Turkipedia
Menü

Sened-i İttifak

İçindekiler6
  1. Sened-i İttifak'ı hazırlayan şartlar
  2. İçeriği
  3. Sened-i İttifak'a Yönelik Eleştiriler
  4. Sened-i İttifak'ın insan hakları açısından önemi
  5. Sened-i İttifak'ın biçimi
  6. Dış bağlantılar
  7. Kaynakça

Sened-i İttifak (Osmanlıca: سند إتّفاق, romanize: Sened-i ʾİttifâḳ; 29 Eylül 1808), Osmanlı Sadrazamı Alemdar Mustafa Paşa tarafından hazırlanan, Rumeli ve Anadolu âyanlarının İstanbul'da toplanarak katılım sağladığı, anayasal nitelikler taşıyan bir anlaşmadır.

Anayasa hukukçuları,[1]Eroğul, Anatüzeye Giriş, op. cit., s.174. Türk tarihindeki ilk anayasal belge olarak genellikle Sened-i İttifak'ı kabul etmekte ve Türkiye'deki anayasacılık hareketlerinin bu belgeyle başladığını belirtmektedirler. Bazı tarihçilere göre[2]Sina Akşin: Türkiye Tarihi, Cem yayınevi,İstanbul, 2009, vol 3 , p 95 bu belge, devlet iktidarını sınırlandırmayı amaçlayan bir girişim olarak 1215 yılında İngiltere'de kabul edilen Magna Carta ile karşılaştırılmaktadır.[3]Kemal Gözler (2004), Anayasa Hukukuna Giriş, Bursa: Ekin Kitabevi Yayınları, sy.3-12 Ancak Standford Shaw ve Niyazi Berkes gibi tarihçiler, Sened-i İttifak'ın Türkiye'deki anayasal düzenin ve demokrasinin gelişiminde sanıldığı kadar belirleyici bir rol oynamadığını ifade etmektedirler.[4]Shaw J.S., Shaw E.K., (1994), Osmanlı İmparatorluğu ve Modern Türkiye: İkinci Cilt, İstanbul:E Yayınları.[5]Niyazi Berkes (1978), Türkiye’de Çağdaşlaşma, İstanbul: Doğu-Batı Yayınları.

Sened-i İttifak'ı hazırlayan şartlar

1807 yılında meydana gelen Kabakçı Mustafa İsyanı'yla III. Selim tahttan indirilmiş ve yerine IV. Mustafa geçirilmiştir. III. Selim'in ıslahat düzenlemeleri kaldırılmış, özellikle Nizam-ı Cedid ordusu dağıtılmıştır. Bunun üzerine, Rusçuk âyanı Alemdar Mustafa Paşa, III. Selim'i tekrar tahta çıkarmak amacıyla İstanbul'a yürümüştür. Alemdar'ın askerleri sarayı kuşatmışken, tahtını kurtarmak isteyen IV. Mustafa, III. Selim'i öldürtmüş ; kardeşi, veliaht Şehzade Mahmud'un idamını da emretmiştir. Ancak Şehzade Mahmud, Cevri Kalfa'nın yardımıyla cellatlardan kaçmayı başarmıştır. Bunun üzerine Alemdar, askerleriyle saraya girip Şehzade Mahmud'u tahta geçirmiştir. Şehzade Mahmud, Sultan II. Mahmud unvanıyla tahta çıkarken Alemdar Mustafa Paşa da Osmanlı Devleti'nin sadrazamı olmuştur.

Bu devirde, Osmanlı Devleti'nin merkezî otoritesi taşrada büyük ölçüde etkisizdir. Rumeli, Anadolu ve Mısır gibi eyaletlerde âyanlar kendi aralarında âdeta bağımsız idareler kurmuşlardır. Bununla birlikte, 18. yüzyılın başından beri zenginleşen Rumeli'de nüfuzlu toprak beyleri ortaya çıkmıştır. Bu şartlar altında Alemdar Mustafa Paşa, padişahın ve merkezî devletin otoritesini sağlamak için güçlü âyanlarla bir anlaşma yapmayı ilk çare olarak görmüştür.[6]İlber Ortaylı (1995), İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı, İstanbul: Hil Yayın, sy. 23

Alemdar Mustafa Paşa bu maksatla valileri ve önde gelen âyanları başkentte Meşveret-i Amme'ye davet etmiştir. Âyanların pek çoğu davete icabet etse de Arnavutluk'taki Tepedelenli Ali Paşa gibi bazı büyük âyanlar bu davete gelmemiştir. 29 Eylül 1808'de merkezî devletin ileri gelenleri ile âyanlar arasında yapılan meşveret sonucunda Sened-i İttifak denilen belge ortaya çıkmıştır. Bu belge; vezirler, diğer üst düzey devlet yöneticileri, askerî ocak temsilcileri ve bazı âyanlar tarafından imzalanmış ayrıca II. Mahmud tarafından onaylanmıştır.

İçeriği

Bir giriş, yedi şart ve bir zeyilden oluşan Sened-i İttifak'ın giriş kısmında; Osmanlı devlet düzeninin bozulup devlet otoritesinin sarsıldığı, tarafların bu durumu gözlemlediği ve devletin otoritesini yeniden güçlendirmek amacıyla toplanarak bu belgeyi kabul ettikleri ifade edilmiştir.

Sened-i İttifak, Osmanlı tarihinde merkezî otoritenin yetkilerini sınırlayan ve anayasal nitelik taşıyan ilk belge sayılmaktadır. 1808 yılında, II. Mahmud döneminde âyanlar ile devletin merkezî yöneticileri (vükela ve rical) arasında imzalanan bu belgeyle meşrutiyet anlayışına geçiş sürecinde önemli bir adım atılmıştır.

Belgeye göre âyanlar, padişahın mutlak vekili sıfatını taşıyan sadrazamın emir ve yasaklarına uymakla yükümlüdür. Ancak sadrazamlık makamından kaynaklanan kanun dışı, rüşvet ve yolsuzluk içeren ya da devlete zarar verecek uygulamaların ortaya çıkması hâlinde senedi imzalayan âyanlara, bu kanunsuz işlemlere karşı durma ve müdahalede bulunma hakkı tanınmıştır.

Sened-i İttifak, taraflar arasında karşılıklı kefalet esasına dayanmaktadır. Âyanlar ile merkezî yöneticiler, birbirlerinin şahıslarını ve ailelerini güvence altına almayı taahhüt etmiştir. Belgeye aykırı bir durum ispat edilmedikçe, herhangi bir âyana yönelik devlet veya taşra görevlilerince yapılacak saldırılara karşı, tarafların birlikte hareket etmeleri ve saldırıyı bertaraf etmeleri öngörülmüştür.

Ayrıca, Sened-i İttifak'ta reayanın korunması temel ilkeler arasında yer almakta, zulmedenlerin cezalandırılması gerektiği vurgulanmaktadır. Taşradaki hanedanlar, kendi idareleri altındaki âyanları ve ileri gelenleri korumakla yükümlü kılınmıştır. Bununla birlikte âyanların, yönetimleri altındaki bölgelerde halkın güvenliğini sağlama, vergi toplarken adaletten sapmama ve aşırılıklardan kaçınma sorumluluğu da açıkça hükme bağlanmıştır.

Sened-i İttifak, bir zeyil bölümüyle tamamlanmaktadır. Zeyilde, senedin devamlı olarak uygulanabilmesi için bundan sonra sadrazam ve şeyhülislam makamlarına gelecek kişilerin göreve başlar başlamaz bu senedi imzalamaları öngörülmüştür. Ayrıca Sened-i İttifak'ın içerdiği koşulların sürekliliğini bizzat padişahın denetleyeceği öngörülmüştür.

Sened-i İttifak'a Yönelik Eleştiriler

Sened-i İttifak, 1808 yılında II. Mahmud döneminde merkezî otorite ile taşra âyanları arasında imzalanmış bir belgedir. Her ne kadar içeriğinde merkezî yönetimin yetkilerini sınırlayan bazı hükümler bulunsa da; ortaya çıkış koşulları, uygulanma biçimi ve uzun vadeli etkileri dikkate alındığında, Türkiye'deki anayasal ya da demokratik gelişmeler açısından kalıcı ve köklü bir dönüm noktası olarak değerlendirilmesi zordur.[5]Niyazi Berkes (1978), Türkiye’de Çağdaşlaşma, İstanbul: Doğu-Batı Yayınları.

Belge, II. Mahmud ile âyanlar tarafından içtenlikle benimsenmemiştir. II. Mahmud, Sened-i İttifak'ı dönemin siyasi konjonktürü ve Alemdar Mustafa Paşa'nın baskısı sonucu geçici olarak kabul etmiş; ancak kısa süre sonra Yeniçeriler tarafından Alemdar'ın ortadan kaldırılmasına kayıtsız kalmıştır. İktidarını pekiştirdikten sonra Sened-i İttifak'ı ve taşradaki âyanları tasfiye etmeyi amaç edinmiş, bu doğrultuda önemli ölçüde başarı sağlayarak merkezî otoriteyi yeniden tesis etmiştir.[5]Niyazi Berkes (1978), Türkiye’de Çağdaşlaşma, İstanbul: Doğu-Batı Yayınları.

Âyanlar açısından değerlendirildiğinde Sened-i İttifak, kolektif bir talep ya da siyasi baskı sonucu ortaya çıkmamıştır. Aksine, İstanbul'a çağrılan âyanların büyük bölümü belgeyi imzalamadan geri dönmüş; metin, yalnızca dört âyan tarafından imzalanabilmiştir. Bu durum, belgenin taşradaki güçleri tarafından da geniş kabul görmediğini ortaya koymaktadır.[5]Niyazi Berkes (1978), Türkiye’de Çağdaşlaşma, İstanbul: Doğu-Batı Yayınları.

Sonuç olarak Sened-i İttifak, tarihsel bağlamı içinde önemli bir girişim olarak kabul edilse de, anayasal düzene geçiş veya demokrasi tarihinde kalıcı bir temel oluşturma işlevi görmemiştir. Belge, daha çok dönemin geçici güç dengeleri çerçevesinde şekillenmiş sınırlı bir siyasal uzlaşma olarak değerlendirilmelidir. Ayrıca sonraki yıllarda Arnavutluk'ta Tepedelenli Ali Paşa, Suriye'de Genç Yusuf Paşa, Mısır'da Kavalalı Mehmet Ali Paşa gibi güçlü yerel liderlerin merkezden bağımsız hareket etmeye yönelmeleri, taşrada merkezî otoriteye direncin sürdüğünü göstermektedir. Nitekim Niyazi Berkes'in (1978) ifadesiyle "İttifak Senedi ölü doğmuş bir belge" olarak kalmıştır.[5]Niyazi Berkes (1978), Türkiye’de Çağdaşlaşma, İstanbul: Doğu-Batı Yayınları. Sened-i İttifak'ın, Osmanlı döneminin daha sonraki meşrutiyetçilik hareketleri üzerinde de doğrudan bir etkisi olmamıştır. dolayısıyla Sened-i İttifak'ın, tarihsel olarak çok sınırlı bir etkisi ve önemi olmuştur.[4]Shaw J.S., Shaw E.K., (1994), Osmanlı İmparatorluğu ve Modern Türkiye: İkinci Cilt, İstanbul:E Yayınları.[7]"Sened-i İttifak ile Magna Carta'nın Karşılaştırılması" , Sina Akşin.

Yalçın Küçük ise Aydın Üzerine Tezler kitabının birinci cildinde şunu yazmıştır: "Sened-i İttifak'ın gerici niteliğine ilk dikkati çeken, benim saptamalarıma göre, Doğan Avcıoğlu oluyor. Türkiye'nin Düzeninde şöyle yazdı: 'Ne var ki bazı hukuk otoritelerimiz, herhalde Batı örneklerinin etkisi ile Sened-i İttifak'ı despot padişahın yetkilerini sınırlayan ‘Türkiye'deki ilk amme hukuku kaidesi' saymaktadırlar. Kanımızca, bu belge için ‘eşkıyalığın meşrulaştırılması' deyimini kullanmak hiç de aşırı bir görüş değildir."[8]Yalçın Küçük (1990), Aydın Üzerine Tezler, Cilt 1, s. 261. İstanbul: Tekin Yayınevi.

Sened-i İttifak'ın insan hakları açısından önemi

Sened-i İttifak, Osmanlı tarihinde merkezî otoritenin yetkilerini sınırlama yönünde atılmış ilk adımlardan biri olarak kabul edilmekte ve bu yönüyle önemli bir siyasal belge niteliği taşımaktadır. 1808 yılında imzalanan bu belge, her ne kadar halkın veya toplumun geniş kesimlerinin katılımıyla hazırlanmış olmasa da, iktidarın denetlenmesi ve sınırlandırılması fikrinin ilk kez resmî bir metne dökülmesi açısından dikkat çekicidir.

Belge, doğrudan halkı ya da halkın temsilcilerini değil, merkezî yönetim ile taşra eşrafı olan âyanları taraf kılmıştır. Bu yönüyle, modern anlamda katılımcı bir anayasal gelişme sayılamaz. Ancak mutlak monarşi anlayışı çerçevesinde şekillenmiş Osmanlı yönetim geleneği içinde iktidarın keyfî kullanımını sınırlamaya yönelik maddeler içermesi, belgenin tarihsel değerini artırmaktadır.

Sened-i İttifak, Osmanlı hukuk tarihinde bir başka ilke bakımından da öne çıkmaktadır; devletin uygulamalarında işkencenin yasaklanması yönünde hükümler içermesiyle bu alanda yazılı düzenleme yapan ilk belge niteliği taşır. Bu durum, hukukun üstünlüğü ve bireysel hakların korunması fikrinin Osmanlı düşünce yapısında ilk kez sınırlı da olsa ifadesini bulması açısından kayda değerdir.

Özetle Sened-i İttifak, halkın doğrudan iradesine dayanmayan sınırlı katılımlı bir belge olmakla birlikte iktidarın sınırlandırılması, hukuki güvencelerin oluşturulması ve keyfî uygulamaların önlenmesi açısından Osmanlı devlet geleneği içinde önemli bir kırılma noktasıdır.

Sened-i İttifak'ın biçimi

Sened-i İttifak, hukuki açıdan bir sözleşme anayasası (pacta conventa) niteliği taşımaktadır. Devletin merkezî otoritesi ile taşradaki güç odakları olan âyanlar arasında imzalanmış olması, onu maddi anlamda anayasa olarak değerlendirmeyi mümkün kılmaktadır. Zira birden fazla iktidar odağının yetkilerini karşılıklı olarak sınırlandırdığı, sorumluluk ve hakları belirlediği bir hukuki belge niteliğindedir.

Maddi anlamda anayasa, bir devletin temel iktidar yapısını, yetki paylaşımını ve yönetim ilişkilerini fiilen düzenleyen her türlü kurallar bütünü anlamına gelmektedir. Bu bağlamda Sened-i İttifak, merkez-taşra ilişkilerini düzenleyen, yürütme gücünü belirli ölçüde sınırlayan ve yönetime karşı bazı denetim mekanizmaları öngören hükümleriyle maddi anlamda anayasa özelliği taşımaktadır.

Buna karşın şeklî anlamda anayasa; bir devletin temel hukuk normlarını düzenleyen, belirli bir yasama süreciyle kabul edilmiş, halk iradesine veya temsilî bir kurula dayanan ve genellikle yazılı, sistemli bir metinleri ifade eder. Sened-i İttifak bu niteliklere sahip değildir. Ne halkın temsilcileri aracılığıyla oluşturulmuş ne de anayasal bir meşruiyet sürecinden geçmiştir. Dolayısıyla şekli anlamda anayasa olarak kabul edilemez.

Sonuç olarak Sened-i İttifak, hukuken sözleşme anayasası niteliğindedir ve maddi anlamda anayasal özellikler taşımaktadır. Ancak şekli anlamda anayasa değildir. Bu yönüyle Osmanlı'da anayasal düşüncenin ilk izlerinden biri sayılmakla birlikte, modern anlamda anayasal bir belge olarak değerlendirilmesi sınırlıdır.

Dış bağlantılar

Kaynakça

  1. 1.Eroğul, Anatüzeye Giriş, op. cit., s.174.
  2. 2.Sina Akşin: Türkiye Tarihi, Cem yayınevi,İstanbul, 2009, vol 3 , p 95
  3. 3.Kemal Gözler (2004), Anayasa Hukukuna Giriş, Bursa: Ekin Kitabevi Yayınları, sy.3-12
  4. 4.Shaw J.S., Shaw E.K., (1994), Osmanlı İmparatorluğu ve Modern Türkiye: İkinci Cilt, İstanbul:E Yayınları.
  5. 5.Niyazi Berkes (1978), Türkiye’de Çağdaşlaşma, İstanbul: Doğu-Batı Yayınları.
  6. 6.İlber Ortaylı (1995), İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı, İstanbul: Hil Yayın, sy. 23
  7. 7."Sened-i İttifak ile Magna Carta'nın Karşılaştırılması" , Sina Akşin. dergiler.ankara.edu.tr
  8. 8.Yalçın Küçük (1990), Aydın Üzerine Tezler, Cilt 1, s. 261. İstanbul: Tekin Yayınevi.