, Felâtun Bey ile Râkım Efendi, 1876; Namık Kemal, İntibah, 1876) bir yandan yaşanan çağa ters düşmüş eski toplumsal kurumları öte yandan Batı'ya körü körüne öykünmeyi eleştiriyordu. Tiyatroda Ahmed Vefik Paşa'nın Molière uyarlamaları halk geleneğini batı kaynağı ile birleştirme çabalarının bir halkasıdır. Buna karşılık Abdülhak Hamit Tarhan'ın oyunları[58]Tarık (1875), Eşber (1879), Finten (1886) vs. batı tiyatrosu örneklerinden büyük ölçüde beslenen, sahne diline ve halkın beğenisine ise oldukça uzak ürünlerdir. Namık Kemal'in sürgüne gönderilmesine yol açan Vatan yahut Silistre oyunu yazarın ana temalarından olan yurt ve ulus sevgisini heyecanlı bir anlatımla sahneye aktararak konu ediniyordu. Türk edebiyatında masalı gerçek anlamda ilk defa Namık Kemal'in "Mukaddime-i Celal" 'inde kullanıldığı görülmektedir. Yazar, masalı tamamen hayali olaylardan meydana gelen bir anlatım türü olarak görmektedir. Namık Kemal ayrıca masalların ahlâki, eğitici ve terbiye edici özellikleri olduğunu belirtmektedir.

Edebiyat-ı Cedide

Ana|Servet-i Fünûn edebiyatı|Fecr-i Âtî

Tevfik Fikret (1867–1915)
Tevfik Fikret (1867–1915)SALT Research Archive - APO00027, CC BY-SA 3.0, Wikimedia Commons

class="wikitable" align=right |+ 1820-1908 arasında yayımlanan Osmanlıca kitaplar[59]Orhan Koloğlu, Avrupa Kıskacında Abdülhamid, İstanbul, 1998, s. 406. |- ! Yıl!! Edebiyat !! Pozitif Bilimler !! Din !! Yönetim |- | 1820-39 56 89 59 13 |- | 1840-59 217 230 310 55 |- | 1860-76 583 583 372 118 |- | 1876-1908 2950 3891 1307 946

II. Abdülhamid devrinde doğup gelişen Edebiyat-ı Cedide ya da başyazarlığını Tevfik Fikret yaptığı derginin adıyla Servet-i Fünûn edebiyatı yazarları, bireysel konuları ancak öğrenim görmüş seçkin kişilerin kavrayabileceği bir anlatımla işlediler. Batılı, özellikle de Fransız yazarların eserlerindeki biçim özelliklerini Türkçeye uyguladılar. Ülkenin içinde bulunduğu siyasi durum yazarları yalnız kişisel meseleler üzerinde durmaya yöneltmekte idi.[60]Nahit Yüksel, Fikir Hareketleri Dergisi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi Anabilim Dalı Doktora Tezi, 2004. 1877'den itibaren 93 Harbi ve mağlûbiyeti, Meclis-i Mebûsan'ın kapatılışı, zamanla sansüre ve jurnallere dayanan bir rejimin oluşması, yazarları da siyaset ve toplum meselelerinde susmaya zorlamıştı. Bu durum edebiyatta içe kapanma şeklinde kendini dışa vururken siyasi ve sosyal problemler yerine estetik değerlerde gelişme ve derinleşme görüldü. Bu edebiyata mensup olanların şiirde olduğu gibi nesirde de uzun vokalli, âhenkli kelimeleri, Farsça terkipleri bol bir dil benimsemeleri Tanzimat'ın başlangıcından beri sadeleşmeye doğru giden yazı dilini yeniden ağırlaştırmakla suçlandılar. Arapça ve Farsçada bile yer almayan tebeşbüş, mükevkeb, müşemmes, mukmir, nevîn gibi kelimeleri etimoloji kurallarını zorlayarak kullanmışlardır. Şiir ve romanlarındaki kadın ve erkek kahramanların adları da Sezâ, Sühâ, Behlül, Lâmia, Bihter, Peyker, Pervîn gibi müzikal değeri olan, fakat pek kullanılmamış isimlerdir.[61]Doğu, Ahmet. Yeni şiirimizde batıcılık ve üç şahsiyet. Gaziantep Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 2008, s. 124-138.

Hareketin temsilcilerinden Tevfik Fikret (1867 - 1912), Cenap Şahabettin (1870 - 1934) şiire geniş bir ses zenginliği kazandırdılar. Doğayı, kişisel yaşantıyı, bireysel duyguları ayrıntılarıyla yansıttılar. Tevfik Fikret zamanla toplumsal bozuklukları, siyasi yönetim baskısını, haksızlıkları konu edinmeye koyuldu. Devrin romanlarında daha çok romantik aşklar ve yanlış batılılaşma ana konu olarak ön plana çıkmaktadır. Servet-i Fünûn edebiyatı devrinde ilk usta romanlar ve usta yazarlar kendilerini gösterdi. Recaizade Mahmud Ekrem'in Araba Sevdası yeni teknikler kullanılan ilk realist Türk romanıdır. Roman alanında Mehmet Rauf[62]M.Rauf,Eylül,1901 ile birlikte ruhsal durumları çözümlemeye önem veren Halid Ziya Uşaklıgil[63]Halit Ziya Uşaklıgil, Aşk-ı memnu, 1900 farklı toplum kesimlerinden kişilerin, aydınların, sanat-edebiyat çevresinin,[64]Halit Ziya Uşaklıgil, Mai ve Siyah, 1897 halkın[65]Halit Ziya Uşaklıgil, Solgun Demet, öyküler, 1901 yaşamına gerçekçi açıdan tanıklık etti. Halit Ziya Uşaklıgil'in 1897 tarihli Mai ve Siyah adlı romanı, Batılı anlamda Türk romanının başlangıcı sayılır. İlk olarak 1899-1900 yıllarında Servet-i Fünûn dergisinde tefrika edildikten sonra 1900'de kitap olarak yayımlanan Aşk-ı Memnu, tefrika edildiği dönemde büyük ilgiyle karşılanmış ve Halid Ziya Uşaklıgil'in en tanınan romanı olmuştur.[66]Enise KANTEMİR, "Aşk-ı Memnu (Eser İncelemesi)", Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Dergisi, cilt: 15, sayı: 1, 1982 , s. 227. Batılı anlamda ilk roman örneği olduğu bilim çevrelerince kabul görmüştür.[15]Arşivlenmiş kopya.[67]home.ku.edu.tr/.../AŞK%20TANIMLARI%20IŞIĞINDA%20AŞK.doc Eserlerini bu devirde yayımlamaya başlayan Hüseyin Rahmi Gürpınar, Edebiyat-ı Cedide'den alabildiğine ayrılarak geniş okur topluluğuna seslenen, halkın yaşamından canlı kesitler veren, öğretici, eğlendirici romanlar[68]Mürebbiye (1899), Kuyruklu Yıldız altında bir izdivaç (1912), Gulyabani (1912) yazdı. Türk öykücülüğünü yetkinliğe kavuşturan yazar ise Halid Ziya Uşaklıgil oldu. Edebiyat-ı Cedide devrinde yalın diliyle dikkat çeken Uşaklıgil, titiz gözlemciliğiyle gerçekçi öykü geleneğini başlatan yazardır. İlk olarak 1899-1900 yıllarında Servet-i Fünûn dergisinde tefrika edildikten sonra 1900'de kitap olarak yayımlanmıştır. II. Meşrutiyet'in ilânından sonraki dönemde Edebiyat-ı Cedide'nin bağlı olduğu sanat için sanat anlayışını kısa bir süre Fecr-i Âtî hareketinin genç temsilcileri sürdürdü. Bunlar arasında yer alan Ahmet Haşim, arı şiir anlayışına bağlı ürünleriyle[69]Göl Saatleri (1921), Piyale (1926) tanındı. Topluluğun üyelerinden hemen tümü II. Meşrutiyet'ten sonra Millî Edebiyat hareketi içinde yer aldılar. II. Abdülhamid'in uzun süren baskısı II. Meşrutiyet sonrasına kadar tiyatro edebiyatının gelişmesine engel oldu.[70]Türk Tiyatrosu. 2000.

Millî Edebiyat

Ana|Millî edebiyat

Halide Edip Adıvar
Halide Edip AdıvarYazarı bilinmiyor, Kamu malı, Wikimedia Commons

Türkçülük hareketinin etkisinde gelişen Millî Edebiyat'ın hareket noktası millî kaynaklara yönelme düşüncesiydi. Dilde sadeleşme, şiirde aruzun yerine hece vezni, içerikte halkın sorunları ve yerli yaşam Millî Edebiyat'ın temellerini oluşturdu. Mehmet Emin Yurdakul'un 1897 Yunan Harbi sırasında Selanik'te Asır gazetesinde yayınlanan Ben bir Türküm dinim, cinsim uludur mısrası ile başlayan “Cenge Giderken” başlıklı şiiri kendisine büyük ün kazandırdı. Ertesi sene, II. Abdülhamid devri saray ressamı Fausto Zonaro'nun Yunan Harbi'ni konu alan resimlerinin de yer aldığı "Türkçe Şiirler" adlı eserini yayınladı. Bu eserle başlayan yenileşme, aydınların şiirini bir yandan halk edebiyatı ögelerine öte yandan halkın dertlerine yöneltirken edebiyatta yeni bir başlangıç yapılmış ve Türkçülük bu alana girmişti. 1908 Meşrutiyet Devrimi sonrası artan basın ve yayın hareketleri içerisinde Genç Kalemler dergisi Türkiye tarihinde Millî Edebiyat hareketinin doğuşu açısından çok önemli bir yere sahiptir.[71]Arda Odabaşı, "Genç Kalemler İncelemerindeki Hatalar", Müteferrika, Sayı: 30 (Kış 2006), s.49-83. İttihat ve Terakki Cemiyetinin etkili üyelerinden Doktor Nâzım Bey’in iki yeğeni tarafından Haziran 1909'da Manastır’da Hüsn-ü Şiir adıyla çıkarılan dergi dördüncü sayıdan sonra Selanik’e taşındı ve dokuzuncu sayıdan itibaren Genç Kalemler adını aldı. Derginin kapağında Arap harfleriyle yazılan başlığın altında Latin harfleriyle genç kalemler yazılmıştı. Genç Kalemler dergisi dilde milliyetçiliğin organı olarak tanınmaktadır. 1909'da İttihat ve Terakki'nin Selanik’teki merkez yönetim kuruluna üye olarak seçildikten sonra Selanik’te kalmayı sürdürerek çevresinde bir kültür hareketi yaratmaya çalışan Ziya Gökalp, Vatan ne Türkiyedir Türklere, ne Türkistan Vatan, büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan beyti ile biten Turan şiirini Genç Kalemler’e yollamıştı. Ali Canip bu şiiri derginin 6. Sayısında yayınlamıştır. Türk edebiyatının en önemli isimlerinden Ömer Seyfettin, derginin beyni Ali Canip Yöntem ile birlikte dilde sadeleştirme için bir kampanyaya girişmişti. Genç Kalemler’in II. cildiyle başlatılan Yeni Lisan Hareketi, Türkçe’nin sadeleştirilmesine yönelik sistemli ilk harekettir.[72]Atila Şimşek, Genç Kalemler (1911-1912), Turkmeclisi.org sitesi, Erişim tarihi:07.01.2014. Dergide Yeni Lisan adıyla ilk makaleyi imza yerine bir soru işaretiyle yazan Ömer Seyfeddin Ali Canip’e 28 Ocak 1911’de gönderdiği bir mektupta, "Geliniz Canip Bey edebiyatta, lisanda bir ihtilâl vücuda getirelim" diye çağrıda bulunur. Ali Canip Yöntem'e Arapça ve Farsça terkipleri dilden atmak için ortak bir kampanya önerisi sunar. Kazım Nami Duru’ya göre ise 30 milyon Osmanlı’nın kısa sürede bu dili öğrenmesi gerektiği için sadeleşmeye ihtiyacı vardı. Hemen hemen aynı zamanlarda derginin bir başka önemli ismi ortaya çıktı. Ali Canip Yöntem, Ziya Gökalp’e Ömer Seyfettin’in mektubunu göstermiş ve kendi güçleriyle Genç Kalemi büyütmeyi teklif etmiştir. Genç Kalemler Ziya Gökalp’in aracılığıyla bir heyet oluşturdular. Heyetin başında da Enver Paşa bulunuyordu. Bu heyet önemli saydığı pek çok batı eserini sade bir dil ile Türkçe'ye tercüme etti. İttihat ve Terakki'nin politik nüfusunu kullanarak Selanik’te 4 okuma kitabı ve 2 imla kitabı yayınladılar. Ömer Seyfettin’in tanınmış hikâyelerinden birçoğu ilk defa Genç Kalemler’de yayımlandığı gibi dünyadaki Türkler'i birleştiren, güçlü bir Türk devleti kurulmasını tasarlayan Ziya Gökalp'in, Türkçülük, hatta Turancılık ideolojisini ifade ettiği Altın Destan adlı şiiri de 1911’de ilk defa burada çıkmıştır. Bakışları Orta Asya Türklüğü’ne çeviren Altın Destanda kullanılan "Turan, ogan, ulus, budun, kurultay" gibi bazı kelimeler meselenin siyasi-Türkçü boyutlarını ortaya koymaktadır.[73]Mehmet Emin Erişirgil, Bir Fikir Adamının Romanı - Ziya Gökalp. İstanbul: Nobel Yayın Dağıtım, 2007 (3. baskı) Genç Kalemler'in Türkçülük ideolojisiyle beraber savunduğu bir diğer ideoloji de Batıcılıktı. Dergide, Batı dillerinden tercüme edilen birçok yazı yayımlanmıştı. İlk Yeni Lisan makalesinde, millî edebiyatı oluşturmanın önündeki en büyük engelin İslâmiyet'in getirdiği tesettür keyfiyeti olduğu da ima edilir. Bu fikir, Ömer Seyfeddin'in yine ilk defa Genç Kalemlerde yayımlanan Aşk Dalgası adlı hikâyesinin de asıl temasını teşkil etmektedir.[74]Omer Seyfettin (1884-1920) (İngilizce), Turkish Cultural Foundation sitesi, erişim tarihi:06.01.2014.

"Genç Kalemler"
"Genç Kalemler"Gench Kalemler Newspaper, Kamu malı, Wikimedia Commons

Genç Kalemler, 1912 yılını Eylül ayında Balkan Savaşları'nın başlaması ile kapanmıştır. Derginin yazı kadrosunu oluşturan yazarların çoğu Selanik'in kaybedilmesi neticesinde bundan sonraki yazı faaliyetlerini İstanbul'da yayımlanmakta olan Türk Yurdu gibi dergilerde sürdürmüşlerdir. Ziya Gökalp, İstanbul'a gelir gelmez Türk Ocağı'nın kurucuları arasında yer almıştı. Derneğin yayın organı "Türk Yurdu" başta olmak üzere Halka Doğru, İslâm Mecmuası, Millî Tetebbûlar Mecmuası, İktisadiyat Mecmuası, İçtimaiyat Mecmuası, ''Yeni Mecmua'''da yazılar yazmıştı. I. Dünya Savaşı ve Millî Mücadele yıllarında aruz vezninde yazdıkları şiirlerle adlarını duyurmuş olan Beş Hececiler'in de Türkçe ve hece vezniyle şiir yazmayı benimsemelerinde Ziya Gökalp'ın etkisi büyüktür.[75]Hülya Ürkmez, Beş Hececiler'in Şiir Anlayışları ve Şiirleri Üzerine Bir Araştırma, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Tezi, Ankara, 2009. Fecr-i Âtî topluluğuna ilk katılanlardan olmasına rağmen kısa süre içinde gruptan ayrılarak hece vezniyle şiirler yazmaya başlayan İbrahim Alaettin Gövsa'nın 1911'de yayımladığı Çocuk Şiirleri adlı kitabı, Türk edebiyatının ilk çocuk şiiri kitaplarındandır.[76]Mecit Canatak, İbrahim Alaattin'in (Gövsa) Çocuk Şiirleri Adlı Eserinin Çocuk Edebiyatındaki Yeri, Turkish Studies Cilt 62, Bahar 2011.

Genç Kalemler'in başlattığı dil ve edebiyat hareketi, dönemin özellikle İstanbul aydınları tarafından tepkiyle karşılanmış ve aydınlar arasında sert tartışmaların yaşanmasına neden olmuştur. Yeni lisana en sert tepkiler, o sıralarda Fecr-i Âtî topluluğuna mensup olan Fuat Köprülü ile Yakup Kadri Karaosmanoğlu'dan gelmiştir. Zamanla yeni lisan çizgisine gelen bu iki yazar başlangıçta bu hareketi asla ciddiye almamış, hatta yazdıkları yazılarla alay etmişlerdir. Bir yıl süren tartışmaların sonunda Hamdullah Suphi Tanrıöver, Celâl Sahir Erozan, Yakup Kadri, Fuat Köprülü, Refik Halit Karay, Yeni Lisan hareketini kabul ettiklerini bildirmişlerdir.

Türkçe'de yabancı sözlerin temizlenmesi, yazımda konuşma dilinin egemen olması, taşra yaşamının gerçekçi bir üslupla edebiyata taşınması gibi özelliklerle bilinen bu devirde Ömer Seyfettin, Türk öykücülüğünde yeni bir çığır açmıştı. Onu Halide Edib Adıvar, Refik Halit ve Yakup Kadri izledi. Halide Edib'in ilk kez 1912'de yayınlanan romanı Handan Türk edebiyatında kadın psikolojisinden bahseden ilk romandı. Halide Edib'in 1912 yılında yayınlanan bir diğer romanı olan ve Türk edebiyatının ilk siyasal/ideolojik romanı kabul edilen Yeni Turan adlı romanında kadınların bir ideoloji olarak Türk milliyetçiliği içinde nasıl kurgulanacağı sorunu bu romanda yankısını bulmuştur. Refik Halit'in 1919 yılında yayınlanan gerçekçi eseri Memleket Hikâyeleri ilk kez Anadolu'nun küçük kent ve kasabaların yaşamlarını konu edindi.[77]Şerif Aktaş, Refik Halit Karay, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, 1986 Çalıkuşu adlı romanı 1921'de Vakit Gazetesi'nde tefrika edilmesiyle şöhrete kavuşan Reşat Nuri Güntekin, eserinde asıl konu olarak aşkı işlemiş olmasına rağmen Anadolu'nun birçok kasaba ve köyünde geçen olay örgüsüyle Anadolu'daki sosyal hayatı başarıyla yansıtmıştı. 1922'de basılan ilk romanı Kiralık Konak ile Tanzimat'tan I. Dünya Savaşı'nın sonuna kadar yetişmiş üç neslin düşünüş ve yaşayışındaki değişikliği başarıyla aktaran Yakup Kadri, İstanbul'da bir Bektaşi tekkesinin şeyhiyle, evli bir kadın arasındaki tutkulu bir aşkın öyküsünü anlatan Nur Baba adlı eserinin 1922 yılında kitap olarak basılıp çok satılmasıyla ününü yaygınlaştırdı. Halide Edib, milli mücadeleye katılmış, savaşlarda gösterilen kahramanlıklar ve direnişlerden yapıtlarında bahsetmişti. Yazarın, Türk edebiyatında Kurtuluş Savaşı üzerine yazılan ilk roman olan Ateşten Gömlek (1922) adlı romanı milli mücadeleden izler taşır.

Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatı

Ana|Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatı

Roman ve öykü

Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yazarlar kuşağının öncüleri Reşat Nuri Güntekin, Halide Edib Adıvar,[78]İnci Enginün, Halide Edib Adıvar, Kültür Bakanlığı Yayınları, 1989, s.231 Yakup Kadri Karaosmanoğlu gibi romancılar Cumhuriyet devrinin eşiğinde yayınladıkları eserleriyle[79]Reşat Nuri Güntekin, Çalıkuşu; Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Nur Baba; Halide Edib Adıvar, Ateşten Gömlek Osmanlı'nın yıkılış Türkiye'nin kuruluş devrine tanıklık ettiler; Anadolu gerçeğini yansıttılar. Cumhuriyet devri edebiyatı Türkiye'nin gerçeklerine gittikçe genişleyen ölçüde eğildi. Yurdun bütün bölgelerinde kentlerdeki, köylerdeki yaşamı ve insan ilişkilerini, yurt dışına göçen işçileri ele aldı. Her sınıftan, her yaşam biçiminden gelen kahramanları canlandırdı. Onları kuşatan toplumsal bozuklukların giderilmesi için öneriler getirildi. Dil devrimi, edebiyatı yakından etkiledi. Türetilen ya da canlandırılan sözler yanında bölge ağızlarından sözler ve anlatım biçimleri de edebiyata girdi. Halk söyleyişleri, anlatımı kadar Dünya edebiyatlarından türlü eğilimlerden, deneylerden izlenimler görüldü. Cumhuriyet'in kuruluşunu ele alan eserler oluşturuldu. Yakup Kadri yakın tarihte oluşan, kendi tanık olduğu olaylara dayanarak toplumdaki değişmeleri, siyasal yaşamdaki çalkantıları, çatışmaları ele alan romanlar yazdı. En etkili romanı ise köylü ve aydın çelişkisini anlatan Yaban (1932) oldu. Cumhuriyet'in ilk on yılında Türk Kurtuluş Savaşı'na katılan halk ve aydınlar, yeni devre ayak uydurmaya çalışan çıkarcılar ve işbirlikçiler,[80]Halide Edib Adıvar, Vurun Kahpeye, 1923; Reşat Nuri Güntekin, Yeşil Gece, 1928 Batı Uygarlığı karşısında geleneksel ahlâkın ve yerleşik değerlerin tartışılması,[81]Halide Edib Adıvar, Sinekli Bakkal, 1926 toplumdaki değişmelerin, batılılaşmayı yanlış anlamanın yıkıcı etkileri[82]Reşat Nuri Güntekin, Yaprak Dökümü, 1930 gibi toplumsal konulara bireysel sorunlar, ruhçözüm deneyleri[83]Peyami Safa, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, 1930 eklendi. Memduh Şevket Esendal'ın Ayaşlı ve Kiracıları (1934) romanı başkent Ankara'nın, Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki yaşamını canlandırıyordu. Deniz tutkunu olan Sait Faik Abasıyanık, kendi yaşadığı Burgaz Adası'nın Rum balıkçılarını, kentin küçük insanlarını geniş bir insan sevgisiyle canlandırdı. Öte yandan üretim biçimine, üretim biçiminde değişmenin yaşamı nasıl etkilediğine dikkati çeken ilk eser Sadri Ertem'in Çıkrıklar Durunca (1931) adlı köy romanıdır. Sabahattin Ali, Kuyucaklı Yusuf romanıyla 20 yıl kadar sonra gelişecek köy romancılığına öncülük etti.[5]Gündüz Akıncı, Türk Romanında Köye Doğru, Ankara Üni. Dil Ve Tarih-Coğrafya Fak. Yayınları, Ankara, 1961 Köylüleri, düşkün kadınları, toplumsal sınıflar arasındaki çelişkileri ele alan öyküler kaleme aldı.

2006 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Türk yazar Orhan Pamuk.
2006 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Türk yazar Orhan Pamuk.Yazarı bilinmiyor, Kamu malı, Wikimedia Commons

İnce Memed romanında[84]4 c. 1955-1987 1930'lu yıllarında Toroslar'da yaşayan, suça itilmiş bir eşkıyanın yaşamını konu edinen Yaşar Kemal bu yöreyi ve Çukurova'yı tarihi kökleri, doğası, güncel sorunlarıyla yansıtırken anlatımdaki coşku, betimlemelerindeki renklilikle dikkat çekti. Orhan Kemal, İstanbul'un yoksul kesimlerinde yaşayanları, köyden kente nüfus göçünü, ezilen çocukların, genç kızların macerasını konu edindi. Kemal Tahir'in köyü konu edinen romanları[85]Sığırdere, 1955; Körduman, 1957; Yedi Çınar Yaylası, 1958; Köyün Kamburu, 1962 ve köydeki gelişmelerin geniş bir panoramasını verdi. Samim Kocagöz, Necati Cumalı, Fakir Baykurt gibi yazarlar roman ve öyküleriyle köy ve kasaba yaşamına tanıklık ettiler.[86]Bakınız:Köy Edebiyatı Aynı çevreyi konu edinen Bekir Yıldız, yurt dışında çalışan göçmen işçilerin yaşamını konu edinen yazarlardan oldu. Gerçeklere ironi ile bakan öykücüler bulunduğu gibi (örn; Haldun Taner) toplumsal bozuklukları gülmece öyküleri ve romanlarıyla çok geniş bir okur toplulukları önünde tartışan yazarlar (Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz) görüldü. Kurtuluş Savaşı'nın ve Cumhuriyet devrini, toplumcu ve gerçekçi yazarlara karşıt biçimde yorumlayan yazarlar (Tarık Buğra) da oldu.

Ruhsal çözümlemelere yönelen, bilinçaltını sergileyen yazarlar (Yusuf Atılgan, Bilge Karasu, Adnan Özyalçıner, Oğuz Atay, Tezer Özlü vs.) soyutlamalardan, kara mizahtan faydalandılar; geriye dönüşümlerle, çağrışımlarla beslenen, dilin olanaklarını araştıran denemelere giriştiler. Kadın romancılar ve öykücüler çevreyi, olayları, kişileri konu edinirken, ayrıntılara daha çok indiler. Bu yazarlar (Nezihe Meriç, Adalet Ağaoğlu, Pınar Kür, Füruzan, Sevgi Soysal, Tomris Uyar) bireyin toplumla ilişkisi, toplumsal yapıda ve kültürdeki değişimler, cinsellik gibi konulara yönelirken yerleşik yargılara karşı çıktılar. Hızlı kentleşme, sanayileşme olguları köy edebiyatının ortadan silinmesine yol açarken, kentteki kaynaşmalar, kenar mahalle insanlarının, yoksulların, işçilerin yaşamından çok aydınların, sanatçıların, siyasi eylemlere katılanların toplumsal ve ruhsal dünyalarını, onların tanıklığıyla bireyi ve toplumu konu edinen bir edebiyat gelişti: Erhan Bener, Demir Özlü, Selim İleri, Orhan Pamuk, Latife Tekin, Nedim Gürsel gibi yazarların roman ve öyküleri.

Şiir

Nâzım Hikmet
Nâzım HikmetSturm, Horst, CC BY-SA 3.0 DE, Wikimedia Commons

Mehmet Âkif Ersoy, Yahya Kemal Beyatlı ve Ahmet Haşim Cumhuriyet dönemi şiirinin kurucu şairleridir. Bu üç şairin şiirleri birbirinden farklı özellikler taşır. Tek ortak noktaları dönemin genel eğiliminin tersine aruz veznindeki ısrarlı tutumlarıdır. Mehmet Âkif Ersoy, büyük oylumlu, hikâyelik şiirini derleyen Safahat dizisinde aruz veznini halkın konuşma diline başarılı bir şekilde uyguladı. Yahya Kemal Beyatlı'nın vatan sevgisi ve tarih duygusuyla beslenen şiiri[87]Yahya Kemal, Edebiyata Dair, İstanbul Fetih Cemiyeti, İstanbul 1984, sf. 52 bir yandan lirik öte yandan destansı öğeler taşıyordu. Hece vezninin temsilcilerinden[88]Bakınız: Beş Hececiler Faruk Nafiz Çamlıbel, halkın yaşantılarından çıkardığı konuları yine halkın söyleyiş ve nazım biçimleriyle dile getirdi. Yepyeni görüşler getiren ünlü "Sanat" şiiri, memleketçi şiirin ilk bilinçli bildirisi kabul edilir. Han Duvarları ise Türk şiirinin en önde gelen klasiği olarak değerlendirilir. Bu şiir, Türk edebiyatında “Memleket Edebiyatı” denen bir akım başlattığı gibi, Faruk Nafiz'in sanatının da dönüm noktasını oluşturmuştur.

Hece ve aruz ölçülerini kullanmayı reddeden, kafiyeyi ilkel, edebi sanatları gereksiz bulduğunu açıklayan Orhan Veli Kanık, "Geçmiş edebiyatların öğrettiği her şeyi, bütün geleneği atmak" amacıyla yola çıkarak şiir dilini konuşma diline yaklaştırdı. 1941 yılında, arkadaşları Melih Cevdet ve Oktay Rifat ile birlikte çıkardıkları Garip adlı şiir kitabında bu fikirlerinin örnekleri olan şiirleri yayınlandı ve Garip akımının doğmasına sebep oldu. Bu akım özellikle 1940-1950 yılları arasında Cumhuriyet dönemi şiirinde büyük etki bıraktı. Garip şiiri hem yıkıcı hem de yapıcı özelliği ile Türk şiirinde bir mihenk taşı kabul edilir.[89]Théma Larousse: Tematik Ansiklopedi, Milliyet, 1993-1994. Cilt 6. Sayfa 92. 1946'da Cumhuriyet Halk Partisi'nin şiir yarışmasında "35 Yaş" şiiriyle birincilik kazanınca birden ünlenen Cahit Sıtkı Tarancı döneminin en çok okunan şairlerindendi. Bir yandan Garip akımından etkilenerek serbest şiiri denedi, diğer yandan Charles Baudelaire, Paul Verlaine gibi Fransız şairlerinin etkisinde kaldı. Ama hiçbir akıma bağlanamayan, uyum ve biçimi gözeten, duygulu, içten, kendine özgü bir şiir geliştirdi. Nâzım Hikmet Ran'ın vezni, geleneksel kalıpları kıran şiiri, biçimlik özellikleri kadar Marxçı görüşe bağlı içeriğiyle de yenilik oluşturdu. Bu yenilikçi şiir zamanla halk şiirinden, divan şiirinden hatta çağdaşı Garip şiirinden etkiler aldı, öykünün olanaklarından faydalanıldı, yerel ve evrensel değerlerle beslendi. Garipçiler karşısında Nâzım Hikmet'in şiir anlayışından etkilenen toplumcu şiir anlayışı ortaya çıktı. Bu şiir geleneğinin temsilcileri Rıfat Ilgaz, A. Kadir, Ahmed Arif, Hasan Hüseyin Korkmazgildir. Toplumsal konuları, imgeye ve duyarlığa daha geniş yer vererek işleyen eğilimin temsilcisi Attilâ İlhan oldu. Doğayı, aşkı, yaşamı, sevgiyi, barışı, özgürlüğü vs. konuları işleyen açık aydınlık şiirin (Bedri Rahmi Eyüboğlu, Behçet Necatigil, Cahit Külebi, Necati Cumalı) karşısında insanın evrendeki yerini konu edinirken soyutlamalardan, bilinçaltı araştırmalardan faydalanan çalışmalar yer aldı. Âsaf Hâlet Çelebi'nin şiirine eski uygarlıkların, tasavvufun, folklorun katkısı görüldü. Dönemin en üretken şairi Fazıl Hüsnü Dağlarca, insanın Tanrı, evren, tarih, zaman karşısındaki yerini yer yer karanlık imgelerle okura sezdirmeye çalıştı.[90]Fazıl Hüsnü Dağlarca, Çocuk ve Allah, 1940 Garip şiirinin açık anlatımına karşın fikirleri dolaşık bir ifadeyle ve sembollerle gizleyerek anlatan İkinci Yeni[91]Asım Bezirci, İkinci Yeni Olayı, Tel Yayınları, İstanbul 1974 adı verilen şiirin temsilcileri; Edip Cansever, İlhan Berk, Cemal Süreya, Turgut Uyar, Sezai Karakoç ve Ece Ayhan, çağdaş dünyanın karmaşası içinde bunalan insanın tedirginliğini, yer yer kapanık bir şiir diliyle anlattılar. Sezai Karakoç ise mistisizm yönüyle II. Yeniler içerisinde farklı bir çizgiye sahip oldu.[92]Turan Karataş, Doğu'nun Yedinci Oğlu Sezai Karakoç, Kaknüs Yayınları, 1998 Toplumsal eylemlere (Kemal Özer, Ataol Behramoğlu) kentin yaşamında çizgi dışı kalmış kitlelerin temsilcilerine (Refik Durbaş), kültürel kaynaklara ve tarihe (Hilmi Yavuz) yönelen ürünler kendini gösterdi. İroni (Salah Birsel), toplumsal (Metin Eloğlu), siyasal (Can Yücel), yergi, duyarlığa karşı şiir kaynaklarından birini oluşturdu.

Tiyatro

İlk oyun yazarlarının konuları arasında inkılâpları tanıtmak, Cumhuriyet devrinin getirdikleriyle Osmanlı'nın yozlaşmış yanlarını karşılaştırmak ve Atatürk'ün tarih tezini işlemek bulunmaktadır. 1960'lı yıllar tiyatronun altın çağı olarak kabul edilir.[93]İnci Enginün, Yeni Türk Edebiyatı Tanzimat'tan Cumhuriyet'e (1839-1923), Dergâh Yayınları, İstanbul, 2006 1970-1995 yılları arasında tiyatro yazarlığı müstakil bir meslek hâline gelen Çağdaş Türk tiyatrosunun temelini atan ve geliştiren Muhsin Ertuğrul'un yanında 1955'ten sonra tiyatroya ağırlık veren Necati Cumalı[1]Hamit Kemal, Liseler İçin Türk Edebiyatı Tarihi, A Yayınları, Ankara 2007 da yer almıştır. Musahipzade Celal,[94]Sevda Şener, Musahipzade Celal ve Tiyatrosu, Ankara Üni. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Yayınları, 1963 Turgut Özakman ve Aziz Nesin gibi yazarlar geleneksel tiyatronun güldürmeye yönelik yer yer kabalaşan, açık saçık ifadeleri ve gevşek dokusuyla yabancılaşma tekniğini özellikle sosyal ve siyasi eleştiri alanında kullanmışlardır.[93]İnci Enginün, Yeni Türk Edebiyatı Tanzimat'tan Cumhuriyet'e (1839-1923), Dergâh Yayınları, İstanbul, 2006 Geleneksel Türk Tiyatrosu'ndan ele aldıkları konuyu zenginleştirmek amacıyla yararlananlarsa; Ahmet Kutsi Tecer, Haldun Taner, Sabahattin Kudret Aksal ve Turan Oflazoğlu'dur.[93]İnci Enginün, Yeni Türk Edebiyatı Tanzimat'tan Cumhuriyet'e (1839-1923), Dergâh Yayınları, İstanbul, 2006 Bu dönemde sahnelenme amacıyla eskimiş eserleri yeniden işleme hareketleri de görülmüştür. Köy sorunlarını dile getiren tiyatro yazarları arasında; Cahit Atay, Murathan Mungan ve Hidayet Sayın da vardır. Selahattin Batu, konusunu Yunan Mitolojisi'nden alır. İnsanın yalnızlığını ve gücünü sorgulayan felsefi oyunlar yazanların başında Ahmet Muhip Dıranas, Sabahattin Kudret Aksal, Melih Cevdet Anday ve Güngör Dilmen gelmektedir.[70]Türk Tiyatrosu. 2000.

Araştırma, derleme

Türk edebiyatını uzun tarihi ve geniş coğrafyası içinde bir bütün olarak ele alan, devirlerini belirleyen, eski eserleri gün ışığına çıkaran yazar Fuad Köprülü'dür.[1]Hamit Kemal, Liseler İçin Türk Edebiyatı Tarihi, A Yayınları, Ankara 2007 Köprülü, siyasi ve toplumsal kurumlardaki değişmelerin edebiyattaki etkilerini gösterdi. Onun çizdiği çevreye bağlı kalarak geçmişteki Türk edebiyatını inceleyen araştırmacılar yetişti; İbrahim Necmi Dilmen, İsmail Habip Sevük, Agâh Sırrı Levend, Mustafa Nihat Özön, Nihad Sâmi Banarlı, Kenan Akyüz, Abdülbaki Gölpınarlı, Fahir İz bu alanda çalışmalar gerçekleştirenlerden kimileridir. Değerlendirmelerinde düşünce hareketlerini, yazarların psikolojisini, anlatım özelliklerini göz önünde tutanlar (Ahmet Hamdi Tanpınar, Mehmet Kaplan) olmuştur.[1]Hamit Kemal, Liseler İçin Türk Edebiyatı Tarihi, A Yayınları, Ankara 2007

Öykü

Ana|Türk edebiyatında öykü

Fahri Celal Göktulga, Selahattin Enis, Sadri Ertem, Osman Cemal Kaygılı, Sabahattin Ali, Kenan Hulusi Koray, Nahid Sırrı Örik, Bekir Sıtkı Kunt, Memduh Şevket Esendal Cumhuriyet devri öykücülüğünü hazırlan isimlerdir. Bu devirde alışılmışın dışında bir öykü dünyası kuran Sait Faik Abasıyanık, Halikarnas Balıkçısı diyalogların usta yazarı Orhan Kemal, Mehmet Seyda, Samet Ağaoğlu, Sabahattin Kudret Aksal, Kemal Bilbaşar, Kemal Tahir ve Ahmet Hamdi Tanpınar Tarık Buğra öykü yazarları olarak ön plana çıktı. Günümüzde Türk öykücülüğü geniş bir konu ve üslup zenginliğiyle sürmektedir.

Türk edebiyatında mizah

Detaylar|Mizah

Türk edebiyatında gerçek anlamda ilk mizah ürünleri masallar, fıkralar ve seyirlik oyunlardır. Divan edebiyatında da sık rastlanmamakla birlikte mizah yer almıştır. Tanzimat devrinde Türk mizahının çehresi geniş ölçüde değişti. Teodor Kasap ve Direktör Âli Bey'in Fransız edebiyatının etkisiyle yazdıkları tiyatro eserleri önem kazandı. İbrahim Şinâsî'nin Şair Evlenmesi, Ziya Paşa'nın Zafername Şerhi, Namık Kemal'in imzasız fıkra ve yergileri bu tiyatro eserlerini izledi. II. Meşrutiyet'le birlikte Türk mizah edebiyatı büyük gelişme gösterdi. Bahâ Tevfik, Peyami Safa, Ömer Seyfettin, Yusuf Ziya Ortaç ve Orhan Seyfi Orhon gibi birçok yazar mizah yazılarıyla ünlendi.

Cumhuriyetle birlikte Türk mizahı yeni bir kimlik kazandı. Bu devir yazarları geçmişi eleştiren, yeni devri savunan bir tutum benimsedi. Çok partili devirle birlikte mizah kapsam ve konu bakamından büyük zenginlik kazandı. Aziz Nesin, Sabahattin Ali, Rıfat Ilgaz, Orhan Kemal, Bedii Faik, Haldun Taner, Muzaffer İzgü, Çetin Altan gibi yazarlar bu devrin önemli isimleridir. 1940'larda Nesin ve Ilgaz'ın Markopaşa dergisindeki çalışmaları halk tarafından benimsenmiş ve derginin tirajını yükseltmiştir.[95]Bkz. Markopaşa Gerçeği, Mehmet Saydur, Çınar Yayıncılık.

1990'larda özellikle Leman, Hıbır gibi karikatür dergilerinde güncel ve hiciv ağırlıklı mizah içeren köşe yazıları ön plana çıktı. Bu yazarlardan bazıları daha sonra yazılarını toplama eserlerde yayınlama imkânı buldular. Bunlara örnek olarak Atilla Atalay ve Metin Üstündağ verilebilir. Zaten Türkiye'de oldukça kuvvetli bir karikatür mizah geleneği bulunmaktadır. Akbaba ve Markopaşa'dan Gırgır, Hıbır ve Leman'a; bunlardan 2000'li yılların L-Manyak Penguen Uykusuz dergilerine, özellikle taşlama içerikli, mizahi karikatür ve köşe yazıları yaygın bir türdür. Bunlara ek olarak günümüzde Ferhan Şensoy gerek oyunları, gerekse düz yazıları ile kendine has mizah anlayışını göstermektedir.

Ayrıca bakınız

Kaynakça

  1. 1.Hamit Kemal, Liseler İçin Türk Edebiyatı Tarihi, A Yayınları, Ankara 2007
  2. 2.Nihat Sami Banarlı, Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, M.E.B. Yayınları, 1997
  3. 3.Şükran Kurdakul, Çağdaş Türk Edebiyatı, Broy Yayınları, İstanbul, 1986
  4. 4.Temel Britannica – 40. sayfa. 1993.
  5. 5.Gündüz Akıncı, Türk Romanında Köye Doğru, Ankara Üni. Dil Ve Tarih-Coğrafya Fak. Yayınları, Ankara, 1961
  6. 6.Don Kişot'tan Bugüne Roman. 2000.
  7. 7.V. Thomsen, Les inscriptions de l’Orkhon dechiffrees, Helsingfors, 1896
  8. 8.Koşuk, 13 Nisan 2016 tarihinde erişildi
  9. 9.Sözlü Edebiyat, Edebiyat Öğretmeni, 13 Nisan 2016 tarihinde erişildi edebiyatogretmeni.org
  10. 10.Sagu, 13 Nisan 2016 tarihinde erişildi
  11. 11.Bozkurt Destanı, Edebiyat Öğretmeni , 13 Nisan 2016 tarihinde erişildi edebiyatogretmeni.org
  12. 12.Ergenekon Destanı, Edebiyat Öğretmeni, 13 Nisan 2016 tarihinde erişildi. edebiyatogretmeni.org
  13. 13.Türeyiş Destanı, Edebiyat Öğretmeni, 13 Nisan 2016 tarihinde erişildi. edebiyatogretmeni.org
  14. 14.Göç Destanı, Edebiyat Öğretmeni , 13 Nisan 2016 tarihinde erişildi edebiyatogretmeni.org
  15. 15.Arşivlenmiş kopya. ekitap.kulturturizm.gov.tr
  16. 16.http://ds.anadolu.edu.tr/eKitap/TDE202U.pdf s.21 ds.anadolu.edu.tr
  17. 17.Türk edebiyatı, 13 Nisan 2016 tarihinde erişildi
  18. 18.Adem,AYDEMİR,"DİVANÜ LÜGATİ'T-TÜRK'TE İŞ KAVRAMINA DAİR VERİLER ",Türkoloji Makaleleri turkolojimakaleleri.page.tl
  19. 19.Ahmet Bican Ercilasun, Başlangıçtan Günümüze Türk Dili Tarihi, Akçağ Yayınları, Ankara 2010, s. 369. ISBN 978-975-338-589-3
  20. 20.Gülden,YÜKSEKKAYA,"HAREZM TÜRKÇESİ VE HAREZM TÜRKÇESİ İLE YAZILAN ESERLER ",Türkoloji Makaleleri turkolojimakaleleri.page.tl
  21. 21.Rebabname (Sultan Veled) tam metin. rebab.name
  22. 22.Özkan, Abdullah. Türk Şiiri Antolojisi.
  23. 23.Mustafa Tatcı. Divan-ı Yunus Emre. Kültür ve Turizm Bakanlığı, E-Kitap. ekitap.kulturturizm.gov.tr
  24. 24.Türk Dili Sözlüğü, Orhan Hançerlioğlu, Remzi Kitabevi, Sayfa-275
  25. 25.Vilayetname'deki Söylencelere Göre Hacı Bektaş-ı Veli. 2 Ocak 2014. hacibektas.com
  26. 26.Osmanlılar (Divan Şiiri). islamansiklopedisi.info
  27. 27.Britannica online original.britannica.com
  28. 28.Kathleen R. F. Burrill, The Quatrains of Nesimi, Fourteenth-century Turkic Hurufi, Mouton, 1973
  29. 29.Şentürk 281
  30. 30.Muhammed Fuzuli. turkishculture.org
  31. 31.Thema Larousse Sanat ve Kültür: Türk-İslam. 1993, s. 46,49.
  32. 32.Andrews 234
  33. 33.Kurnaz 22
  34. 34.Nef'i ve Sihâm-ı Kazâ. 1998, s. 95.
  35. 35.Thema Larousse Sanat ve Kültür: Türk-İslam. 1993, s. 54.
  36. 36.Thema Larousse Sanat ve Kültür: Türk-İslam. 1993, s. 57.
  37. 37.Bakınız:Yahya Kemal Beyatlı, Eski Şiirin Rüzgâriyle,1962
  38. 38.Kitab-i Dedem Korkut - Mscr.dresd.ea.86. Saksonya Devlet Kütüphanesi. digital.slub-dresden.de
  39. 39.Pehlivan, Gürol. Müstensihin Edebi Eserin Yaratımındaki Rolü–Dede Korkut Kitabı Örneğinde. millifolklor.com
  40. 40.Vat.turc.102. Vaitkan Kütüphanesi. digi.vatlib.it
  41. 41.Cennet Fıkrası, Nasrettin Hoca fıkraları, VikiKaynak. tr.wikisource.org
  42. 42.Türk Kültürünü Araştırma Enstitütü. Bu kitap hakkında Türk kültürü, s. c. 20, no. 223-231 - 1981.
  43. 43.Klasik Karagöz Oyunları - Kâr-ı Kadim (Eski Oyunlar) ve Nev İcad (Yeni Oyunlar). karagoz.net
  44. 44.Masal. Dergah Yayınları, 1986, s. 152.
  45. 45.Halk Edebiyatı. edebiyatekibi.com
  46. 46.Doğan Kaya, Âşık Edebiyatı Araştırmaları, Kitabevi Yayınları, İstanbul, 2000. ISBN 978-975-7321-03-3
  47. 47.Erman Artun, Âşıklık Geleneği ve Âşık Edebiyatı, Kitabevi Yayınları, İstanbul, 2005
  48. 48.T.C. Kültür Bakanlığı. (1981). Millî Kültür, s.16, Kültür Bakanlığı Yayınları: Ankara.
  49. 49.Sami Yıldız. ÖSS Edebiyat. 2008, s. 51.
  50. 50.Azeri Turkish, Encyclopaedia Iranica. iranicaonline.org
  51. 51.Sahibi, Naşiri ve Basıldığı yer: NACİ KASIM - İSTANBUL MAARİF MATBAASI, Z. Kasım ve Ortakları Kolektif Şirketi, 1972
  52. 52.Peter Rollberg. The modern encyclopedia of Russian and Soviet literature (including Non-Russian and Emigre literatures) / Edited by Harry B. Weber. — Academic International Press, 1987. — V. 8. — P. 77.Fuzuli was the author of some fifteen works, the most important of which are, in Turkic: A Divan, Hashish and Wine (Beng u Bade), Leila and Mejnun (Leila ve Mecnun), The Garden of the Blessed (Hadikat al-suada), and The Book of Complaints (Sikayetname); in Arabic: A Divan; and in Persian: A Divan.
  53. 53.TDV İslâm Ansiklopedisi. islamansiklopedisi.org.tr
  54. 54.Tasvir-i Efkar gazetesi 1826-1871 yılları arasında yayınlanmıştır.
  55. 55.Şinasi'nin şiirleri Müntehabat-ı eş'ar, şiir çevirileri Tercüme-i manzume ve makaleleri ise Müntehabat-ı tasvir-i efkar adlı eserlerinde toplanmıştır.
  56. 56.Namık Kemal,Lisan-i osmaninin edebiyatı hakkında bazı mülahazatı şamildir, 1866
  57. 57.Ziya Paşa, Şiir ve İnşa,1868
  58. 58.Tarık (1875), Eşber (1879), Finten (1886) vs.
  59. 59.Orhan Koloğlu, Avrupa Kıskacında Abdülhamid, İstanbul, 1998, s. 406.
  60. 60.Nahit Yüksel, Fikir Hareketleri Dergisi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi Anabilim Dalı Doktora Tezi, 2004. acikarsiv.ankara.edu.tr
  61. 61.Doğu, Ahmet. Yeni şiirimizde batıcılık ve üç şahsiyet. Gaziantep Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 2008, s. 124-138. www3.gantep.edu.tr
  62. 62.M.Rauf,Eylül,1901
  63. 63.Halit Ziya Uşaklıgil, Aşk-ı memnu, 1900
  64. 64.Halit Ziya Uşaklıgil, Mai ve Siyah, 1897
  65. 65.Halit Ziya Uşaklıgil, Solgun Demet, öyküler, 1901
  66. 66.Enise KANTEMİR, "Aşk-ı Memnu (Eser İncelemesi)", Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Dergisi, cilt: 15, sayı: 1, 1982 , s. 227. dergiler.ankara.edu.tr
  67. 67.home.ku.edu.tr/.../AŞK%20TANIMLARI%20IŞIĞINDA%20AŞK.doc
  68. 68.Mürebbiye (1899), Kuyruklu Yıldız altında bir izdivaç (1912), Gulyabani (1912)
  69. 69.Göl Saatleri (1921), Piyale (1926)
  70. 70.Türk Tiyatrosu. 2000.
  71. 71.Arda Odabaşı, "Genç Kalemler İncelemerindeki Hatalar", Müteferrika, Sayı: 30 (Kış 2006), s.49-83.
  72. 72.Atila Şimşek, Genç Kalemler (1911-1912), Turkmeclisi.org sitesi, Erişim tarihi:07.01.2014. turkmeclisi.org
  73. 73.Mehmet Emin Erişirgil, Bir Fikir Adamının Romanı - Ziya Gökalp. İstanbul: Nobel Yayın Dağıtım, 2007 (3. baskı)
  74. 74.Omer Seyfettin (1884-1920) (İngilizce), Turkish Cultural Foundation sitesi, erişim tarihi:06.01.2014. turkishculture.org
  75. 75.Hülya Ürkmez, Beş Hececiler'in Şiir Anlayışları ve Şiirleri Üzerine Bir Araştırma, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Tezi, Ankara, 2009. gulceedebiyat.com
  76. 76.Mecit Canatak, İbrahim Alaattin'in (Gövsa) Çocuk Şiirleri Adlı Eserinin Çocuk Edebiyatındaki Yeri, Turkish Studies Cilt 62, Bahar 2011. turkishstudies.net
  77. 77.Şerif Aktaş, Refik Halit Karay, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, 1986
  78. 78.İnci Enginün, Halide Edib Adıvar, Kültür Bakanlığı Yayınları, 1989, s.231
  79. 79.Reşat Nuri Güntekin, Çalıkuşu; Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Nur Baba; Halide Edib Adıvar, Ateşten Gömlek
  80. 80.Halide Edib Adıvar, Vurun Kahpeye, 1923; Reşat Nuri Güntekin, Yeşil Gece, 1928
  81. 81.Halide Edib Adıvar, Sinekli Bakkal, 1926
  82. 82.Reşat Nuri Güntekin, Yaprak Dökümü, 1930
  83. 83.Peyami Safa, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, 1930
  84. 84.4 c. 1955-1987
  85. 85.Sığırdere, 1955; Körduman, 1957; Yedi Çınar Yaylası, 1958; Köyün Kamburu, 1962
  86. 86.Bakınız:Köy Edebiyatı
  87. 87.Yahya Kemal, Edebiyata Dair, İstanbul Fetih Cemiyeti, İstanbul 1984, sf. 52
  88. 88.Bakınız: Beş Hececiler
  89. 89.Théma Larousse: Tematik Ansiklopedi, Milliyet, 1993-1994. Cilt 6. Sayfa 92.
  90. 90.Fazıl Hüsnü Dağlarca, Çocuk ve Allah, 1940
  91. 91.Asım Bezirci, İkinci Yeni Olayı, Tel Yayınları, İstanbul 1974
  92. 92.Turan Karataş, Doğu'nun Yedinci Oğlu Sezai Karakoç, Kaknüs Yayınları, 1998
  93. 93.İnci Enginün, Yeni Türk Edebiyatı Tanzimat'tan Cumhuriyet'e (1839-1923), Dergâh Yayınları, İstanbul, 2006
  94. 94.Sevda Şener, Musahipzade Celal ve Tiyatrosu, Ankara Üni. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Yayınları, 1963
  95. 95.Bkz. Markopaşa Gerçeği, Mehmet Saydur, Çınar Yayıncılık.