Turkipedia
Menü

II. Mahmud

İçindekiler8
  1. Erken hayatı ve saray eğitimi
  2. Ailesi ve saray eğitimi
  3. Müzik ve sanat eğitimi
  4. Askerî ve teknik ilgisi
  5. Tahta çıkışı
  6. Saltanatı dönemindeki önemli siyasi olaylar
  7. Sened-i İttifak ve Alemdar Vakası
  8. 1806-1812 Osmanlı-Rus Savaşı ve Bükreş Antlaşması
  9. Sırp İsyanının Bastırılması ve Ayanlara Karşı Mücadele
  10. 1821-1823 Osmanlı-İran Savaşı
  11. Yunan İsyanı ve 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı
  12. Fransa'nın Cezayir'i İşgali
  13. Kavalalı Mehmet Ali Paşa isyanı
  14. Kütahya Anlaşması
  15. Hünkar İskelesi Anlaşması ve Boğazlar sorunu
  16. Baltalimanı Ticaret Anlaşması
  17. Nizip Savaşı
  18. Saltanatı döneminde gerçekleştirdiği reformlar
  19. Ölümü
  20. Mimari çalışmalar
  21. Ailesi
  22. Eşleri
  23. Erkek çocukları
  24. Kız çocukları
  25. Dış bağlantılar
  26. Kaynakça

II. Mahmud (محمود ثانى; 20 Temmuz 1785 - 1 Temmuz 1839), mahlasıyla Adlî (محمود عدلى) veya unvanıyla Büyük Mahmud, 30. Osmanlı padişahı ve 109. İslam halifesidir. I. Abdülhamid ile Nakşidil Sultan'ın oğlu olan II. Mahmud, tahta çıkış sürecinde yaşanan iç karışıklıkların ardından iktidarı devraldı ve 28 Temmuz 1808'den 1 Temmuz 1839'a kadar yaklaşık 31 yıl boyunca Osmanlı İmparatorluğu'na hükmetti ve saltanatı boyunca devletin idari, askeri ve toplumsal yapısında köklü dönüşümlere yol açan reform programları yürüttü.

Hükümdarlığı dönemi, devlet otoritesini taşrada yeniden tesis etmek amacıyla ayanlarla imzalanan Sened-i İttifak ile başladı, ardından 1826 yılında Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılarak yerine modern tarzda eğitim alan Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye ordusunun kurulmasıyla devam etti. Merkeziyetçi idari yapıyı güçlendirmek adına Dîvân-ı Hümâyun'u kaldırarak yerine Avrupa tarzı nezaretleri kurdu. Mülkiyet hakkını güvence altına almak için müsadere sistemini büyük ölçüde kaldırdı; İstanbul'da ilköğretimi zorunlu hale getirerek Avrupa'ya ilk kez öğrenci gönderdi. Kılık-kıyafet düzenlemeleri, ilk resmî gazetenin yayımı ve ilk modern nüfus sayımı gibi kurumsal adımları hayata geçirdi. Kıyafet nizamnamesiyle fesi getirmesi, sakal tıraşı düzenlemesi ve geleneksel kurumlar ile dini yapıların devlet kontrolüne alınması gibi uygulamalar, dönemin muhafazakâr çevreleri ve muhalif gruplar tarafından tepkiyle karşılanarak halk arasında Gâvur Padişah olarak anılmasına yol açtı.

Dış politikada ve iç güvenlikte ise imparatorluğun toprak bütünlüğünü tehdit eden Yunan İsyanı, 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı ve Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa'nın isyanı gibi krizlerle mücadele etti. Siyasi krizlerde destek bulabilmek adına İngiltere ile Baltalimanı Ticaret Antlaşması'nı imzaladı. 1839 yılındaki ölümünden kısa bir süre sonra ilan edilecek olan ve imparatorluğun anayasal sürecini başlatan Tanzimat Fermanı'nın kurumsal ve hukuki zeminini hazırladı.[1]Osmanlı İmparatorluğu Tarihi 2. ADAM, Haziran 1995, s. 27-31. II. Mahmud, Osman Gazi ve Sultan İbrahim'den sonra Osmanlı Hanedanı'nın üçüncü ve son soy atasıdır. Son altı padişahın ikisi onun oğlu, dördü ise torunudur.

Erken hayatı ve saray eğitimi

Ailesi ve saray eğitimi

Şehzade Mahmud, 20 Temmuz 1785 tarihinde Topkapı Sarayı'nda doğdu. Babası Sultan I. Abdülhamid, annesi ise dönemin saray gelenekleri içinde yetişen ve Abdülhamid'in sekizinci hanımı olan Nakşidil Sultan'dır. Doğumuyla birlikte kendisine, hayatı boyunca şiirlerinde ve sanat hayatında kullanacağı "Adlî" mahlası verildi. Babası I. Abdülhamid, 1789 yılında öldüğünde Şehzade Mahmud henüz dört yaşındaydı. Babasının ardından tahta çıkan amcası Sultan III. Selim'in çocuğu olmadığı için Mahmud ve kendisinden altı yaş büyük olan ağabeyi Şehzade Mustafa ile yakından ilgilendi;[2]Bardakçı, Murat. Kısır hükümdar, halkı sevinsin diye baba olduğunu ilan etti. Hürriyet, 16 Kasım 2003. her iki şehzadenin de dönemine göre serbest ve nitelikli bir eğitim almasını sağladı.

Topkapı Sarayı bünyesindeki Şehzadegân Mektebi'nde geleneksel saray eğitimini sürdüren şehzade, İslami ilimler, tarih ve edebiyat derslerinin yanı sıra hat sanatı, musiki ve şiir alanlarında kendisini ileri düzeyde yetiştirdi. Şehzadelik döneminin en belirleyici unsuru, amcası Sultan III. Selim ile kurduğu yakın entelektüel ilişkidir. Mahmud, amcasının başlattığı Nizâm-ı Cedîd reformlarını, Batı tarzı askeri ve idari yenilik tasarılarını bizzat saray içinde gözlemleme fırsatı buldu. Bu dönem, onun gelecekteki köklü reform vizyonunun ve merkeziyetçi devlet anlayışının temellerini oluşturdu.

Müzik ve sanat eğitimi

Dönemin en büyük bestekârlarından biri olan amcası III. Selim'in Topkapı Sarayı'nda düzenlediği fasıl heyetleri ve musiki meclisleri, Şehzade Mahmud'un sanat anlayışını derinden etkiledi. Bizzat amcasından meşk ederek geleneksel Türk musikisine yönelen şehzade, iyi derecede tanbur çalmayı ve ney üflemeyi öğrendi. Gençlik yıllarından itibaren bestekârlığa ilgi duyarak şarkı, marş ve tavşanca formlarında zevkli ve teknik açıdan yetkin eserler verdi; özellikle güftesi de kendisine ait olan Hicaz Kalenderi ile musiki literatüründe kalıcı bir iz bıraktı. III. Selim'in Galata Mevlevihanesi'ne ve Şeyh Gâlib'e yaptığı ziyaretlerden ilhamla Mevlevî kültürüne bağlandı.

Şehzadelik yıllarında yoğunlaştığı bir diğer sanat dalı ise hüsn-i hat oldu. Saray muallimlerinden ve dönemin ünlü hattatlarından Kebecizâde Mehmed Vasfî Efendi'den sülûs ve nesih dersleri aldı. Şehzade Mahmud ile hocasının, yüz yüze gelmenin zor olduğu saray bürokrasisi içinde yazışarak dersleri sürdürdüğü bilinmektedir. Şehzadelik döneminin son yılında, 1807'de bir Hilye-i Şerif yazarak hocası Kebecizâde'den hat icazetnamesi aldı.[3]Derman, Uğur. Şehzâdelerin Hocası: Kebecizâde Mehmed Vasfi Efendi. 11 Eylül 2020.

Askerî ve teknik ilgisi

Mahmud, amcasının askerî ıslahat çalışmalarının etkisiyle erken yaşta silah sanayisine ve balistiğe ilgi duydu. Şehzadelik döneminde topçuluk alanında teorik ve pratik olarak kendini geliştirerek topçuluk üzerine teknik bir risâle kaleme aldı. Bu ilgisinin ve pratik başarılarının bir nişanesi olarak Sâdâbâd'da kendi adına bir dikilitaş dikildi. Bu taş, Şehzade Mahmud'un Kağıthane'den karşı tepelerdeki hedeflere yaptığı başarılı top atış talimlerinin anısını taşımaktadır.

Tahta çıkışı

1826 yılında gerçekleştirdiği kıyafet inkılabından evvelki hali.
1826 yılında gerçekleştirdiği kıyafet inkılabından evvelki hali.John Young, Kamu malı, Wikimedia Commons

Şehzade Mahmud, ağabeyi Sultan IV. Mustafa'nın 14 aylık saltanatı boyunca korku dolu günler geçirdi. İstanbul'dan sağ kurtulup kaçabilen Nizam-ı Cedidciler Rumelide yenilikçi ve III. Selim yanlısı olan Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa'nın yanına sığınmışlardı. Tarihe Rusçuk ayanı diye geçen bu kişiler, III. Selim'i tekrar tahta çıkarmaya karar vermişlerdi. Alemdar Mustafa Paşa 28 Temmuz 1808'de 15 bin kişilik ordusu ile Sultan III. Selim'i tahta çıkarmak için Topkapı Sarayına dayandığında tahtta bulunan Sultan IV. Mustafa, Sultan III. Selim ve kardeşi Şehzade Mahmud'un ölüm emrini verdi. Haremdeki dairesinde feci şekilde öldürülen Sultan Selim'in cesedi Arz Odası'nın önünde bırakıldı ve Alemdar Mustafa Paşa, sarayın Babüssade kapısını kırdığında tahta çıkarmak için geldiği Sultan III. Selim'in cesedi ile karşılaştı. Bunun üzerine Şehzade Mahmud'un derhal bulunup getirilmesini emretti. O sırada haremde Şehzade Mahmud'u katletmek için cellatlar ile Şehzadenin hizmetkarları arasında çatışmalar yaşanıyordu. Şehzadenin maiyetindeki cariyelerden Cevri Kalfa'nın hamam külhanından aldığı bir kase külü katillerin yüzüne avuç avuç atmasıyla kazanılan zamanla ağalar Şehzade Mahmud'u damdan kaçırmayı akıl ettiler. Haremden Kuşhane'nin damına geçen şehzade, kuşaklarla birbirine bağlanan iki merdivenle Başimam Hafız Ahmet Efendi ve arkadaşları tarafından Enderun avlusuna indirildi ve Alemdar Mustafa Paşa'nın bulunduğu yere getirildi. Oradan Hırka-i Saadet dairesine geçilerek Sultan II. Mahmud'a biat edildi. Sultan II. Mahmud tahtı borçlu olduğu Alemdar Mustafa Paşa'yı sadrazamlığa getirdi. Tahta çıktığı ilk gün Sultan III. Selim'in ölümüne sebep olanlar birer birer idam edildi ve o gün sarayın kapısında 33 kesik baş sergilendi. Ancak Sultan II. Mahmud, Alemdar Mustafa Paşa'nın ısrarına rağmen ağabeyi Sultan IV. Mustafa'yı öldürtmedi. Buna karşın Sultan IV. Mustafa, daha sonraları, 17 Kasım 1808'de, yeniçeriler ile beraber tekrar tahta geçme planları yaptığı gerekçesiyle şeyhülislam fetvası ile boğdurtulmuştur.[4]Sakaoğlu, 2005.s.460. Sultan II. Mahmud, hayatının kurtulmasını sağlayan Cevri kalfayı ise Hazinedarbaşılığına getirdi ve ona Çamlıca'da geniş arazi vererek bir de köşk yaptırdı.

İstanbul'daki karışıklıklar ve güvensizlik nedeniyle Sultan Mahmud'un kılıç alayı uzun bir gecikmeden sonra 13 Eylül 1808'de yapıldı. O gün, Topkapı Sarayı'ndan çıkılarak Seyf-i Nebevi'yi Silahdar Ağa alayın önünde taşırken Enderun müezzinleri tekbir getiriyor; Alemdarın seğmenleri de muhafızlık ediyordu. Sultan Mahmud, Eyüp Sultan'da Muhammed'in halifesi olduğu için ona izafe edilen kılıcı sağ tarafına; atası Osman Gazi'nin kılıcını ise Osman oğullarının soy atası olması umut edildiği için sol tarafına kuşandı.

Saltanatı dönemindeki önemli siyasi olaylar

Sened-i İttifak ve Alemdar Vakası

Sultan Mahmud, ilk olarak tahta geçmesine yardımcı olan Alemdar Mustafa Paşa'ya geniş yetkiler vererek iç karışıklıklara ve devletin otoritesinin zayıflamasına neden olan ayanlar meselesinin çözülmesini istedi. Bunun üzerine 29 Eylül 1808'de İstanbul'da toplanan ayanlar ile hükûmetin emirlerini yerine getireceklerine dair Sened-i İttifak'ı imzaladı. Bu olay padişahın ayanlar karşısında çaresiz durumda görülmesine yol açtığı için bu belgeler kısa bir süre sonra yok edildi. Amcasının oğlu III. Selim'in yolundan ilerleyen Sultan Mahmud, Nizam-ı Cedid ordusunu Sekban-ı Cedid adıyla yeniden düzenledi. Sekban-ı Cedid'in giderek güçlenmesi ve aylıklarının fazla olması nedeniyle rahatsız olan Yeniçeriler ayaklandılar. Bu ayaklanmada Alemdar Mustafa Paşa öldü. İstanbul'da birçok yangının ve yağmanın başlaması üzerine 18 Kasım 1808'de Sekban-ı Cedid ocağı kaldırıldı.

1806-1812 Osmanlı-Rus Savaşı ve Bükreş Antlaşması

Bükreş Antlaşmasına göre Osmanlı Devleti sınırları
Bükreş Antlaşmasına göre Osmanlı Devleti sınırlarıEsemono, Kamu malı, Wikimedia Commons

Sultan Mahmud padişah olduğunda Ruslarla sınır muharebeleri devam ediyordu. 1810'da Ruslar ikinci defa Silistre kalesini kuşatmışlardı. 1811'de Napolyon Ruslara savaş açınca Osmanlı sınırındaki Rus baskısı azaldı, bir rahatlama oldu. Bu sıralarda Napolyon, Rusya seferine çıkmak üzereydi. Osmanlıya da Rusya'ya yürümesini teklif etti. Fakat İngiltere ve Osmanlı dışında bütün Avrupa'yı işgal etmiş olan Napolyon'a güvenilip müttefik olarak kabul edilemedi, Sultan Mahmud teklifi reddetti. Ruslarla 28 Mayıs 1812'de Bükreş Anlaşması yapıldı. 8 Eylül 1812 tarihinde imzalanan Bükreş Antlaşması ile Rusya, Eflak ve Boğdan'dan ile birlikte işgal ettiği topraklardan çekilecek, Besarabya bölgesi ise Ruslar'da kalacaktı.

Sırp İsyanının Bastırılması ve Ayanlara Karşı Mücadele

Sırp meselesini halletmek Sultan Mahmud için en hayati meselelerden biriydi. Sırplar 9 yıldır isyan halindeydi. Bu isyanlar bir türlü bastırılamamıştı. Rumeli'deki 3. Ordu bunun için görevlendirildi. Hurşit Ahmet Paşa, tertip ettiği 80 bin kişilik ordusuyla Niş'ten yürüyüşe geçerek Sırpların üzerine yürüdü. 30 Ekim 1813'te Hurşit Ahmet Paşa Belgrad'a girdi. Sırplar'ın eline geçen kaleler ve şehirlerin geri alınmasıyla isyan sona erdi. İsyanın lideri Kara Yorgi Avusturya'ya kaçmak zorunda kaldı.

Sultan II. Mahmud, Bükreş Antlaşması'nın getirdiği barış ortamını fırsat bilerek tahta geçer geçmez imzalamak zorunda kaldığı Sened-i İttifak'ı, devlete başkaldıran ayanları ortadan kaldırmak için bir delil kabul etti. Alemdar'ın öldürülmesinden sonra Rumeli'de ve Anadolu'da ayanlar, başkenti hiçe sayarak hareketlerine devam ettiler. Sultan Mahmud otoritesini imparatorluğun her tarafında geçirmek için bu ayanlara karşı esaslı bir harekete geçti. Bu doğrultuda yapılan çalışmalarla ayanlardan bir kısmı öldürüldü. Bazıları da sürüldü. Bütün bu ayaklanmalara ve iç harplere rağmen Rumeli'de ve Anadolu'da devlet otoritesini kurmak mümkün oldu.

1821-1823 Osmanlı-İran Savaşı

1813 yılındaki Gülistan Antlaşması ile Azerbaycan ve Kafkaslar'da Ruslara büyük ölçüde toprak kaptıran İran'daki Kaçar Hanedanı, bu toprak kayıplarını Osmanlılar'dan toprak alarak telafi etmek istediği için Avrupalıların da kışkırtmalarıyla Bağdat ve Şehrizor bölgelerine saldırılar düzenledi. Sınır olaylarının ve saldırıların yoğunlaşması üzerine II. Mahmud, İran'a savaş ilan etti (Ekim 1820).[5]Yüksel, Ahmet (2013). II. Mahmud Devrinde Osmanlı İstihbaratı. İstanbul: Kitap Yayinevi. ISBN 978-605-105-113-0.[6]Robert Mantran, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi (XIX.Yüzyılın Başlanndan Yıkılışa), II, Çev. Server Tanilli, Adam Yay., İstanbul 2002, s. 34.

İran orduları, Osmanlı idaresinden memnun olmayan Doğu Anadolu Bölgesi'ndeki bazı İran (Kaçar) yanlısı aşiretlerin de yardımıyla Doğubeyazıt ve Bitlis'i aldıktan sonra Erzurum ve Diyarbakır'a doğru iki koldan ilerlediler. Savaş, Osmanlıların aleyhine devam ederken İran Ordusunda büyük bir kolera salgını başladı. İran Ordusu'nun ağır kayıplar vermesi üzerine Kaçar hükümdarı Feth Ali Şah barış istedi ve Erzurum Antlaşması yapıldı. Bu antlaşmayla İran ele geçirdiği yerleri geri vererek eski sınırlarına çekilmeyi kabul etti.

Yunan İsyanı ve 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı

Edirne Antlaşması'na göre Osmanlı sınırları
Edirne Antlaşması'na göre Osmanlı sınırlarıEsemono, Kamu malı, Wikimedia Commons

1821 yılında Yunan âsilerin Mora'daki sivil Türkler'i kılıçtan geçirmeleri üzerine II. Mahmud, isyanın başlıca tahrikçisi olan İstanbul'daki Ortodoks Patriğini astırdı. Romanya'da da Rusya'nın tahrikiyle bir isyan çıktı. Türk ordusu, bu isyanı kolayca bastırdı. Fakat Mora isyanı bastırılamadı. Zira bir Fransız kolordusu başta olmak üzere bütün Avrupa'dan yardım alıyordu. Yalnız Avusturya Osmanlı'yı tutuyordu. Prusya, İngiltere ve İspanya tarafsızdı. Rusya ile Fransa, Yunanistan'a bağımsızlık verilmesini şiddetle istiyorlardı. Lord Cochrane ve Sir Richard Church gibi İngiliz generallerinin komutasındaki Yunanlar, tamamen ezilmişler; isyan Mısır ordusu tarafından tamamen bastırılmıştı ki 20 Ekim 1827'de Navarin faciası oldu. Türk donanması, Mora'nın güneybatısındaki bu limanda bulunuyordu. İngiliz – Fransız – Rus müttefik donanması, savaş bayrağı çekmek usulden olduğu halde bunu yapmaksızın limana girdi, böyle bir hareket beklemeyen Osmanlı donanmasına birdenbire ateş açıp imha etti. Navarin faciasının hemen akabinde 1828'de Rusya da Yunanistan ile ilgili istekleri kabul ettirmek için Osmanlı Devletine savaş açtı. Bir sene önce donanması Navarin'de yok olan, Yeniçeriler'i de kanlı bir katliamla ortadan kaldıran, yeni modern ordusu henüz çekirdek halinde bulunan II. Mahmud, Avrupa'nın baskısına karşı koyamadı. Rus ordusunun Balkanlar'ı geçip Edirne'ye kadar gelmesi üzerine Rusya ile Edirne Antlaşması imzalandı. Ruslar, bütün Osmanlı topraklarından çekildi. Ancak Yunanistan'a bağımsızlık koparmakla yetindi, böylece Balkanlar'daki Ortodokslar arasında koruyucu rolüne sahip çıkmayı umuyordu. Mora ve Attika yarımadaları ile Eğriboz ve Kiklad adalarından ibaret küçücük 49.414 km² bir Yunan Krallığı kuruldu.

Fransa'nın Cezayir'i İşgali

Fransa'nın Cezayir'i işgali sonrası Osmanlı sınırları
Fransa'nın Cezayir'i işgali sonrası Osmanlı sınırlarıEsemono, Kamu malı, Wikimedia Commons

1797 yılında Yeniçeriler'in Cezayir'in yönetimi için seçtiği İzmirli Hüseyin Paşa, Fransa için borç para vermişti ancak Fransa borcu ödemeyince Hüseyin Paşa'nın hakaretlerinden dolayı iki ülke arasında gerginlik oluştu. Bu sırada, düşmek üzere olduğu için halkı dış meselelerle oyalamak isteyen Fransa Kralı X. Charles de 1830 yılında da Cezayir'i işgal etti. Ancak o sırada Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın isyanının başlaması üzerine Cezayir meselesi sonuçsuz kaldı. Buna rağmen bazı Türk sancakbeyleri, bilhassa İstanbul sancakbeyi Ahmet Paşa, Fransızları yıllarca uğraştırdı.

Kavalalı Mehmet Ali Paşa isyanı

Kavalalı Mehmet Ali Paşa, Auguste Couder tarafından 1841'de yapılan portresi
Kavalalı Mehmet Ali Paşa, Auguste Couder tarafından 1841'de yapılan portresiAuguste Couder, Kamu malı, Wikimedia Commons

Kavalalı Mehmet Ali Paşa, Mora'da büyük güçler karşısındaki kayıplarını tazmin için Sultan Mahmud'dan zengin insan ve doğa kaynakları olan Suriye eyaletinin valiliğini istedi. Sultan Mahmud ona, bunun yerine Girit valiliğini verdi ama adada düzen sağlamanın kendi için büyük mali yük getireceğinin farkında olduğundan Mehmet Ali Paşa bunu reddetti. 1831'de Suriye'ye karşı karadan ve denizden bir sefere girişti. Yeniden canlandırılan Mısır ordusuna komuta eden oğlu İbrahim Paşa, Akka, Şam, Hama ve Humus'u alarak Toroslar'ı aştı. Anadolu'da yerel nüfustan heyecanlı bir karşılama gördü. Sultan Mahmud, böylesine açık bir isyana tahammül gösteremezdi. Mehmet Ali Paşa ve oğlu İbrahim Paşa asi ilan edilip üzerlerine Sadrazam Reşid Mehmet Paşa komutasında bir ordu gönderildi. İki ordu Konya'da karşılaştığında Osmanlı ordusu yenildi ve sadrazam esir alındı.

Kütahya Anlaşması

Mehmet Ali Paşa, Sultan Mahmud'tan af dilemek ve kazandığı toprakları elinde tutmayı talep etmek üzere bir mektup yazarken, İbrahim Paşa babasına kendi adına hutbe okutup, sikke kestirip bağımsızlık ilan etmesi için baskı yapıyordu. Ocak 1833'te İbrahim Paşa, Bursa'ya bir adımlık mesafedeki Kütahya'ya varmıştı. Mısırlıların ilerlemesi, İstanbul'un tedarik hatlarını kısmen kesmiş kentte açlık tehlikesi baş göstermişti. Ne İngiltere ne de Fransa'da kesin yardım vaadi alamayan Sultan Mahmud yardım için Çar Nikolay'a başvurmak zorunda kaldı. Mehmet Ali Paşa'nın başarıları herkesten çok Rusya'da kuşku uyandırmıştı. Çünkü Mehmet Ali Paşa'nın İstanbul'da yerleşmesi ve Osmanlı yönetimine el koyarak Rusya dibinde zayıf Osmanlı İmparatorluğu yerine diri ve kuvvetli bir imparatorluk kurması demekti. Bu ise Rusya'nın 200 yıldır sürdürdüğü politikasının sonu demekti. Bu düşünceler nedeni ile Rusya Osmanlı İmparatorluğu'nun toprak bütünlüğü prensibini kabul ettiği gibi bunun için derhal harekete geçti. Rus Çarı, generallerinden Muraviyef'i Rus görüşünü bildirmek üzere İstanbul'a ve Kahire'ye gönderdi. Çar, Sultan Mahmud'a yardım; Mehmet Ali Paşa'ya da derhal muharebeyi durdurmasını teklif ediyordu.

Kıyafet inkılabı öncesi II. Mahmud Han
Kıyafet inkılabı öncesi II. Mahmud HanYazarı bilinmiyor, Kamu malı, Wikimedia Commons

Şubat 1833'te Visamiral Lazarev komutasındaki 9 harp gemisinden oluşan bir Rus filosu İstanbul boğazına girerek Büyükdere önlerinde demirledi. Bu olay Fransa ve İngiltere'yi o vakte kadar içlerine gömüldükleri uyuşukluktan uyandırdı. Fransa elçisi, Rus donanmasının İstanbul'dan uzaklaşmasının Sultan Mahmud ile Mehmet Ali Paşanın anlaşmalarına bağlı olduğuna inanıyordu. Bunun üzerine Sultan Mahmud'un onaması ile Mehmet Ali Paşa'ya Kudüs, Akka, Trablusşam ve Nablus sancaklarını kabul ettirerek padişahla barış yapmasını teklif etti. Teklifi kabul etmediği takdirde Fransa'nın da kendine silahla karşılık vereceğini belirtti. Mehmet Ali Paşa, teklifi kabul etmemekle birlikte Beriyettüşşam ve Adana sancağının da kendine bırakılması için Sultan Mahmud'a ültimatom verdi. Bu ültimatoma müspet cevap verilmediği takdirde İbrahim Paşa'yı Üsküdar üzerine yürümekle görevlendiriyordu. Bu sıralar Mehmet Ali Paşa'nın entrikaları ile Anadolu'da padişaha karşı yer yer isyanlar çıkmış bulunuyordu. Kastamonu'da Tahmiscioğlu, İzmir'de Mehmet Ağa isminde biri padişahın memurlarını atarak Mehmet Ali Paşa'nın idaresini kurmaya yeltendiler.

Sultan Mahmud bu durum karşısında başkentin güvenliğini bile tehlikede görüyordu. Ulemanın ve halkın homurdanmalarına 15 bin kişilik bir Rus kuvveti 5 Nisan 1833'te Boğaziçinin Anadolu yakasına çıktı. Bu olay Fransız ve İngiliz elçilerine dehşet saldı. Rusların İstanbul'dan uzaklaşmaları Mehmet Ali Paşa'nın Anadolu'yu boşaltması ile mümkündü. Elçiler Sultan Mahmud'u Mehmet Ali Paşa ile anlaşma yapması için zorlamaya başladı. Sultan Mahmud, yeni barış teşebbüslerinde bulunmayı kabul etti. Amedci Reşit Bey, Fransız elçisi Varenne ile İbrahim Paşa'nın ordugahına barış tekliflerini götürdü. Uzun boylu tartışmalar neticesinde nihayet Mehmet Ali Paşa ile Sultan Mahmud arasında 14 Mayıs 1833'te Kütahya Barış Anlaşması imzalandı. Bu barışa göre Mehmet Ali Paşa'ya Mısır ve Girit valiliklerine ek olarak Şam; İbrahim Paşa'ya ise Cidde valiliğine ek olarak Adana valiliği verildi. Bundan başka Anadolu'da Mehmet Ali tarafını tutmuş olanlar için de genel af ilan edildi. Kütahya barışından sonra İbrahim Paşa kuvvetleri Anadolu'yu boşalttı.

1833 yılı Osmanlı eyaletleri
1833 yılı Osmanlı eyaletleriMustafa Sonka, CC BY 4.0, Wikimedia Commons

Hünkar İskelesi Anlaşması ve Boğazlar sorunu

İngiltere ve Fransa, Mehmet Ali Paşa ile padişahın arasını bulayım derken daha çok Mehmet Ali Paşa'nın çıkarlarını kollayan bir barış ortaya çıkmıştı. Rusya ise Mısır isyanının ilk gününden beri dostluk göstermişti. Yakınlığı sebebi ile Rusya en kısa zamanda yardım için donanma ve asker gönderebilirdi. Sultan Mahmud bu durumu Rus elçisine açtı. Rusya ile saldırmazlık ve savunma ittifakı için Çar'a müracaatta bulundu. Çar, ittifak düşüncesini onayladı. 8 Temmuz 1833'te ise Rusya ile Osmanlı İmparatorluğu arasında Hünkar İskelesi Anlaşması imzalandı. Anlaşmaya göre Osmanlı Devleti boğazlara hiçbir yabancı harp gemisinin girmesine izin vermeyecek, Rusya ile Batılı devletler arasında bir savaş olursa Osmanlı boğazları Rusya ile harp halinde olan devlete kapayacaktı. Buna karşılık Rus gemileri boğazlardan her iki istikamette gidip gelebileceklerdi.

Anlaşmanın imzalandığını öğrenir öğrenmez Paris ve Londra'da kıyametler koptu. Fransa ve İngiltere Akdeniz'deki filolarını çoğalttılar. Bir İngiliz filosu İzmir önlerinde görüldü. Bir ara boğazların zorlanması ve Karadeniz'deki Rus filosunun batırılması bile düşünüldü. Fakat daha sonra Avusturya ve Prusya'nın da Rusya'dan yana tavır almaları üzerine Hünkar İskelesi Anlaşmasının yürürlüğe girmemesini temin etmek için yeni bir müdahale durumu olmaması adına Kahire ve İstanbul'a tavsiyelerde bulunmaya başladılar. Rusya, Batı ile savaşa girdiği anda Osmanlıların, boğazları Batılılara kapatacağı hususu, Rusya'nın bu dönemde rekabet içinde olduğu Birleşik Krallık ve Fransa'ya karşı konması ile Boğazlar sorunu ortaya çıkmıştır.

Baltalimanı Ticaret Anlaşması

II. Mahmud kabri
II. Mahmud kabriUser:Vmenkov, CC BY-SA 3.0, Wikimedia Commons

Kütahya Barışı ne Sultan Mahmud'u ne de Mehmet Ali Paşa'yı memnun etmişti. Sultan Mahmud çok şey kaybettiğini, Mehmet Ali Paşa ise az kazandığını düşünüyordu. Sultan Mahmud için Mehmet Ali Paşa, vücudu er geç ortadan kaldırılması gereken bir asi idi. Bu yoldaki düşüncesi o kadar genişti ki bir gün İstanbul'un mukadderi ile kendini ilgilendirmek isteyenlere “İmparatorluğun ve İstanbul'un ne önemi var, Mehmet Ali'nin başını getirecek olana İmparatorluğu da İstanbul’u da bağışlamaya hazırım.” demesi meşhurdur. İlk anlaşmazlık Mısır'ın İstanbul'a göndereceği para yüzünden çıktı. Mehmet Ali, 32 bin kese altın göndermek isteyince Sultan Mahmud vilayetlere göre bu paranın yetersiz olduğunu ileri sürdü fakat fazlasını elde edemedi. İbrahim Paşa, halifeliği İstanbul'dan Kahireye çekmeyi düşünüyordu. Çünkü kutsal şehirler Mekke ve Medine, Kavalalıların elindeydi. Mısır, Osmanlı İmparatorluğu'ndan ayrıldığı vakit padişah kendini hutbede Hadim-ül Harameyn (Mekke ve Medine'nin hizmetkarı) olarak gösteremeyecekti. Kaldı ki Osmanlıların halifelik iddiası Mısır'ı ele geçirmelerinden sonra güçlenerek artmıştı.

İşte bu ortamda hem İngilizlerin yardımını sağlamak hem de Mehmet Ali'ye bir darbe vurmak üzere 16 Ağustos 1838'de İngilizler ile bir ticaret anlaşması imzalandı. Hariciye Nazırı Mustafa Reşid Paşa'nın Boğaziçi'ndeki Baltalimanı'nda bulunan konağında paşa ile İngiliz elçisi Ponsonby arasında imzalanan anlaşmaya göre Osmanlı İmparatorluğu, kendi ihtiyaç duyduğu yerli ham maddelerin yabancı tüccarlar tarafından yurt dışına çıkarılmasını önleyen yed-i vahid (tekel) usulü kaldırılıyordu. Mısır'ın kapitalist gelişmesinde stratejik bir rol oynayan dış ticaret tekeli bu anlaşmaya dayanarak yıkılmıştır. Bu hüküm, Mısır kalkınmasının can damarı olan mekanizmayı tahrip edip Mısır'ı çökertmek için konmuştu. Fakat ülkenin başka bölgelerinde de geçerli olacaktı. Baltalimanı Ticaret Anlaşması ile İngiltere'ye çok daha önce verilmiş olan bazı imtiyazlar yeniden onaylanıp önemli ölçüde genişletilmiştir. İngiliz tüccarlar, iç ticarette en imtiyazlı yerli tüccardan daha fazla vergi ödemeyecekti. İngiliz gemileriyle gelen İngiliz malları için bir defa gümrük ödendikten sonra mallar alıcı tarafından nereye götürülürse götürülsün bir daha gümrük ödenmeyecekti. İngiliz ticaret gemileri boğazlardan serbestçe geçebilecek, Osmanlı limanlarında bir gemiden diğerine aktarma yapabilecek ve transit ticaretten alınan vergi resmi kaldırılacaktı. Örneğin Selanik'ten İstanbul'a mal gönderen Müslüman yerli tüccar devlete transit gümrük vergisi ödediği halde İngiliz tüccar bu vergiden muaf olmuştur. İngiliz tüccarlar sadece İngiliz mallarını değil, dış ülkelerden gelmiş her türlü malı ülkenin her yerinde serbestçe alıp satabileceklerdi. Anlaşma 8 Ekim 1838'de Kraliçe Viktorya, bir ay sonra da Sultan II. Mahmud tarafından onaylandı. 1830'larda Avrupa'da gümrük duvarlarının yükselip birtakım mallara yasaklamalar getirilmesi sonucu İngilizler yeni pazarlar bulmak üzere Ortadoğu ve Uzakdoğu'ya yönelmişlerdi. İngilizler, Mısır'ın kalkınmasını sağlayan ticaretine darbe vurmak üzere hem de Osmanlı İmparatorluğu'nda İngilizlerin serbest ticaret yapabilmeleri için yed-i vahid usulünün kaldırılmasında ısrar etmişlerdi. İngilizler'in Ortadoğu ticaretine ilgilerinin artması Sultan Mahmud'un İngiltere politikasına olan güvensizliğini de ortadan kaldırıyordu.

Nizip Savaşı

İngiltere ile yapılan Baltalimanı Ticaret Anlaşması ile İngiltere'nin siyasi desteği sağlanmıştı. Zaten Osmanlı ordusundaki reform çalışmaları ciddi anlamda devam etmekte ve yeniden düzenleme sağlanmaktaydı. Mehmet Ali Paşa etrafında örülmekte olan çemberden kurtulmak ümidi ile elinde bulunan yerlerin babadan oğula geçmek üzere kalıtsal valiliğini istedi. Bunun dışında İstanbul'a göndermek zorunda olduğu vergiyi göndermemekle birlikte bağımsızlığını ilan etti. Sultan Mahmud, Mehmet Ali Paşa'ya karşı savaşa girişilmesi için 21 Nisan 1839'da emir verdi. İki ordu Fırat nehrinin ötesinde Nizip'te karşılaştı.

Osmanlı ordusunun başında orduyu modernleştirme çabaları içerisinde Avrupa'dan getirtilen Prusyalı 3 subay bulunuyordu. Bir cuma günü Prusyalı subaylar, Osmanlı ordusu Mısır ordusunu yenecek bir durumdayken hemen muharebeye girilmesi için başkomutan Hafız Paşa'ya tavsiyede bulundular. Fakat orada bulunan ulema, Cuma günü harp yapılmasının şer'an caiz olmadığını ileri sürdüler. Ertesi gün Prusyalı subaylar bir gece baskını yapılmasını tavsiye ettiler. Ulema bu seferde ansızın gece haydut gibi baskın yapılmasının padişahın askerlerinin şanına yakışmayacağını ileri sürdüler. Bu esnada İbrahim Paşa ordusu Osmanlı ordusunu kuşatacak bir konum kazandı. 29 Haziran'da başlayan Mısır ordusu saldırısı sonucu Osmanlı ordusu 4 saat içinde perişan oldu. Harp meydanında binlerce ölü on binlerce esir ve 160 parça top bırakıldı. Bir defa daha İbrahim Paşa kuvvetlerine Anadolu ve İstanbul kapıları açılmıştı. Sultan Mahmud, 1 Temmuz 1839'da mağlubiyet haberinin İstanbul'a varmasından birkaç gün önce öldü.

Saltanatı döneminde gerçekleştirdiği reformlar

1829 yılında gerçekleştirdiği kılık-kıyafet devrimi sonrasındaki giysileriyle
1829 yılında gerçekleştirdiği kılık-kıyafet devrimi sonrasındaki giysileriyleHenry Guillaume Schlesinger, Kamu malı, Wikimedia Commons
Tesâvîr-i Selâtîn-i Osmâniyye adlı eserde yer alan portresi
Tesâvîr-i Selâtîn-i Osmâniyye adlı eserde yer alan portresiBjelica, CC BY-SA 4.0, Wikimedia Commons

Sultan II. Mahmud dönemi, Osmanlı tarihinde Batılılaşma süreci içerisinde büyük öneme sahiptir. Sultan II. Mahmud, Osmanlı Devleti'ne yeniden bir düzen verilmesi amacıyla bütün işlerinde Batı teknik ve kültüründen faydalanma yolunu tuttu. Tarihlere Vaka-i Hayriye olarak geçen Yeniçeri Ocağının kanlı bir şekilde kaldırılması hadisesinden sonra kurduğu Avrupai tarzda eğitim gören Asakir-i Mansure-i Muhammediyye (Türkçe: Muhammed'in zafer kazanmış orduları) ordusu ile modern Türk ordusunun temellerini attı. 1828 yılında yayınladığı Kıyafet Nizamnamesi ile sarık, kavuk ve biniş giyilmesini yasaklayıp ceket, pantolon, fes giyilmesi kuralını getirdi ve kendi de sakalını kısa keserek modern kıyafetler ile halkın içine çıktı. Portrelerini yaptırarak devlet dairelerine astırdı. Devlet ve saray teşkilatında geniş ölçüde değişiklik yaparak Tımar Sistemi, Enderun ve Divan-ı Hümayun’u lağvedip çeşitli bakanlıklar ve meclisler kurdu. 1831 yılında modern anlamda ilk nüfus sayımını gerçekleştirdi, ilk posta teşkilatını kurdurdu ve Osmanlı tarihindeki ilk resmi Türkçe gazete olan Takvim-i Vekayi onun döneminde yayımlandı. Sultan II. Mahmud, yapmakta olduğu reformların kalıcılığını bunların manasını kavrayacak nesillerin yetiştirilmesi ile mümkün görüyordu. Bunun için de eğitime çok önem verdi. İlköğretimi zorunlu hale getirerek bugünkü ilkokula denk rüşdiye okullarını kurdu. Avrupai tarzda eğitim vermek amacıyla İstanbul'da, Türkiye'nin ilk modern tıp okulu olan Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane ve modern anlamda ilk harp okulu olan Mekteb-i Harbiyeyi kurdu.

Sultan Mahmud’dan önce yapılan yeni düzen çalışmaları daha çok orduda ve cemiyetin bazı müesseselerinde yapılmış fakat hükûmet kurumlarının yapısına ve şekillerine dokunulmamıştı. Bu itibarla Sultan Mahmud’un hükûmet kurumlarında yaptığı düzen, Batılılaşma yolunda yapılan çalışmaların önemli bir merhalesidir. Sultan Mahmud, devletin içte ve dışta karşılaştığı son derece ciddî ve hayatî tehlikelerle karşı karşıya gelmesine rağmen giriştiği ıslahat etkinliklerinde yılmadan, usanmadan cesaretle büyük çabalar gösterdi. Özellikle 1826’da Yeniçeri Ocağı’nı kapattıktan sonra kendini daha güçlü hisseden Sultan Mahmud ömrünün son yıllarında merkezî idare ve hükûmet teşkilatında büyük düzenlemelere giderek “modern” bir devlet teşkilatı ve bürokrasisi kurmaya çalıştı. Bu doğrultudaki çalışmalarıyla Avrupa tarzında bir hükûmet teşkilinin ilk örneklerini verdi.

Yeniçeri Ocağının kaldırılmasından sonra Topkapı Sarayı'nda Yeniçerilerin maaşlarının verildiği 3 ayda bir gerçekleşen ulufe merasimleri de tarihe karışmıştı. Ulufe merasimlerinde ve elçilerin kabulünde Divan-ı Hümayun'un toplanması geleneklerinin de tarihe karışmasının ardından Sultan II. Mahmud 1834 yılında Divan-ı Hümayunu lağvetti. Onun yerine Meclis-i Vâlâ ve Meclis-i Vükela'yı kurdu ve birçok bakanlıklar teşkil edildi. Sadaret kethüdağlığı dahiliye nezaretine, reisülküttaplık hariciye nezaretine, defterdarlık maliye nezaretine çevrildi. Sadrazamlık ünvanı başvekile çevrildi. Sadrazam, padişahın mutlak vekili olmaktan çıktı. Bu sıfatla yetkiler nazırlara (bakanlara) geçti. Başvekilliğe ilk defa olarak Rauf Paşa getirildi. Modern manada bakanlıkların kurulmasındaki amaç Avrupa'daki gibi kabine sistemine geçişin altyapısını hazırlamaktı. Şeyhülislamlık hükûmet yönetimi ve planlama kurullarının dışında bırakılmıştır. Sultan Mahmud, şeyhülislamlığı Müslüman olmayan halkların millet örgütlerinin din başkanlığı anlamına benzer bir şekilde bir çeşit İslam milletinin din görevlisi haline getirdi. Sadrazamlık kaldırılınca eskiden iki kazasker aracılığı ile o makama bağlı olan kadılıklar ve şeriat mahkemeleri de şeyhülislamlığa bağlandı. Böylece şeyhülislamlık dinsel hukuk genel direktörlüğü diyebileceğimiz bir niteliğe girdi. Eski totaliter din-devlet bileşiminde ilk çatlama, ilk ikilenme bu şekilde başladı.

II. Mahmud'un bir portresi (bilinmeyen ressam).
II. Mahmud'un bir portresi (bilinmeyen ressam).Yazarı bilinmiyor, Kamu malı, Wikimedia Commons

Meclis-i Vâlâ, adalet işlerinden yüksek düzeyde sorumlu bir meclisti. 24 Mart 1838'de Gülhane'de kurulmuştur. Memurların muhakemesi, hükûmet ile halk arasındaki davaların görüşülmesi gibi mühim meseleler ile ilgilenen bu meclis, Danıştay ve Yargıtay yetkilerine sahip en önemli organ olarak kuruldu. Başkanlığına eski seraskerler Koca Hüsrev Paşa'nın getirildiği meclis beş üyeden oluşmaktaydı. Başkan ve üyeleri, vezirler ve yüksek rütbe sahipleri arasından seçilirlerdi. Kararlar çoğunluğa göre verilirdi. Oyların eşitliği halinde son söz padişahın olurdu. II. Mahmud devrinin sonlarında, 1838'de bakanlıkların teşkil edilmesiyle modern anlamda bir hükûmet şekline doğru yönelme olmuştu. Divan-ı Hümayun'un yerini bakanların teşkil ettiği Meclis-i Vükela veya diğer adı ile Meclis-i Has almaya başlamıştı. Bu meclise Sultan'ın Bakanlar Meclisi anlamında “Meclis-i Has-ı Vükela” da denir. Nazırların toplandığı padişahın hususi danışma kurulu olarak faaliyet gösteren meclistir. Meclis-i Vükela, başvekilin başkanlığında toplanıp önemli devlet işlerini görüşür ve icra işlerinde nezaretler arasında koordinasyonu sağlardı. Nazırların her biri nezaretlerinin görev alanına giren işlerden sorumluydu. Meclis, gerekli gördüğü veya alt kademedeki diğer meclislerin hazırladığı tasarıları ve meseleleri tartışıp gerekli düzeltmeleri yapar, daha sonra sadrazam bunları bir tezkereyle padişahın onayına sunardı.

II. Mahmud özel mülkiyete aykırı olduğu gerekçesiyle Müsadere'yi kaldırmıştır.

Ölümü

II. Mahmud Türbesi, Çemberlitaş, Fatih, Eminönü, İstanbul.
II. Mahmud Türbesi, Çemberlitaş, Fatih, Eminönü, İstanbul.Gryffindor, CC BY-SA 4.0, Wikimedia Commons

Vereme yakalanmış olan Sultan Mahmud, 1839 yazında rahatsızlığı iyice artınca sıcak yaz günlerinde Çamlıca havasının kendine iyi geleceğini ümit ederek bunaltıcı bir yaz gününde Beşiktaş Sarayı'ndan birkaç yakınının eşliğinde saltanat kayığına binerek Üsküdar'a geçti, oradan da Çamlıca'ya geçerek eşi Bezmialem Sultan ve oğlu Abdülmecit ile birlikte kardeşi Esma Sultan'ın buradaki köşküne yerleşti. Sultan Mahmud'un hastalığının ağırlaştığı günlerde, Meclis-i Vala Reisi Koca Hüsrev Paşa, güvendiği saray adamları aracılığıyla padişahın durumunun dışarıdan duyulmaması için önlemler aldırmış, kendi de hasta padişahın yattığı Çamlıca Kasrı'nın bir odasına yerleşmişti. Amacı ölümden, herkesten önce haberdar olmak ve padişahlık müjdesini de yine herkesten önce Şehzade Abdülmecit'e ulaştırarak bulunduğu görevden sadrazamlığa atanmaktı. Şehzade Abdülmecit ve annesi Bezmialem Sultan da ölüm haberini bekliyorlardı.

Sultan Mahmud'dan umut kesildiği sırada sözde devleti ve milleti düşünen kimi devlet adamları ve Hüsrev Paşa, koma halindeki padişahın tahttan indirilmesine fetva alıp oğlu Şehzade Abdülmecit'i bir an evvel tahta oturtmak düşüncesindeydiler. Buna karşılık Sultan Mahmud'a çok bağlı bir grup saray erkanı ise hekimlerin padişahı kasten tedavi etmedikleri, şayet oğlu Şehzade Abdülmecit ortadan kaldırılırsa mecbur kalıp iyileştirecekleri inancıyla daha korkunç, tehlikeli ve duygusal çareler peşindeydiler. Bunların başında da Hüsrev Paşa'nın siyasi rakibi Kaptan-ı Derya Müşir Ahmet Fevzi Paşa vardı. Hüsrev Paşa, olasılıkla kendi uydurması olan bu suikast ihtimalinden genç şehzadeyi ve annesi Bezmialem Sultan'ı gizlice bilgilendirerek onları kendine minnettar kalmayı gözetmişti. Bu gizli hesapları komadaki padişah sezmiş ya da ona acımayarak kulağına fısıldayanlar olmuş olmalı ki ölümün beklendiği o günlerde Sultan Mahmud oğlu Şehzade Abdülmecit'e ve annesi Bezmialem Sultan'a küskündü. Ölüm döşeğindeyken Şehzade Abdülmecit babasını son kez görmek isteğiyle gizlice odasına girmiş ayaklarına yüzünü sürüp ağlarken, durumu fark eden Sultan Mahmud son takatini sarf edip oğlunun yüzünü tekmelemişti. Sultan Mahmud 2 Temmuz 1839 Pazartesi günü sabaha karşı öldü. Hüsrev Paşa Sultan Mahmud'un öldüğünü öğrenir öğrenmez yanından ayırmadığı Serasker Said Paşa'yı güvenlik önlemleri ve cülus hazırlıklarıyla görevlendirdi ve Bezmialem Sultan'a oğlunu cülus merasimine hazırlaması için haber gönderdi.

Günümüzde Topkapı Sarayı'nda sergilenen II. Mahmud'un tahtı
Günümüzde Topkapı Sarayı'nda sergilenen II. Mahmud'un tahtıMilenaBal, CC BY-SA 4.0, Wikimedia Commons

Sultan II. Mahmud'un cenazesini oğlu Şehzade Abdülmecit gördükten sonra seher vakti Harem iskelesine indirilip, oradan yedi çifte kayıkla Topkapı Sarayı'na getirilip, Hırka-i Saadet Dairesinin şadırvanı önünde yıkanıp kefenlenmişti. Sultan Abdülmecit'in Topkapı Sarayı'ndaki cülus merasiminden sonra Sultan II. Mahmud'un cenaze namazı kılınıp, cenaze alayı düzenlenerek birden bastıran yağmur altında kız kardeşi Esma Sultan'ın isteğiyle naaşı Esma Sultan'ın Cağaloğlu'ndaki köşküne defnedildi. Projesi Hassa Mimarı Garabet Amira Balyan'a ait olan ve Abdülhalim Efendi'nin nezaretinde yapılan Sultan II. Mahmud'un Cağaloğlu'ndaki türbesi bir yılda tamamlandı.

Mimari çalışmalar

Sultan II. Mahmud döneminde, mimari alanda da yeni bir gelişmenin başladığı görülür. İmparatorluğun değişik bölgelerinde birbirinden güzel yapılar inşa edildi. Sultan II. Mahmud'un yaptırdığı eserlerden bazıları şunlardır; Rodos Süleymaniye Camii, İzmir Bıyıklıoğlu Mahmud Camii, hayatını kurtaran Cevri Kalfa'nın adını verdiği sıbyan mektebi, Tophane Nusretiye Camii, Arnavutköy Tevfikiye Camii, Asariye Camii, Hidayet Camii İstanbul Kocamustafapaşa Küçük Efendi Camii ve külliyesi, İstanbul Şamlar köyü tarihi camii ve bendi, Taşkışla, Gülhane Parkı girişindeki Alay Köşkü.

Sultan II. Mahmud ayrıca, İstanbul'daki bütün büyük camilerin tamirini de yaptırdı. Unkapanı köprüsü yine onun zamanında yapıldı. Mekke'de bir medrese yaptırdı ve Mescid-i Aksa'yı tamir ettirdi. Aynı zamanda hattat, bestekâr ve şair olan Sultan II. Mahmud yazdığı şiirlerde Adlî mahlasını kullandı.

Ailesi

Kız Kardeşleri

  1. Rana Sultan (d.1790- ö.1871)

  2. Esma Sultan (I. Abdülhamid'in kızı) (d.1778- ö.1848)

Eşleri

  1. Bezmialem Valide Sultan (d.1807 - ö.1853)

  2. Pertevniyal Valide Sultan (d.1812 - ö.1883)

  3. Haciye Pertev-Piyale Nev-fidan Kadın Efendi (d.1793 - ö.1855)

  4. Âlîcenab Kadın Efendi (ö.1839)

  5. Fatma Kadın Efendi (ö.1809)

  6. Kamarı Kadın Efendi (ö.1825)

  7. Aşubican Kadın Efendi (d.1793 - ö.1870)

  8. Haciye Hoşyar Kadın Efendi (ö.1859)

  9. Hüsn-i Melek Kadın Efendi (d.1812 - ö.1856)

  10. Nurtab Kadın Efendi (d.1810 - ö.1886)

  11. Misl-i Na-yab Kadın Efendi (ö.1825)

  12. Perviz-felek Kadın Efendi (ö.1863)

  13. Zeyin-i Felek Kadın Efendi (ö.1842)

  14. Vuzlat Kadın Efendi (ö.1830)

  15. Zer-Nigar Kadın Efendi (ö.1832)

  16. Ebr-i Reftar Kadın Efendi (ö.1825)

  17. Lebriz Felek Kadın Efendi (d.1810 - ö.1865)

  18. Tiryal Kadın Efendi (d.1810 - ö.1883)

Erkek çocukları

  1. Abdülmecid (d.1823 - ö.1861)

  2. Abdülaziz (d.1830 - ö.1876)

  3. Şehzade Ahmed (d.1814 - ö.1815)

  4. Şehzade Ahmed (d.1819 - ö.1819)

  5. Şehzade Ahmed (d.1819 - ö.1819)

  6. Şehzade Ahmed (d.1822 - ö.1823)

  7. Şehzade Ahmed (d.1823 - ö.1824)

  8. Şehzade Bayezid (d.1812 - ö.1812)

  9. Şehzade Abdülhamit (d.1811 - ö.1815)

  10. Şehzade Abdülhamit (d.1813 - ö.1825)

  11. Şehzade Abdülhamit (d.1827 - ö.1828)

  12. Şehzade Süleyman (d.1817 - ö.1819)

  13. Şehzade Mehmet (d.1814 - ö.1814)

  14. Şehzade Mehmet (d.1816 - ö.1816)

  15. Şehzade Mehmed (d.1822 - ö.1822)

  16. Şehzade Murat (d.1827 - ö.1828)

  17. Şehzade Hafiz (d.1836 - ö.1839)

  18. Şehzade Nizameddin (d.1835 - ö.1838)

  19. Şehzade Osman (d.1813 - ö.1814)

  20. Şehzade Kemalüddin (d.1813 - ö.1814)

  21. Şehzade Abdullah (d.1820 - ö.1820)

  22. Şehzade Mahmud (d.1822 - ö.1822)

Kız çocukları

  1. Emine Sultan (d.1813 - ö.1814)

  2. Hamide Sultan (d.1817 - ö.1818)

  3. Hayriye Sultan (d.1831 - ö.1832)

  4. Şah Sultan (d.1812 - ö.1814)

  5. Saliha Sultan (d.1811 - ö.1843)

  6. Ayşe Sultan (d.1809 - ö.1810)

  7. Atiye Sultan (d.1824 - ö.1850)

  8. Fatma Sultan (d.1828 - ö.1830)

  9. Munire Sultan (d.1824 -ö.1825)

  10. Fatıma Sultan (d.1809 - ö.1809)

  11. Mihrimah Sultan (d.1812 - ö.1838)

  12. Adile Sultan (d.1826 - ö.1899)

  13. Fatma Sultan (d.1810 - ö.1825)

  14. Emine Sultan (d.1814 - ö.1814)

  15. Şah Sultan (d.1814 - ö.1817)

  16. Emine Sultan (d.1815 - ö.1816)

  17. Zeynep Sultan (d.1815 - ö.1816)

  18. Cemile Sultan (d.1818 - ö.1818)

  19. Hamide Sultan (d.1818 - ö.1819)

  20. Hatice Sultan (d.1825 - ö.1842)

  21. Hayriye Sultan (d.1832 - ö.1833)

  22. Refia Sultan (d.1836 - ö.1839)

Dış bağlantılar

  • say.415-435

Kaynakça

  1. 1.Osmanlı İmparatorluğu Tarihi 2. ADAM, Haziran 1995, s. 27-31.
  2. 2.Bardakçı, Murat. Kısır hükümdar, halkı sevinsin diye baba olduğunu ilan etti. Hürriyet, 16 Kasım 2003. hurriyet.com.tr
  3. 3.Derman, Uğur. Şehzâdelerin Hocası: Kebecizâde Mehmed Vasfi Efendi. 11 Eylül 2020. fikriyat.com
  4. 4.Sakaoğlu, 2005.s.460.
  5. 5.Yüksel, Ahmet (2013). II. Mahmud Devrinde Osmanlı İstihbaratı. İstanbul: Kitap Yayinevi. ISBN 978-605-105-113-0.
  6. 6.Robert Mantran, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi (XIX.Yüzyılın Başlanndan Yıkılışa), II, Çev. Server Tanilli, Adam Yay., İstanbul 2002, s. 34.