Turkipedia
Menü

Osmanlı donanması

İçindekiler11
  1. Osmanlı öncesi dönem
  2. Kuruluş dönemi (1320-1416)
  3. Denizlere açılış (1320-1337)
  4. Avrupa'ya geçiş ve yerleşme (1346-1387)
  5. Gelibolu tersanesi, İstanbul kuşatmaları ve Ege'ye çıkış (1390-1416)
  6. Serpilme dönemi (1422-1495)
  7. Büyük Reisler dönemi ve zirve (1495-1587)
  8. Hint ve Kızıldeniz Seferleri
  9. Duraklama dönemi (1587-1682)
  10. Karadeniz'de mücadele (1614-1642)
  11. Girit Savaşı (1645-1669)
  12. Kadırgadan kalyona geçiş ve yeniden yükselme (1682-1770)
  13. Venedik, Almanya ve Rusya'yla savaşlar (1684-1739)
  14. Akdeniz'de asayiş ve derya muhafazası
  15. Çeşme'den Navarin'e (1770-1827)
  16. Osmanlı-Rus Savaşı (1768-1774) ve Çeşme Faciası
  17. Akdeniz'de asayiş, Karadeniz'de gerilim ve Osmanlı-Rus Savaşı (1787-1792)
  18. Buharlı ve zırhlı gemilere geçiş (1827-1878)
  19. Dağılma dönemi (1878-1918)
  20. Trablusgarp ve Balkan Savaşları
  21. Birleşik Krallık'ın sipariş edilen dretnotlara el koyması
  22. I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı donanması
  23. Mondros Ateşkes Anlaşması ve Osmanlı donanması
  24. Osmanlı Donanmasında sınıflar rütbeler ve üniformaları
  25. II. Mahmud dönemine kadarki sınıf rütbe ve üniformalar
  26. II. Mahmud dönemindeki sınıf rütbe ve üniforma değişiklikleri
  27. II. Abdülhamid dönemindeki rütbe ve üniforma değişiklikleri
  28. II. Meşrutiyet dönemindeki sınıf rütbe ve üniforma değişiklikleri
  29. Ayrıca bakınız
  30. Kaynakça

Osmanlı donanması (دونانمای همایون, Donanma-yı Humâyûn), Osmanlı Devleti'nin askerî deniz gücü. XIV. yüzyılda kuruldu.[1]TSK'nın resmi tarihçe sayfası.[2]Büyük Larousse (1986), Milliyet Yayınları, Cilt 17, s. 8946 - 8947 Osmanlı Devleti, 1323 yılında Karamürsel'i fethederek denize ulaştı, Kara Mürsel komutasında ilk donanma oluşturuldu ve Kocaeli'nde yapılan savaşlarda denizden destek sağlandı.[3]Karamürsel İlçesi Resmi tarihçe sayfası.[4]DZKK, Ünlü Türk Denizcileri. 1327 yılında Karamürsel'de ilk Osmanlı tersanesi kuruldu ve böylece deniz gücünün kurumsallaşma çalışmaları başladı.[1]TSK'nın resmi tarihçe sayfası. Osmanlı donanmasında hiyerarşik sisteme geçildi, ilk Derya Beyi (Donanma Komutanı), Kara Mürsel Bey oldu.[4]DZKK, Ünlü Türk Denizcileri. 1337 yılında Kocaeli ele geçirildi; böylece 1353 yılında gerçekleşecek olan Rumeli'ye geçişin önü açıldı.[1]TSK'nın resmi tarihçe sayfası. Bundan sonra donanmanın merkezi sırasıyla İzmit, Gelibolu ve son olarak da İstanbul oldu.[1]TSK'nın resmi tarihçe sayfası.[5]Büyük Larousse (1986), Milliyet Yayınları, Cilt VI, s. 3037 - 3041

İstanbul'un Fethi'nde II. Mehmed, donanmadan yararlandı.[5]Büyük Larousse (1986), Milliyet Yayınları, Cilt VI, s. 3037 - 3041 Karadeniz'de ve Akdeniz'de etkisi artan Osmanlı donanması, Mısır Seferi'nde Osmanlı kuvvetlerine lojistik destek sağladı.[1]TSK'nın resmi tarihçe sayfası.[5]Büyük Larousse (1986), Milliyet Yayınları, Cilt VI, s. 3037 - 3041 1538 yılında Preveze Deniz Muharebesi kazanıldı. Bundan sonra Cerbe Deniz Muharebesi de kazanıldı, Malta kuşatıldı ancak bir şey elde edilemedi. Osmanlı donanmasını büyütmek için birçok tersane kuruldu, ihtiyaç duyulan malzemeler Kocaeli'den, Biga'dan, Samsun'dan, Kastamonu'ndan ve Aydın'dan getiriliyordu.[2]Büyük Larousse (1986), Milliyet Yayınları, Cilt 17, s. 8946 - 8947[6]Osmanlı Denizciliğinde Gemi Kazaları ve Dalışlar, Şenay Özdemir. Kaptan-ı Deryalara gelenek olarak Cezayir beylerbeyliği verilirdi.[2]Büyük Larousse (1986), Milliyet Yayınları, Cilt 17, s. 8946 - 8947 Tersane-i Amire'nin bulunduğu Kasımpaşa'nın inzibat sorumlusu donanma idi. Gelibolu, Akdeniz adaları ve İzmir'in bazı yerleri Osmanlı kaptanlarına dirlik olarak verilirdi.[7]İlber Ortaylı ile Osmanlı Donanması, 03:00.

16. yüzyılda Hint Okyanusu'nda Portekiz Krallığı'na karşı Hadım Süleyman Paşa ve Pîrî Reis komutasında seferler düzenlendiyse de, Portekiz donanması üstün geldi ve Pîrî Reis idam edildi.[8]Pîrî Reis'in Hürmüz Seferi ve İdamı, Ertuğrul Önalp. İnebahtı Muharebesi'nden sonra ağır kayıplar veren Osmanlı donanması, kayıplarını telafi etmeyi başardı.[9]İnebahtı Savaşı ve Donanmanın Yeniden İnşası, İbrahim Etem Çakır. Osmanlı Devleti, duraklama döneminden itibaren deniz ticaretinde Avrupalı devletlerden geri kaldı.[5]Büyük Larousse (1986), Milliyet Yayınları, Cilt VI, s. 3037 - 3041 XVIII. yüzyılda Mezamorta Hüseyin Paşa'nın girişimleri ile donanmada reform yapıldı.[1]TSK'nın resmi tarihçe sayfası.[2]Büyük Larousse (1986), Milliyet Yayınları, Cilt 17, s. 8946 - 8947[10]Mezomorto lakabı, Venedikliler tarafından verilmiş bir lakaptır ve yarı ölü anlamına gelmektedir. Bazı kaynaklarda mezomorta ve mezemorto olarak da geçmektedir. Fakat denizlerde ciddi bir üstünlük sağlanamadı. 1773 yılında Cezayirli Gazi Hasan Paşa'nın Kaptan-ı derya olmasıyla Bahriye Mektebi açıldı, burada modern eğitim verilmeye başlandı ve 1776 yılında Tersane-i Amire'nin yakınlarında ikinci Bahriye Mektebi olarak Hendesehane-i Bahri açıldı.[11]Deniz Harp Okulu, Tarihçe Sayfası. 19. yüzyılda Osmanlı Devleti, Fransa'nın Mısır Seferi'nde Birleşik Krallık donanmasından yardım aldı. Bundan sonra III. Selim'in reformlarını devam ettiren II. Mahmud devrinde donanma, 1827 yılında Navarin'de imha edildi.[12]Sultan Abdülaziz'den I. Dünya Savaşı'na Osmanlı Donanması, Mehmet Beşirli. II. Mahmud döneminde Amerikalı mühendislerin yardımlarıyla reformlar devam etti, Osmanlı tersanelerine modern deniz sanayi girdi ve dönemin en büyük savaş gemisi ünvanını elinde tutan ''Mahmudiye'' de o dönemde denize indirildi. II. Mahmud'un ölümünden sonra bu mühendisler İstanbul'u terk etmek zorunda bırakıldı,[12]Sultan Abdülaziz'den I. Dünya Savaşı'na Osmanlı Donanması, Mehmet Beşirli. tahta çıkan Abdülmecid döneminde, 1840 yılında Bahriye meclisi kuruldu ve modern donanma çalışmaları devam etti. İlk denizcilik şirketi Şirket-i Hayriye de bu dönemde kurulmuştu. Abdülaziz döneminde ise, 1867 yılında Bahriye Nazırlığı kuruldu. Abdülaziz döneminde devam eden reformlar ile yabancı ülkelerden çok sayıda modern savaş gemisi satın alındı. 1878'den itibaren II. Abdülhamid'in güvensizliği sonucu donanma, Haliç'te terk edildi ve denize açılmadı.[5]Büyük Larousse (1986), Milliyet Yayınları, Cilt VI, s. 3037 - 3041[12]Sultan Abdülaziz'den I. Dünya Savaşı'na Osmanlı Donanması, Mehmet Beşirli. 1897 Osmanlı-Yunan Savaşı'nda Osmanlı donanması kendini gösteremedi, 1909 yılında Donanma Cemiyeti'nin çabaları ile modern donanma çalışmaları halkın bağışlarıyla devam etti.[1]TSK'nın resmi tarihçe sayfası.[5]Büyük Larousse (1986), Milliyet Yayınları, Cilt VI, s. 3037 - 3041 Bu cemiyetin çabaları ile çok sayıda modern savaş gemisi satın alındı, Alman subaylardan oluşan bir heyet ile reform çalışmaları canlandı. Trablusgarp Savaşı'nda ve Balkan Savaşları'nda Osmanlı donanması etkinlik gösterdi, fakat I. Dünya Savaşı'nda Ege Denizi'nde sınırlı faaliyet göstermek zorunda kalan donanma, Çanakkale Deniz Savaşları'nda başarılı oldu.[1]TSK'nın resmi tarihçe sayfası.[13]20. Yüzyıl Ansiklopedisi (1990), Tercüman Yayınları, s. 76 - 79 I. Dünya Savaşı'nın ardından donanma, Marmara Denizi'nde İtilaf kuvvetlerinin kontrolü altına girdi.[1]TSK'nın resmi tarihçe sayfası.

Osmanlı öncesi dönem

Anadolu Selçuklu Devleti sonrası Anadolu Beylikleri
Anadolu Selçuklu Devleti sonrası Anadolu BeylikleriLord Leatherface at tr.wikipedia — French translation by, übersetzung : Spartan 117 and Necrid Master and G CHP, CC BY-SA 3.0, Wikimedia Commons

1071 yılında yapılan Malazgirt Muharebesi'nden beri Anadolu'ya yerleşmekte olan Selçuklu Devleti, 1081 yılında Ege'ye ve Marmara'ya ulaşmıştı.[14]Selçuklular'ın Deniz Politikası, Hasan Geyikoğlu Bizanslılar'dan ve Cenevizliler'den öğrenilen tekniklerle ilk donanma çalışmalarına başlandı.[1]TSK'nın resmi tarihçe sayfası.[5]Büyük Larousse (1986), Milliyet Yayınları, Cilt VI, s. 3037 - 3041 Çaka Bey, İstanbul'da esir olduğu süreçte bu teknikleri öğrendi, III. Nikiforos'un ölümü üzerine tahta çıkan yeni Bizans imparatoru I. Aleksios, Çaka Bey'i serbest bıraktı ya da Çaka Bey kaçtı.[4]DZKK, Ünlü Türk Denizcileri. Bunun üzerine İzmir'de Çaka Beyliği kuruldu. Burada bilinen ilk Türk donanması kuruldu,[4]DZKK, Ünlü Türk Denizcileri.[15]Eski Türklerde Su ve Su Ulaşımı, Hatice Palaz Erdemir. 1089'da Midilli ve 1090'da Sakız ele geçirildi.[1]TSK'nın resmi tarihçe sayfası.[5]Büyük Larousse (1986), Milliyet Yayınları, Cilt VI, s. 3037 - 3041 İznik'te Ebülkasım, yeni bir donanma inşasına başladıysa da Bizans'ın müdahalesi ile gemiler yakıldı.[5]Büyük Larousse (1986), Milliyet Yayınları, Cilt VI, s. 3037 - 3041[14]Selçuklular'ın Deniz Politikası, Hasan Geyikoğlu Anadolu Selçuklu Devleti döneminde ticaret güvenliğini sağlamak için denizciliğe ağırlık verildi, 1207 yılında liman kenti olan Antalya ele geçirildi. Sinop'ta tersane kuruldu. I. İzzeddin Keykavus, 1214'te Kıbrıs Krallığı ve 1216'da Venedik ile ticaret anlaşması imzaladı. Mısır ile deniz ticareti vardı, bu döneme denk gelen Haçlı Seferleri Selçuklu ticaretini olumsuz etkiliyordu.[14]Selçuklular'ın Deniz Politikası, Hasan Geyikoğlu Antalya kaybedilince Selçuklular 1216'da şehri geri aldı. 1220'de tahta çıkan I. Alaeddin Keykubad, o dönemde Kalonoros olarak bilinen Alanya'yı fethetti ve Alaiye adını verdi.[14]Selçuklular'ın Deniz Politikası, Hasan Geyikoğlu Alanya'da tersane kuruldu, bu tersane ilk organize tersane olarak görülmektedir.[1]TSK'nın resmi tarihçe sayfası.[14]Selçuklular'ın Deniz Politikası, Hasan Geyikoğlu 1225 yılına kadar Alanya ile Silifke arasındaki birçok kıyı kalesi ele geçirildi.[14]Selçuklular'ın Deniz Politikası, Hasan Geyikoğlu Ayrıca Keykubad, 1224 yılında Hüsameddin Çoban komutasında bir Karadeniz donanması hazırlattı ve sefere çıkıldı, Kırım'ın Sudak kenti ele geçirildi.[5]Büyük Larousse (1986), Milliyet Yayınları, Cilt VI, s. 3037 - 3041[14]Selçuklular'ın Deniz Politikası, Hasan Geyikoğlu[16]Sudak tarihi, vatankirim.net. Sudak'taki Selçuklu hakimiyetinin ne kadar sürdüğü bilinmemekle beraber, 1239'da Moğol istilaları'na kadar Selçuklu hakimiyetinde kaldığı tahmin ediliyor.[14]Selçuklular'ın Deniz Politikası, Hasan Geyikoğlu Keykubad'ın ölümünden sonra tahta çıkan II. Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde Moğol istilaları başladı ve Kösedağ Muharebesi ile devlet zayıfladı, aralarında Sinop'un da bulunduğu birçok Karadeniz bölgesi Trabzon İmparatorluğu tarafından ele geçirildi ancak 1266'da Sinop geri alındı.[14]Selçuklular'ın Deniz Politikası, Hasan Geyikoğlu Kösedağ Muharebesi'nden itibaren Anadolu Selçuklu Devleti, Moğollara bağlı hale geldi.

Özellikle Batı Anadolu'da birçok uç beyliği kuruldu, bu beyliklerden bazıları denizcilikle ilgilendi.[1]TSK'nın resmi tarihçe sayfası. Denizci beyliklerden bazıları Karesioğulları, Aydınoğulları, Menteşeoğulları ve Saruhanoğulları idi.[1]TSK'nın resmi tarihçe sayfası.[5]Büyük Larousse (1986), Milliyet Yayınları, Cilt VI, s. 3037 - 3041 Bu beyliklere ait deniz kuvvetleri, Ege'de akınlar yaptı. Karesioğulları Beyliği, kurduğu tersanede gemiler inşa etmekte idi. Aydınoğlu Gazi Umur Bey, Ege Denizi'nde birçok başarı elde etti ve Çanakkale Boğazı ile Rodos arasında kesin bir hakimiyet kurdu.[1]TSK'nın resmi tarihçe sayfası.[4]DZKK, Ünlü Türk Denizcileri.[5]Büyük Larousse (1986), Milliyet Yayınları, Cilt VI, s. 3037 - 3041 XIV. yüzyılda Osmanlı Beyliği genişlemeye başladı, zamanla bu beylikler hakimiyet altına alındı ve Osmanlı donanmasının temelleri atıldı.[1]TSK'nın resmi tarihçe sayfası.[2]Büyük Larousse (1986), Milliyet Yayınları, Cilt 17, s. 8946 - 8947[5]Büyük Larousse (1986), Milliyet Yayınları, Cilt VI, s. 3037 - 3041

Kuruluş dönemi (1320-1416)

Denizlere açılış (1320-1337)

1480'lerde Osmanlı savaş gemisi (Konrad Grünenberg çizimi)
1480'lerde Osmanlı savaş gemisi (Konrad Grünenberg çizimi)Konrad Grünenberg, Kamu malı, Wikimedia Commons
Umur Bey
Umur BeyCobija, CC0, Wikimedia Commons

1256'dan beri Moğol İlhanlıların işgalindeki Anadolu'da bu baskıdan uzakta göreli özerk olarak Batı Anadolu'da kurulan uç beyliklerinden denizcilikle de iştigal eden Karesioğulları, Aydınoğulları, Menteşeoğulları ve Saruhanoğulları'nın[1]TSK'nın resmi tarihçe sayfası.[5]Büyük Larousse (1986), Milliyet Yayınları, Cilt VI, s. 3037 - 3041 aksine Osmanoğulları Beyliği'nin kurulduğu dönemde denize çıkışı yoktu. Bu süreç Orhan Bey'in önderliğinde 1320'lerin başında başladı ve hareket noktası Yenişehir olmak üzere Orhan Bey Gemlik Körfezi, Akça Koca İzmit Körfezi ve Konur Alp Karadeniz yönünde ilerlediler. Esas hedef bölgenin en büyük kenti Bursa'nın Doğu Roma İmparatorluğu'ndan alınması öncesinde bu kentin deniz bağlantılarını her yönden koparmaktı.[17]"Osmanlı Kara ve Deniz Kuvvetleri - Kuruluş Devri", Prof. Dr. Aydın Taneri, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara (1981), s.324 Bu çerçevede Osman Gazi; oğlu Orhan Bey'i Mudanya, Kara Timurtaş Paşa'yı da Gemlik üzerine gönderdi[18]"The Sultans of the Ottoman Empire", Raşit Gündoğdu, Rumuz Yayınları (2020), s.15 ve Osmanlıların ilk Kaptan-ı deryası Kara Mürsel Bey de filosuyla denizden Orhan Bey'e destek sağladı.[19]"Türk Silahlı Kuvvetleri Tarihi - Deniz Kısmı (1299-1452)", ATASE Yayınları, İstanbul (1964), s.37 Nitekim, Kara Mürsel Bey'in (bugün kendi adını taşıyan) Karamürsel kasabasında Karesi Beyliği'nden getirttiği işçilerle 1320 yılında inşa ettirdiği[1]TSK'nın resmi tarihçe sayfası. Karamürsel kayığı denilen süratli, uzun ve hafif tekneler denizden sevkiyat bağlamında kuşatmada büyük bir rol oynadı.[20]"Denizde Türkiye", Haydar Alpagut, İstanbul (1937), s. 186 ve 1321'de Mudanya'nın ele geçirilmesiyle Osmanlılar Marmara Denizi'ne açıldılar. Gemlik'in de ele geçirilmesiyle kuşatma altındaki Bursa çevresindeki abluka daha da sıkılaştırılmış oldu ve bu önemli Doğu Roma kenti 1326'da Osmanlıların eline geçti.[21]"The Oxford Encyclopaedia of Medieval Warfare and Military Technology", Clifford Rogers, Oxford University Press (2010), s. 261 1323 yılında ise Konur Alp'in Akçakoca'yı ele geçirmesiyle Osmanlılar ilk kez Karadeniz'e kıyıdaş oldular.

Osmanlıların ilk denizaşırı seferi ise 1324 yılında icra edildi ve İnönü Beyi Kara Ali Bey (diğer adıyla Emir Ali Bey) keza karamürsel kayığından oluşan hafif bir filoyla Kalolimnoz adasını ele geçirerek Osmanlılara Doğu Roma gemilerini gözetleme olanağı sağlayan bir üs kazandırdı (adanın ismi de Emir Ali Bey'e atıfla Emir Ali adası İmralı olarak adlandırıldı)[22]"1299–1520 Yılları Arası Osmanlı Denizciliği", Turgut Kılıç, Marmara Üniversitesi, s.5

1320 yılında Karamürsel'de kurulan ilk tersaneyi[2]Büyük Larousse (1986), Milliyet Yayınları, Cilt 17, s. 8946 - 8947 1337'de Doğu Roma'dan alınan İzmit ve 1345'te Karesioğulları'ndan alınan Edincik izledi ve Lala Şahin Paşa gemi inşa faaliyetleri açısından kaydadeğer bir rol üstlendi. Karesi topraklarının ilhakıyla Karabiga hariç Marmara Denizi'nin tüm güney kıyıları Osmanlıların eline geçti. Kuzeyde ise 1338 itibarıyla Şile-Üsküdar arası, Karadeniz Ereğli ve Amasra haricinde Doğu Roma toprağı kalmamıştı.[23]"Osmanlı İmparatorluğu'nun Tarihsel Coğrafyası", Donald Edgar Pitcher, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul (1999), s.66 Hatta, kuruluş aşamasındaki Osmanlı donanması Marmara Denizi'nde taarruz kabiliyetine ulaşmış ve 1337 yılında İzmit Kuşatması sırasında buraya yardım gelmesini engellemek amacıyla 36 gemiyle İstanbul'un güney kıyılarına (yağma amaçlı) çıkarma yapmıştı.[24]İslam Ansiklopedisi, "Orhan Gazi" maddesi, Türk Diyanet Vakfı, İstanbul (2007), c.33, s.378.

Avrupa'ya geçiş ve yerleşme (1346-1387)

Osmanlıların 1352 yılında Avrupa'ya geçişlerini ise tarihî bir dönüm noktası olarak nitelendirmek mümkündür. Bu dönemde Doğu Roma İmparatorluğu 1204 yılındaki IV. Haçlı Seferi'nden bu yana kudretli bir donanmaya hâkim değilken, Ege Denizi-Karadeniz hattında en önemli deniz güçleri Venedik ve Ceneviz ile 1310'dan beri Rodos'a hâkim olan Hospitalier Şövalyeleri idi. Karada ise Stefan Duşan önderliğinde Balkanların batısında geniş toprakları ele geçiren Sırp İmparatorluğu Drama'ya ulaşmış ve İstanbul'u tehdit eder hale gelmişti. Dolayısıyla 14. yüzyılda tüm mücadele ve ittifaklar bu Hristiyan güçler ile Osmanlı, Karesi, Aydın ve Saruhan beylikleri arasında şekilleniyordu. 1334 Eylül'ünde Edremit, 13 Mayıs 1344'te Halkidiki, Nisan 1347'de Gökçeada önlerindeki çarpışmalarda Haçlı filoları Türk filolarını (Karesi, Saruhan ve Aydın) yenilgiye uğratırken, özellikle Aydın Beyi Umur Bey Ege Denizi'nde büyük başarılar kazandı ve Doğu Roma'yla ittifak halinde Rumeli'de zaferlere ulaştı. Osmanlı denizcilerinin uzun yıllar "Umur Bey'in başı için" yemin etmeleri erken dönem Osmanlı donanmasında Aydınoğulları etkisine işaret etmektedir.[25]"Osmanlı Kara ve Deniz Kuvvetleri - Kuruluş Devri", Prof. Dr. Aydın Taneri, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara (1981), s.321 Başlangıçta sürekli savaş şeklindeki Osmanlı-Doğu Roma ilişkileri Orhan Gazi döneminde önce barışa, 1346 yılında ise ittifaka dönüştü. 1346 yılında (Bizans İç Savaşı sırasında) kurulan Osmanlı-Doğu Roma ittifakı çerçevesinde İmparator VI. İoannis'in kızı Theodora'yla Silivri'de evlenen Orhan Gazi buraya 30 gemiyle geldi.[24]İslam Ansiklopedisi, "Orhan Gazi" maddesi, Türk Diyanet Vakfı, İstanbul (2007), c.33, s.378. İttifak çerçevesinde Osmanlı savaşçıları Doğu Roma İmparatorluğu'nu Sırp tehdidine karşı korumak amacıyla 1348'de (muhtemelen Aydınoğulları gemileriyle) ve 1352'de Rumeli'ye geçti ve 1352 Ekim'inde Dimetoka Muharebesi'nda birleşik Sırp-Bulgar-Doğu Roma (asi) ordusunu büyük bir yenilgiye uğratarak Sırp tehlikesini Doğu Roma lehine bertaraf etti.[26]"The Late Medieval Balkans: A Critical Survey from the Late Twelfth Century to the Ottoman Conquest", John Van Antwerp Fine, Ann Arbor: University of Michigan Press (1994), s.325-326, ISBN 978-0-472-08260-5. Bu yardıma karşılık Doğu Roma İmparatorluğu'nun verdiği Çimpe Kalesi Osmanlıların Avrupa topraklarındaki ilk üssü ve köprübaşı oldu.[27]"Devlet-i Âliyye, Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar-I, Klasik Dönem (1302-1606): Siyasal, Kurumsal ve Ekonomik Gelişim", Halil İnalcık, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul (2009), s. 49-53. ISBN 978-9944-88-465-1 Süleyman Paşa'nın 2.000-3.000 kişiyle Kemer Limanı'ndan Kozludere'ye asker çıkararak Bolayır'ı, ardından 1354'te Gelibolu'nu ele geçirmesinin ardından, I. Murad'ın Lala Şahin Paşa'ya verdiği 1362 yılında fermanla Gelibolu Tersanesi'nin kurulması ve çektiri tarzı gemilerin inşasına başlanması[28]"Esfar-ı Bahriye-i Osmaniye", Mehmet Şükrü, İstanbul (1889), s.249 Osmanlıların Marmara Denizi'ne yerleşmelerinin en önemli aşamalarından birini teşkil etti. Gelibolu'da kurulan kışlada Pençik Kanunu çerçevesinde devşirilen Hristiyan çocukları yerleştirilerek bahriye azabları adıyla denizci askerler yetiştirilmeye başlandı.

Aynı dönemde, Osmanlı tarihindeki en önemli gelişmelerden birini de Ceneviz'le ittifak ilişkisinin kurulması teşkil etti. Ceneviz ile Venedik-Doğu Roma-Aragon İttifakı arasında başlayan ittifakı arasında 1350 yılında başlayan savaş sırasında Orhan Gazi Pera'yı savunmak için İstanbul Boğazı'na 60 kadırgalık büyük bir donanmayla gelen Amiral Peganino Doria'yla temasa geçti (12 Kasım 1351) ve 1352 yılında imzalanan (Osmanlıların ilk kapitülasyon anlaşmasını teşkil eden) ahidnâme uyarınca, Osmanlılar Üsküdar'dan (9 Türk gemisine ilaveten) Ceneviz gemileriyle Pera'ya 1.000 okçu geçirdiler (İstanbul'un Fethine kadar Osmanlı askerleri defalarca Ceneviz gemileriyle Avrupa yakasına taşındı). Osmanlılar Ceneviz donanmasına erzak sağlarken, un yüklemek üzere otuz kadırganın da Osmanlı karasularından geçmesine izin verdi.[29]"A propos de la bataille du Bosphore: I’Expédition génoise de Paganino Doria à Constantinople, 1351-1352”, Travaux et Mémoires", M. Balard, c.IV, Paris (1970), s. 431-469 Ceneviz donanmasının İstanbul Boğazı Muharebesi'nde Müttefik Donanmayı mağlup etmesinin (13 Şubat 1352) ardından, 6 Mayıs 1352'de Ceneviz ile Doğu Roma İmparatorluğu arasında imzalanan (Osmanlıların da dahil olduğu) antlaşmayla Pera'da Ceneviz hakimiyetinin devam ettiği İmparator VI. İoannis tarafından teyid edildi.

Osmanlıların gerek Trakya'ya yerleşmeleri gerek İstanbul Boğazı'nın karşısında tehdit unsuru olmaları (1354'ten beri eş imparator VI. İoannis olmaksızın ülkeyi idare eden) İmparator V. İoannis'i 1355'te Papa VI. Innocentius'tan bir Haçlı seferi için başvuruya yöneltti. Venedik gemileriyle taşınan Venedik, Ceneviz, İngiliz askerleri ve Rodos Şövalyelerinin 1359'da icra ettikleri Lapseki Çıkarması Osmanlıların kara kuvvetleri karşısında büyük bir yenilgiye uğradı. Osmanlılar üzerinde ikinci Haçlı Seferi ise 1366'da düzenlendi. Papa V. Urbanus'un teşvik ettiği ve Savoy Kontu VI. Amadeo'nun öncülük ettiği seferde Haçlı donanması 26 Ağustos 1366'da Gelibolu'yu işgal ederek 14 Haziran 1367'de Doğu Roma'ya teslim ettiyse de,[30]İslam Ansiklopedisi, "Murad I" maddesi, Türk Diyanet Vakfı, Ankara (2020), c.31, s.157. Andronikos'un 1376'da yeniden başlattığı ayaklanmayı destekleyen I. Murad aynı yıl imzalanan anlaşmayla bu desteğine karşılık Gelibolu'nun Osmanlılara iadesini sağladı. I. Murad 1366-1372 arasındaki Osmanlı-Bizans Savaşı sırasında da kendisi karadan Edincik Derya Beyi İl Tutan komutasındaki Osmanlı donanmasının (Osmanlı gemileri 1366'da Gelibolu'nun kaybı sorasında Edincik' sığınmışlardı[31]"Türk Silahlı Kuvvetleri Tarihi (1299-1452) - Deniz Kısmı", ATASE Yayınları, İstanbul (1964), s.40) denizden taarruzuyla Marmara'nın güneyindeki son Doğu Roma kalesi Karabiga'yı ele geçirmeyi başardı. Bu şekilde; Haçlıların tüm çabalarına rağmen Osmanlıların Marmara Denizi kıyılarının büyük bölümüne yerleşmeleri tamamlanmış oldu. Bununla birlikte, kuruluş aşamasındaki Osmanlı donanması dönemin büyük güçlerine karşı mücadele edebilecek düzeyde değildi.

1383 yılında ise Osmanlı filosu ilk kez Ege Denizi'ne çıktı. Azeb Bey komutasındaki donanma Kavala'yı denizden sıkıştırırken bu kentin Osmanlıların eline geçmesine yardımcı oldu.[32]İslam Ansiklopedisi, "Murad I" maddesi, Türk Diyanet Vakfı, Ankara (2020), c.31, s.160.

Gelibolu tersanesi, İstanbul kuşatmaları ve Ege'ye çıkış (1390-1416)

Niğbolu Muharebesi (1396) Haçlı ordusunun kılıç artıklarının Haçlı donanmasına ulaşma çabası
Niğbolu Muharebesi (1396) Haçlı ordusunun kılıç artıklarının Haçlı donanmasına ulaşma çabasıKnackfuß Hermann († 1915), Kamu malı, Wikimedia Commons

Gelibolu Tersanesi 1362'de kurulduktan sonra 1366'da Haçlı işgalinden sonra yıkıma uğramış, Gelibolu'nun 1376'da iadesinden sonra da bir süre atıl kalmaya devam etmişti. Yıldırım Beyazıt tarafından 1390'da yeniden kurulan tersane Osmanlı donanmasındaki yeni bir atılımı teşkil etti. Saruca Bey'in Gelibolu Muhafızı ve Sancakbeyi olarak tayininden sonra harap vaziyetteki hisarın yerine yeni bir kale inşa edildi. Liman da temizlenerek girişine iki savunma kulesi yapıldı ve üç sıra zincir çekildi, ayrıca kadırgaları alacak şekilde genişletildi. Karamürsel ve Edincik'teki tersaneler de buraya taşındı ve yeni bir gemi inşa/onarım havuzu inşa edildi. Bütün bu inşa faaliyetleri 1401'de tamamlanırken, sözkonusu dönemde Osmanlı donanması yaklaşık 60 küçük çektiriden oluşuyordu.[33]"Osmanlı Kara ve Deniz Kuvvetleri - Kuruluş Dönemi", Prof. Dr. Aydın Taneri, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara (1981), s.329

1390 yılındaki bir diğer önemli gelişme ise Yıldırım Beyazıt'ın Anadolu seferiyle Saruhan, Aydın, Menteşe ve Teke beyliklerini ilhak etmesiydi. Bu şekilde Osmanlı Devleti'nin kıyıları Edremit Körfezi'nden (Haçlıların elindeki İzmir hariç) Antalya Körfezi'ne kadar genişledi. 14. yüzyılın ikinci yarısında denizcilik faaliyetleri yavaşlayan Ege beyliklerinin denizcileri Osmanlı bayrağı altına girdilerse de, 1390 sonbaharında Sakız'a, 1391'de ise Eğriboz ve Attika kıyılarına yönelik akınlar haricinde Ege Denizi'nde kaydadeğer bir donanma faaliyeti gözlenmedi. İlhak edilen Anadolu beylerine kucak açan Candaroğulları Beyliği üzerine 1391 yılında açılan sefer çerçevesinde Osmanlıların bir filosu ilk kez Karadeniz'e çıkarak 1392'de Sinop'a hücum etti.[34]"Osmanlı İmparatorluğu'nun Tarihsel Coğrafyası", Donald Edgar Pitcher, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul (1999), s.87-88 1393 yılında ise Canik beyliklerinin Osmanlı egemenliğini kabul etmeleriyle Osmanlı kıyıları (Amasra hariç) Trabzon İmparatorluğu sınırlarına ulaştı.

Yıldırım Beyazıt'ın inşa ettirdiği Anadolu Hisarı
Yıldırım Beyazıt'ın inşa ettirdiği Anadolu HisarıJenny Bergensten, Kamu malı, Wikimedia Commons

Yıldırım Beyazıt'ın 1394-1396 arasındaki Konstantinopolis Kuşatması'nda Osmanlı donanması ilk kez faal rol oynadı.[35]"Kuruluş Dönemi Osmanlı Sultanları (1302-1481)", Halil İnalcık, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Araştırmaları Merkezi, İstanbul (2010), ISBN 9786055586065, s.114 Buna mukabil, Doğu Roma İmparatorluğu'nun Haçlı Seferi çağrısına uyan Venedik'in Tomasso Mocenigo komutasında 12 parçalık filosuna Fransa, Ceneviz, Rodos ve Kıbrıs gemilerinin de katılmasıyla 44 parçaya ulaşan Haçlı donanması 1396 yazında Marmara Denizi'ne girerken Gelibolu'daki Osmanlı donanması limana çekilerek savunma pozisyonu almakla yetindi. Karadeniz'e çıkan Haçlı donanması Tuna deltası önüne demirledi ve Niğbolu Muharebesi'nde (28 Eylül 1396) Osmanlı ordusu önünde büyük bir yenilgiye uğrayan Haçlı ordusunun kılıç artıklarını toplayarak Ege Denizi'ne geri döndü. Osmanlı donanması bu Haçlı donanmasının bölgeden ayrılmasının ardından Ege Denizi'nde bazı akın faaliyetleri yürütürken, Osmanlı ordusunun Tesalya ve Argos'u ele geçirmesiyle Osmanlı kıyıları Ege'nin batı kıyılarına genişledi (1394-1398).

Yıldırım Beyazıt'ın 1397'de Konstantinopolis'i tekrar kuşattığında 60 parçalık Osmanlı donanması da 1399'dan itibaren ablukaya katıldı. Doğu Roma İmparatorluğu'nun Haçlı Seferi çağrısına uyan 14 gemilik Fransız-Ceneviz donanması yardıma geldiyse de, Boucciaut komutasındaki Fransız filosu Gelibolu önlerinde yenilgiye uğrayarak Bozcaada'ya çekildi. Osmanlıların denizdeki bu ilk başarısının ardından Venedik ve Rodos gemilerinin gelişiyle toparlanan Haçlı donanması yeniden taarruza geçip Osmanlı donanmasını İzmit'e çekilmeye mecbur ederek Konstantinopolis'e yardım ulaştırmayı başardı.

Ankara Muharebesi'nde (1402) Osmanlıların yenilgisi Osmanlı donanması için de bir darbe oldu. Süleyman Çelebi 1403 yılında Doğu Roma İmparatorluğu ve müttefikleriyle imzaladığı Gelibolu Antlaşması'yla Osmanlı donanmasının Ege Denizi'ne çıkmaması ve İstanbul Boğazı'na girmemesi koşullarını kabul etti.[36]"The Byzantine–Turkish Treaty of 1403", George T. Dennis, Orientalia Christiana Periodica (1967), s.79-81 Osmanlılar ayrıca Anadolu beyliklerinin yeniden bağımsızlıklarını kazanmasıyla Yıldırım Beyazıt döneminde ele geçirdikleri Ege ve Karadeniz kıyılarının bir bölümünü de kaybetmişlerdi.

Serpilme dönemi (1422-1495)

II. Murad döneminde ise, Osmanlı donanması Venedik'e üstünlük sağladı.[37]Özdek, Cilt III, s. 391 - 392 1430'da Selanik kuşatma altında iken Venedik donanması Çanakkale önlerine geldi, yapılan deniz muharebesini Osmanlı donanması kazandı ve bundan sonra Selanik ele geçirildi.[37]Özdek, Cilt III, s. 391 - 392

1451 yılında tahta geçen II. Mehmed, İstanbul'un Fethi için hazırlıklara başladı. Bu hazırlıklarda Osmanlı donanması güçlendirildi.[38]İstanbul'un Fethi Hazırlıkları, Türk Tarih Kurumu. Yüz elli parçadan oluşan (Bazı Rum tarihçilere göre dört yüzden fazla) bir Osmanlı donanması hazırlanmıştı.[38]İstanbul'un Fethi Hazırlıkları, Türk Tarih Kurumu. Fatih, kuşatmada donanmadan yararlandı.[5]Büyük Larousse (1986), Milliyet Yayınları, Cilt VI, s. 3037 - 3041[39]Özdek, Cilt III, s. 409 - 412 21 Nisan'ı 22 Nisan'a bağlayan gece, birkaç Osmanlı gemisi karadan yürütülerek Haliç'e indirildi.[40]Özdek, Cilt III, s. 412 - 413[41]İki Çağın Hükümdarı (2010), Murat Duman, s. 74 - 79, ISBN 9786050052466. İstanbul fethedildikten sonra II. Mehmed, 1455 yılında Tersane-i Amire'yi kurdu ve Osmanlı donanmasının yeni merkezi İstanbul oldu.[1]TSK'nın resmi tarihçe sayfası.[42]Haliç Tersanesi.

1499-1503 Osmanlı-Venedik Savaşı (Sapienza Muharebesi)
1499-1503 Osmanlı-Venedik Savaşı (Sapienza Muharebesi)Abdullah Yamani at Arapça Vikipedi, Kamu malı, Wikimedia Commons

Yükselme dönemine girildiğinde Osmanlı Devleti'nin birden fazla tersanesi bulunuyordu. II. Mehmed döneminde denizlerde birçok sefer yapıldı, Trabzon, Amasra alındı, 1463'te 16 yıl sürecek Osmanlı-Venedik Savaşı başladı. Gelibolu'da yapılan gemiler ile Ege'de birkaç bölge ve Gedik Ahmet Paşa komutasında Karadeniz'in kuzeyi kontrol altına alındı.[5]Büyük Larousse (1986), Milliyet Yayınları, Cilt VI, s. 3037 - 3041[43]Özdek, Cilt III, s. 425 1479'da Osmanlı donanması, İyonya Denizi'ndeki birçok adayı ele geçirdi. 1480 yılında Otranto, Gedik Ahmet Paşa komutasındaki donanma tarafından zaptedildi, bu adanın zaptedilmesindeki amacın Venedik'i Adriyatik'e hapsetmek olduğu tahmin edilmektedir.[5]Büyük Larousse (1986), Milliyet Yayınları, Cilt VI, s. 3037 - 3041[44]Özdek, Cilt III, s. 443 Fakat Cem Sultan sorunu sebebiyle Otranto unutuldu.[45]İlber Ortaylı, Milliyet Gazetesi köşe yazısı.

Büyük Reisler dönemi ve zirve (1495-1587)

II. Bayezid döneminde Osmanlı donanması gelişimini sürdürdü,[5]Büyük Larousse (1986), Milliyet Yayınları, Cilt VI, s. 3037 - 3041 Endülüs'teki Müslümanlara verilen destek için Kemal Reis komutasındaki Osmanlı donanması Akdeniz'in batısına açıldı ve İspanyol donanmasına üstünlük sağladı.[46]Özdek, Cilt III, s. 451 1499 yılında Venedik ile başlayan savaş, Osmanlı üstünlüğü ile sona erdi.[47]Özdek, Cilt III, s. 452 - 454 1512 yılında Osmanlı tahtına I. Selim geçti, Memluk Devleti ile olan savaşlarında donanmadan lojistik destek aldı.[1]TSK'nın resmi tarihçe sayfası.[5]Büyük Larousse (1986), Milliyet Yayınları, Cilt VI, s. 3037 - 3041[48]Özdek, Cilt III, s. 504 - 505 Mısır'ın fethi ile Baharat yolu'nun Akdeniz çıkış noktası tam kontrol altına alındı. 1513 yılında Pîrî Reis, çizdiği dünya haritasını padişaha sundu.[1]TSK'nın resmi tarihçe sayfası.[4]DZKK, Ünlü Türk Denizcileri. I. Selim, Mısır'ın ve Suriye'nin fethinden sonra eldeki tersanelerin yetersiz olduğunu düşünerek Tersane-i Amire'yi büyüttü, aynı anda 130 adet gemi yapabilecek bir kapasiteye erişti.[2]Büyük Larousse (1986), Milliyet Yayınları, Cilt 17, s. 8946 - 8947 Ardından Süveyş'te, Rusçuk'ta, Birecik'te tersaneler kuruldu, nehirler üzerinde kurulan tersaneler ince donanma inşa etmekte idi.[2]Büyük Larousse (1986), Milliyet Yayınları, Cilt 17, s. 8946 - 8947 Bu arada Barbaros Hayreddin Paşa, Osmanlı idaresine katılmıştı ve bu da Osmanlı denizciliğini olumlu etkiledi.[1]TSK'nın resmi tarihçe sayfası.[4]DZKK, Ünlü Türk Denizcileri.[5]Büyük Larousse (1986), Milliyet Yayınları, Cilt VI, s. 3037 - 3041[49]Barbaros Hayreddin'in Detaylı Hayatı, Ottoman Navy.[50]Özdek, Cilt III, s. 507 1520 yılında I. Selim öldü ve tahta I. Süleyman geçti, Belgrad'ın ele geçirilmesi için kara ordusunda hazırlıklar yapılırken, Tuna Nehri'nde ince donanma toplanmakta idi.[51]Özdek, Cilt III, s. 513 Sonuç olarak şehir ele geçirildi. Aynı yıl Pîrî Reis, Kitâb-ı Bahriye adındaki kitabı hazırlamıştı.[4]DZKK, Ünlü Türk Denizcileri.[52]Pîrî Reis and the Book of Sea Lore (Kitab-i Bahriye), Muslim Heritage (İngilizce) Kitapta Akdeniz'in birçok detaylı haritası bulunmaktadır. 1522 yılında Rodos adası kuşatıldı, kuşatmaya Kurdoğlu Muslihiddin Reis komutasındaki 400 gemiden oluşan Osmanlı donanması destek verdi, ada ele geçirildi.[53]L. Kinross, The Ottoman Centuries: The Rise and Fall of the Turkish Empire, s. 176[54]Özdek, Cilt III, s. 513 - 514 1528 yılında Pîrî Reis, çizdiği ikinci dünya haritasını padişaha verdi.[4]DZKK, Ünlü Türk Denizcileri. 1533/34 yılında Barbaros Hayreddin Paşa, İstanbul'a geldi ve kaptan-ı derya ilan edildi, Osmanlı donanması daha da güçlendirildi.[1]TSK'nın resmi tarihçe sayfası.[49]Barbaros Hayreddin'in Detaylı Hayatı, Ottoman Navy. 1538 yılında Barbaros, Andrea Doria komutasındaki sayıca çok üstün haçlı donanması ile Preveze açıklarına karşılaştı ve haçlı donanmasını yendi, hiç gemi kaybı olmayan Osmanlı donanması, çok sayıda haçlı savaş gemisini batırdı.[1]TSK'nın resmi tarihçe sayfası.[4]DZKK, Ünlü Türk Denizcileri.[49]Barbaros Hayreddin'in Detaylı Hayatı, Ottoman Navy.[55]Barbarossa, Corsari nel Mediterraneo (İtalyanca)[56]Özdek, Cilt III, s. 530 - 531 Osmanlı donanmasının bu büyük zaferinden sonra Osmanlı Devleti, Akdeniz'in hakim gücü olarak görülmeye başlandı.[1]TSK'nın resmi tarihçe sayfası.[49]Barbaros Hayreddin'in Detaylı Hayatı, Ottoman Navy.[56]Özdek, Cilt III, s. 530 - 531[57]TSK'nın Preveze Zaferi adlı sayfası.

Osmanlı Donanması 1543'te Toulon limanında. Matrakçı Nasuh'un minyatürü.
Osmanlı Donanması 1543'te Toulon limanında. Matrakçı Nasuh'un minyatürü.Matrakçı Nasuh, Kamu malı, Wikimedia Commons
Trablus Kuşatması
Trablus KuşatmasıYazarı bilinmiyor, Kamu malı, Wikimedia Commons

1543 yılında Fransa'nın yardım talebi üzerine Barbaros Hayreddin komutasında 100 ilâ 160 arasında savaş gemisinden oluştuğu tahmin edilen donanma sefere çıktı.[1]TSK'nın resmi tarihçe sayfası.[49]Barbaros Hayreddin'in Detaylı Hayatı, Ottoman Navy.[58]Özdek, Cilt III, s. 540 - 541[59]Türk - Fransız Diplomasi Münasebetlerinin İlk Devresi, İsmail Soysal. Osmanlı askerleri Fransızlar tarafından törenle karşılandı ve 20 Ağustos 1543 tarihinde Nice ele geçirildi.[49]Barbaros Hayreddin'in Detaylı Hayatı, Ottoman Navy.[60]Özdek, Cilt III, s. 540 -541[59]Türk - Fransız Diplomasi Münasebetlerinin İlk Devresi, İsmail Soysal. Fransız - Osmanlı askeri iş birliğinde Barbaros, Fransız donanmasının eksiklerinden çok defa sitem ediyordu, barut fıçıları zannettiği fıçılar aslında şarapla dolu idi.[58]Özdek, Cilt III, s. 540 - 541[59]Türk - Fransız Diplomasi Münasebetlerinin İlk Devresi, İsmail Soysal. Toulon limanı geçici süreliğine Barbaros'un emrine verildi; bölgedeki kiliseler camiye çevrildi, Osmanlı parası geçerli kılındı ve Osmanlı askerlerinin ikâmeti sağlandı.[49]Barbaros Hayreddin'in Detaylı Hayatı, Ottoman Navy.[59]Türk - Fransız Diplomasi Münasebetlerinin İlk Devresi, İsmail Soysal.[61]Crowley, s. 74[62]The Rise and Fall of Renaissance France 1483 - 1610, R. J. Knecht, s. 181. 1544 yılında I. François, V. Karl ile barış yaptı ve Osmanlı deniz desteğine ihtiyaç kalmadı, 1546 yılında Barbaros Hayreddin öldü.[1]TSK'nın resmi tarihçe sayfası.[4]DZKK, Ünlü Türk Denizcileri.[49]Barbaros Hayreddin'in Detaylı Hayatı, Ottoman Navy.[59]Türk - Fransız Diplomasi Münasebetlerinin İlk Devresi, İsmail Soysal. Barbaros'un ölümünden sonra Fransız - Osmanlı yardımlaşması devam etti.[59]Türk - Fransız Diplomasi Münasebetlerinin İlk Devresi, İsmail Soysal. Fas ile Mostaganem Muharebesi'ne kadar devam edecek çatışmalar başladı, Cezayir'de Fas saldırıları püskürtüldü.[63]Özdek, Cilt III, s. 546 - 547[64]Mostaganem Savaşı, Tarihtekiler. Barbaros sonrası dönemde Turgut Reis ile Piyale Paşa, Balear Adaları'na saldırılarda bulundu ve Korsika ile beraber Trablusgarp kıyıları ele geçirildi.[4]DZKK, Ünlü Türk Denizcileri.[63]Özdek, Cilt III, s. 546 - 547[65]Akıncı, s. 93 - 97 1560 yılında Kuzey Afrika'da Habsburg hakimiyetini pekiştirmek için,[63]Özdek, Cilt III, s. 546 - 547[66]Akıncı, s. 99 - 100 çok sayıda savaş gemisinden oluşan bir haçlı donanması oluşturuldu.[63]Özdek, Cilt III, s. 546 - 547[67]Akıncı, s. 100 - 136[68]1560 Cerbe Deniz Zaferi ve Cerbe Kalesi'nin Fethi, Ertuğrul Önalp. Haçlı donanması Cerbe Adası'nı ablukaya aldı ve kale ele geçirildi, fakat Piyale Paşa beklenenden oldukça erken geldi ve 9 Mayıs 1560 tarihinde muharebe başladı.[67]Akıncı, s. 100 - 136[68]1560 Cerbe Deniz Zaferi ve Cerbe Kalesi'nin Fethi, Ertuğrul Önalp.[69]Özdek, Cilt III, s. 546 - 549 Muharebede Haçlı donanması hisar ile Osmanlı donanması arasında düzen almıştı, Osmanlı donanmasının düzeni ise yarım ay şeklinde idi.[67]Akıncı, s. 100 - 136[68]1560 Cerbe Deniz Zaferi ve Cerbe Kalesi'nin Fethi, Ertuğrul Önalp.[69]Özdek, Cilt III, s. 546 - 549 Osmanlı donanması Haçlı savaş düzenini parçalamayı başardı, deniz muharebesi sürerken Haçlı donanması komutanı Giovanni Andrea Doria kaçtı; Osmanlı donanması galip geldi ve Temmuz ayında Cerbe kalesi de ele geçirildi.[1]TSK'nın resmi tarihçe sayfası.[67]Akıncı, s. 100 - 136[68]1560 Cerbe Deniz Zaferi ve Cerbe Kalesi'nin Fethi, Ertuğrul Önalp.[69]Özdek, Cilt III, s. 546 - 549 Kalenin fethinden sonra İspanyol komutan Don Alvaro de Sande esir alındı.[68]1560 Cerbe Deniz Zaferi ve Cerbe Kalesi'nin Fethi, Ertuğrul Önalp. 26 veya 27 Eylül 1560 tarihinde Osmanlı donanması İstanbul'a geldi ve sevinç gösterileriyle karşılandı.[68]1560 Cerbe Deniz Zaferi ve Cerbe Kalesi'nin Fethi, Ertuğrul Önalp.[69]Özdek, Cilt III, s. 546 - 549

Malta Kuşatması'na katılan Osmanlı donanması
Malta Kuşatması'na katılan Osmanlı donanmasıMatteo Perez d'Aleccio, Kamu malı, Wikimedia Commons
İnebahtı Deniz Muharebesi
İnebahtı Deniz MuharebesiUnidentified painter, Kamu malı, Wikimedia Commons

I. Süleyman saltanatının son zamanlarında, 1565 yılında Malta'ya Osmanlı deniz taarruzu başladı.[2]Büyük Larousse (1986), Milliyet Yayınları, Cilt 17, s. 8946 - 8947[70]Malta Kuşatması, Deniz Harp Okulu.[71]The Maltese Cross:A Strategic History of Malta, Dennis Angello Castillo, s. 55 - 77 (İngilizce)[72]Özdek, Cilt III, s. 549 29 Mart 1565'te yaklaşık 180 parçadan oluşan Osmanlı donanması cephane yüklemelerini tamamladı ve denize açıldı.[70]Malta Kuşatması, Deniz Harp Okulu. Osmanlı donanması Malta'ya ulaştığında adada Avrupa'nın farklı yerlerinden gelmiş askerler ve şövalyeler bulunuyordu.[70]Malta Kuşatması, Deniz Harp Okulu.[72]Özdek, Cilt III, s. 549 Karaya asker çıkarıldı ve kuşatma başladı, fakat bir şarapnel parçası Turgut Reis'i başından yaraladı ve Turgut Reis öldü.[70]Malta Kuşatması, Deniz Harp Okulu.[71]The Maltese Cross:A Strategic History of Malta, Dennis Angello Castillo, s. 55 - 77 (İngilizce)[72]Özdek, Cilt III, s. 549 Saint Elmo kalesi ele geçirildiyse de diğer büyük kaleler ele geçirilemedi (St. Michaeld ve St. Anj kaleleri), bu arada Sicilya Krallığı - Napoli Krallığı ve Papalık Devleti bir donanma oluşturup yardıma yollamıştı, Eylül ayında Osmanlı donanması askerlerini toplayarak geri çekildi ve kuşatma böylece başarısızlıkla sonuçlandı.[2]Büyük Larousse (1986), Milliyet Yayınları, Cilt 17, s. 8946 - 8947[5]Büyük Larousse (1986), Milliyet Yayınları, Cilt VI, s. 3037 - 3041[70]Malta Kuşatması, Deniz Harp Okulu.[71]The Maltese Cross:A Strategic History of Malta, Dennis Angello Castillo, s. 55 - 77 (İngilizce)[72]Özdek, Cilt III, s. 549 Osmanlılar 30.000 kadar asker kaybederken, Malta ve müttefikleri ise yaklaşık 7.000 kayıp vermişti.[71]The Maltese Cross:A Strategic History of Malta, Dennis Angello Castillo, s. 55 - 77 (İngilizce) Malta yenilgisinin ardından 1566 yılında Ceneviz kontrolündeki Sakız Adası, Piyale Paşa tarafından kan dökülmeden zaptedildi ve böylece Ege Denizi'ndeki Ceneviz varlığı sona erdi.[2]Büyük Larousse (1986), Milliyet Yayınları, Cilt 17, s. 8946 - 8947 Yeni padişah II. Selim, önceki padişahlara nazaran zayıf ve silik bir padişah idi.[2]Büyük Larousse (1986), Milliyet Yayınları, Cilt 17, s. 8946 - 8947[73]Özdek, Cilt III, s. 554 Venediklilerin korsanlık yapması üzerine 1570 yılında Osmanlı donanması hazırlıklarını tamamlayarak Kıbrıs'ı ele geçirdi.[74]Özdek, Cilt III, s. 557 - 560 Kıbrıs'tan sonra Osmanlı donanması hezimete uğradı, İnebahtı Deniz Muharebesi'nde Osmanlı donanması ile Haçlı donanması karşı karşıya geldi ve çok sayıda kayıp verildi.[9]İnebahtı Savaşı ve Donanmanın Yeniden İnşası, İbrahim Etem Çakır.[75]Özdek, Cilt III, s. 561 - 562 Muharebeyi hangi tarafın kazandığı hakkında şüpheler vardır.[9]İnebahtı Savaşı ve Donanmanın Yeniden İnşası, İbrahim Etem Çakır.[76]İlber Ortaylı ile Osmanlı Donanması, 05:45 - 07:50.[77]Özdek, Cilt III, s. 562 Osmanlı Devleti, bu kayıpları telafi edebildi ve Osmanlı donanması yeniden denizlere açıldı, fakat İnebahtı'daki asker kayıpları ciddi bir eksiklik teşkil etti.[1]TSK'nın resmi tarihçe sayfası.[2]Büyük Larousse (1986), Milliyet Yayınları, Cilt 17, s. 8946 - 8947[9]İnebahtı Savaşı ve Donanmanın Yeniden İnşası, İbrahim Etem Çakır.[77]Özdek, Cilt III, s. 562 1574 yılında Tunus, Kaptan-ı Derya Kılıç Ali Paşa tarafından ele geçirildi ve Akdeniz'deki Osmanlı kontrolü güçlendi.[2]Büyük Larousse (1986), Milliyet Yayınları, Cilt 17, s. 8946 - 8947[77]Özdek, Cilt III, s. 562 Sokollu Mehmed Paşa'nın çabalarına rağmen Don-Volga Kanal Projesi başarısız oldu, bu da Osmanlı donanmasının Rusya içlerine kadar müdahale edebilmesini engelledi.[2]Büyük Larousse (1986), Milliyet Yayınları, Cilt 17, s. 8946 - 8947[78]Halil İnalcık, Osmanlı-Rus Rekabetinin Menşei ve Don-Volga Kanalı Teşebbüsü (1569) (1948), Belleten Cilt XI, s. 349 - 402 Kaptan-ı Derya Kılıç Ali Paşa'nın 1587'deki ölümüne kadar Akdeniz'deki Osmanlı kontrolü güçlükle de olsa devam edebildi.[1]TSK'nın resmi tarihçe sayfası.[5]Büyük Larousse (1986), Milliyet Yayınları, Cilt VI, s. 3037 - 3041 Bu arada dünya deniz ticareti okyanuslarda ağırlık kazandı ve Osmanlı bütçesi açık verdi.[2]Büyük Larousse (1986), Milliyet Yayınları, Cilt 17, s. 8946 - 8947 Rus Çarlığı, Hazar Gölü'ne kadar gelmişti ve bu sebeple orada da Osmanlı donanması kuruldu.[79]Özdek, Cilt III, s. 566 - 567

Hint ve Kızıldeniz Seferleri

Hint seferinde Osmanlı donanması
Hint seferinde Osmanlı donanmasıMatrakçı Nasuh, 16th century, Kamu malı, Wikimedia Commons

1515 yılında Portekiz Krallığı, Hürmüz Adası'nı ele geçirdi ve Müslümanların ticaret gemilerine karşı korsanlık yapmaya başladı.[8]Pîrî Reis'in Hürmüz Seferi ve İdamı, Ertuğrul Önalp.[80]Özdek, Cilt III, s. 538 Portekizliler, Hicaz'ı tehdit etmekteydi; 1517 yılında Selman Reis komutasında Cidde kenti savunuldu.[81]Hadım Süleyman Paşa'nın 1538 yılındaki Hindistan Seferi , Ertuğrul Önalp. Hadım Süleyman Paşa, Aden'in ve Yemen'in ilhak edilerek Portekiz tehlikesinin savuşturulabileceğini bildirdi ve kuvvetli bir donanmanın hazırlanması için I. Süleyman'dan izin aldı.[81]Hadım Süleyman Paşa'nın 1538 yılındaki Hindistan Seferi , Ertuğrul Önalp. Bölgenin önceki hakimi Memluk Devleti, ormanların yokluğu sebebiyle kuvvetli bir donanma kuramamıştı. Ancak Osmanlı Devleti'nin özellikle Anadolu'da geniş ormanları vardı, buradan getirilecek kereste ile Süveyş'te bir donanmanın kurulması emredildi. 1525 yılında Süveyş'te bir deniz üssü kuruldu ve 1530 - 31 arasında 60 adet geminin getirdiği malzemeler ile yaklaşık 80 gemiden oluşan bir donanma oluşturuldu.[1]TSK'nın resmi tarihçe sayfası.[8]Pîrî Reis'in Hürmüz Seferi ve İdamı, Ertuğrul Önalp.[80]Özdek, Cilt III, s. 538[81]Hadım Süleyman Paşa'nın 1538 yılındaki Hindistan Seferi , Ertuğrul Önalp. Bu arada Hadım Süleyman Paşa, Safevi Devleti'ne karşı savaşmak üzere doğuya gitmişti. 1536 yılında Gucerat Sultanlığı'ndan üç gemilik bir elçi filosu geldi, değerli eşyalar getiren elçiler, Portekiz'e karşı Osmanlı Devleti'nden yardım istedi.[81]Hadım Süleyman Paşa'nın 1538 yılındaki Hindistan Seferi , Ertuğrul Önalp. Yeni gemiler inşa edildi ve donanmanın eksikleri giderildi; donanmada 800 Hristiyan asker mevcut idi. 13 Haziran 1538 tarihinde 20.000 asker ile sefere çıkıldı. Süleyman Paşa'nın donanması 85 adet gemiden oluşuyordu. Bu arada Portekizlilerin istihbarat için gönderdiği iki gemi ele geçirilmişti. Yine de Portekiz Krallığı, Osmanlı donanmasının planını öğrenmişti ve Hint Okyanusu'nda önlemler almışlardı.[81]Hadım Süleyman Paşa'nın 1538 yılındaki Hindistan Seferi , Ertuğrul Önalp. Hadım Süleyman Paşa, 3 Ağustos'ta Aden önlerine geldi ve kent zaptedildi.[80]Özdek, Cilt III, s. 538[81]Hadım Süleyman Paşa'nın 1538 yılındaki Hindistan Seferi , Ertuğrul Önalp. Selman Reis'in eski kölesi Hoca Sefer artık bir vali idi, Hoca Sefer, Hindistan'da müttefikler buldu ve Diu kalesi kuşatıldı. Fakat Hoca Sefer yaralandı, bu arada Osmanlı donanması savaş düzeninde yaklaşmakta idi ve durumu Portekizliler öğrendi.[81]Hadım Süleyman Paşa'nın 1538 yılındaki Hindistan Seferi , Ertuğrul Önalp. 4 Eylül 1538 tarihinde donanma, Diu önlerine demirledi. 4 Eylül'e kadar birçok gemi fırtınalar sebebiyle kaybolmuş ve donanma güç kaybetmişti. Süleyman Paşa, kaleyi 700 askerin savunduğunu öğrendi; bunun üzerine herhangi bir deniz savaşı yapılmadan kaleye taarruz edilmesi kararlaştırıldı. Bir Portekiz gemisi limandan ayrıldı, Osmanlı gemileri yetişemedi ve gemi Goa'ya giderek Osmanlı donanmasının geldiğini haber verdi. Diu kıyılarına 700 yeniçeri çıkarıldı, yeniçerilerin bölge halkına olan disiplinsiz davranışları neticesinde Hint müttefikler Osmanlı kuvvetlerinin yanından ayrıldı.[81]Hadım Süleyman Paşa'nın 1538 yılındaki Hindistan Seferi , Ertuğrul Önalp. Olayın tanıklarına göre yeniçeriler, kendilerini sevinçle karşılayan Hintlerin evlerini yağmalamış ve kadınlara tecavüz etmişti; Hint müttefik ordusunun komutanı Ali Can, askerlerin gözü önünde sakalları çekilerek küçük düşürülmüştü. Ali Can, tüm Hint ordularını Osmanlı ordusunun yanından geri çekti ve Osmanlı ordusuna yiyecek yardımı kesildi. Diğer Hint hükümdarlıkları da yardım etmedi. Bölgede yalnız kalan Osmanlı ordusu, 10 Eylül'de taarruza geçti. Hoca Sefer, iki gemiyi birbirine sabitleyerek üzerine bir kule inşa ettirdi. Kulenin içi barut doluydu, plana göre gemiler kıyıya yanaşacak ve bu kule ile Portekiz kalesi tahrip olacaktı. Fakat Portekizliler bu kuleyi gece karanlığında yaktı.[81]Hadım Süleyman Paşa'nın 1538 yılındaki Hindistan Seferi , Ertuğrul Önalp. Yapılan taarruzlara rağmen kale düşmedi, 2 Kasım'da askerler gemilere geri döndü ve yaralılar karada terk edildi; kuşatma sona erdi. Hoca Sefer'in birlikleri de bundan dört gün sonra geri çekildi ve savaş fiilen sona erdi.[81]Hadım Süleyman Paşa'nın 1538 yılındaki Hindistan Seferi , Ertuğrul Önalp.[82]European Warfare 1494 - 1660, Jeremy Black, s.60. Görüş ayrılıkları sebebiyle Portekiz donanması taarruz etmedi ve bir deniz savaşı yaşanmadı. Dönüş yolunda beş Osmanlı gemisi battı, Portekizli esirler öldürüldü.[81]Hadım Süleyman Paşa'nın 1538 yılındaki Hindistan Seferi , Ertuğrul Önalp. 1547 yılında Süveyş donanmasının başına Pîrî Reis atandı, Aden, Ali bin Süleyman el Tavlaki adındaki Arap şeyhin isyanı sonucu elden çıkmıştı.[8]Pîrî Reis'in Hürmüz Seferi ve İdamı, Ertuğrul Önalp. 29 Ekim 1547 tarihinde Pîrî Reis, donanması ile Aden'de kontrolü sağlamak üzere denize açıldı; kale denizden donanma ile, karadan da sancakbeyi Kasım tarafından kuşatıldı.[8]Pîrî Reis'in Hürmüz Seferi ve İdamı, Ertuğrul Önalp. Yakınlarda bulunan Portekiz gemileri kaçtı, kuşatma sonucunda kale ele geçirildi.[8]Pîrî Reis'in Hürmüz Seferi ve İdamı, Ertuğrul Önalp. I. Süleyman, Pîrî Reis'in Portekizliler fark etmeden Basra'ya geçmesini, orada donanmasına asker ve gemi takviyesi yaparak Hürmüz adasını fethetmesini emretti.[8]Pîrî Reis'in Hürmüz Seferi ve İdamı, Ertuğrul Önalp. Fakat Pîrî Reis harekâtın gizli kalmasını başaramadığı gibi yeterince takviye de almadı, 1552 yılında yapılan kuşatma başarısız oldu ve Pîrî Reis idam edildi.[4]DZKK, Ünlü Türk Denizcileri.[8]Pîrî Reis'in Hürmüz Seferi ve İdamı, Ertuğrul Önalp.[83]Pîrî Reis'in Hayatı, Gelibolu Kaymakamlığı. İdamı hakkında çeşitli iddialar vardır, Portekizlilerden rüşvet aldığı için idam edildiği bu iddialar arasındadır.[8]Pîrî Reis'in Hürmüz Seferi ve İdamı, Ertuğrul Önalp. 1554 yılında Seydi Ali Reis komutasındaki Osmanlı donanması,[1]TSK'nın resmi tarihçe sayfası. Portekiz donanmasını yendi. Fakat gelen yeni Portekiz saldırıları karşısında donanma yıprandı, Ali Reis elinde kalan birkaç gemi ile Gucerat Sultanlığı'na sığındı ve 1556'da İstanbul'a döndü. Bu seferlerin ardından Sumatra'daki Açe Sultanlığı, Osmanlı Devleti'nden yardım istedi.[84]XVI. yüzyılda Osmanlı - Açe ilişkileri, Emine Dingeç. Açe sultanı Alâeddin'in mektubu İstanbul'a ulaştığında I. Süleyman ölmüştü, yerine geçen yeni padişah II. Selim bu isteği olumlu cevapladı ve Osmanlı denizcileri, Sumatralıları eğitmeye başladı.[84]XVI. yüzyılda Osmanlı - Açe ilişkileri, Emine Dingeç. Osmanlı donanması Hint Okyanusu'nda kesin hakimiyet kuramadı ancak Müslümanların Portekizlilere karşı direnmesine olanak sağladı.[5]Büyük Larousse (1986), Milliyet Yayınları, Cilt VI, s. 3037 - 3041[80]Özdek, Cilt III, s. 538 1580 yılında İspanyol İmparatorluğu'nun Portekiz'i işgal etmesi üzerine Hint Okyanusu'nda seferler yapıldı, 1585 yılında Emir Ali Bey komutasındaki Osmanlı donanması Mombasa'ya kadar ilerledi.[85]Emir Ali Bey, ajabuafrica (İngilizce).[86]Osmanlı Devleti Doğu Afrika'da, azaniansea (İngilizce).[87]Afrikalı Müslümanlar'ı kurtarmak için şehit oldu makalesi, Erhan Afyoncu. 1589'da Osmanlılar tekrar sefere çıktı, fakat Kenya'daki bazı kabilelerin Portekiz'i desteklemesi ve Portekiz donanmasının geri dönmesi üzerine başarısız olundu.[87]Afrikalı Müslümanlar'ı kurtarmak için şehit oldu makalesi, Erhan Afyoncu.

Duraklama dönemi (1587-1682)

Batılı donanmalarının toplanma limanı olması nedeniyle Osmanlı donanmasının daima hedefinde olan Messina'ya yönelik taaruzlardan biri
Batılı donanmalarının toplanma limanı olması nedeniyle Osmanlı donanmasının daima hedefinde olan Messina'ya yönelik taaruzlardan biriYazarı bilinmiyor, Kamu malı, Wikimedia Commons
17. yüzyılda Osmanlı ve İspanyol filolarının çarpışması
17. yüzyılda Osmanlı ve İspanyol filolarının çarpışmasıCornelis de Wael, Kamu malı, Wikimedia Commons
Taşlık Burnu Muharebesi (1616)
Taşlık Burnu Muharebesi (1616)Galería online , Museo del Prado., Kamu malı, Wikimedia Commons

Kılıç Ali Paşa'nın 1587'de ölümüyle Osmanlı denizciliğinde büyük reisler dönemi kapandı. Bir süre bu reislerin öğrencileri olan ya da Enderun'dan yetişen yetenekli Paşalar Osmanlı donanmasının heybetini korudularsa da, muhtelif gelişmeler 16. yüzyıldaki parlak günlerin giderek geride kalmasına yolaçtı.[1]TSK'nın resmi tarihçe sayfası.[2]Büyük Larousse (1986), Milliyet Yayınları, Cilt 17, s. 8946 - 8947[5]Büyük Larousse (1986), Milliyet Yayınları, Cilt VI, s. 3037 - 3041[88]Tektaş, s. 151 Bunlardan birincisi, Osmanlı İmparatorluğu'nun 1573'te Venedik, 1577'de ise İspanya'yla barış/ateşkes haline geçmesiyle 1645'te başlayacak Girit Savaşı'na kadar Akdeniz'de uzun süreli bir savaşsızlık dönemine girmesiydi.[89]"The Sultan's Fleet: Seafarers of the Ottoman Empire", Christine Isom-Verhaaren, IB Tauris, Londra (2022), s.138 Nitekim, Kayserili Halil Paşa'nın 1614'teki Malta ve 1620'deki Manfredonya seferleri istisna tutulursa Osmanlı donanması Ege ve Doğu Akdeniz'den ayrılmadığı gibi, yüksek maliyeti nedeniyle fetih amaçlı taarruzî seferlere kalkışmadı ve genelde savunmada kaldı (derya muhafazası). Eşzamanlı olarak, İmparatorluğun kara cephelerinde giriştiği uzun savaşlar (İran'la 1578-1639, Almanya'yla 1593-1606 ve Polonya'yla 1620-1364 arasında) donanmanın savunmada kalma ihtiyacını pekiştirdiği gibi, bu uzun savaşların getirdiği malî külfet de Donanmaya ayrılan kaynakları olumsuz etkiledi.[90]"The Sound and the Fury: Christian Perspectives on Ottoman Naval Organization (1590-1620), Phillip Williams, Mediterraneo in armi (secc. XV-XVIII), II, (ed. R. Cancila), Quaderni – Mediterranea-ricerche storiche, n. 4, Palermo (2007), s.562 Parlak günlerin geride kalmasının ikinci sebebi; kadırga tipi kürekli gemilerde ısrar eden Osmanlı donanma teşkilatının kalyon tipi yelkenli gemilere geçen Venedik, İspanya, Ceneviz, Malta, Papalık, Toskana ve Sicilya ve Napoli donanma ya da filolarına karşı yetersiz kalmaya başlamasıydı. Özellikle Toskana (Santo Stefano), Sicilya ve Malta (Hospitalier) korsanlarının 16. yüzyılın sonlarından itibaren başta Mısır-Anadolu hattı olmak üzere, Doğu Akdeniz'deki Osmanlı ticaretini (Mısır eyaletinin yıllık vergisini taşıyan filo dahil) hedef alan ve Osmanlı donanmasının geleneksel sefer mevsimi olan Mayıs-Kasım dönemi (Rûz-ı Hızırdan Rûz-ı Kasıma kadarki mevsim) haricinde limanlara yönelik vur-kaç tipi saldırılarına Osmanlı donanması yeterince mukabele edemedi. Keza; aynı dönemde Karadeniz'de başlayan ve 1614'te Sinop, 1624'te Yeniköy baskınlarıyla zirveye çıkan Kazak gailesi de Osmanlı donanmasının odağını ikiye bölerek 1484'ten beri Osmanlı gölü vaziyetindeki Karadeniz'de de büyük çaplı seferlerin (dolayısıyla iki cepheli mücadelenin) başlamasına yolaçtı. Üçüncü sebep ise, donanmanın başına denizci kökenden gelmeyen Paşaların getirilmesi eğiliminin giderek baskın çıkmasıydı. Bu eğilimin sonuçları özellikle 1645'te başlayan Girit Savaşı'nda Osmanlı donanmasının düştüğü zor durumlar[91]"The Cretan War (1645-69), R. C. Anderson, c.3, Sy.2 (Nisan-Haziran, 2010), s.69-80 gözler önüne serildi ve 24 yıl süren bu meşakkatli savaşın ardından donanmanın ıslahı ve kalyona geçiş fikri yeniden ağırlık kazandı.

Kılıç Ali Paşa'nın ölümünden sonra (1587) ilk başarı 1588 yılından beri Yahya Bey'in önderliğinde Trablusgarp'ta devam eden isyanın 1590'da Uluç Hasan Paşa komutasındaki Osmanlı donanması tarafından bastırılması oldu. 1591 yılında ise İspanya'yla (1577'den beri süren) ateşkesin uzatılmaması neticesinde aynı yıl Kaptan-ı deryalığa getirilmiş olan Cığalazade Yusuf Sinan Paşa komutasındaki Osmanlı donanması daha saldırgan bir hareket tarzı izleyerek 1591-1594 arasında dört sefer mevsiminde de İspanya'ya bağlı Sicilya ve Napoli Krallıklarının kıyılarını tahrip etti ve 20'ye yakın kalyonu esir aldı. Buna mukabil, Yusuf Sinan Paşa Venedik için büyük önem taşıyan Adriyatik Denizi'nde de faaliyet gösterince 1593 yılında Almanya'yla başlayan savaş sırasında Osmanlı İmparatorluğu karşısında bir düşman daha görmek istemediğinden, Osmanlı donanması 1595-1597 arasında Damat Halil Paşa ve vekili Arnavut Memi Paşa komutasında daha mutedil bir tutum benimsedi.[92]"The "Reluctant" Admiral: Damat Halil Pasha and the Ottoman Navy (1595-1598), Evrim Türkçelik, Mediterranea - ricerche storiche - Anno XX - Nisan 2023, s.9-34 1598 yılında ise Yanıkkale'nin kaybı üzerine daha şahin görüşlü Cerrah Mehmed Paşa'nın sadrazamlığa getirilirken, yeniden kaptan-ı derya olan Cığalazade Yusuf Sinan Paşa'yla yeniden saldırgan tutumuna dönen Osmanlı donanması 1602'ye dek yine Sicilya ve Napoli kıyılarını yağmaladı. Bunun tek istisnası ise, Kaptan-ı deryanın 1598'de donanmayı Messina'ya ulaştırıp barışçıl bir şekilde burada mukim annesini ziyaret etmesiydi.[93]"History Today" internet sitesi, "Best of Enemies: Europeans in the Ottoman Elite", Tobias Graf, 2 Ocak 2018.

Eşzamanlı olarak özellikle Toskanalı korsanların Osmanlı limanlarına saldırıları (1599'da Sakız, 1603'te Patras ve İnebahtı, 1605'te Preveze, 1606'da Dıraç, 1607'de Magosa, 1608'de Taşoz, 1612'de İstanköy, 1613'te Silifke) güvenlik tehdidi yaratırken, Osmanlı donanmasına bağlı filolar İspanya ve bağlısı Sicilya donanmalarına karşı üç yenilgi aldı (1608'te Rodos'ta, 1613'te Dilek Burnu'nda ve 1616'da Taşlık Burnu'nda). Bu kötü gidişatı olumluya çeviren ise Kayserili Halil Paşa'nın kaptan-ı deryalığı oldu. 1609 yılında Kıbrıs açıklarında Kara Cehennem Deniz Muharebesi'nde Malta filosunu kesin yenilgiye uğratan, 1614'te de Malta'yı, 1620'de Manfredonya'yı istila eden Osmanlı donanması 1620'ye kadar 50'ye yakın korsan gemisi ele geçirerek Malta ve Toskana tehdidini bertaraf etti. Ayrıca, 1612-13'te Maanoğlu Fahreddin'in Lübnan'daki, 1614'te Sefer Dayı'nın Trablusgarp'taki ve Manyotların Manya Burnu'ndaki isyanlarını da bastırdı.[94]"Osmanlı Kronikleri Işığında Kaptan-ı Derya Halil Paşa'nın Akdeniz Seferleri (1609-1623), Mikail Acıpınar, Tarih İncelemeleri Dergisi, XXVIII/1, 2013, s.5-35[95]"Osmanlı Tarih Yazarlarına Göre Sultan I. Ahmed Devri Deniz Muharebeleri (1603-1617)", Dr. Ali Sinan Bilgili, Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, sy.26, Erzurum (2004), s.235-246 1620'li yılların başından itibaren ise gerek Otuz Yıl Savaşı'nın (1618-1648) pençesine düşmüş Avrupa'dan Akdeniz'e yönelik tehdidin azalması gerek Karadeniz'de Kazak tehdidinin artması üzerine Osmanlı donanmasının ağırlıklı harekât alanı Akdeniz'nden Karadeniz'e kaydı.

Karadeniz'de mücadele (1614-1642)

Osmanlı donanmasının Kazak şaykalarıyla mücadelesi
Osmanlı donanmasının Kazak şaykalarıyla mücadelesiYazarı bilinmiyor, Kamu malı, Wikimedia Commons

16. yüzyılda Deşt-i Kıpçak bozkırlarına yerleşmeye başlayan göçebe Kazakların 1583-1588 arasında Özi ve Akkerman'a ilk baskınları püskürtüldüyse de, Özi ve Don nehirlerinden Karadeniz'e kıvrak şaykalarla inerek, 1602'de Kefe'yi, 1606 ve 1609'da Varna'yı, 1608'de Orkapı ve Kerç'i ve 1614'te Sinop'u bastılar (Sinop baskınının vahametini Padişah I. Ahmed'den saklamaya çalışan Sadrazam Nasuh Paşa azledildi[96]Naima Mustafa Efendi, (H.1281-1283) Tarih-i Naima, İstanbul c.2 s.123 (Osmanlıca)). Karadeniz Muhafızı Şakşakî İbrahim Paşa aynı yıl Azak'ta Kazakları bozarak esirleri geri aldıysa da, Kazaklar 1615'ta Boğaziçi'ni, 1616'da Varna, Kefe ve Trabzon'u, 1617'de Özi ve Akkerman'ı, 1620'de de Kili ve Akkerman'ı hedef aldılar. II. Osman'ın Hotin seferinde (1621) Kayserili Halil Paşa komutasındaki Osmanlı donanması 27 yıl sonra Karadeniz'e çıkarak seferin ikmaline destek olduğu gibi Özi ve Kerç muharebelerinde Kazakları hezimete uğrattı. Müteakip yıl ise Topal Recep Paşa Ereğli'yi basan Kazaklara karşı Özi'de tekrar zafer kazanmasına rağmen Kazakların akınları kesilmedi. 1623'te Samsun'u basan Kazaklar 1624'te de Osmanlı donanmasının Kırım Hanlığı'ndaki karışıklığı sona erdirmek için Kefe'de bulunmasından bilistifade Yeniköy'ü bastılar.[97]"Türk Silahlı Kuvvetleri Tarihi - Kanunî'nin Ölümünden İkinci Viyana Kuşatmasına Kadar Olan Devre (1566-1683), ATASE Yayınları, Ankara (1981), s.490 Topal Recep Paşa komutasındaki Osmanlı donanması 1625 yılında Karaharman Muharebesi'nde Kazakların deniz gücüne ağır bir darbe indirdi ve Karadeniz'de emniyeti kesin olarak sağladı[98]"Osmanlı Tarihi", Joseph von Hammer, cilt 9, s. 50-51 1637'de ise Rusların yardımıyla[99]Azovskoye Sideniye", A. Yu. Tihonov, Voprosı İstorii (Rusça), VIII, 1970, s.102 Azak Kalesi'ni ele geçiren Kazakların deniz gücü 1638'de Uzun Piyale Paşa'nın Çoçka Burnu ve Temrük'te kazandığı zaferlerle tamamen kırıldı[100]"Deniz Savaşları Hakkında Büyüklere Armağan (Tuhfetü’l-Kibâr fî Esfâri’l-Bihâr)", Kâtip Çelebi, (haz. İdris Bostan), Kabalcı Yayınevi, İstanbul (2007), s.134 1641-1642'deki Azak seferleriyle de işgal altındaki kale geri alındı.[101]"Azak Kalesi’nin İşgali ve İstirdadı (1637-1642)", Ümran Karadeniz & Alpay Bizbirlik, Akademik Bakış, C.14, Sy.27, Ankara (2020), s.15 Bu şekilde, Osmanlıları bir hayli uğraştıran Kazak baskınları 1642 yılında sona ermiş oldu.

Girit Savaşı (1645-1669)

Foça Deniz Muharebesi (1649)
Foça Deniz Muharebesi (1649)Abraham Beerstraten, Kamu malı, Wikimedia Commons
Çanakkale Deniz Muharebesi (1656)
Çanakkale Deniz Muharebesi (1656)Pieter Casteleyn, Kamu malı, Wikimedia Commons
Çanakkale Deniz Muharebesi (1657)
Çanakkale Deniz Muharebesi (1657)Giuseppe Lorenzo Gatteri, Kamu malı, Wikimedia Commons
Kandiye Kuşatması (1648-1669)
Kandiye Kuşatması (1648-1669)Dirk Jansz van Santen, Kamu malı, Wikimedia Commons

Osmanlı donanmasının özellikle Karadeniz'de emniyeti sağlamaya odaklandığı 1621-1642 döneminde Akdeniz'de daha ziyade sükûnet hakim oldu. Çatalcalı Hasan Paşa 1628'de Toskana, Canbolatzade Mustafa Paşa 1631'de İspanyol, Kemankeş Kara Mustafa Paşa 1636'da Malta filolarına karşı başarı kazanırken, 1632'de Bostancı Cafer Paşa Kesendire'de korsanları püskürtürken kendi baştardasının yanmasına mani olamadı. 1638'de Ali Biçin Reis'in Avlonya'da Venedik donanması tarafından sıkıştırılarak hezimete uğratılması Osmanlıları anılan ülkeyle savaşın eşiğine getirdiyse de, Venedik'in tazminat ödemesi neticesinde barış bozulmadı.[102]"Catch and Release: Piracy, Slavery, and Law in the Early Modern Ottoman Mediterranean", Joshua Michael Whites, University of Michigan (2012), 124-125 Ancak, bu durum kısa sürdü ve 1644'te meydana gelen bir olay Osmanlı İmparatorluğu ile Venedik'i 24 yıl sürecek bir savaşa sürükledi.

1644 yılında Sünbül Ağa'yı Mısır'a götüren küçük bir gemi kafilesinin Girit sularında pusuya yatmış olan Malta korsanları tarafından saldırıya uğraması ve gaspedilen eşyanın Girit'e satılması, Osmanlılar açısından Venedik aleyhine savaş sebebi sayıldı. Buna mukabil, 1645-1669 Osmanlı-Venedik Savaşı ilk yıllarda karada kazanılan başarılara rağmen Osmanlı donanmasının yapısal zaaflarının gözler önüne serildiği bir mücadele oldu (24 yılda 27 kaptan-ı derya görev yaptı). 1645 ve 1646 yıllarında Silahdar Yusuf Paşa ve Koca Musa Paşa'nın çıkardığı birlikler Aya Todori, Hanya ve Resmo'yu fethetti. Ancak; 1646'da Silahdar Yusuf Paşa (saray entrikası sonucu) ve 1648'de Ammarzade Mehmed Paşa (Çanakkale'den çıkamadığı için) idam edildi, 1647'de Koca Musa Paşa Bibercik Deniz Muharebesi'nde,[103]"Venice, Austria and the Turks in the 17th Century", K. Setton, American Philosophical Society (1991) — ISBN 978-0-87169-192-7, s.146 1649'da da Voynuk Ahmed Paşa Suda Kuşatması'nda hayatlarını kaybettiler. 1648 yılı ayrıca Venediklilerin her yıl Çanakkale Boğazı'nın girişine bir donanma göndererek Osmanlı donanmasının Ege Denizi'ne açılmasına mani olma stratejilerinin de başlangıcını teşkil etti ve bu strateji uzun süre başarılı oldu. 1649 ve 1651 yıllarında ise Voynuk Ahmed Paşa ve Hüsambeyzade Ali Paşa sırasıyla Foça ve Nakşa'da, yeniçerilerin savaştan kaçınmaları sonucu[104]17. Yüzyılın İkinci Yarısında Osmanlı Donanmasının Yönetim Sorunu: Kaptan-ı Deryalık Gailesi", Mehmet Yaşar Ertaş, Türk Denizcilik Tarihi-Bildiriler, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara (2014), s.211 kaydadeğer yenilgilere uğradılar. 1651 yılında Osmanlı İmparatorluğu kadırgadan kalyona geçiş denemesi yaptıysa da,[105]"Kadırga'dan Kalyon'a - XVII. Yüzyılın İkinci Yarısında Osmanlı Gemi Tekonoljisi'nin Değişimi", İdris Bostan, Osmanlı Araştırmaları XXIV, İstanbul (2004), s.71-79 bunları idare edebilecek denizcilerden yoksun olması Nakşa yenilgisine neden oldu ve bu deneme 1682'ye kadar rafa kaldırıldı. 1654-1657 arası ise Osmanlılar açısından tam bir krize dönüştü, zira donanma 1654, 1655 ve 1657'de kayıplar vererek Çanakkale Boğazı'ndan çıkabilirken, 1656 yılında ise Çanakkale'de İnebahtı'dan sonra en büyük yenilgisini aldı.[106]"Naval wars in the Levant 1559-1853", R.C. Anderson (2005 orj.1952), Liverpool:Liverpool University Press ve Martino s. 161 İstanbul'daki gıda fiyatlarından Osmanlı idare yapısına kadar birçok sütunu sarsan bu yenilgi sonrasında Köprülü Mehmed Paşa olağanüstü yetkilerle Sadrazamlığa getirildi.[107]Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, (2011), (Osmanlı Tarihi III. Cilt, 2. Kısım, XVI. Yüzyıl Ortalarından XVII. Yüzyıl Sonuna kadar), 6. Basım, Ankara: Türk Tarih Kurumu, 414-418. ISBN 9789751600141 1657 yılında Osmanlı donanması Çanakkale Muharebesi'nde ablukayı zorlukla kırmayı başarırken, Venediklilerin bir yıl önce işgal ettiği Bozcaada ve Limni'yi geri almayı başardı.[108]"Büyük Osmanlı Tarihi", Joseph von Hammer, cilt 11, s.26-27 1658-1665 arası Osmanlıların Erdel ve Almanya savaşları nedeniyle durgun geçerken, Sadrazam Köprülü Fazıl Ahmed Paşa 1666'da Girit seferinin serdarlığını üzerine aldı. Osmanlı donanması Kaplan Mustafa Paşa'nın komutasında ikmal faaliyetlerini başarıyla yürüttü ve 6 Eylül 1669'da (21 yıldır kuşatılan) Kandiye'nin teslimiyle 24 yıllık savaş Osmanlıların ağır bedeller ödedikleri bir zaferle sonuçlandı. Savaş boyunca Osmanlı donanması 1648-1665 arasında Ada'daki birliklerinin ikmali açısından zorlanırken, Venedikliler ise kendi donanmalarına ilaveten Papalık, Malta, Sicilya, Toskana ve Fransa'dan[109]"Venice, Austria, and the Turks in the Seventeenth Century, Volume 192" Kenneth Meyer Setton, American Philosophical Society (1991), s. 190-191 kaydadeğer takviyeler aldılar.

1669-1682 arasında Osmanlı donanması Girit Savaşı'nın yaralarını sarmaya çalıştı. 1672-1676 Osmanlı-Lehistan ve 1676-1681 Osmanlı-Rus savaşları sırasında Karadeniz filosu Osmanlı ordusunun ikmaline destek verirken, Akdeniz filosu da barış döneminde derya muhafazası harekâtları icra etti. Anılan dönemde, donanmanın aktif olarak müdahil olduğu yegâne olay 1681'deki Sakız Vakası oldu. Abraham Duquesne komutasındaki Fransız filosunun Trablusgarp gemilerini takip bahanesiyle 23 Temmuz 1681 tarihinde Sakız'ı bombardımana tutarak verdiği tahribata karşılık Kaptan-ı derya Bozoklu Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı donanması Fransız filosunu ablukaya aldı. Ardından Fransa Kralı XIV. Louis 17 Mayıs 1682 tarihinde Padişah IV. Mehmed'e tazminat mahiyetinde değerli hediyeler gönderdi ve diplomatik kriz (Osmanlıların donanma marifetiyle yaptıkları güç gösterisiyle) çözüldü.[110]"Zübde-i Vekaiyât", Defterdar Sarı Mehmed Paşa, Haz. Abdülkadir Özcan, Türk Tarih Kurumu, Ankara (1995), s.131[111]"Fransızların 1681 Sakız Saldırısında Verdikleri Zarar Karşılığında XIV. Louis Tarafından IV. Mehmet'e Gönderilen Tarziye Hediyeleri", Fatma Açıkgöz, Sosyal Bilimler Dergisi, c.1, s.63

Kadırgadan kalyona geçiş ve yeniden yükselme (1682-1770)

1682 yılı Osmanlı donanma tarihi açısından kilometre taşlarından birini teşkil etti, zira Osmanlı İmparatorluğu (1651-1656 arasındaki başarısız denemenin ardından), Akdeniz'deki barış döneminden (1669-1684) bilistifade kalıcı bir şekilde kadırgadan kalyona geçiş kararı aldı (esasen İmparatorluğa bağlı Garp Ocakları'nın [Cezayir, Tunus ve Trablusgarp] filolarında 17. yüzyılın ortalarında ağırlıklı olarak kalyon (burtun) kullanılmaya başlanmıştı). O yıl Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa ve Kaptan-ı derya Bozoklu Mustafa Paşa tarafından tersanelere verilen emirle inşa sorumluluğu Rodos Beyi Mısırlızade İbrahim Paşa ve derya beylerinden Baba Hasan Bey'de olmak üzere 10 kalyon (dördü üç ambarlı ve 80 tunç toplu, altısı ise 60 tunç toplu olmak üzere) yapımına başlandı.[112]"Kadırga'dan Kalyon'a - XVII. Yüzyılın İkinci Yarısında Osmanlı Gemi Tekonoljisi'nin Değişimi", İdris Bostan, Osmanlı Araştırmaları XXIV, İstanbul (2004), s.80-81

Venedik, Almanya ve Rusya'yla savaşlar (1684-1739)

1684 yılında Preveze önlerinde Osmanlı-Venedik mücadelesi
1684 yılında Preveze önlerinde Osmanlı-Venedik mücadelesiYazarı bilinmiyor, Kamu malı, Wikimedia Commons

Osmanlı donanmasının 1682 yılından kalyona geçme hamlesi ilk yıllarında Osmanlı-Kutsal İttifak savaşlarına denk geldi. 1683 yılında Almanya ve Lehistan arasında kurulan ittifaka 1684 yılında Venedik'in de katılmasıyla Osmanlılar üçüncü bir cephede çarpışmak zorunda kaldılar.[113]"The History of the Popes from the Close of the Middle Ages: Volume XXXII", Ludwig von Pastor, Kegan Paul and Co. (1891), s.200 Venedik; İspanya, Ceneviz, Papalık, Toskana ve Malta'dan destek alarak Mora'ya yönelik taarruza geçerken, kalyonları henüz inşa aşamasında ve bunları kullanabilecek denizcilerden yoksun Osmanlı donanması daha ziyade kıyı savunması ve kadırgalarla Mora'daki kuvvetlere takviye götürme stratejisi benimsedi.[114]"Osmanlı Deniz Harp Tarihi", Afif Büyüktuğrul, Deniz Basımevi, İstanbul (1970), s.135-136 Bununla birlikte; 1684'te Aya Mavra ve Preveze, 1685'te Koron ve Kalamata, 1686'da ise Navarin ve Anabolu'yu kaybeden Osmanlılar, 1687 yılında ise Patras, İnebahtı, Korint ve Atina'yı da yitirerek Mora ve Attika'dan çekilmek zorunda kaldılar. Bu dönemde Osmanlı donanmasının yegâne başarısı Ege Denizi'ne giren Venedik donanmasına karşı Mısırlızade İbrahim Paşa komutasında 20 Temmuz 1686'da Kerpe, 4 Ekim'de ise Bababurnu Deniz Muharebesi'nde direnmesi oldu. 1688 yılı ise Osmanlı-Venedik Savaşı'nda bir dönüm noktasını teşkil etti, zira Eğriboz Kuşatması'nda bozguna uğrayan Venedikliler Atina'yı tahliye ettiler. Venedikliler 1691'de Avlonya'dan, 1692'de Hanya'dan da püskürtüldüler. Venediklilerin 1694 yılında Sakız'ı işgalinin ardından ise Osmanlı donanması artık Venedik donanmasına karşı durabileceğini göstermeye başladı, nitekim kalyon sayısı (3'ü 90 toplu, 16'sı 60 ilâ 70 toplu ve 1'i 48 toplu olmak üzere) 20'ye çıkmıştı. Mezamorta Hüseyin Paşa komutasında Koyun Adaları Muharebeleri'nde (9 ve 19 Şubat 1695) kaydadeğer zaferler kazanan Osmanlı donanması Sakız'ı geri aldığı gibi, sırasıyla Zeytinburnu (18 Eylül 1695), Andıra (22 Ağustos 1696), Bozcaada (6 Temmuz 1697), Andıra (1 Eylül 1697), Kızılhisar ve Semadirek (21 Eylül 1698) deniz muharebelerinden de muzaffer çıkmayı başardı.

Prut Antlaşması sonrasında Osmanlı donanmasına teslim edildikten sonra Kapudane-i Moskof adı verilen Rus Azak donanmasının bayrak gemisi Goto Predestinacia
Prut Antlaşması sonrasında Osmanlı donanmasına teslim edildikten sonra Kapudane-i Moskof adı verilen Rus Azak donanmasının bayrak gemisi Goto PredestinaciaHollywood Alex, CC BY-SA 4.0, Wikimedia Commons

Almanya'yla Viyana Kuşatması (1683) sonrasındaki muharebelerde yenilgilere uğrayan Osmanlı ordusu ilk kez 1690'da Köprülü Fazıl Mustafa Paşa komutasında Macaristan cephesinde başarılı bir karşı taarruzda bulunurken, Mezamorta Hüseyin Paşa komutasındaki İnce donanma da Tuna nehri üzerinden harekâta katılarak Vidin ve Belgrad'ın geri alınmasına büyük katkı sağladı.[115]Özdek, Cilt III, s. 668

Korfu Deniz Muharebesi (1716)
Korfu Deniz Muharebesi (1716)H.C. Bröckell, Kamu malı, Wikimedia Commons

Osmanlı donanmasının bu savaşlarda mücadele ettiği üçüncü cephe ise Rusya oldu. 1687 yılında Kutsal İttifak'a dahil olan Rusya 1687 ve 1689 yıllarındaki Kırım seferlerinde ağır kayıplara uğradıktan sonra 6 yıl boyunca hazırlandığı Azak kuşatması'nda da yenilgiye uğrarken, Osmanlı filosu 4 kalyonla kalenin direnişine destek verdi. Bununla birlikte, müteakip yıl daha büyük kuvvetlerle taarruz eden I. Petro komutasındaki Rus ordusu kaleyi düşürürken (24 Haziran) Osmanlı filosunun çabası yeterli olmadı.

Karlofça ve İstanbul Antlaşmalarıyla Mora, Macaristan ve Azak Kalesi'ni kaybeden Osmanlı İmparatorluğu müteakip yıllarda bu toprakların geri alınması hedefine yöneldi ve bu hedef doğrultusunda donanmasını da güçlendirmeye odaklandı. Mezamorta Hüseyin Paşa'nın kaleme aldığı ve donanma teşkilatının modernize edilmesini hedefleyen Bahriye Kanunnâmesi 1701 yılında yürürlüğe girerken, Osmanlı tersanelerinde hummalı bir inşa faaliyetine girişilerek 1700-1714 arasında 27 kalyon inşa edildi (15'i Sinop, 12'si İstanbul tersanesinde). Bunların arasında 1'i 110-120 toplu bir üç ambarlı da bulunmaktaydı. Bu güçlü donanma 1710-1713 Osmanlı-Rus Savaşı'nda ordunun ikmalini başarıyla temin ederken diğer taraftan Azak Kalesi'ni de baskı altına aldı.[116]"Türk Silahlı Kuvvetler Tarihi - Prut Seferi", ATASE Yayınları, Ankara (1981), s.141 Savaş sonunda imzalanan Prut Mütarekesi (1711) ve Edirne Antlaşması (1713) ile Osmanlılar 1700 yılındaki İstanbul Antlaşması'yla ele geçirdiği tüm toprakları (Azak ve Taygan kaleleri dahil) geri alırken[117]"Prut Seferi ve Barışı", Akdes Nimet Kurat, c.2, s.577 Karadeniz'deki Rus donanması da lağvedildi (Predestinatsia, Lastka, Munker ve Lizet gemileri Osmanlılara teslim edilirken diğerleri imha edildi).[118]"Naval wars in the Levant, 1559-1853", R.C. Anderson, Princeton University Press (1952), s.242

İmroz Deniz Muharebesi (1717)
İmroz Deniz Muharebesi (1717)Raggi, Giovanni, Kamu malı, Wikimedia Commons

1713 yılında Rusya'yla barış haline geçildikten sonra Osmanlı İmparatorluğu 1714'te Venedik'e savaş açtı. 1715 yılında Sadrazam Silahdar Damat Ali Paşa komutasındaki Türk ordusu Mora'yı altı haftada geri alırken Canım Hoca Mehmed Paşa komutasındaki Osmanlı donanması ise Ege'deki son Venedik adası İstendil'i (15 Haziran), Anabolu'yu (20 Temmuz), İğne Adası'nı (30 Temmuz), Koron, Navarin ve Modon'u, Çuha Adası'nı (31 Ağustos), Menekşe'yi (4 Eylül) ve Girit'teki son Venedik kaleleri Karapusa, Suda (14 Eylül) ve Sperlenka'yı (27 Eylül) fethetmeyi başardı.[119]"18. Yüzyılda Osmanlı Devleti'nin Ege (Adalar) Denizi ve Doğu Akdeniz'e Yönelik Güvenlik Parametreleri", Yusuf Alperen Aydın, Osmanlı Araştırmaları/The Journal of Ottoman Studies, XLV (2015), s. 164-165 1716 yılında Korfu Deniz Muharebesi'nde Venedik donanmasını pasifize ettikten sonra Korfu'yu kuşatan (8 Temmuz-21 Ağustos) donanma, 1717 yılında İmroz (12-16 Haziran) ve Matapan muharebelerinde (19 Temmuz) Venediklileri mağlup etti. İmroz muharebesi Venedik donanmasının Çanakkale Boğazı önlerine geldiği son harekât olurken, Venedikliler Matapan muharebesinde Portekiz, Papalık, Toskana ve Malta donanmalarından takviye aldı (bu muharebe bir taraftan Akdeniz'de kadırgaların katıldığı son çarpışma olurken, Osmanlı donanmasının Portekiz'le son çatışmasını da teşkil etti). 1718 yılında Osmanlı donanması dünya denizcilik tarihinin en uzun deniz muharebelerinden biri olan Paşa Adası Muharebesi'nda (20-22 Temmuz) Venedik donanmasına ağır kayıplar verdirirken, bu çarpışma da iki Akdeniz gücü arasındaki son deniz muharebesini teşkil etti. Pasarofça Antlaşması'yla (1718) Osmanlıların bu savaştaki toprak kazançları teyid edildi.

Matapan Deniz Muharebesi (1717)
Matapan Deniz Muharebesi (1717)Óleo sobre a tela, pintado por António José Ramos em 1956, cópia do original feito por João Dantas em 1812., CC0, Wikimedia Commons

Osmanlı donanması 1723-1727 Osmanlı-İran Savaşı'nda lojistik hizmeti vererek İstanbul'dan İskenderun'a asker ve top taşırken[120]"1724-1727 İran Seferleri Sırasında Askerî Hazırlıklar ve Aksaklıklar", Mehmet Zahit Yıldırım, Afyon Kocatepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler Dergisi, c.4, sy.1, s.150-152, bir sonraki askerî mücadelesini ise 1735-1739 Osmanlı-Rus Savaşı'nda Karadeniz'de verdi. Rus ordusunun Azak Kalesi'ni işgali ve Kırım'ı istilası ile Voronej'de oluşturulan Rus donanmasının Azak Denizi'ne inmesine mukabil; 1736 yılında harekete geçen Canım Hoca Mehmed Paşa komutasındaki Osmanlı donanması gerek denizden ateş gücüyle gerek karaya çıkardığı birliklerle 1736 yılında Rusların ağır kayıplarla Kırım'dan çekilmesini sağladığı gibi, 1737 yılında ise Azak Denizi'ne girerek İnceki (9-10 Temmuz) ve Lori Burnu muharebelerinde (9-10 Ağustos) Rus donanmasını imha etti. Savaş sonuna kadar (1739) Karadeniz'de üstünlüğünü sürdüren Osmanlı donanması, kadırgadan kalyona geçiş sonrasında Akdeniz, Ege Denizi ve Karadeniz'de 16. yüzyıldaki hâkimiyetini 1770'e kadar muhafaza etti.

Akdeniz'de asayiş ve derya muhafazası

Osmanlı ve Malta donanmaları arasında Akdeniz'de mücadele
Osmanlı ve Malta donanmaları arasında Akdeniz'de mücadelePHGCOM, Kamu malı, Wikimedia Commons

Osmanlı donanması 1682 yılında kalyona geçiş sürecini başlattıktan hemen iki yıl sonra Venedik'le 1699'a kadar sürecek savaşa odaklandı. 1695'ten itibaren Ege Denizi'ndeki üstünlüğünü yeniden kuran Osmanlı donanması 1699 yılında imzalanan Karlofça Antlaşması'ndan sonra başlayan barış döneminde (II. Bayezid döneminde başlanan) Akdeniz'deki yıllık derya muhafazası görevini (özellikle korsanlık faaliyetlerine karşı) icra etmeye başladı. Bu çerçevede yaz seferlerinde yaklaşık 15-16 (çoğu kalyon ve firkete), kış muhafazasında ise yaklaşık 5-8 gemiyle düzenlenen seferlerde, genelde batıda Navarin'e doğuda ise Kıbrıs-İskenderiye/Mısır-Suriye kıyılarına uzanarak Doğu Akdeniz'de asayiş görevi başarıyla icra edildi. Bu bağlamda 1704-1712 arasında Baltacı Mehmed Paşa, Frenk Abdurrahman Paşa, Moralı İbrahim Paşa ve Canım Hoca Mehmed Paşa komutasındaki donanma Sicilya, Malta, Ceneviz ve Toskanalı korsanların 25'e yakın savaş gemisini (çoğu kalyon ve şehtiye) ele geçirerek Osmanlı kıyılarının güvenliğini sağladı. Bu bağlamda, Canım Hoca Mehmed Paşa'nin 1707 yılındaki seferinde Osmanlı donanması uzun süre sonra ilk kez Messina ve (daha küçük bir filoyla) Mayorka önlerinde görüldü. 1711'de ise donanma Rusya'ya karşı Karadeniz'de seferdeyken (18 kalyon ve 14 kadırgayla), Riyale Molla İbrahim Kaptan komutasındaki Akdeniz'de seyreden donanma ise (8 kalyon ve 21 derya beyi gemisi) kış muhafazasında 4 Malta ve Ceneviz kalyonunu esir ederken, 1712 yılında Hoca İbrahim Paşa 15 korsan kalyonu ve 1.000 korsanı esir ederek Doğu Akdeniz'deki Osmanlı hakimiyetini perçinledi. 1714 yılında karavele üretimine geçen Osmanlı tersaneleri 1714-1730 arasında 4 üç ambarlı kalyon, 15 büyük kalyon, 5 küçük kalyon ve 10 karavele inşa ederek bölgedeki en büyük güç olma özelliğini sürdürdü. Örneğin, 1739 yılında Osmanlılar 33 büyük harp gemisine sahipken, 13 harp gemili Venedik'e karşı hakim güçtü (49 gemiye sahip Fransa Toulon'da 14, 140 gemiye sahip İngiltere Akdeniz'de 16 kalyon bulundururken, İspanya 49 kalyonluk donanmasının tamamını Atlas Okyanusu'nda konuşlandırmıştı).[121]"Osmanlı Donanması (1572-1923), Daniel Panzac, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul (2018), s.188-189 Kalyon inşası konusunda en üretken tersaneler İstanbul, Sinop ve Rodos'tu.[122]"Osmanlı Denizciliği (1700-1770), Yusuf Alperen Aydın, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul (2007), s.51-57

Cezayir'deki Türk denizciler ile Malta donanması arasında Akdeniz'de mücadele
Cezayir'deki Türk denizciler ile Malta donanması arasında Akdeniz'de mücadeleJi-Elle, Kamu malı, Wikimedia Commons

Osmanlıların Akdeniz'de kurduğu bu üstünlük, XVII. yüzyılda Osmanlı kıyılarına yönelik etkili korsanlık faaliyetleri yürüten Malta Şövalyeleri'ne karşı da belirgin şekilde ortaya çıktı. 1720'de bir Malta kalyonunun Karataş'ta esir edilmesinin ardından, 1722'de 10 kalyonluk Osmanlı donanması (Kayserili Halil Paşa'nın 1614'teki seferinden bu yana ilk kez Malta önlerinde güç gösterisi yaptı. 1747-1755 arasında ise Osmanlı donanması Değirmenlik (1747), Benefşe (1748), İpsara (1751), Vetiloz (1751) ve Navarin'deki (1755) muharebelerde Maltalıları ardı ardına yenilgiye uğratırken, 1760 yılında İstanköy'de forsaların ele geçirerek Malta'ya kaçırdıkları Osmanlı kalyonu[123]"18.Yüzyıl Osmanlı Donanmasında Kaptan Paşalık", Mehmet Taş, Social Sciences Studies Journal (2019), s.1980 Osmanlıların 1761'de Malta'ya sefer düzenleme tehdidi neticesinde (Fransa'nın aracılığıyla[124]"Malta’ya Kaçırılan Osmanlı Gemisi Bağlamında Osmanlı-Fransız İlişkileri", Kadriye Topal Doğan, Mediterranean Journal of Humanities, c.13, s.265-275) sadece güç gösterisi marifetiyle Osmanlılara iade edildi.[125]"From Height to Crisis: The last half century of Nizâm-ı Kadîm and Ottoman Society as Seen by the Gazette de France, 1740-1787", Sébastien Flynn, s.137-146 1767'de ise Cafer Paşa Kerpe ve Manya'da Maltalıları mağlup etti (31 yıl sonra [1798] ise Osmanlıların bu amansız düşmanı, Napolyon Bonapart'ın Mısır seferinin ilk aşamasında Fransa donanmasınca ele geçirilerek tarihe karıştı).

Osmanlı donanması bu dönemde XVII. yüzyıl boyunca (Uzun Piyale Paşa'nın 1642'deki Tunus seferi müstesna) uzak kaldığı Garp Ocakları kıyılarında yeniden görülmeye başlandı. Osmanlı filoları 1714-1755 arasında Cezayir, Tunus ve Trablusgarp eyaletlerine 13 seferde cephane ve yaklaşık 400 top taşırken, 1709-1749 arasında Cezayir ve Tunus'a 4'er ve Trablusgarp'a 6 tane olmak üzere 14 kalyon verdi.[126]"Osmanlı Denizciliği (1700-1770), Yusuf Alperen Aydın, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul (2007), s.115-116 Ayrıca derya muhafazası görevini Karadeniz'de de icra eden Osmanlı donanması 1703'te Gürcistan'daki ayaklanmanın bastırılmasında rol oynarken, 1740-1754 arasında 1 ilâ 5 kalyonla asayişi korumaya devam etti.

Bununla birlikte; 1718'den itibaren Doğu Akdeniz'de, 1739'dan itibaren ise Karadeniz'de büyük çaplı muharebelerden uzak kalan Osmanlı donanması muharebe alışkanlığını yitirdi[127]"Osmanlı Donanması (1572-1923), Daniel Panzac, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul (2018), s.198 ve 1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı'nın ikinci yılında (1770) uğranılan Çeşme faciası Osmanlı denizciliğindeki bu ikinci parlak devrin sonu oldu.

Çeşme'den Navarin'e (1770-1827)

Osmanlı-Rus Savaşı (1768-1774) ve Çeşme Faciası

Toprakada Deniz Muharebesi (1770)
Toprakada Deniz Muharebesi (1770)Kosov vladimir 09071967, CC BY-SA 4.0, Wikimedia Commons
Çeşme Faciası (1770)
Çeşme Faciası (1770)Jacob Philipp Hackert, Kamu malı, Wikimedia Commons

1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı'nın başlangıcında Osmanlı donanması Akdeniz'de derya muhafazası, Karadeniz'de ise ikmal görevini yerine getirirken, 1770 yılında Akdeniz'e inen Rus donanmasının Mora'da çıkardığı isyan öncesinde gerekli önlemleri alamadığı gerekçesiyle 26 Nisan 1770'te görevden alınan Eğribozlu İbrahim Paşa'nın yerine getirilen kaptan-ı derya Mandalzade Hüsameddin Paşa, İngiliz kurmayların yönetimindeki Rus donanmasına karşı Benefşe (27 Mayıs), Anabolu (28 Mayıs) ve Suluca deniz muharebelerinde (4 Temmuz) sonuç alıcı taarruzlara girmekten kaçındı[128]"Türk Silahlı Kuvvetleri Tarihi (1683-1793)", ATASE Yayınları, Ankara (1982), s.256 ve Çeşme'ye sığındı. Toprakada Deniz Muharebesi'nin (5 Temmuz) ardından Cafer Paşa'nın yanlış tavsiyesiyle Çeşme koyuna girerek sıkışık bir düzen alan Osmanlı donanması 6-7 Temmuz'daki Çeşme Deniz Muharebesi'nde kundak gemilerini kullanan Rus donanmasına karşı büyük bir yenilgiye uğradı.[129]"1770 Çeşme Deniz Savaşı: 1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşları", Ali Rıza İşipek ve Oğuz Aydemir, Denizler Kitabevi (2006), ISBN 975-00051-4-7. Osmanlı denizciliğinde meşum bir dönüm noktasını teşkil eden bu faciadan sonra Rus donanması Ege Denizi ve Doğu Akdeniz'de serbest kaldı ve işgal ettiği Kiklad Adaları'nda üslenerek Osmanlı kıyılarına saldırılar düzenledi. Buna mukabil, Çeşme zaferini avantaja çevirebilecek askerî güçten yoksun Rus donanması Limni (1770), Midilli (1771) ve Bodrum ve İstanköy'e (1774) yönelik taarruzlarında yenilgilere uğrarken, Beyrut'u işgal etmeyi başardı (1772 ve 1774).[130]"The Russian occupations of Beirut, 1772–74", Journal of the Royal Central Asian Society, sy.42, c.3–4 (1955), s.275–86

Osmanlı donanmasının Çeşme Faciası'ndan etkilenmeyen Karadeniz filosu ise buradaki Rus donanmasına karşı üstünlük sağlayamadı. 1771 yılında Kırım'ın işgaline mani olamayan Osmanlı donanması, Kerç Boğazı (4 Temmuz ve 3 Eylül 1773), Soğucak (16 Eylül 1773) ve tekrar Kerç Boğazı'ndaki muharebelerde (9 Temmuz 1774) ise sonuç alamadı.[131]"Naval wars in the Levant, 1559-1853", R.C. Anderson, Princeton University Press (1952), s.305-306 Savaş sonucunda imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması'yla Kerç, Yenikale, Kılburun ve Taygan kalelerinin Rusya'ya bırakılmasıyla bu ülke Karadeniz'de daha büyük bir donanma kurma olanağına erişti ve Karadeniz'deki 300 yıllık Osmanlı egemenliği sarsılmaya başladı.

Akdeniz'de asayiş, Karadeniz'de gerilim ve Osmanlı-Rus Savaşı (1787-1792)

Küçük Kaynarca Antlaşması'ndan sonra Osmanlı İmparatorluğu özellikle Çeşme Faciası sonrasında Ege ve Akdeniz'de serbest kalan Rus donanmasının harekâtları sonucunda bu denizlere kıyıdaş eyaletleri ve topraklarında merkezî idareye yönelik başkaldırı veya otorite tanımazlık gösteren aktörlere karşı aktif bir tutum içine girdi. Bu çerçevede; Cezayirli Gazi Hasan Paşa komutasındaki Osmanlı donanması önce 1775 yılındaki Filistin Seferi'yle anılan bölgede merkezî hükûmet aleyhine hâkimiyetini genişleten Zâhir el-Ömer'e karşı Hayfa ve Akka'yı alarak isyanı bastırdı.[132]"Revolt in Palestine in the Eighteenth Century: The Era of Shaykh Zahir al-'Umar", Ahmad Hasan Joudah, Kingston Press (1987), ISBN 978-0-940670-11-2, s.112 Müteakip sene de Osmanlı donanması bölgeye gelerek Osmanlı hâkimiyetini pekiştirirken, küçük bir filo da Mora güneyindeki isyankâr Manyalıların üzerine gönderildi. 1777 yılında Doğu Akdeniz'de derya muhafazası görevini yerine getiren Osmanlı donanması 1778'de Kırım'daki gelişmelere odaklandıysa da Canikli Ali Paşa'nın seraskerliğinde icra edilen Kırım Seferi'nden sonuç alınamadı. 1779 ve 1780'deki seferleriyle Manyalıların isyanını bastıran Osmanlı donanması, diğer taraftan Kırım'da giderek artan Rus etkisine karşı Soğucak Kalesinin denizden takviyesine (1779-1781) nezaret etti. 1781 ve 1782 yıllarında Akdeniz'de derya muhafazası görevleri icra edilirken, donanma 1783 yılında Kırım'ı ilhak eden Rusya'nın yarattığı tehlike ve savaş olasılığına karşı İstanbul'da kaldı. 1784 yılında yeniden Akdeniz'e, 1785 yılında ise Karadeniz'e açılan Hasan Paşa 1786-1787 yıllarında ise Mısır Seferi'yle Osmanlı idaresine karşı gelen Mısır Memlûk Beylerinin (Murad Bey ve İbrahim Bey) ayaklanmasını bastırdı.[133]"Cevdet Tarihi", c.3, s.286-323

Rus Çarlığı ile olan savaş bitince, Kaptan-ı Derya Cezayirli Gazi Hasan Paşa donanmanın yetersizliğini fark etti ve III. Mustafa'nın da iznini alarak yabancı ülkelerden askeri uzmanlar getirdi, donanmanın modernleşmesi için çalışmalar başlattı.[134]Osmanlı Bahriyesi'nin Modernleşmesi, İdris Bostan. 1773'te, Fransız subay Baron de Tott'un da girişimleri ile Mühendishane-i Bahrî-i Hümâyûn kuruldu. Bu okul modern donanma eğitiminin verildiği bir kuruluş özelliğine sahipti.[135]Bu okul, 1784'e kadar Tersane Hendesehanesi olarak anılmıştır ve birçok kaynakta Bahriye Mektebi olarak geçmektedir.[1]TSK'nın resmi tarihçe sayfası.[2]Büyük Larousse (1986), Milliyet Yayınları, Cilt 17, s. 8946 - 8947[5]Büyük Larousse (1986), Milliyet Yayınları, Cilt VI, s. 3037 - 3041[11]Deniz Harp Okulu, Tarihçe Sayfası.[136]İTÜ, Tarihçe. Fransa'dan gelen ve 1770-1784 yılları arasında inceleme yapan Bonneval, donanmanın modernleşmesi üzerine bilgiler verdi. 1784'te Fransa ile teknoloji alışverişi için çalışmalar yapıldı ve aynı yıl, Fransa'dan gelen bir mimar ekibi modern kalyonların inşasına başladı.[1]TSK'nın resmi tarihçe sayfası.[2]Büyük Larousse (1986), Milliyet Yayınları, Cilt 17, s. 8946 - 8947[134]Osmanlı Bahriyesi'nin Modernleşmesi, İdris Bostan. Bu ekibin mevcudu zamanla 23'e kadar ulaştı.[134]Osmanlı Bahriyesi'nin Modernleşmesi, İdris Bostan. Fransız uzman Le Bruns'un çalışmaları ve 12 kişilik İsveçli bir ekibin de desteği ile Osmanlı Devleti'ndeki bilinen ilk kuru havuz kuruldu.[134]Osmanlı Bahriyesi'nin Modernleşmesi, İdris Bostan.[137]Kuru Havuzlar, Veli Akçaoğlu & Sunay Akçaoğlu 1798 yılında Napolyon ile başlayan savaş üzerine bu uzmanların çoğu İstanbul'dan ayrılmak zorunda kaldı.[134]Osmanlı Bahriyesi'nin Modernleşmesi, İdris Bostan. Ahmed Hoca, Molla Mustafa, Dimitri Kalfa, Nikola Kalfa, Nevsim Kalfa ve İsmail Kalfa isimli mimarlar, bu yabancı heyetlerden öğrendikleri ile gemi yapımlarında çalıştı.[134]Osmanlı Bahriyesi'nin Modernleşmesi, İdris Bostan.

Mahmudiye kalyonu
Mahmudiye kalyonuYazarı bilinmiyor, Kamu malı, Wikimedia Commons

III. Selim döneminde donanma için Tıphane ve Cerrahhane de açıldı. 1804 yılında Umûr-ı Bahriye Nezareti (Denizcilik Bakanlığı) kuruldu.[12]Sultan Abdülaziz'den I. Dünya Savaşı'na Osmanlı Donanması, Mehmet Beşirli. II. Mahmud döneminde yenileşme hareketleri hız kazandı. Bu arada 1807 yılında Britanya İmparatorluğu ile bir savaş çıktı ve 1809'da sona erdi. Kale-i Sultaniye Antlaşması ile Britanya'nın kapitülasyon hakları devam etti ve boğazlardan başka devletlerin askeri gemilerinin geçişine dair yasak devam etti.[2]Büyük Larousse (1986), Milliyet Yayınları, Cilt 17, s. 8946 - 8947[138]Çanakkale Antlaşması, Britannica.com (İngilizce). Yunan isyanı'nda Kavalalı Mehmed Ali Paşa, donanması ve kara ordusu ile Osmanlı Devleti'ni destekledi.[2]Büyük Larousse (1986), Milliyet Yayınları, Cilt 17, s. 8946 - 8947[139]Özdek, Cilt IV, s. 801 - 803, 806[140]1821 Mora İsyanı, Serap Toprak.[141]Bilig dergisi, Sayı 4, s. 61. 1827 yılında Mısır ve Osmanlı donanmaları, Birleşik Krallık, Fransa ve Rusya donanmaları tarafından savaş ilanı olmaksızın Navarin'de yakıldı.[140]1821 Mora İsyanı, Serap Toprak.[142]Özdek, Cilt IV, s. 806 - 807 Navarin'de 58 savaş gemisi battı, çok sayıda tecrübeli Osmanlı denizcisi öldü.[1]TSK'nın resmi tarihçe sayfası.

Buharlı ve zırhlı gemilere geçiş (1827-1878)

Navarin'deki saldırının ardından II. Mahmud, modernleşme çalışmalarında Avrupalılardan uzaklaştı ve Amerika Birleşik Devletleri'ne yanaştı. 1830'da ABD ile ticaret antlaşması imzalandı.[12]Sultan Abdülaziz'den I. Dünya Savaşı'na Osmanlı Donanması, Mehmet Beşirli. Bu arada, 31 Aralık 1828'de Mehmed Efendi ve Mehmed Kalfa isimli mimarların inşa ettiği Mahmudiye denize indirildi.[143]Mahmudiye Kalyonu, DzKK. İstanbul'a gelen Sir Adolphus Slade tarafından da en büyük kalyon olarak nitelendirilen Mahmudiye, 1874 yılında memur maaşlarının ödenmesi için söküldü ve parçaları satıldı.[143]Mahmudiye Kalyonu, DzKK.[144]Hacer Bulgurcuoğlu, Türk Deniz Harp Tarihinde İz Bırakan Gemiler, Olaylar ve Şahıslar, Sayı 8 (2007), Pîrî Reis Araştırma Merkezi Yayını, ISBN 975-409-452-7. 1831 yılında Henry Eckford, bir Amerikan muhribi ile İstanbul'a geldi ve Osmanlı donanmasına dair rapor sundu. Amerikan savaş gemileri tarzında gemi yapımına başlandı ancak Eckford uyum sağlayamayarak İstanbul'dan ayrıldı.[12]Sultan Abdülaziz'den I. Dünya Savaşı'na Osmanlı Donanması, Mehmet Beşirli. Eckford'un ardından gelen Forster Rhodes, gemi yapım çalışmalarını sürdürdü ve 1835 yılında Nusretiye kalyonu denize indirildi.[12]Sultan Abdülaziz'den I. Dünya Savaşı'na Osmanlı Donanması, Mehmet Beşirli. İstanbul'da ilk buharlı gemiler de Rhodes'in girişimleri ile denize indirildi. 1839 yılında II. Mahmud öldü. Bunun üzerine Amerikalı uzmanlar istifaya zorlandı; yeniden Avrupa ile ortak çalışmalar başladı. Ancak Amerikalı uzmanlar sayesinde Osmanlı tersanelerine modern denizcilik sanayisine girdi.[12]Sultan Abdülaziz'den I. Dünya Savaşı'na Osmanlı Donanması, Mehmet Beşirli. Abdülmecid döneminde, 1840 yılında Bahriye Meclisi kuruldu. Bu meclis, Tersane-i Amire'nin her türlü işleriyle ilgileniyordu. Abdülmecid döneminde yelkenli gemilerin yerini buharlı gemiler almaya başladı. 1848 yılında Osmanlı Donanması 74 gemiden oluşuyordu.[12]Sultan Abdülaziz'den I. Dünya Savaşı'na Osmanlı Donanması, Mehmet Beşirli.

Osmanlı firkateyni Pervaz-ı Bahrî ile Rus firkateyni Vladimir arasındaki 5 Kasım 1853 tarihli çarpışma tarihte buharlı savaş gemileri arasındaki ilk çatışma oldu
Osmanlı firkateyni Pervaz-ı Bahrî ile Rus firkateyni Vladimir arasındaki 5 Kasım 1853 tarihli çarpışma tarihte buharlı savaş gemileri arasındaki ilk çatışma olduAlexey Bogolyubov, Kamu malı, Wikimedia Commons

Kırım Savaşı başlayınca, Balkanlar'da ilerleyen Osmanlı kuvvetleri deniz yoluyla desteklendi. Karadeniz filosu ikiye ayrıldı. İkinci filo Patrona Osman Paşa komutasında idi ve personeli tecrübesizdi. Bu filo Sinop'ta demirledi. 30 Kasım 1853 tarihinde, donanma personeli Cuma namazı için izinli iken Rus donanması baskın yaptı. Donanma ve şehir ateşe verildi, kıyıdan açılan Osmanlı topçu ateşi etki edemedi; Osmanlı donanmasının 11 adet gemisi battı ve 2700 asker kaybedildi.[1]TSK'nın resmi tarihçe sayfası.[145]Özdek, Cilt IV, s. 818 Kırım Savaşı'nda Birleşik Krallık, Fransa ve Osmanlı birleşik donanması kuruldu. Yeni kurulan donanma, 9'u Osmanlı olmak üzere 34 savaş gemisinden oluşuyordu. Bu yeni donanma Sivastopol Muharebesine denizden destek verdi ve karaya çıkarma yapıldı.[146]Gerideki buharlı gemiler ve nakliye gemileri ile müttefik filosu 384 gemiden oluşuyordu.[143]Mahmudiye Kalyonu, DzKK.[147]Özdek, Cilt IV, s. 819 Bu savaş ile donanma, askeri ve teknik konularda tecrübe kazandı. Britanya ve Fransa savaş gemileri, onarım için İstanbul tersanelerine geldi ve buradaki tersanelerde onların girişimleri ile yenilikler yapıldı. 1856 yılında imzalanan Paris Antlaşması ile savaş sona erdi ve Karadeniz'de Rus ve Osmanlı savaş gemilerinin bulunması yasaklandı.[148]Özdek, Cilt IV, s. 821 Abdülaziz döneminde mali sıkıntılara rağmen modernleşme çalışmaları hız kazandı. Tersane-i Amire'de, İzmit ve Gölcük tersanelerinde yenilikler yapıldı.[12]Sultan Abdülaziz'den I. Dünya Savaşı'na Osmanlı Donanması, Mehmet Beşirli. Abdülaziz döneminde tersanelerin iyileştirilmesine rağmen yerli üretim tercih edilmedi, Birleşik Krallık'tan ve Fransa'dan savaş gemileri satın alındı.[12]Sultan Abdülaziz'den I. Dünya Savaşı'na Osmanlı Donanması, Mehmet Beşirli. Bu satın alınma işlemleri dış borçlarla karşılanıyordu ve Osmanlı maliyesi zor duruma giriyordu.[12]Sultan Abdülaziz'den I. Dünya Savaşı'na Osmanlı Donanması, Mehmet Beşirli.[149]Özdek, Cilt IV, s. 825 Abdülaziz tahttan indirildiğinde, Osmanlı donanması en güçlü donanmalar arasında görülmekte idi.[2]Büyük Larousse (1986), Milliyet Yayınları, Cilt 17, s. 8946 - 8947[5]Büyük Larousse (1986), Milliyet Yayınları, Cilt VI, s. 3037 - 3041[12]Sultan Abdülaziz'den I. Dünya Savaşı'na Osmanlı Donanması, Mehmet Beşirli.[150]Celâleddin Paşa, s. 54 Fakat, Osmanlı donanması sayıca güçlü olsa da nitelik bakımından zayıftı.[12]Sultan Abdülaziz'den I. Dünya Savaşı'na Osmanlı Donanması, Mehmet Beşirli.[151]Ortaylı, s. 84

II. Abdülhamid döneminin ilk yılında Rusya ile savaş başladı. Bu savaşta Osmanlı donanmasının faaliyetleri hakkında bulunabilen tek bilgi, Mirliva Hasan Paşa'nın Kafkasya kıyılarını ablukaya almakla görevlendirildiğidir.[152]Özdek, Cilt IV, s. 847 Savaşın ardından, Kafkasya'dan göç edenlerin bir kısmı deniz yoluyla taşındı.[153]Artvin ve Batum Göçmenleri (1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşından Sonra), Muammer Demirel.

Dağılma dönemi (1878-1918)

II. Abdülhamid, savaşın ardından donanmayı Haliç'e hapsetti.[1]TSK'nın resmi tarihçe sayfası.[2]Büyük Larousse (1986), Milliyet Yayınları, Cilt 17, s. 8946 - 8947[5]Büyük Larousse (1986), Milliyet Yayınları, Cilt VI, s. 3037 - 3041 1882'de Mısır'ın Birleşik Krallık tarafından işgal edilmesi üzerine iki adet torpidobot ve buharlı deniz taşıtı (İstimbot) satın alındı. II. Mahmud döneminde olduğu gibi, bu dönemde de Amerikalı uzmanlar getirildi ve yenileme çalışmaları devam etti. Bu dönemde ABD'nin denizcilik teknolojisi takip edildi.[12]Sultan Abdülaziz'den I. Dünya Savaşı'na Osmanlı Donanması, Mehmet Beşirli. 3 Nisan 1890'da Deniz Astsubayı Sınıfı kuruldu.[1]TSK'nın resmi tarihçe sayfası. 1892 yılında ''Abdül Kadir'' zırhlısı kızağa kondu; fakat teknik yetersizlikler ve mali sıkıntılar ile bu proje yıllarca sürdü ve 1914 yılında da iptal edildi.[154]Gardiner, s. 309 Bu arada, 1897 yılında başlayan savaş üzerine Osmanlı donanması, gövde gösterisi amacıyla denize açıldı; savaşın ardından donanma tekrar atıl kaldı.[12]Sultan Abdülaziz'den I. Dünya Savaşı'na Osmanlı Donanması, Mehmet Beşirli.[155]Kössler, s. 84 ABD'den gemi satın alınması ve gemilerin onarılması konusunda da çalışmalar yapıldı. 1899 yılında ABD'nin William Cramp Gemi Yapımı Şirketi'nden bir adet kruvazör sipariş edildi, Eylül 1901'de anlaşma imzalandı.[12]Sultan Abdülaziz'den I. Dünya Savaşı'na Osmanlı Donanması, Mehmet Beşirli. Üç taksit halinde ödeme yapıldı, padişaha düzenli olarak gemi hakkında raporlar verildi ve ''Mecidiye'' kruvazörü, Nisan 1904'te fiilen donanmaya katıldı.[12]Sultan Abdülaziz'den I. Dünya Savaşı'na Osmanlı Donanması, Mehmet Beşirli.[156]Güleryüz, s. 149 1901 yılında, Britanya'nın Armstrong Şirketi'ne bir adet kruvazör sipariş edildi ve Kasım 1902'de kruvazörün inşasına başlandı, bazı Türk subayları Britanya'ya gönderildi ve çalışmalar takip edildi. Taksitler ödendi, Nisan 1904'te ''Hamidiye'' kruvazörü, donanmaya katıldı.[12]Sultan Abdülaziz'den I. Dünya Savaşı'na Osmanlı Donanması, Mehmet Beşirli.[157]Güleryüz, s. 149 - 150 Aynı zamanda, Birleşik Krallık'tan iki adet vapur satın alındı. II. Abdülhamid için bir yat ve istimbot, Hamidiye ile beraber inşa edilip donanmaya katılmıştı.[12]Sultan Abdülaziz'den I. Dünya Savaşı'na Osmanlı Donanması, Mehmet Beşirli. Kasım 1904'te Hamidiye, ''Mesudiye'' ve Mecidiye kruvazörleri incelendi, deneme atışları yapıldı. 1900 yılında Almanya'dan iki adet torpidobot sipariş edildi, donanmadaki bazı gemiler için araç gereç ve torpido satın alındı.[12]Sultan Abdülaziz'den I. Dünya Savaşı'na Osmanlı Donanması, Mehmet Beşirli.[158]Kössler, s. 285 Asar-ı Tevfik fırkateyni Almanya'da modernize edildi ve Eylül 1905'te çalışmalar bitti. ''Berk-i Satvet'' ve ''Peyk-i Şevket'' gemileri de dönemin son model Alman kazanları ile donatıldı.[12]Sultan Abdülaziz'den I. Dünya Savaşı'na Osmanlı Donanması, Mehmet Beşirli.

Bununla beraber bazı Osmanlı savaş gemileri İtalya'da modernize edildi. 1904'te bir İtalyan firması olan Ansaldo-Armstrong ile Osmanlı hükûmeti, Tersane-i Amire'de kruvazör inşası için anlaştı.[12]Sultan Abdülaziz'den I. Dünya Savaşı'na Osmanlı Donanması, Mehmet Beşirli. Tersane-i Amire'de üç adet korvetin tamir çalışmaları başladı. Eylül 1907'de Hamidiyenin benzerinin inşa edilmesi için İtalyan şirketi ile anlaşma imzalandı, sipariş edilen savaş gemilerinin çalışmaları takip edildi ve bazen kontroller yapıldı.[12]Sultan Abdülaziz'den I. Dünya Savaşı'na Osmanlı Donanması, Mehmet Beşirli. Geçmişte Britanya donanmasında hizmet etmiş Hasan Rami Paşa 1907 yılında donanmanın başına getirildi ve bu dönemde Amerikan ve Britanyalı uzmanların modernleşme çalışmalarındaki faaliyetleri arttı.[12]Sultan Abdülaziz'den I. Dünya Savaşı'na Osmanlı Donanması, Mehmet Beşirli.[159]Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Cilt XXIV, Kasım 2008 (Sayı 72), atam.gov. 1907 yılında Osmanlı donanmasının savaş gemileri şöyleydi:[12]Sultan Abdülaziz'den I. Dünya Savaşı'na Osmanlı Donanması, Mehmet Beşirli. class="wikitable" border="1" |- | colspan="2" | Zırhlı fırkateyn | colspan="2" | Küçük zıhlı kruvazör | colspan="2" | İkinci sınıf toplu kruvazör | colspan="2" | Torpidobot | colspan="2" | Destroyer | colspan="1" | Birinci sınıf torpidobotlar |- ! width=75 |Gemi adı ! width=75 |Tonajı ! width=75 |Gemi adı ! width=75 |Tonajı ! width=75 |Gemi adı ! width=75 |Tonajı ! width=75 |Gemi adı ! width=75 |Tonajı ! width=75 |Gemi adı ! width=75 |Tonajı ! width=150 |Gemi adları |- | Mesudiye | 8972 ton | Feth-i Bülend | 2761 ton | Abdülhamid | 3830 ton | Peyk-i Şevket | 775 ton | Tayyar | 270 ton | rowspan="4" |Ankara, Urfa, Antalya, Kütahya, Sivas, Tokat, Musrur, Akhisar, Alpagot, Hamidiye, Yunus, Hamidabad, Sultan Hisar, Demir Hisar, Sivri Hisar |- | | | Avnillâh | 2362 ton | Abdülmecid | 3250 ton | Berk-i Satvet | 775 ton | Bursa | 290 ton |- | | | Muin-i Zafer | 2362 ton | | | Peleng-i Derya | 850 ton | Samsun[160]Bursa ile Samsun destroyerlerinin kısa sürede Fransa'dan gelmesi bekleniyordu. | 290 ton |- | | | Asâr-ı Tevfik | 4613 ton | | | | | | |- Bu arada yaklaşık 800 tonluk Drama isimli savaş gemisi, İtalya'dan sipariş edilmişti. 1904-1907 arasında Mesudiye, Asâr-ı Tevfik, Muin-i Zafer, Avnillah ve Feth-i Bülend isimli zırhlı savaş gemilerinde bakım çalışmaları yapıldı.[12]Sultan Abdülaziz'den I. Dünya Savaşı'na Osmanlı Donanması, Mehmet Beşirli.[159]Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Cilt XXIV, Kasım 2008 (Sayı 72), atam.gov. Bu dönemde bazı torpido botlar ve gambotlar Tersane-i Amire'de inşa edildi.[12]Sultan Abdülaziz'den I. Dünya Savaşı'na Osmanlı Donanması, Mehmet Beşirli. Torpido botların ve muhriplerin büyük kısmı yabancı ülkelerden sipariş edilmişti. 1910 yılına kadar sipariş edilen gemilerin tamamına yakını donanmaya katıldı.[12]Sultan Abdülaziz'den I. Dünya Savaşı'na Osmanlı Donanması, Mehmet Beşirli. 1909'da, uzun süredir Haliç'te atıl durumda bekleyen Osmanlı donanması denize açıldı. Aynı yıl, 31 Mart Olayı ile II. Abdülhamid tahttan indirildi ve yerine V. Mehmed geldi. Donanma Cemiyeti kuruldu. Bu cemiyet, halkın bağışları ile donanmaya destek veriyordu.[1]TSK'nın resmi tarihçe sayfası. Yunan donanması ise torpido ve kruvazör yönünden güçlenmekte idi, bu donanma ile rekabet halinde olan Osmanlı donanmasının güçlendirilme çalışmaları devam etti.[12]Sultan Abdülaziz'den I. Dünya Savaşı'na Osmanlı Donanması, Mehmet Beşirli. Osmanlı denizci subayları, donanmanın gelişmesi için iki aylık maaşlarından vazgeçti.[12]Sultan Abdülaziz'den I. Dünya Savaşı'na Osmanlı Donanması, Mehmet Beşirli. Bir Britanya subayı olan Amiral Sir Douglas Gamble, Osmanlı donanmasının modernleşmesi için faaliyetlere başladı. Gamble, donanmadan yaşlı subayların çıkartılıp yerlerine eğitimli Britanya subaylarının getirilmesini gerekli gördü.[159]Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Cilt XXIV, Kasım 2008 (Sayı 72), atam.gov. Gamble, donanmanın ancak talim yapabilecek düzeyde olduğunu padişaha bildirdi.[159]Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Cilt XXIV, Kasım 2008 (Sayı 72), atam.gov. 1910 yılında Gamble'nin karşı çıkmasına rağmen Halil İbrahim Paşa, Bahriye Nazırı oldu ve donanmada Almanların etkisi artmaya başladı. Bunun üzerine Gamble istifa etti.[12]Sultan Abdülaziz'den I. Dünya Savaşı'na Osmanlı Donanması, Mehmet Beşirli. Gamble'nin ardından Britanya subayı Sir H. P. Williams geldi. Osmanlı yönetimi, Almanlardan eski bir destroyer almaya karar verdi ve bu da tepki aldı; yine de Alman askerî ataşesi von Strempel, Osmanlı donanmasında Birleşik Krallık nüfuzunun tekrar artmasından endişeleniyordu.[12]Sultan Abdülaziz'den I. Dünya Savaşı'na Osmanlı Donanması, Mehmet Beşirli. Harbiye nazırı Mahmud Şevket Paşa, Almanya'dan gemi alımını desteklemekte idi ancak Britanya siyasi ilişkilerin olumsuz etkilenmesinden kaygılanıyordu.[12]Sultan Abdülaziz'den I. Dünya Savaşı'na Osmanlı Donanması, Mehmet Beşirli. Britanya ve Almanya firmaları arasında rekabet başladı. Bu arada Yunanistan donanmasına ''Averof kruvazörü'' katıldı. Alman donanmasından iki adet eski savaş gemisi 1.250.000 mark karşılığında satın alındı. Von Strempel'e göre Birleşik Krallık ile olan nüfuz yarışını Almanlar kazanmıştı.[12]Sultan Abdülaziz'den I. Dünya Savaşı'na Osmanlı Donanması, Mehmet Beşirli. Brandenburg sınıfı SMS Kurfürst Friedrich Wilhelm ve SMS Weißenburg zırhlıları, isimleri ''Barbaros Hayreddin'' ve ''Turgut Reis'' yapılarak Osmanlı donanmasına katıldı.[12]Sultan Abdülaziz'den I. Dünya Savaşı'na Osmanlı Donanması, Mehmet Beşirli.[161]Gröner, s. 14 Bazı Fransa ve Britanya gazeteleri, Osmanlı'nın kandırıldığını ve gemilerin çok eski olduğunu belirten haberler yazdı.[12]Sultan Abdülaziz'den I. Dünya Savaşı'na Osmanlı Donanması, Mehmet Beşirli. Bu gemilerin satın alınmasından sonra Mahmud Muhtar Paşa, Bahriye Nazırı oldu ve von Strempel ile yaptığı görüşmede Barbaros Hayreddin ile Turgut Reis zırhlılarının ücretsiz yenilenmesi gerektiğini söyledi. Ancak von Strempel gemilerin gayet iyi durumda olduğunu belirterek reddetti.[162]Von Strempel'in Alman Dışişleri Bakanlığı'na 347 numaralı ve 17.12.1910 tarihli askeri raporu Barbaros Hayreddin zırhlısının onarım çalışmaları başladı. von Strempel, Almanya'ya gönderdiği raporda Gazi Mahmud Paşa'ya söylediğinin aksine gemilerin eski olduğunu ve silah bakımından yetersiz olduğunu yazdı.[12]Sultan Abdülaziz'den I. Dünya Savaşı'na Osmanlı Donanması, Mehmet Beşirli.[162]Von Strempel'in Alman Dışişleri Bakanlığı'na 347 numaralı ve 17.12.1910 tarihli askeri raporu Buna rağmen Gazi Mahmud Paşa, donanmadaki Birleşik Krallık nüfuzunun azaltılacağına dair von Strempel'e güvence verdi. Donanma Cemiyeti, Almanya'dan dört adet torpido bot satın aldı ve bu torpido botlar Gayret-i Vataniyye, Numune-i Hamiyyet, Yadigar-i Millet ve Muavenet-i Milliye isimleri ile Ağustos 1910'da Osmanlı donanmasına katıldı.[12]Sultan Abdülaziz'den I. Dünya Savaşı'na Osmanlı Donanması, Mehmet Beşirli.[163]Özçelik, s. 27 Eylül 1911'de Barbaros Hayreddin ve Hamidiye savaş gemilerinin onarım çalışmaları sona erdi. Maliye Nazırının itirazlarına rağmen Birleşik Krallık'tan iki adet dretnot sipariş edildi, tüm taksitleri ödendi. Ancak Ağustos 1914'te Sultan Osman ve Reşadiye isimli bu dretnotlar hazır durumda iken Birleşik Krallık Deniz Kuvvetleri Bakanı Winston Churchill'in emri ile gemilere el konulacaktı.[12]Sultan Abdülaziz'den I. Dünya Savaşı'na Osmanlı Donanması, Mehmet Beşirli.[164]Tarihimizde Reşadiye ve Sultan Osman-ı Evvel dretnotları, Rasim Ünlü.

Trablusgarp ve Balkan Savaşları

1911 yılında Trablusgarp Savaşı başladı ve İtalya, parasını aldığı halde Drama kruvazörüne el koydu.[12]Sultan Abdülaziz'den I. Dünya Savaşı'na Osmanlı Donanması, Mehmet Beşirli.[159]Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Cilt XXIV, Kasım 2008 (Sayı 72), atam.gov. 1912 yılında İtalyan donanması, Beyrut limanına taarruz etti. Osmanlı donanması yenildi; İtalyanlar kayıp vermezken, Osmanlı donanmasının iki adet savaş gemisi battı.[165]Rodos ve Oniki Ada'nın İtalyanlarca İşgali, İsrafil Kurtcephe. İtalyan donanması, Osmanlı Devleti'ni barışa zorlamak için Çanakkale Boğazı'na da saldırdı, fakat Osmanlı yönetiminde aksi yönde etki yaratınca Oniki Ada ve Rodos işgal edildi. Bu arada Osmanlı donanması, Anadolu ve Balkan kıyılarının saldırıya uğramaması için Selanik ile İzmir limanlarının önlerini mayınladı. Fakat bu bir deniz faciasına yol açtı; 29 Nisan 1912 tarihinde İzmir'den Selanik'e doğru yol alan Teksas adlı Amerikan gemisi mayına çarptı ve battı.[165]Rodos ve Oniki Ada'nın İtalyanlarca İşgali, İsrafil Kurtcephe. Osmanlı donanması, Ege'de adalar işgal edilirken İtalyan donanması ile çatışmaya girmedi.[159]Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Cilt XXIV, Kasım 2008 (Sayı 72), atam.gov.[165]Rodos ve Oniki Ada'nın İtalyanlarca İşgali, İsrafil Kurtcephe. Uşi Antlaşması ile savaş sona erdi. Savaş sırasında, 1911 yılında donanma komutanlığına Albay Tahir Bey getirilmişti. Bu dönemde tatbikatlar yapıldı.[159]Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Cilt XXIV, Kasım 2008 (Sayı 72), atam.gov.

1912 yılında, İtalya ile savaş sürerken Balkan Savaşları başladı. Balkan Birliği orduları, Osmanlı ordularına göre sayı ve deneyim bakımından güçsüzdü.[166]Hall, s. 15 Savaş başladığında Osmanlı Donanmasının envanterinde altı zırhlı gemi, iki zırhlı kruvazör, on bir muhrip, otuz torpido bot ve dokuz adet yardımcı gemi bulunuyordu.[167]Hall, s. 19 Bununla beraber, İstanbul'da iki adet denizaltı yapılmakta idi.[168]Donbaloğlu, s. 46 Hamidiye ve Mecidiye savaş gemileri, donanmanın modern gemileri idi ve Averof kruvazörüne karşı koyabilirlerdi.[167]Hall, s. 19 1897 yılındaki savaşta, Osmanlı donanması etkin bir şekilde savaşta yer almamıştı ve bu da Yunan donanmasına cesaret vermekte idi.[169]Donbaloğlu, s. 40 Yunan Donanması, Fransız ve Britanya subayların yardımları ile personelini eğitti. Bununla beraber, Avrupalı şirketler ile anlaşarak savaş gemileri satın alınıyordu.[170]Donbaloğlu, s. 41 Bulgaristan Krallığı ise, savunmaya dayalı küçük bir donanmaya sahipti ve kıyılarını mayınlamakla yetindi.[171]Donbaloğlu, s. 44 Trablusgarp Savaşı devam ettiği için, Osmanlı Donanması herhangi bir yerde üslenmedi. Fakat Balkan Savaşları için bazı noktalarda kuvvetler hazır bulundu: class="wikitable" border="1" |- ! Yer ! Zırhlılar ! Kruvazörler ! Korvetler ! Muhripler ! Torpido botlar ! Gambot |- | Çanakkale Boğazı | Barbaros Hayreddin, Turgut Reis, Mesudiye, Asar-ı Tevfik | Mecidiye | - | Basra, Samsun, Yarhisar | Demirhisar, Kütahya, Hamidabat, Akhisar[172]Donbaloğlu, s. 61 - 63 | - |- | İstanbul Boğazı | - | Hamidiye, Berk-i Satvet[173]Torpidokruvazörüdür. | Zuhaf | Yadigar-ı Millet, Taşoz, Muavenet-i Milliye, Nümune-i Hamiyyet | Sultanhisar, Sivrihisar | Nevşehir[172]Donbaloğlu, s. 61 - 63 |- | İzmir | - | - | Muini Zafer | İzzettin[174]Silahlandırılmış bir vapur idi. | Timsah, Yunus[172]Donbaloğlu, s. 61 - 63 | - |- | Selanik | - | - | Fethi Bülent, Necm-i Şevket | Fuat[175]Silahlandırılmış bir vapur idi, topları sökülü vaziyette idi.[172]Donbaloğlu, s. 61 - 63 | - | - |- | Preveze | - | - | - | - | Antalya, Tokat[176]Harap vaziyette idi. | Hamidiye, Alpagut[172]Donbaloğlu, s. 61 - 63 |- | Süveyş Kanalı | - | Peyk-i Şevket[177]Torpido kruvazörüdür. | - | - | Beyrut, Malatya, Yozgat, Taşköprü[172]Donbaloğlu, s. 61 - 63 | - |- | Onarımda olanlar | - | - | - | Gayret-i Vataniyye | Berkefşan, Pelengidarya, Draç[172]Donbaloğlu, s. 61 - 63 | -

16 Ekim 1912 tarihinde, verilen bir emir ile Karadeniz Harekâtı başladı. Varna - Burgaz arası deniz yolunun kesilmesi, rastlanan Bulgar gemilerinin tahrip edilmesi ve Bulgar limanlarının bombalanması emredildi.[178]Donbaloğlu, s. 68 Bulgar limanlarının ablukaya alınacağı Osmanlı Devleti tarafından ilan edildi. Ancak bazı Avrupa devletleri, ticarete zarar vereceği için bunu protesto etti.[179]Donbaloğlu, s. 69 17 Ekim 1912 tarihinde, Albay Tahir Bey komutasında Barbaros Hayreddin, Turgut Reis zırhlı savaş gemileri ile Muavenet-i Milliye ve ''Taşoz'' muhripleri yola çıktı. Fakat çıkan bir fırtına sebebiyle saldırı gecikti.[179]Donbaloğlu, s. 69 Bu gecikmenin sonucunda Bulgar donanması, Türk taarruzunu önceden öğrendi. Türk filosu, Varna limanına vardığında iki Bulgar torpido botu beklemekte idi. Osmanlı muhriplerinin taarruzu ile bu torpido botlar limana geri çekildi, ardından Turgut Reis ile Barbaros Hayreddin zırhlılarının bombardımanı başladı.[179]Donbaloğlu, s. 69 Fakat kıyıların mayınlı olmasından endişelenen Albay Tahir Bey, zırhlıları kıyılara fazla yanaştırmadı. Türk filosu, bir gün boyunca liman önlerinde bekledi. 20 Ekim günü Muavenet-i Milliye, kömür ikmali için İstanbul'a gönderildi.[179]Donbaloğlu, s. 69 Albay Tahir Bey komutasındaki filo, Burgaz'a kadar uzanan kıyıları gözetledi. Bu sırada Hamidiye kruvazörü personeli, bir Bulgar gemisinin personelini sorgulamış ve Burgaz kıyılarının 18 Ekim gününe kadar mayınsız olduğunu öğrenmişti. Osmanlı filosu bu fırsatı kaçırmış, gecikmişti.[179]Donbaloğlu, s. 69 Sonuç olarak, Bulgar kıyı savunma mevzilerinin yerini bilmeyen Osmanlı filosu, kıyılara yaklaşarak etkili bir bombardıman yapamadı. Bulgar kıyıları önündeki Osmanlı ablukası devam etti. Varna limanındaki Bulgar topları, hiçbir atış yapmıyor ve yerini belli etmiyordu. 24 Ekim günü ''Mecidiye'' kruvazörüne top atışı yapıldı.[180]Donbaloğlu, s. 71 Bunun sonucunda karşılıklı bombardıman başladı.

20 Kasım 1912 tarihinde, Rauf Bey komutasındaki bir filo denize açıldı. Alınan istihbarata göre, Bulgar torpido botları Türk nakliye gemilerine saldırmak için harekete geçmişti.[181]Donbaloğlu, s. 73 Osmanlı filosu, Hamidiye kruvazörü ile Berkefşan ve Yarhisar muhriplerinden oluşuyordu. Filo, Türk nakliye gemilerinin geçeceği yolun üzerinde dağınık vaziyette beklemeye başladı, Bulgar gemisini gören kırmızı fişek atarak diğerlerine haber verecekti.[181]Donbaloğlu, s. 73 21 Kasım gecesi saat 00.40'ta Bulgar gemilerini gören Hamidiye kruvazörü, kırmızı fişek attı ve Bulgar gemileri durumu anladı, savaş başladı. Türk gemileri isabetli atış yapamadı ancak Bulgar gemilerinin saldırısı sonucunda Hamidiyenin burun kısmı hasar gördü ve su almaya başladı.[181]Donbaloğlu, s. 73 Osmanlı muhripleri taarruza geçince Bulgar torpido botları geri çekildi, ağır hasar alan Hamidiye İstanbul'a onarım için gönderildi. Bulgar torpido botlarını yakalaması için Mecidiye kruvazörü yola çıktı. Fakat bir şey elde edilemedi.[181]Donbaloğlu, s. 73

Bu arada, Osmanlı kara orduları geri çekilmeye başladı. Osmanlı ordusunun Çatalca'ya kadar çekilmesi öngörülüyordu, bu çekilme harekâtı kapsamında Osmanlı donanmasının kıyıdan destek vermesi emredildi.[182]Donbaloğlu, s. 75 Donanma, başarılı bir şekilde kıyıdan Bulgar birliklerini topa tuttu ve geri çekilen birliklere zaman kazandırdı. Bahriye Nazırlığı, donanmanın Çatalca'daki savaşa denizden destek vermesi yerine Ege'ye açılıp Yunan birliklerinin Trakya'daki ilerleyişini yavaşlatmasına karar verdi.[183]Donbaloğlu, s. 77 Bulgar ordusu, Çatalca yönünde taarruz etti. Aralarında Barbaros Hayreddin zırhlısının da olduğu bazı savaş gemileri, Büyükçekmece önünde toplandı ve denizden destek başladı. Silivri'de bazı Bulgar birlikleri, savaş gemilerinin bombardımanı sonucunda zayiat verdi.[184]Donbaloğlu, s. 78 15 Kasım 1912 tarihinde, denizden ve karadan açılan ateşle Bulgar topçu birlikleri dağıldı. 16 Kasım günü Barbaros Hayreddin ile Turgut Reis, Bulgar birliklerine ateş açtı ve ardından karaya asker çıkararak kara ordusuna destek oldu.[185]Donbaloğlu, s. 79 20 Kasım 1912 tarihinde, Çanakkale Boğazı'nın savunulması için donanma yola çıktı. Yunan donanması, Çanakkale Boğazı yakınlarındaki Limni Adası'na asker çıkarmış ve 30 Ekim 1912 tarihinde adayı kontrol altına almıştı.[186]Donbaloğlu, s. 81 - 82 Bunun ertesi günü, Selanik önlerinde Fethi Bülent korveti torpillenerek batırıldı.[187]Donbaloğlu, s. 84 - 85 Birkaç Ege adası daha ele geçirilmiş ve Yunan donanması, Çanakkale önlerinde bir askeri üs kurmuştu. 20 Kasım 1912 tarihinde, aralarında Averof kruvazörünün de bulunduğu bir Yunan filosu, Midilli'ye saldırdı ve adadaki Osmanlı taburu 20 Aralık'a kadar direndi. Sakız Adasına da saldırıldı, fakat Osmanlı donanmasının Çanakkale Boğazı'na gelmesi üzerine ara verdiler.[188]Donbaloğlu, s. 82 - 83 Yine de adaya uzun süre denizden yardım gelmedi; Ocak 1913'te Yunan birlikleri adayı ele geçirdi.[189]Donbaloğlu, s. 83 Bu arada, Bulgar orduları İstanbul'a yaklaşmıştı. Harbiye Nazırı Enver Paşa, Şarköy'e çıkarma yapılmasını ve Çatalca ile Gelibolu yönlerinden de taarruz edilerek Bulgar ordusunun çembere alınmasını emretti. Berk-i Satvet, Mecidiye, Turgut Reis ve Barbaros Hayreddin savaş gemilerinden oluşan bir filo eşliğinde 9 Şubat 1913 tarihinde çıkarma yapıldı.[190]Defeat in Detail: The Ottoman Army in the Balkans, 1912-1913, Edward J. Erickson (İngilizce) Savaş gemilerinin destek ateşi ile kasaba ele geçirildi; 15 ölü ve 31 yaralı kayıp verildi. Bulgarlar kuzeye çekildi, buna rağmen Şarköy'deki iskele henüz düşmemişti. Osmanlı kuvvetleri kasabadan biraz daha ilerledi, Bulgar ordusu temkinli davranarak bazı birlikleri kuzey-doğu tarafından harekete geçirdi.[190]Defeat in Detail: The Ottoman Army in the Balkans, 1912-1913, Edward J. Erickson (İngilizce) Fakat çıkarma için geç kalınmıştı, Osmanlı birlikleri arasındaki koordinasyon problemi sebebiyle sonuç alınamadı ve iki nakliye gemisi battı.[190]Defeat in Detail: The Ottoman Army in the Balkans, 1912-1913, Edward J. Erickson (İngilizce) Osmanlı orduları geri çekildi; Edirne düştü.[190]Defeat in Detail: The Ottoman Army in the Balkans, 1912-1913, Edward J. Erickson (İngilizce) Ege Denizi'nde ise savunmasız Sisam Adası, 16 Mart 1913 tarihinde Yunanların kontrolüne girdi.[189]Donbaloğlu, s. 83

İmroz Deniz Muharebesi
İmroz Deniz MuharebesiVasileios Hatzis, Kamu malı, Wikimedia Commons

Gemi onarım çalışmaları sebebiyle donanma Ege'ye çıkmak için beklemekte idi, fakat bu sırada birçok Ege adası kaybedildi. Yunan donanması, Mondros'u üs haline getirdi ve Çanakkale Boğazı'nı ablukaya aldı.[191]Donbaloğlu, s. 85 - 86 Onarım çalışmaları bitmeden Ege'ye açılmayı reddeden Albay Tahir Bey, görevinden alındı ve yerine Komodor Ramiz Numan Bey getirildi. Rauf Bey'in emrine Hamidiye, Muavenet-i Milliye, Yadigar-ı Millet, Taşoz ve ''Basra'' savaş gemileri verildi. Bu filoya da torpido filosu denildi.[192]Donbaloğlu, s. 86 14 Aralık 1912 tarihinde, sabah saatlerinde Sultanhisar torpido botu boğazda ilerlerken üç Yunan torpido botunun saldırısına uğradı, Numune-i Hamiyet ve Mecidiye yardıma geldi. Gökçeada yönüne hızlı bir şekilde ilerleyen Mecidiye, beş Yunan muhribiyle karşılaştı ve kısa sürede Yunan filosu yenildi.[192]Donbaloğlu, s. 86 16 Aralık günü Osmanlı donanması, Yunan donanmasını imha etmek için Ramiz Bey komutasında dört zırhlı, iki kruvazör ve üç torpido bot savaş gemisi ile taarruza geçti.[193]Donbaloğlu, s. 87 Osmanlı planı, gemilerin İmroz yönünde ilerlemesi ve Mecidiye kruvazörünün arkada kalarak torpido salvolarına karşı donanmayı koruması idi. Saat 09.30'da donanma boğazdan çıktı ve 09.39'da açılan topçu ateşi ile savaş başladı. Kısa sürede Mecidiye kruvazörünün motorları arızalandı, düzen bozuldu. Fakat top atışları devam etti, bunun üzerine Averof zırhlısı sürat yaparak ilerlemeye başladı. Osmanlı gemileri, topçu ateşini Averofa çevirdi ve Averof, ağır hasar aldı.[194]Donbaloğlu, s. 88 Ramiz Bey, donanmanın ilerleyişinde manevra yaptı ve Averof, bundan yararlanarak kaçmayı başardı. 10.50'de ateş kesildi ve Osmanlı donanması geri dönmek zorunda kaldı.[195]Donbaloğlu, s. 89 Amirallik gemisi Barbaros Hayreddin, ağır hasar aldı ve onarılmak üzere geri gönderildi.[195]Donbaloğlu, s. 89

22 Aralık sabahı Mecidiye, Berk-i Satvet, Muavenet-i Milliye, Gayreti Vataniyye, Numune-i Hamiyet, Yarhisar, Basra ve Taşoz savaş gemilerinden oluşan bir keşif birliği boğazdan çıktı. Burada, Yunan donanmasının iki muhribi ve dört torpido botu ile çatışma yaşandı; Yunan gemileri geri çekildi.[196]Donbaloğlu, s. 90 Osmanlı filosu, Bozcaada'ya ilerlemeye başladı, orada görülen Yunan Delfin denizaltısını batırmakla görevlendirilmişlerdi. Yunan denizaltısı, Osmanlı gemilerini görünce dibe batarak görüş alanından çıktı. Fakat denizdeki olumsuz sebeplerden dolayı tekrar su üstüne çıkmak zorunda kaldı.[196]Donbaloğlu, s. 90 Bunun üzerine Muavenet-i Milliye muhribi taarruza geçti, Delfin tekrar suya battı. Bu denizaltının batıp batmadığı günümüzde de bilinmemektedir, Yunan donanması herhangi bir açıklama yapmadı fakat denizaltının kaybolduğu yerde Yunan gemileri arama - kurtarma çalışmaları yaptı.[196]Donbaloğlu, s. 90 4 Ocak 1913 tarihinde, Bozcaada'yı kurtarmak üzere Osmanlı filosu denize açıldı.[196]Donbaloğlu, s. 90 Filo, 22 Aralık'ta sefere çıkan gemilerden ve Hamidiye ile Mecidiye savaş gemilerinden oluşuyordu.[196]Donbaloğlu, s. 90 İmroz önlerine kadar arama yapan filo, ciddi bir çatışmaya girmedi.[197]Donbaloğlu, s. 91 10 - 11 Ocak günleri de bu seferler devam etti. Asar-ı Tevfik, bu sırada saldırıya uğradı ve Yunan gemileri, diğer Osmanlı gemileri gelince geri çekildi.[197]Donbaloğlu, s. 91 Bundan itibaren donanmada onarım çalışmaları yapıldı ve 18 Ocak 1913 tarihinde boğazdan çıkıldı (Saat 08.30).[198]Donbaloğlu, s. 92 Bazı torpido botlar ile Asar-ı Tevfik, boğazı koruması için geride bırakıldı. Osmanlı planı, Mondros önlerine kadar giderek Yunan donanmasıyla savaşa girmek ve Yunan donanmasını imha etmek üzerine kurulu idi.[198]Donbaloğlu, s. 92 Barbaros Hayreddin yine amirallik gemisi idi ve Mecidiye, filonun daha ilerisinde seyrediyordu. 08.50'de iki Yunan savaş gemisini gören Mecidiye taarruza geçti, Yunanlar geri çekildi. 10.30'da, Mecidiye kruvazörü aniden geri çekilmeye başladı ve işaret verdi, Yunan donanması Mondros limanından çıkıyordu.[198]Donbaloğlu, s. 92 Yunan donanmasına Averof, Hydra, Speçya ve Pisara zırhlı savaş gemileri de dahildi. Yunan donanmasının istikameti Midilli'ye doğru idi. Osmanlı donanması dümen kırdı ve Yunan donanmasının yolunu kesecek vaziyette ilerlemeye başladı. Aradaki mesafe azaldı ve topçu ateşi başladı.[199]Donbaloğlu, s. 93 Averof kruvazöründen atılan bir top mermisi ile amiral gemisi Barbaros Hayreddin vuruldu. Osmanlı gemilerinin neredeyse tamamı Averof kruvazörünü hedefledi. Fakat Osmanlı gemileri, diğer Yunan gemilerinden ağır hasar almaya başladı. Barbaros Hayreddinde yangın başladı. Osmanlı savaş gemileri ise ciddi bir isabet kaydedemiyordu. Ramiz Bey, donanmanın rotasını değiştirdi ve ateş gücü bakımından güçsüz Mecidiye, düşmanın en ön safına geldi.[200]Donbaloğlu, s. 94 Turgut Reis, onlarca isabet almış ve yanmakta olan amirallik gemisinin önüne geçerek Barbaros Hayreddini batmaktan kurtardı.[201]Donbaloğlu, s. 95 Averof, bu sefer de Turgut Reis zırhlısını topçu ateşi altına aldı ve Turgut Reis ağır hasar gördü.[201]Donbaloğlu, s. 95 İsabet alan Osmanlı gemilerinin hızı giderek düşüyordu. Savaşın son aşamalarında, Averof kruvazörünün kaliteli mermileri tükendi, Osmanlı gemileri tarafından her an batırılabilirdi. Fakat Osmanlı gemileri de ağır zayiat vermişti.[202]Donbaloğlu, s. 96 Saat 14.50'de, iki taraf ateşi kesti ve savaş kesin Yunan zaferiyle sona erdi. Barbaros Hayreddin 31, Turgut Reis 25 isabet almıştı; onarılmaları gerekiyordu. Personel kaybı ise toplamda 41 ölü ve 98 yaralı asker idi. Buna karşılık Yunan personel kaybı 1 yaralı idi.[202]Donbaloğlu, s. 96

Hamidiye
HamidiyeYazarı bilinmiyor, Kamu malı, Wikimedia Commons

<div style="float: right; margin: 1em; font-size: 85%; background:#cdf; width:36em; max-width: 60%; padding:1ex"> "Osmanlı Devleti anılan dönemde yaklaşık on bin mil uzunluğunda deniz kıyısına sahiptir. Donanma öncelikle bu kıyıların etkin savunabilmesi için gereklidir. Siyasi ve diplomatik olarak da Doğu Akdeniz'deki çıkarları, Osmanlı ile örtüşen herhangi bir devletle ittifak ilişkisine girmek için de donanma önem taşımaktadır. Bu nedenle en azından iki tümenlik bir harp filosuna sahip olunması öngörülmüştür. Bu filonun vurucu gücünü dretnotlar oluşturacaktı. Bu dretnotların her biri için dört adet refakat muhribine gerek duyulacaktı. Dolayısıyla altı dretnot için toplam 24 muhrip ihtiyacı söz konusuydu. Dört muhrip daha önce sipariş edildiğinden programa 20 muhrip konmuştur. Bunlara ek olarak müstakilen keşif hizmeti yapacak, muhrip filosunun saldırı görevlerini destekleyecek ve onlara rehberlik vazifesi icra edecek dört adet skaut[203]Küçük kruvazörlere denir. de öngörülmüştür. Program kapsamındaki son muharip unsurlar altı adet denizaltıydı. Bunlar da komşu devletlerin bu silahtan edinme yönündeki gayretlerine karşılık temelde moral etkileri bakımından sipariş edilmeliydiler."[204]Donbaloğlu, s. 104 - 105

-Afif Büyüktuğrul </div> Osmanlı donanması, Averof kruvazörünün ateş gücü ve hız bakımından oldukça üstün olduğunu bilmekte idi. Averof kruvazörünü başka bir yerde oyalayarak Yunan donanmasını ezmeye dayanan bir plan hazırlandı.[205]Donbaloğlu, s. 97 Bu plan uyarınca Rauf Bey komutasındaki Hamidiye, Akın Harekâtı'nı 24 Ocak 1913 tarihinde başlattı. Hamidiye, Averof kruvazörünü üzerine çekecekti ve Averof kruvazörünün yokluğundan faydalanan Osmanlı donanması da taarruz edecekti.[205]Donbaloğlu, s. 97 Ayrıca Hamidiye, Balkan devletlerinin deniz ulaşımını durdurmakla görevlendirildi. Gece karanlığından faydalanan Hamidiye, sorunsuz bir şekilde denize açıldı. 25 Ocak günü saat 12.30'da Hamidiye, bir Yunan askeri üssüne taarruz etti. Bölgedeki barut fabrikası ağır hasar aldı, ardından kıyıda demirli vaziyette bulunan Makedonya isimli gemi batırıldı.[205]Donbaloğlu, s. 97 Hamidiye, beklenmeyen bir hareketle Adriyatik Denizi'ne yöneldi. Ardından kömür ikmali için Doğu Akdeniz'e geçti ve 28 Ocak'ta Beyrut limanında demir attı.[206]Donbaloğlu, s. 98 Gerekenden çok az kömür alındı ve yola devam edildi. İstanbul ile güçlükle iletişim kuran Rauf Bey, Arnavutluk üzerine harekât için emir aldı. 6 Şubat'ta yola çıkan Hamidiye, 14 Şubat günü Malta'dan kömür ikmali yaptı ve Akdeniz'e açıldı. Arnavutluk'taki Osmanlı birliklerine yardım için 6 Mart günü Tartus yakınlarındaki Ervad adasından cephane yüklendi.[206]Donbaloğlu, s. 98 Arnavutluk'a doğru yol alan Hamidiye, denizde Leros isimli bir Yunan ticaret gemisine rastladı. Geminin mürettebatı esir alındı ve gemi batırıldı. Bu mürettebat sorgulandı ve Yunan donanmasının konumu öğrenildi. Kuzey Arnavutluk'taki Şingin Limanı'na gelen Hamidiye, cephane yardımı yapan altı Yunan gemisini yakaladı ve hepsini tahrip etti.[207]Donbaloğlu, s. 99 Bundan sonra Hamidiye kruvazörü, Doğu Akdeniz'e hareket etti ve Hayfa'da kömür ikmali yaptı. Taşınamayan cephaneler ve paralar Beyrut'ta bırakıldı, oradan kara yolu ile gönderilecekti. Hamidiye, İstanbul'la iletişim kurmak için Alanya'ya hareket etti ve 28 Mart 1913 tarihinde Alanya'ya başarıyla ulaştı.[207]Donbaloğlu, s. 99 Bu arada, üç Yunan muhribi yola çıktı ama yetişemedi; 17 Nisan'da Mihali isimli Yunan yardımcı kruvazörü batırıldı.[208]Hamidiye Kruvazörünün Akın Harekatı, DzKK. Alanya'dan cephane alındı. Doğu Akdeniz'e Yunan gemileri gelince, Hamidiye Süveyş Kanalı yolu ile Kızıldeniz'e geçmek zorunda kaldı.[207]Donbaloğlu, s. 99 Burada onarım çalışmalarından geçti, 18 Temmuz 1913 tarihinde Balkan Savaşları sona erdi ve Rauf Bey'e geri dönmesi için emir verildi.[209]Donbaloğlu, s. 100 7 Eylül 1913 tarihinde Hamidiye, Yeşilköy kıyılarına geldi ve sevinç gösterileriyle karşılandı. Ardından Dolmabahçe Sarayı önüne gelinerek top atışları ile padişah selamlandı.[209]Donbaloğlu, s. 100

Birleşik Krallık'ın sipariş edilen dretnotlara el koyması

Osmanlı Devleti, 1909 yılında bir donanma programı başlattı ve program uyarınca Birleşik Krallık'a bir adet dretnot sipariş edildi. Bu dretnotun ''Reşadiye'' ismiyle donanmaya katılması beklenmekte idi. Bu arada Brezilya, Birleşik Krallık'a Rio de Janeiro isimli bir savaş gemisi sipariş etmiş ancak daha sonra vazgeçmişti. Osmanlı Devleti, böyle büyük bir geminin Yunanistan'ın eline geçmesinden endişe duyarak söz konusu geminin siparişini devraldı, Sultan Osman ismiyle donanmaya katılması kararlaştırıldı.[210]Donbaloğlu, s. 102 - 106 Trablusgarp Savaşı ve Balkan Savaşları, taksitlerin ödenmesini olumsuz etkilediyse de iki dretnot 1913 yılında denize indirildi. Osmanlı Devleti, tüm taksitleri ödedi.[211]Donbaloğlu, s. 104 Gemilerin Temmuz 1914'te teslimi beklenmekte idi, Osmanlı basınında bu büyük savaş gemilerinin sık sık fotoğrafları yer almakta idi.[212]Donbaloğlu, s. 108 Taksitlerin ödenmesinde büyük pay sahibi olan Donanma Cemiyeti, gemilerin Osmanlı Devleti'ne satılmasını olanaklı kılan yabancı kişilerin madalya ile ödüllendirilmesine karar verdi.[212]Donbaloğlu, s. 108 Osmanlı Devleti'nin bu dretnotları satın alması, Yunanistan'da tepkilere sebep oldu ve Başbakan Venizelos eleştirildi.[213]Dönemin Britanya resmi yazışmalarında, iki dretnotun teslimat için İstanbul'a giderken Yunanistan Donanması tarafından hükûmet emri olmaksızın batırılabileceği söz edilmekte idi.[214]Donbaloğlu, s. 109 Rusya da bu dretnotların Osmanlı Devleti'ne satılmasından rahatsız oldu.[215]Donbaloğlu, s. 110 29 Nisan 1914 tarihinde Osmanlı Devleti, ''Fatih'' isimli bir zırhlı savaş gemisi, 3.550 tonluk iki adet kruvazör, 1.000 tonluk dört adet muhrip ve iki adet denizaltıyı Armstrong-Vickers Şirketine sipariş etti. Bu siparişin toplam bedeli 3.972.000 sterlin idi. Aynı zamanda, Fransa'ya altı adet muhrip ve iki adet denizaltı sipariş edildi, bunun toplam bedeli ise 4.760.00 Fransız frangı idi.[215]Donbaloğlu, s. 110 Birleşik Krallık ve Fransa, gemilerin teslimine dair hukuki güvence verdi. Gemilerin yapımı, gönderilen Osmanlı heyetleri tarafından incelenmekte idi ve raporlar gönderiliyordu.[216]Donbaloğlu, s. 111 Fakat Reşadiye ile Sultan Osman dretnotlarının teslimatı gecikti.[216]Donbaloğlu, s. 111 Buna rağmen gemilerin teslim edileceği açıklandı ve Osmanlı Donanması, dretnotlara herhangi bir Yunan saldırısı olmasın diye Ege'ye açılarak beklemeye koyuldu.[217]Donbaloğlu, s. 111 - 112

3 - 4 Ağustos 1914 tarihlerinde Fransa ve Birleşik Krallık, Almanya'ya karşı savaşa girdi. Britanya, 20. yüzyılda güçsüz bir devlet haline gelmiş Osmanlı Devleti ile askeri ortaklık kurmadı.[218]Donbaloğlu, s. 112 - 113 2 Ağustos günü, Almanya'nın Birleşik Krallık ve Fransa ikilisiyle savaş başlatmasına bir gün kala, Osmanlı - Almanya askeri ittifakı kuruldu, bu askeri ittifak gizli tutuldu.[219]Donbaloğlu, s. 113 - 114 Sultan Osman ve Reşadiye dretnotlarının Osmanlı Devleti'ne devredilme vakti gelmişti, 1 Ağustos 1914 tarihinde dretnotlara Osmanlı bayrağının çekileceği belirtildi.[220]Donbaloğlu, s. 116 - 117 Fakat bundan iki gün önce, 30 Temmuz 1914 tarihinde dönemin Birleşik Krallık Bahriye Bakanı Winston Churchill, bu dretnotların Osmanlı Donanmasına katılmasından duyduğu endişe sonucunda gemilere el koyma kararı almıştı.[220]Donbaloğlu, s. 116 - 117 27 Temmuz günü Reşit Paşa vapuru ile gemileri teslim almak üzere yola çıkan Osmanlı bahriyelileri, 1 Ağustos'ta geminin son taksini ödedi ve aynı gün saat 14.30'da gemilere fiilen el konuldu.[220]Donbaloğlu, s. 116 - 117 Londra Büyükelçisi Tevfik Paşa, Britanyalı yetkililerle görüştü ve geminin teslimini istedi. Britanyalı yetkililer, gemilere geçici olarak el konulduğunu ve paranın da güvende olduğunu söyledi. Fakat gemilerin ne zamana kadar Kraliyet Donanması'nda kalacağına dair bilgi verilmedi.[220]Donbaloğlu, s. 116 - 117 Bu olay Osmanlı hükûmeti tarafından şiddetle protesto edildi. Gemilerin teslimi için alternatifler sunuldu, Birleşik Krallık hepsini de reddetti.[221]Donbaloğlu, s. 118 - 119 Dretnotlara el konulması Osmanlı basınında geniş yer buldu ve bazı Osmanlı gazeteleri, Britanya'yı korsanlıkla suçladı.[222]Donbaloğlu, s. 120 New York'ta Müslümanların oluşturduğu bir kalabalık, Britanya'yı protesto etti ve gemilerin teslimi için çağrı yaptı.[222]Donbaloğlu, s. 120 İstanbul Birleşik Krallık Maslahatgüzarı Beaumont, Osmanlı halkında kuvvetlenen Britanya düşmanlığından endişe duydu, gemilerin savaş bitince teslim edileceğine dair Birleşik Krallık'tan bir tebligat istedi. Bu arada Alman ''Goeben'' ve ''Breslau'' zırhlıları Osmanlı Devleti'ne sığındı. Eğer Osmanlı Devleti tarafsız ise bu gemileri deniz hukuku gereğince kara sularından bir gün içinde çıkarmalıydı.[223]Donbaloğlu, s. 123 - 124 Rusya, Osmanlı Devleti'nin tarafsız tutumunu sürdürmesini istiyordu ve bu tutumun devam etmesi için bir garanti belgesinin verilmesini diğer müttefiklerine teklif etti.[223]Donbaloğlu, s. 123 - 124 Churchill, bir torpidobot filosu ile İstanbul'a baskın yapılarak iki Alman zırhlısının batırılmasını teklif ettiyse de Horatio Herbert Kitchener bunu reddetti.[224]Donbaloğlu, s. 124 Osmanlı Hükûmeti, deniz hukukuna uymak niyetinde idi ancak gemileri de Britanya'ya teslim etmek ve Almanya ile dostluğunu bitirmek istemiyordu. Sonuç olarak, iki Alman zırhlısının subayları ile anlaşıldı ve subaylar, Osmanlı donanmasına katılmayı kabul etti.[224]Donbaloğlu, s. 124 Osmanlı Devleti, iki zırhlıyı 80 milyon mark karşılığında satın aldığını duyurdu; gemilerin isimleri ''Yavuz''[225]Resmi olarak adı Yavuz Sultan Selimdir. Fakat bu maddede kısaca Yavuz diye bahsedilecektir. ve ''Midilli'' olarak değiştirildi, personeline Osmanlı üniformaları giydirildi.[226]Donbaloğlu, s. 125 Gemiler hiç para verilmeden Osmanlı Donanmasına geçmişti ancak deniz hukukuna uymak için satın alındığı söylenmişti.[224]Donbaloğlu, s. 124 Osmanlı halkı, Britanya'nın el koyduğu iki dretnot karşılığında bu iki yeni savaş gemisinin gelmesini sevinçle karşıladı ve Almanlara duyulan sempati büyüdü.[226]Donbaloğlu, s. 125[227]20. Yüzyıl Ansiklopedisi (1990), Tercüman Yayınları, s. 72 Mart 1914'te İstanbul'a çıkarma yaparak işgal planları hazırlayan Rusya, Yavuz ve Midilli savaş gemileri sebebiyle bu planından vazgeçti.[226]Donbaloğlu, s. 125 6 Eylül 1914 tarihinde, donanmada ıslahat için görev yapan Britanyalı subaylar Osmanlı Devleti'ni terk etti.[228]Donbaloğlu, s. 126

I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı donanması

Yavuz ile Midilli savaş gemilerinin faaliyetleri

Yavuz muharebe kruvazörü
Yavuz muharebe kruvazörüYazarı bilinmiyor, CC BY-SA 3.0 DE, Wikimedia Commons

18 Ağustos 1914 tarihinde Yavuz ile Midilli savaş gemilerinin komutası Amiral Souchon'a verildi. Donanmanın ıslahatından sorumlu Alman heyetin başında olan Amiral Souchon, donanmadaki birçok makama Alman subayları getirdi, gereksiz personeli donanma dışı bıraktı, donanmada talim başladı.[228]Donbaloğlu, s. 126 Souchon, Osmanlı savaş gemilerindeki geri kalmışlığı gördü ve Britanya ıslahat heyetinin bu durumu kasten devam ettirdiğini beyan etti.[229]Donbaloğlu, s. 127 Donanmadaki filoları düzenleyen Souchon, teknik problemleri olan Mesudiye savaş gemisini su üstü bir savunma platformu olarak Çanakkale Boğazı'nda görevlendirdi.[230]Donbaloğlu, s. 128 Almanya'dan subay, askeri teçhizat ve mayın getirtti. Boğaz savunma sistemlerinin komutanlıklarına da Alman subaylar yerleşti. Aynı zamanda tersanelerde çalışmalar yapılarak tüm Osmanlı savaş gemilerini onarabilecek sistemler kuruldu, tersanelere de Alman askerler yerleştirildi.[231]Donbaloğlu, s. 128 - 129 Alman heyeti, gemilerdeki birçok silahın kasten Britanya heyeti tarafından gizlice kullanılamaz hale getirildiğini gördü.[232]Donbaloğlu, s. 129 Souchon, süratle gemilerin bakımını yaptırdı ve Osmanlı personeli eğitildi.[232]Donbaloğlu, s. 129 Padişah V. Mehmed'in huzurunda 17 Eylül günü donanma geçit töreni yaptı, Souchon donanmanın savaş için hazır olduğunu düşünüyordu. Yavuz ve Midilli zırhlılarının Alman personeli, memleketlerinden ilk mektuplarını da bu zamanda aldı. Alman personel, savaşa girmek istiyordu.[233]Donbaloğlu, s. 130 12 Ekim 1914 tarihinde Souchon, personelin deniz şartlarında talimini uygun görerek bir Osmanlı filosu ile Karadeniz'e açıldı. Fakat Bahriye Nazırlığı'nda izin almadan denize açıldığı için filonun geri dönmesi emredildi, Souchon birçok savaş gemisini geri gönderdi ama Yavuz ile Midilli savaş gemilerinin bulunduğu diğer kısım denizde talimlere devam etti.[233]Donbaloğlu, s. 130 22 Ekim günü Harbiye Nazırı Enver Paşa, Amiral Souchon'a Rus donanmasının imha edilmesini gizlice emretti. Ortada herhangi bir savaş ilanı yoktu.[234]Donbaloğlu, s. 131 Rusya, Enver Paşa'nın savaş niyetlisi olduğuna dair bilgi edindi. Enver Paşa, karada yapılacak taarruzlara ve askeri hareketlere dair bir emir yazısını da hazırlamıştı.[235]Donbaloğlu, s. 132 Souchon, Enver Paşa'nın emrettiği gibi kapsamlı bir taarruz yerine savunmada kalıp gözdağı verme amaçlı taarruzlarda bulunmayı uygun buldu; zira Alman zırhlılarının kaybından ve Karadeniz'de kesin Rus hakimiyeti kurulmasından endişe ediyordu.[236]Donbaloğlu, s. 133 Yavuz, Karadeniz'deki tüm Rus savaş gemilerinden sürat ve ateş gücü bakımından üstündü. Midillinin ise ateş gücü bakımından zayıflığı vardı.[237]Donbaloğlu, s. 134 28 Ekim 1914 tarihinde Osmanlı filosu, emre uyarak Karadeniz'deki Odesa ve Sivastopol limanlarını topa tuttu.[224]Donbaloğlu, s. 124[238]Osmanlı Devleti ve I. Dünya Savaşı , Hacettepe Üniversitesi.

6 Kasım 1914 tarihinde Berk-i Satvet ile yola çıkan Yavuz zırhlı savaş gemisi, Zonguldak'ın Rus donanması tarafından topa tutulması üzerine bölgeye geldi ve İstanbul açıklarında demirledi. İstanbul'un bir deniz saldırısına uğramasından endişe ediliyordu.[237]Donbaloğlu, s. 134 Üç Osmanlı birliği, deniz yoluyla Trabzon'a götürüldü ve Midilli'nin de aralarında bulunduğu birlik bu gemileri korudu. Birlikler başarıyla Trabzon'a ulaştıktan sonra Midilli, 9 Kasım'da Poti'yi bombaladı ve Hamidiye ile İstanbul'a geri döndü.[239]Donbaloğlu, s. 135 Rus Karadeniz Donanması, beş zırhlı, iki kruvazör ve on iki torpidobot ile 17 Kasım'da Trabzon limanına taarruz etti. Yavuz ve Midilli, Rus donanmasını yakalamak üzere aynı gün Karadeniz'e açıldı. Ertesi gün, Balaklava açıklarında Rus donanmasına yetişildi.[239]Donbaloğlu, s. 135 Sisli bir havada muharebe başladı, beş Rus gemisi Yavuz kruvazörünü hedef aldı ve Yavuz ağır hasar alarak çatışmadan geri çekildi. Fakat Rus amirallik gemisi Evstafi de ağır hasar aldı; 33 ölü ve 35 kayıp verdi.[240]Rus gemisinin kayıpları hakkında belirsizlik var.[239]Donbaloğlu, s. 135 Amiral Souchon, Hamidiye kruvazörüne Batum'un bombalanmasını emretti ve emir yerine getirildi. 5 Aralık'ta Rize'ye takviye birlik ve teçhizat götüren dört nakliye gemisini korumak üzere Midilli görevlendirildi. Yavuz, Berk-i Satvet ve Peyk-i Şevket savaş gemileri ise uzaktan takip etmekte idi, Enver Paşa da Yavuz muharebe kruvazöründe bulunuyordu. Birlikler Rize'ye ulaştırıldıktan sonra, 10 Aralık'ta Batum bombalandı. Bu bombardıman, daha çok bir gövde gösterisi niteliğindeydi.[239]Donbaloğlu, s. 135 26 Aralık'ta İstanbul boğazı önlerinde iki mayına çarpan Yavuz, ağır hasar aldı. Gemi 2000 ton su aldı, su çekimi bir metre arttı ancak yüzmeye devam edebildi. Onarım için gerekli personel ve teçhizat Osmanlı Devleti'nde bulunmuyordu, Almanya'dan getirtilen deneyimli personel ve teçhizat ile süratli çalışmalar yapıldı, onarım çalışmaları 1 Mayıs 1915 tarihinde bitirilebildi.[241]Donbaloğlu, s. 136 Bu süreçte, Osmanlı Devleti'nin Karadeniz ulaşımı güvenliği sarsıldı. Yavuz muharebe kruvazörünün yara aldığına dair söylentiler çıktı, bu söylentilerin asılsız olduğunu göstermek üzere 13 Ocak'ta Yavuz Karadeniz'e açıldı ve nakliye gemilerinin güvenliğini sağladı. Bu görevde Rus gemileri ile çatışmaya girmedi, 16 Ocak 1915 tarihinde geri döndü.[242]Donbaloğlu, s. 137 Osmanlı orduları, Kafkas cephesinde yenilgiye uğradı. Başkomutanlık, deniz yolu ile takviye istedi, fakat Yavuzun onarımda olması sebebiyle deniz ulaşımı oldukça tehlikeli idi, Amiral Souchon bu durumu belirtti ve deniz yolu ile takviyeden vazgeçildi. 27 Ocak'ta iki Rus savaş gemisi, Hamidiye kruvazörünü takibe aldı. Onarımı henüz bitmemiş Yavuz, yeniden denize açıldı ve Hamidiye olası bir saldırıdan kurtuldu. 7 Şubat'ta Yavuz tekrar Karadeniz'e açıldı.[242]Donbaloğlu, s. 137 Osmanlı istihbaratı, Odessa'da yirmiye yakın nakliye-ticaret gemisinin bulunduğunu bildirdi. Başkomutanlık, bu gemileri imha etmek üzere Hamidiye ile Mecidiye kruvazörlerini ve dört diğer muhribi görevlendirdi. Yavuz ve Midilli ise Sivastopol'a taarruz edecekti. 1 Nisan 1915 tarihinde filo denize açıldı.[243]Donbaloğlu, s. 138 3 Nisan günü saat 06.40'ta Odessa önlerine gelen Mecidiye, bir mayına çarptı ve denize oturdu. Rusların eline geçmemesi için gemi tahrip edildi, saldırı iptal edildi. 26 personelini kaybeden filo, İstanbul'a geri dönmek zorunda kaldı.[243]Donbaloğlu, s. 138 Aynı gün, geri dönüş yolunda Rus Vostochnaia ve Swesta ticaret gemileri batırıldı. Ardından, saat 11.10'da Yavuz ile Midilli, bir kruvazörlük ve sekiz muhriplik bir Rus filosu ile karşılaştı. Kısa süreli muharebe yaşandı, Osmanlı tarafı herhangi bir isabet almadı ama bir Rus muhribi üç isabet alarak safdışı bırakıldı. Ardından iki taraf ateşi kesti ve muharebe sona erdi, 4 Nisan'da tüm Osmanlı gemileri İstanbul'a geri döndü.[244]Mecidiye, Odessa önlerinde tahrip edildiyse de Ruslar tarafından tamir edildi ve Prut adı ile Rus donanmasına katıldı.[243]Donbaloğlu, s. 138 2 Mayıs'ta Rus filosunun İstanbul önlerinde olduğu tespit edildi, 6 Mayıs'ta Yavuz, Midilli ve Hamidiye sefere çıktı ancak Rus gemileri bulunamadı, 8 Mayıs'ta geri dönüldü.[245]Donbaloğlu, s. 139 9 Mayıs'ta Rus donanması, Karadeniz Ereğli'sine taarruz etti ve çıkarma girişiminde bulundu. Yavuz alarma geçti ve bölgeye yetişti, Rus donanmasını uzaklaştırdı. Bir gün boyunca bölgede nöbet bekleyen Yavuz, envanterinde muhriplerin ve mayın tarama gemilerinin bulunduğu bir Rus filosunun İstanbul Boğazına yol aldığını öğrendi. 10 Mayıs'ta yapılan muharebe sonucunda Yavuz'un bir adet 150 mm'lik topu ve bir adet torpidosu ağır hasara uğradı, burun kısmına iki adet güçsüz darbe aldı. Evstafi, üç isabet ile ağır hasar aldı. Muharebenin ardından Yavuz, saat 13.25'te İstanbul'a geri döndü.[245]Donbaloğlu, s. 139

Midilli kruvazörü
Midilli kruvazörüYazarı bilinmiyor, CC BY-SA 3.0 DE, Wikimedia Commons

18 Temmuz 1915 tarihinde Midilli, mayına çarptı. Karadeniz ulaşımının güvenliği için ilk önce Hamidiye görevlendirildi, fakat Rus donanmasına karşı zayıf kaldığından dolayı bu göreve Yavuz getirildi.[246]Donbaloğlu, s. 140 Bu görevde Yavuz, 1915 yılının sonuna kadar sekiz defa Karadeniz'e çıktı. Fakat Rus donanması, özellikle kömür nakliyatını engellemekte idi. Osmanlı Devleti, bu sebeple çok sayıda kömür taşıyan gemisini kaybetti.[247]Donbaloğlu, s. 141 6 Eylül 1915 tarihinde Bulgaristan Krallığı, İttifak Devletleri yanında savaşa girdi. Rus donanmasının Varna'ya çıkarma yapmasını önlemek üzere 13 Ekim'de Köstence ile Varna önlerinde Yavuz muharebe kruvazörü görev yaptı.[247]Donbaloğlu, s. 141 1916 yılında İmperatritsa Mariya, denize indirildi ve Rus donanmasına katıldı. İstanbul Boğazını herhangi bir deniz saldırısına karşı korumak için boğaz tahkimatları güçlendirildi.[248]Donbaloğlu, s. 142 Rus donanması, Karadeniz nakliyatını durdurmak için 28 Ağustos'ta mayınlama çalışmalarına başladı ve 30 Eylül'e kadar 1656 adet mayın bırakıldı. Osmanlı Donanması, bu mayınların çeyreği kadarını etkisiz hale getirmeyi başardı.[248]Donbaloğlu, s. 142 7 Ocak'ta kömür taşıyan Karmen isimli gemi, Rus donanması tarafından batırıldı. Harekete geçen Yavuz, 8 Ocak saat 08.23'te Rusların iki muhribi ve İmperatritsa Mariya zırhlı savaş gemisi ile karşılaştı. Saat 09.40'ta muharebe başladı; Yavuz geri çekildi.[248]Donbaloğlu, s. 142 Bundan sonra aylarca limanda bekleyen Yavuz, 3 Temmuz 1916 tarihinde tekrar denize açıldı ve 4 Temmuz günü Tuapse'yi topa tuttu. Limana ve petrol tesislerine zarar verildi, iki adet nakliye gemisiyle beraber birçok küçük gemi batırıldı.[248]Donbaloğlu, s. 142 1917 yılında, Rusya'da devrim oldu ve 17 Aralık 1917 tarihinde ateşkes imzalandı. Böylece Karadeniz'de Rus donanması ile olan savaş sona erdi, mayınların temizlenmesine başlandı.[249]Donbaloğlu, s. 143

9 - 10 Ağustos 1917 tarihlerinde İmroz'dan kalkan Britanya uçakları, İstinye önlerinde olan Yavuz'a taarruz etti. Yavuz, herhangi bir hasar almadı fakat Yadigar-ı Millet muhribi battı.[250]Donbaloğlu, s. 144 Bundan sonra İstinye'ye uçaksavar topları yerleştirildi ve muhabere imkânı geliştirildi, Çanakkale'den gelen ihbar ile artık İstanbul her an hava saldırılarına karşı hazırlanabiliyordu.[250]Donbaloğlu, s. 144 Amiral Souchon, Alman Açık Deniz Donanmasının 4. Kruvazör Filosu komutanlığına getirildi ve 4 Eylül günü görevini Rebeur von Paschwitz'e devretti.[251]Donbaloğlu, s. 145 15 Ekim'de Alman İmparatoru II. Wilhelm, Yavuz zırhlısı ile İstanbul'a gelerek Osmanlı Devleti'ni ziyaret etti. 1918 yılına gelindiğinde, Karadeniz'deki savaş sona ermişti ve Yavuz ile Midilli savaş gemileri limanda beklemekte idi.[251]Donbaloğlu, s. 145 Bu arada, Çanakkale Savaşı'nda yenilmiş İtilaf kuvvetleri, İmroz adasını bir üs olarak kullanmakta idi ve Paschwitz, adaya taarruz ederek İtilaf gemilerini batırmayı planladı. Paschwitz, Cemal Paşa ile Enver Paşa'ya açıkladığı planında hedeflerinin İtilaf kuvvetlerini ağır bir yenilgiye uğratmak, ablukayı hafifletmek, Filistin Cephesine denizden yardım götürebilmek ve Osmanlı halkının moralini yükseltmek olduğunu söyledi.[252]Donbaloğlu, s. 146 Cemal Paşa boğazdaki mayınlardan söz edince de mayınların nerede olduğunu bildiğini ve bu sebeple de herhangi bir tehlike teşkil etmediğini söyledi.[252]Donbaloğlu, s. 146 Planın diğer safhası ise, bir Alman denizaltısının Mondros Limanı önlerinde gizlice beklemesi idi, İmroz'a taarruz yapılınca Mondros'tan çıkıp yardıma gelen İtilaf gemileri bu denizaltı tarafından vurulacaktı.[252]Donbaloğlu, s. 146 Plan onaylandı, Paschwitz, denizden taarruz yapılırken Çanakkale'den de hava desteği alınmasına karar verdi. Taarruza Yavuz, Midilli, Muavenet-i Milliye, Numune-i Hamiyet, Samsun ve Basra savaş gemileri katılacaktı.[253]Donbaloğlu, s. 147 Bu arada Liman von Sanders, ele geçirilmiş bir Britanya haritasını Paschwitz'e ulaştırdı. Haritada, Britanya mayınlarının yerleri gösterilmekte idi. Paschwitz, planını bu haritaya göre düzenledi, fakat harita su çekimi düşük gemiler için çizilmişti.[253]Donbaloğlu, s. 147 20 Ocak 1918 tarihinde, Yavuz ile Midilli boğazdan çıktı. Saat 05.55'te ilk mayın infilakını yaşayan Yavuz, Paschwitz'e hasarın tehlikesiz olduğunu bildirdi ve harekâta devam etti. Saat 07.00'de iki gemi birbirinden ayrıldı, Yavuz Kefalo limanına; Midilli ise Kuzu limanına taarruz etti.[254]Donbaloğlu, s. 148 İki taarruz da başarılı oldu; Yavuz limandaki telsiz istasyonunu etkisiz hale getirdi ve çok sayıda nakliye gemisini imha etti, Midilli ise HMS ''M28'' ile HMS ''Lord Raglan'' muhriplerini batırdı ve limandaki yapılara hasar verdi. HMS ''Tigress'' ve HMS ''Lizard'' muhripleri, uzaktan izlemekle yetindi. Britanya Osmanlı taarruzunu tüm gemilere bildirdi. Midilli kendisine yönelen topçu ateşini başarıyla püskürttü.[254]Donbaloğlu, s. 148 Paschwitz, harekâtın başarılı olduğunu öğrendi ve gemilerin Mondros'a yönelmesini emretti. Yavuz ile Midilli emre uydu, fakat tam mayın tarlasının sınırına geldiler. İki Britanya muhribi ve iki Britanya uçağı, gemileri takip etmeye başladı. Midilli'nin uçaksavar sistemleri yoktu, bu sebeple Paschwitz, Midilli'nin Yavuz'un pruvasına geçmesini emretti. Emre uyan Midilli, Yavuz'un pruvasına geçerken mayına çarptı.[254]Donbaloğlu, s. 148 Patlamanın etkisiyle Midilli'nin çalışabilir halde tek motoru kaldı. Britanya muhripleri ve uçakları ile muharebe devam ederken, Osmanlı personeli suya baktıklarında etraflarının mayınlarla çevrili olduğunu gördü. Midilli'ye yardım için yönelen Yavuz mayına çarptı; bu çarpılan ikinci mayın idi ve geminin cayrosu tamamen bozuldu. Midilli, art arda mayınlara çarptı, şiddetli patlamalar sonucunda hareket kabiliyetini tamamen kaybetti. Albay von Hippel, geminin terk edilmesini emretti ve saat 09.07'de Midilli kıç üzerine dik vaziyette battı. Bu arada boğazdan yardım için gelen Osmanlı muhripleri zor durumda kaldı; Basra'nın kıç tarafına iki adet mermi isabet etti ve Muavenet-i Milliye de yoğun topçu ateşi altında geri çekildi. Midilli'nin sağ kalan personelinden bir kısmı Britanyalılar tarafından kurtarıldı, diğer kısmı ise 8 derece suda donarak öldü. Paschwitz, Midilli personelini kurtarmak istediyse de çok riskli olduğundan vazgeçti.[255]Donbaloğlu, s. 149 Geri çekilen Yavuz, üçüncü defa mayına çarptı. Bütün bunlara rağmen Yavuz batmadı ve Nara'da kıyıya vurdu. Fakat Britanya uçakları, muharebenin yapıldığı 20 Ocak gününden 26 Ocak'a kadar sürekli olarak Yavuz'u bombaladı. Bu süreçte Britanya uçakları 180 adet bomba attı ancak sadece ikisi isabet etti. Turgut Reis'in yardımıyla kurtulan Yavuz, 27 Ocak'ta Dolmabahçe önlerinde demirledi.[256]Donbaloğlu, s. 150 İmroz Deniz Muharebesi sonucunda Osmanlı donanması Midilli kruvazörünü kaybetmiş, Basra muhribi de ağır hasar almıştı. Çok sayıda personel kaybedildi, Almanların 5 subayı ve 167 eri esir düştü.[256]Donbaloğlu, s. 150 Yavuz'un onarılabileceği herhangi bir havuz Osmanlı Devleti'nde bulunmuyordu. 3 Mart 1918 tarihinde imzalanan Brest Litovsk Barış Antlaşması ile Karadeniz'deki Rus donanmasına el konulması kabul edildi. Rus gemilerine Alman bayrağı çekildi. 2 Haziran 1918 tarihinde Sivastopol'a Hamidiye ile gelen hasarlı Yavuz, şehirdeki havuzda geçici bir onarımdan geçti.[256]Donbaloğlu, s. 150 12 Temmuz 1918 tarihinde İstanbul'a geri döndü.[257]Donbaloğlu, s. 151

Denizaltı harekâtları ve denizden nakliye

Ana|Çanakkale Savaşı denizaltı harekâtları

HMS B11 denizaltısının Mesudiyeyi batırması ile sonuçlanacak harekat planı
HMS B11 denizaltısının Mesudiyeyi batırması ile sonuçlanacak harekat planıYazarı bilinmiyor, Kamu malı, Wikimedia Commons

13 Aralık 1914 tarihinde Mesudiye, denizaltı saldırısı sonucu battı. Bundan itibaren Osmanlı donanması, denizaltı saldırılarına karşı önlemler almaya başladı. Boğaz savunma tahkimatlarında denizaltı karakolları kuruldu. Bu karakollar, denizaltının periskopunu görünce topçu ateşine başlıyor ve denizaltıları uzaklaştırmaya çalışıyordu.[257]Donbaloğlu, s. 151 İtilaf kuvvetlerinin denizaltıları, Osmanlı donanmasının bıraktığı mayınları atlatmayı başarıyordu. Mesudiye'yi batıran HMS ''B11'' denizaltısı, bu mayın engellerini atlatan denizaltılardan biri idi. Bunun üzerine mayın hatları farklı derinliklerde kademeli olarak bırakılmaya başlandı. Denizaltıların boğazı geçmesini önlemek için Haziran 1915'te 2.000 metre genişliğinde bir ağın kurulması kararlaştırıldı. İlk önce 35 - 40 metre kadar derine ulaşabilen ağ, daha sonra 70 metre derine ulaşabildi.[258]Donbaloğlu, s. 153 Fakat denizaltı ağı etkili olamadı, Çanakkale Savaşı boyunca ağdan 27 defa İtilaf denizaltıları girip çıktı. Bunun üzerine Ekim 1915'te ikinci ağ kuruldu. Ağları korumak üzere bazı topçu bataryalar ve gambotlar görevlendirildi, ağa herhangi bir denizaltı geldiğinde sualtı cihazları tarafından tespit edilebiliyordu.[258]Donbaloğlu, s. 153 8 Aralık 1915 tarihinde İtilaf uçakları, ağın tahribi için yüzebilen bombalar attı ancak etkili olamadı. İstanbul'un güvenliği için Galata Köprüsü'ne de benzer ağlar kurulmuştu.[258]Donbaloğlu, s. 153 Osmanlı donanmasının denizaltılara karşı bir diğer savunma taktiği de, nakliye gemilerinin yanlarına sac levhalarla donatılmış mavnalar getirmek oldu. Bu sayede, denizaltıdan atılan torpidolar korunaklı mavnalara geliyor ve gemi hasar almıyordu.[259]Donbaloğlu, s. 154 Marmara Denizi'nde, denizaltılara karşı nakliye gemilerinin korunması için önlemler alındı. Osmanlı Bahriye Nazırlığı su çekimi az olan gemilere torpidolar ıskalayacağı için, Şirket-i Hayriye'nin gemileri ve römorkörler tarafından çekilen mavnalar aracılığı ile nakliye işlerinin yürütülmesini emretti.[260]Donbaloğlu, s. 155 Nakliye konvoylarının korunması için Çanakkale Boğazı'nın içinde Draç sınıfı torpido botlar, Gelibolu - Mürefte arasında Taşoz sınıfı muhripler ve İstanbul - Gelibolu arasında da Yadigar sınıfı muhripler görev yapmaya başladı. I. Dünya Savaşı esnasında denizaltılara karşı gelişmiş silahlar henüz icat olmadığı için, diğer donanmaların yaptığı gibi görülen denizaltılara topçu ateşi açılıyordu.[259]Donbaloğlu, s. 154 Marmara adaları, denizaltılara karşı karakol görevi yürüten gözetleme istasyonları olarak kullanılıyordu, herhangi bir periskop veya denizaltının tamamı görüldüğünde derhal haber veriliyor, Osmanlı savaş gemileri de bölgeye gelerek denizaltılara müdahale ediyordu. Bununla beraber, Osmanlı savaş uçakları da denizaltı-savar timlerde görev yapmakta idi. Sığ sularda dalmış vaziyette olan denizaltıları görebilen uçaklar, denizaltılara hasar veremiyordu.[261]Donbaloğlu, s. 157

Şirket-i Hayriye, Haliç Şirketi ve Seyrüsefain Dairesi, askeri nakliye işlemleri için birçok gemiyi ordunun emrine vermişti.[262]Donbaloğlu, s. 166 27 Nisan 1915 tarihinde Çanakkale Boğazı'nı geçmeyi başaran Birleşik Krallık denizaltısı E14, Nurulbahir gambotunu batırdı. Gemideki 3 subay ve 30 er öldü.[263]Donbaloğlu, s. 168 Zuhaf gambotu, denizaltıyı takibe aldı, E14 tekrar torpil saldırısı yaptı ancak isabet kaydedemedi; E14 takipten kurtulmayı başardı. Buna misilleme olarak 30 Nisan'da Sultanhisar torpido botu Avustralyalı denizaltı AE2'yi batırdı.[264]Donbaloğlu, s. 171[265]Türk Denizcilik Tarihinde Kahraman Gemiler, DzKK. 10 Mayıs günü E14, İmralı Adası açıklarında ilerlemekte olan Patnos ve Gülcemal nakliye gemilerine rastladı. Konvoyu Gayret-i Vataniye savaş gemisi korumakta idi.[263]Donbaloğlu, s. 168 Saat 20.30'da Patnos'a torpil atıldı, torpil geminin baş kısmına isabet etti fakat ciddi hasar olmadı.[263]Donbaloğlu, s. 168 Gülcemal'e atılan torpil de isabet etti ve hasar verdi, yine de gemi İstanbul'a ulaşarak batmaktan kurtuldu.[266]Donbaloğlu, s. 168 - 169 23 Mayıs 1915 tarihinde, boğazı geçmeyi başaran başka bir Britanya denizaltısı olan E11, Peleng-i Derya'yı torpilleyerek batırdı.[267]Donbaloğlu, s. 204 Ertesi gün Tekirdağ önlerinde cephane yüklü Hünkar İskelesi vapuru torpillendi.[268]Donbaloğlu, s. 170 25 Mayıs günü E11, İstanbul Boğazına geldi ve Galata Rıhtımındaki nakliye gemilerini torpilledi.[269]Donbaloğlu, s. 167 Gemiler acilen tahliye edilerek denizden nakliye emri iptal edildi. Çanakkale Savaşı esnasında 3., 4. ve 12. tümenler deniz yoluyla takviye edilmiştir.[269]Donbaloğlu, s. 167 Enver Paşa, ikmal konusundaki bu problem için sahil müfettişliğinin kurulmasını önerdi ve sahil müfettişliği kuruldu.[268]Donbaloğlu, s. 170 30 Ekim'de Fransız denizaltısı Turguoise boğazı geçti ancak karaya oturdu. Müstecip Onbaşı'nın topçu ateşi isabetli oldu ve denizaltı İstanbul'a götürüldü. Denizaltıdaki evraklarda E20 denizaltısının yeri gösterilmekte idi, bu bilgiler doğrultusunda E20 batırıldı.[270]Donbaloğlu, s. 206 6 Ağustos'ta binbaşı Cevat Bey'in komutasındaki Peyki Şevket savaş gemisi, E14 denizaltısı tarafından torpillendi ve ağır hasar aldı.[271]Donbaloğlu, s. 205 Bundan sonra 3 Aralık 1915 tarihinde ''Yarhisar'' muhribi, E11 tarafından Marmara'da batırıldı. Aralarında Almanların da bulunduğu 7 subay ve 33 er ölmüştü.[270]Donbaloğlu, s. 206

Demirhisarın ve Muavenet-i Milliyenin münferit harekatları

7 Mart 1915 tarihinde Demirhisar torpidobotu, saat 17.00'de harekete geçti. Karanlıktan yararlanarak Seddülbahir önlerindeki Birleşik Krallık - Fransa birleşik donanmasının arasından geçmeyi başardı. İlk önce İmroz yönünde ilerledi, bir gemi tarafından takip edildiyse de takip sona erdi ve Demirhisar, rotasını değiştirdi. Bozcaada'ya taarruz etme kararı verildi ama bundan vazgeçildi. Ege Denizi'nde birkaç defa yer değiştiren Demirhisar, İzmir Körfezi'nde bir savaş gemisine rastladı. 300 metre mesafeden atılan torpido isabet kaydedemeyince Demirhisar bölgeden ayrıldı.[272]Donbaloğlu, s. 158 Yakıtı ve makine yağı oldukça azalan Demirhisar torpidobotu, Çeşme'den ikmal yaptı. 11 Mart günü saat 02.45'te bir kruvazör ile uçak gemisine rastlayan Demirhisar, kalan tek torpidosunu attı ve torpido, uçak gemisinin pruva direği gerisinde patlayarak hasar verdi.[272]Donbaloğlu, s. 158 Saat 05.00'te İzmir'e geri dönüldü. 22 Mart'a kadar bekleyen Demirhisar, İstanbul'dan gelen kömür ve yağ ile takviye edildi. Fakat kömür kalitesizdi, bu sebeple seferden geri dönmek zorunda kalan geminin pervanesi denizin dibine temas ederek zarar gördü.[272]Donbaloğlu, s. 158 15 Nisan 1915 tarihinde onarım çalışmaları sona erdi ve Demirhisar denize açıldı. Ertesi gün, İskiri'nin güneyinde yaklaşan iki gemi gören Demirhisar, gemilerden birinin ticaret, diğerinin ise savaş gemisi olduğunu tespit etti. Ticaret gemisinin derhal tahliye edilmesi için uyarı yapan Demirhisar torpidobotu, geminin yanındaki İngiliz muhribinin yaklaşmaya devam etmesi üzerine üç adet torpido attı. Torpidolar arızalı idi, hiçbiri isabet etmedi. Bu arada uzaktan da başka gemilerin gelmekte olduğu görüldü. Demirhisar, geri çekildi ve hızla uzaklaşmaya başladı. Torpidoların isabet etmediği Manitu isimli ticaret gemisinde batırılma korkusuyla kargaşa oluştu ve 100 kadar personel boğuldu.[272]Donbaloğlu, s. 158 Bölgeden uzaklaşan Demirhisar, Sakız Adası yakınlarında teknik arıza sebebiyle 12 mil hızda ilerlemek zorunda kaldı. Güneyden de bir İngiliz muhribinin gelmesi üzerine, tarafsız konumdaki Sakız Adası'nın limanına sığınılması için Demirhisar rota değiştirdi. Fakat bu sırada İngiliz savaş gemileri topçu ateşine başladı.[273]Donbaloğlu, s. 160 Ümidi kalmayan Demirhisar'ın personeli gemiyi tahrip ederek karaya çıktı ve İngiliz taarruzu sona erdi.[273]Donbaloğlu, s. 160

Mesudiye'nin batırılmasına misilleme yapmak için 13 Mayıs 1915 tarihinde saat 00.30'da Muavenet-i Milliye muhribi harekete geçti. Muavenet-i Milliye, gecenin karanlığından da yararlanarak oldukça yavaş bir hızda Rumeli kıyısı boyunca ilerledi. 600 ilâ 800 metre mesafeden bir İtilaf muhrip filosu görüldü, fakat İtilaf gemileri Muavenet-i Milliye'yi fark etmedi. Bu arada HMS ''Goliath'' zırhlısı, Muavenet-i Milliye'yi gördü ve ışıldakları ile işaret verdi; Goliath, geminin Osmanlı muhribi olduğunu anlamamıştı. Zırhlının 300 metre yakınına gelen Muavenet-i Milliye, saat 01.15'te art arda üç adet torpido attı. Üçü de zırhlıya isabet etti ve Goliath 570 denizciyle beraber battı.[273]Donbaloğlu, s. 160

Çanakkale Savaşı

<div style="float: right; margin: 1em; font-size: 85%; background:#cdf; width:36em; max-width: 60%; padding:1ex"> "Düşman kesin saldırısının birkaç gün içinde yapılacağı belli oluyordu. Deniz işlerine bakan ve izleyen tecrübeli, sevimli, uysal bir ihtiyar olan Alman Amiral Merten Paşa'nın teklifine uyularak geride kalan yedek mayınların ki bunlar Goeben ile Breslau gemilerini takiben boğazdan geçen General Yardımcı Kruvazörü'nden alınmışlardı, atılmasına karar verilmiş ve 30 kadar mayın Nusrat Gemisinde hazırlanmıştı."[274]Donbaloğlu, s. 180[275]Adil, s. 129 -Selahattin Adil </div> SMS Goeben ile SMS Breslau Ağustos 1914'te Osmanlı Devleti'ne sığınınca, 13 ve 14 Ağustos 1914 tarihlerinden itibaren İngiliz savaş gemileri Çanakkale Boğazı önlerinde görüldü.[276]Donbaloğlu, s. 175 Bölgedeki savaş riski bildirildi ve Mayın Müfreze Komutanlığının hazır olması emredildi. Bununla beraber, olası bir İngiliz saldırısı karşısında diğer birliklerin karşılık vermesi de emredildi. Boğazda kara birlikleri ve donanma ile beraber torpillerle ve mayınlarla savunma yapılması da kararlaştırıldı.[276]Donbaloğlu, s. 175 Savaş öncesinde Osmanlı ordusunda görev yapan İngiliz subay Halifaks, boğazda olası bir savaş için mayın hatlarına dair plan hazırlamıştı, bu subayın planı uyarınca mayınlar bırakıldı. Mayınların denize bırakılması ve torpil savunması için Giresun vapuru ile İntibah ve Selanik römorkörleri, hazırlıklarını tamamladı.[276]Donbaloğlu, s. 175 Sivil gemilerin geçebilmesi için Gelibolu önlerinde temiz bir saha bırakılacak şekilde 4 Ağustos 1914 tarihinde Selanik, 40 dakikada 22 adet mayını deniz yüzeyinin 4.5 metre aşağısında bıraktı. Mayınlar birbirine halatlar ile bağlı idi.[277]Donbaloğlu, s. 176 Goeben ile Breslau, 9 Ağustos'ta Osmanlı Devletine sığınınca İngiliz filosunun boğazı geçmesini önlemek için mayın hatlarının zayıf olduğu düşünüldü. 47 adet mayın daha getirildi, Halifaks planında üçüncü hatta dair bilgi yoktu. Osmanlı komutanları, bu hattı kendileri belirledi;[277]Donbaloğlu, s. 176 İntibah römorkörü ile üçüncü mayın hattına 40 adet mayın bırakıldı.[278]Donbaloğlu, s. 177 17-19 Ağustos günlerinde 8; 1 Ekim'de de 9 mayın bırakıldı ve temiz sahalar tamamen kapatılmış oldu.[277]Donbaloğlu, s. 176 Üçüncü hatta ise 24 Ağustos'ta 3, 27 Eylül'de 4 mayın takviye edildi.[278]Donbaloğlu, s. 177 Giresun, İstanbul'dan 26 mayın takviye getirdi. Bu sayede toplam 30 mayın rezerv edilmiş oldu. Bu arada iki mayın, halatların teması sebebiyle patladı.[277]Donbaloğlu, s. 176 Osmanlı gemileri, şaşırtma amacıyla da şamandıralar bıraktı. 3 Eylül 1914 tarihinde Nusret römorkörü geldi. Ertesi gün Nilüfer mayın vapuru, 32 mayın daha getirdi. Rezerv edilmiş mayın sayısı 80'e yükseltildi. 24 Eylül'de İntibah, üçüncü hattın güneyinde dördüncü hat olması için 29 adet mayın bıraktı.[279]Donbaloğlu, s. 178 1 Ekim'de aynı römorkör, beşinci hat olarak 29 mayın daha bıraktı. Bu mayınlar arasında 46 metre vardı ve derinlikleri 2.5 metre idi.[279]Donbaloğlu, s. 178 6 Kasım'da Mersin isimli vapur, akıntının ve rüzgarin etkisi ile mayın hatlarına girdi; kıç tarafına mayın çarptı ve gemi battı.[279]Donbaloğlu, s. 178 Bu süreçte mayın hatlarında 9 mayın patlamış, 8 mayın ise halatlarından koparak sürüklenmişti. 9 Kasım 1914'te İntibah, üçüncü hattın kuzeyinde altıncı hat olmak üzere 16 mayın daha bıraktı. Bu esnada bir mayın patladı. Altıncı hatta mayınlar arası mesafe 45 ve derinlikleri de 4 metre idi. 17 Aralık'ta Nusret 50 mayın bıraktı, bunlardan yedi tanesi patladı; aynı gün Samsun, 28 mayın bıraktı. 30 Aralık'ta Nusret, 39 mayın daha bıraktı ve mayın hattı sayısı dokuza yükseldi.[280]Donbaloğlu, s. 179 19 Şubat 1915 tarihinde İtilaf kuvvetlerinin deniz saldırısı gerçekleşti. Savaşın ardından 26 Şubat'ta onuncu hat olarak 53 mayın İntibah tarafından bırakıldı. Bu hattın derinliği 4 ve mayınlar arası mesafe de 40 metre idi. 7 Mart sabahı mayın bırakmak için denize açılan bir tekne, taşıdığı 6 mayından 4'ünü bıraktı fakat geriye kalan 2 mayın patladı, gemi hasar alarak geri dönmek zorunda kaldı.[280]Donbaloğlu, s. 179 Bu arada İngiliz - Fransız müttefik filosu, mayın tarama girişimlerinde bulunuyor ve uçaklarla mayın hatlarını tespit ediyordu.[280]Donbaloğlu, s. 179 8 Mart günü Yüzbaşı Hafız Nazmi komutasında Nusret gemisi, gece karanlığında 26 adet mayını kıyılara göre eğri vaziyette denize bıraktı; müttefik donanması bunu göremedi.[274]Donbaloğlu, s. 180 Müttefik donanmasının mayın tarama gemileri, Osmanlı ateşi karşısında yine boğazdan geri çekilmek zorunda kaldı.[274]Donbaloğlu, s. 180 18 Mart saldırısına kadar toplam 403 adet mayın boğaza bırakılmıştır ve bu mayınlardan bir kısmı ya patlamış ya da halatlarından koparak sürüklenmiştir.[281]Donbaloğlu, s. 180 - 182

3 Kasım 1914 tarihinde müttefik filosunun altı kruvazörü, Çanakkale tahkimatlarını bombaladı. 25 Kasım'da savaş kurulu toplandı ve 28 Ocak 1915 tarihinde Churchill'in planı kabul edildi.[282]Donbaloğlu, s. 185 Plan, giriş ve orta tahkimatların imhası; mayınların temizlenmesi ve Marmara'ya girilmesi idi, 19 Şubat 1915 tarihinde müttefik filosunun harekâtı başladı.[283]19 Şubat 1807 tarihinde İngiliz - Osmanlı savaşında bir İngiliz filosu boğazı geçebilmişti ve bunun yıldönümünde harekat yapıldı. Mayın tarama gemileri mayınları temizlerken, savaş gemileri ile de kıyı tahkimatlarını topa tuttular. 19 - 25 Şubat ve 26 Şubat - 17 Mart günleri arasında yapılan mayın tarama çalışmalarında herhangi bir sonuç alınamadı. Osmanlı topçuları, gemilerin dikkatini dağıtmayı başarmış ve mayınların etkisiz hale getirilmesini engelleyebilmişti.[282]Donbaloğlu, s. 185 9 Mart'ı 10'a bağlayan gece iki mayın tarama gemisi tekrar çalışmalara başladı ancak bir gemi denizaltılara karşı koyulmuş ağa takıldı ve Osmanlı topçu ateşi sebebiyle geri çekilmek zorunda kalındı. 10 Mart gecesi iki savaş gemisi, bir kruvazör ile dört muhribin korumasında sekiz adet mayın tarama gemisi geldi. O gece, üç mayın imha edildi ancak bir mayın tarama gemisi battı.[284]Donbaloğlu, s. 186 Patlamalar duyuldu ve Osmanlı topları tekrar ateşlendi. Ertesi gece bir hafif kruvazör ve muhriplerin korumasında profesyonel Fransız askerlerin mayın tarama gemileri geldi. Fakat kıyı projektörleri bir tekneyi gördü, Osmanlı topçu ateşi başlayınca Fransız filotillası geri dönmek zorunda kaldı.[285]Donbaloğlu, s. 187 12 Mart gecesi Üsteğmen Blanc komutasında Fransız filotillası tekrar geldi. Bu sefer bir mayın yakalandı ancak Osmanlı kıyılarından tekrar topçu ateşi başladı; geri dönüldü. 13 Mart gecesi savaş gemilerinin korumasında yedi adet mayın tarama gemisi boğaza geldi ve mayın tarama çalışmaları başladı. Fakat beklenenden daha güçlü bir topçu ateşiyle karşılaştılar ve yine geri çekildiler.[285]Donbaloğlu, s. 187 15 Mart gecesi yedi adet mayın imha edildi, ertesi gün yapılan çalışmalar ise başarısız oldu. 18 Mart taarruzuna az kalmıştı, uçaklarla ve gemilerle mayın hatlarının yerlerini tek tek tespit etmeye çalışan müttefik filosu, Nusret'in 26 mayınlık hattını göremedi.[286]Nusretin 26 mayınını göremeyen İngiliz pilotu, 18 Mart saldırısından sonra kurşuna dizildi.[287]Donbaloğlu, s. 188 Son olarak 17 Mart gecesi mayın tarama çalışmaları yapıldı ve temiz sahalar rapor edildi. İngiliz pilotları, denizdeki mayınları çok iyi bir şekilde görebiliyordu; Bozcaada'da yapılan denemeler ile tecrübelerini pekiştirmişlerdi.[288]Donbaloğlu, s. 189 Müttefik filosunun amacı, fazla hasar almadan kıyı tahkimatlarını susturmak, ardından boğazdaki mayınları temizleyip 800 metre genişliğinde bir geçit oluşturabilmek idi.[288]Donbaloğlu, s. 189 18 Mart sonrası süreçte, Çanakkale Boğazı önlerine müttefik filosu tarafından 1.267 adet mayın denize bırakıldı. Bu sayede Osmanlı donanmasının olası bir çıkışı engellenmiş oldu. Aralık 1916'da müttefik filosu, İzmir Körfezine 105 adet mayın bıraktı.[289]Donbaloğlu, s. 190

Boğazı korumak için kıyılarda çok sayıda top bataryası bulunmakta idi. Toplam top sayısı 230 idi fakat sadece 82'si 18 Mart saldırısında etkin olarak kullanıldı.[290]Donbaloğlu, s. 193 - 197 18 Mart günü havada sis yoktu. Saat 10.30'da HMS ''Agamemnon'' rehberliğinde İngiliz 1. tümeni boğaza girdi.[291]Donbaloğlu, s. 197 İlk hattaki savaş gemilerinin sıralanışı batıdan doğuya HMS ''Queen Elizabeth'', Agamemnon, ''Lord Nelson'' ve ''Inflexible'' idi. Bu savaş gemilerine kıyıdaki farklı tahkimatlar hedef olarak gösterilmişti.[292]Donbaloğlu, s. 198 Saat 11.00'de Osmanlı topçu ateşi başladı. Müttefik filosu emre uydu ve 11.30'da karşılık vermeye başladı.[292]Donbaloğlu, s. 198 Müttefik filosu, muharebenin daha ilk safhalarında isabet kaydetmeye başlamıştı. Osmanlı tabyalarından etkisiz bir şekilde karşılık verilmekte idi. Müttefik filosu komutanı John de Robeck, Fransız savaş gemilerinin en ön safa geçmesini emretti. Fransız gemileri, en ön safa geçerken Osmanlı tabyalarından gelen etkisiz topçu saldırısı şiddetlendi ve güçlü bir bombardımana dönüştü.[292]Donbaloğlu, s. 198 Gizlenmiş Osmanlı bataryaları da ateşe başladı. Saat 13.10 olduğunda Agamemnon 12 isabet almıştı; Agamemnon yeni isabetler almamak için 360 derece dönerek atış yapıyordu. De Robeck, Osmanlı topçu ateşinin etkisiz olduğuna kanaat getirdi ve saat 13.45'te boğazdaki mayınların temizlenmesini emretti. Fakat Osmanlı tabyaları gemilere hasar vermeye başladı. Kısa sürede 3 mayın tarama gemisi ve 1 muhrip battı.[293]Donbaloğlu, s. 199 Mayın tarama emri ertelendi, ''Inflexible'' muharebe kruvazöründe yangın çıktı ve Inflexible geri çekilmek zorunda kaldı.[293]Donbaloğlu, s. 199 Saat 14.00'te Fransız savaş gemisi Bouvet, Nusret'in bıraktığı mayınlardan birine çarptı; gemi dumanlar içinde kalarak 602 Fransız denizciyle beraber üç dakikada battı.[294]Donbaloğlu, s. 200 Saat 15.00'i geçerken Rumeli tabyalarında Vengeance'nin bombardımanı ile yangın başladı, Rumeli ve Anadolu tabyaları topçu ateşlerini Irresistible'nin üzerinde topladı.[294]Donbaloğlu, s. 200 Irresistible'nin bacası parçalandı, su kesiminin altından isabet aldı ve ardından mayına çarptı; gemi yan yatmaya başladı.[294]Donbaloğlu, s. 200 Wear muhribi, gemiyi kurtarmak için geldi fakat çaresiz geri dönmek zorunda kaldı. Saat 17.50'de Irresistible, karanlık basınca kurtarılmak üzere terk edildi. Amiral de Robeck, filonun geri çekilmesi için emir verdi. Yoğun topçu ateşi altında geri çekilen Ocean, Seyit Onbaşı tarafından vuruldu. Ocean, manevra kabiliyetini kaybetti ve saat 18.05'te Irresistible'nin yakınlarında mayına çarparak dengesini yitirdi.[295]Donbaloğlu, s. 201 Diğer gemilerden yardım istendi ve Ocean'ın mürettebatı tahliye edildi. Muharebenin ardından Irresistible ile Ocean kurtarılamadı, saat 19.30'da Irresistible, 22.30'da da Ocean battı.[295]Donbaloğlu, s. 201 18 Mart muharebesinde müttefik filosunun 3 savaş gemisi batmış, 4'ü de ağır hasar almıştı; bu muharebede Osmanlı donanmasının etkinliğine dair kaynak bulunamamaktadır.[296]Donbaloğlu, s. 202

<div style="float: right; margin: 1em; font-size: 85%; background:#cdf; width:36em; max-width: 60%; padding:1ex"> "Gelibolu Muharebeleri'nin cereyan tarzını açıklamak için şunu belirtmeliyim ki, bütün çarpışmalar 5. Ordu birlikleri tarafından yapıldı ve Türk - Alman Donanması'nın bu çarpışmalara katılımı son derece sınırlı kaldı."[297]Sanders, s. 89

"...Mayıs ayında Türk - Alman Donanması, düşman gemilerine karşı taarruza geçtiğinde ağır yükümüz bir dereceye kadar hafifledi."[298]Sanders, s. 98[299]Donbaloğlu, s. 172 - 173 -Otto Liman von Sanders </div> Çanakkale Savaşı sürecinde bazı gemilerden sökülen toplar Osmanlı müstahkem mevkilerine yerleştirildi ve boğaz savunması desteklendi.[300]Donbaloğlu, s. 161 - 163 4 Mart 1915 tarihinde boğaza destek için gelen Barbaros Hayreddin, 5 ve 6 Mart günleri Queen Elizabeth dretnotunu topa tuttu.[301]Donbaloğlu, s. 163 21 adet 280 mm'lik mermi atılmıştı, Queen Elizabeth geri çekilmek zorunda kaldı. Bölgede Turgut Reis savaş gemisi de görev yapmakta idi, Ceyhun ve Üsküdar isimli vapurlar herhangi bir torpido saldırısına karşın savaş gemilerini koruyordu. Barbaros Hayreddin, İstanbul'a geri döndü ve Turgut Reis görevini tek başına sürdürmeye devam etti.[302]Donbaloğlu, s. 164 12 Nisan'da Turgut Reis, kıyıları bombalamakta olan Lord Nelson'a ve HMS ''Majestic'''e topçu ateşi açtı. 24 Nisan'da Eceabat önlerinde topçu ateşi açan Turgut Reis, ertesi gün Anzak kuvvetleri çıkarma yapınca da topçu ateşi açtı.[302]Donbaloğlu, s. 164 HMS ''Triumph'' savaş gemisinin karşılık vermesi üzerine Turgut Reis geri çekildi. Bu bombardımanda İtilaf kuvvetlerinin dört nakliye gemisi vuruldu, atılan son mermi de HMS Triumph'a isabet etti. 26 Nisan'da Barbaros Hayreddin de geldi, iki gemi birlikte Arıburnu'nu bombalamaya başladı ve Osmanlı kara birliklerine zaman kazandırıldı.[302]Donbaloğlu, s. 164 27 Nisan'da Queen Elizabeth topçu ateşine başladı, gelen bir mermi ile Üsküdar vapuru battı. Saros Körfezi'ni bombalamakta olan Barbaros Hayreddin'de kaza oldu; orta tarette namlu parçalandı ve 15 kişi yaralandı.[303]Barbaros Hayreddin ile Turgut Reis, bu atışları Çanakkale Boğazı içinde yapıyordu ve menzilleri yaklaşık 15.000 metre idi.[304]Donbaloğlu, s. 164 - 165 Aynı gün, Avustralyalı denizaltı HMAS AE2 taarruz etti. Bunun üzerine Turgut Reis geri döndü, Barbaros Hayreddin görevine devam etti. 1 - 3 Mayıs günleri arasında toplam 63 mermi atan Barbaros Hayreddin, HMS ''Swiftsure'''yi vurdu. 6 Mayıs'ta Barbaros Hayreddin İstanbul'a döndü, görevi Turgut Reis devam ettirdi. 15 - 18 Mayıs günlerinde Barbaros Hayreddin tekrar destek atışlarına devam etmek üzere Çanakkale Boğazı'nda bulundu.[305]Donbaloğlu, s. 165 20 - 24 Mayıs günlerinde Turgut Reis, bombardımana devam etti ve görevi Barbaros Hayreddin devraldı. Bundan sonra 5 Temmuz 1915 tarihinde Turgut Reis'in baş taretinde namlu parçalandı; 4 er öldü ve 31 er yaralandı.[306]Donbaloğlu, s. 165 - 166 5 Ağustos 1915 tarihinde İngiliz denizaltısı HMS E11, Barbaros Hayreddin'i batırdı, bundan sonra Turgut Reis'in boğazdaki destek faaliyetlerine dair kaynak bulunamamaktadır.

Mondros Ateşkes Anlaşması ve Osmanlı donanması

Karadeniz

30 Ekim 1918 tarihinde Mondros'ta ateşkes anlaşması imzalandı. Osmanlı Devleti ve müttefikleri, savaşı mağlup olarak bitirmişti.[307]Donbaloğlu, s. 207 Anlaşma uyarınca boğazlar İngiliz, Fransız, Yunan, Amerikan ve İtalyan gemilerine açıldı. Boğazlardaki kıyı istihkamları müttefiklerin kontrolüne geçti ve mevcut toplar tahrip edildi. Anlaşmanın 6. maddesi uyarınca Osmanlı donanmasının tüm gemileri müttefiklerin kontrolüne geçti, savaş gemilerinin teçhizatı söküldü ve personeli terhis edildi.[1]TSK'nın resmi tarihçe sayfası.[307]Donbaloğlu, s. 207 Buna rağmen bazı gemiler kaçırıldı ve Kurtuluş Savaşı için nakliye görevi icra edildi.[308]Donbaloğlu, s. 208 Müttefik devletleri, Kurtuluş Savaşı için herhangi bir nakliye işini engellemek için kapsamlı bir abluka başlattı. Fakat müttefik devletleri arasında olan çıkar çatışmalarından yararlanılıyor ve zor da olsa nakliye işi yapılıyordu. Zonguldak, Amasra, Ereğli, Samsun, Sinop gibi yerlerde gözetleme istasyonları kuruldu.[309]Donbaloğlu, s. 210 1920 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi kuruldu ve 24 Ağustos'ta Rusya ile askeri yardım anlaşması imzalandı.[310]Donbaloğlu, s. 216 Rusya'dan bu yardımları getirmek üzere Millî Savunma Bakanlığı'na bağlı olarak Umur-ı Bahriye Müdürlüğü kuruldu. Bu müdürlüğün elinde az sayıda küçük gemi ve personel bulunuyordu. Fakat müttefik gemileri Karadeniz'i ciddi anlamda kontrol ediyor, yakaladıkları gemileri uyarmadan batırıyor ve kıyıları bombalıyordu.[311]Donbaloğlu, s. 213 Karadeniz'deki nakliye için Samsun'da, Akdeniz'deki nakliye için de Antalya'da liman reislikleri kuruldu. Haliç'te müttefikler tarafından tutulmakta olan Aydınreis ve Preveze gambotları, TBMM'nin donanmasına katıldı.[1]TSK'nın resmi tarihçe sayfası. Bunun ardından Rüsumat adlı bir vapur da TBMM'nin donanmasına kendi rızasıyla katıldı. Kasım ayında 1300 tonluk bir şilebe el konularak donanmanın taşıma gücü arttı ve şilebe Şahin adı verildi. Donanma, Sovyet Rusya'dan silah getirmekte idi.[312]Donbaloğlu, s. 217 Gazal römorkörü, Tuapse'den yüklediği 564 Alman mavzeri, 494 sandık cephane ve 586 kasaturayı 20 Ekim 1920 tarihinde Trabzon'a getirdi. 4 Kasım'da Rüsumat vapuru Trabzon'a ulaştı ve 632 mavzer, 1180 sandık cephane, 615 kasatura getirildi.[313]Donbaloğlu, s. 218 Rüsumat 1 Aralık'ta Tuapse'den 438 tüfek, 412 sandık cephane ve 378 kasatura daha getirdi. İngilizler bu nakliyeyi engellemek istiyordu ancak TBMM kuvvetleri önlem almıştı. Aralık 1920'ye kadar Tuapse'den toplamda 3387 tüfek, 3590 kasatura ve 3624 sandık cephane getirilmiştir. Trabzon'a getirilen bu silahlar, İnebolu'ya taşınıyor ve oradan da TBMM ordusuna geçiyordu.[314]Donbaloğlu, s. 219 1921 yılında, nakliyenin doğrudan İnebolu'ya yapılması kararlaştırıldı. Trabzon'daki İngiliz kuvvetleri ve İngiliz yandaşları, nakliye işini oldukça tehlikeli bir hale getirmişti.[314]Donbaloğlu, s. 219 Bu arada Ruslar Şahin silebine el koydu ve gemi ancak Nisan 1921'de geri alınabildi.[315]Donbaloğlu, s. 219 - 220 İstanbul'a ilerleyen Petros adındaki 180 tonluk Yunan vapuru, teknik arızalar sebebiyle Trabzon'a geldi ve 13 Mart 1921 tarihinde gemiye el konularak Batum adı verildi. Batum vapuru, Umur-ı Bahriye Müdürlüğü'ne bağlı olarak nakliye filosuna katıldı.[316]Donbaloğlu, s. 220

Trabzon'daki nakliye komutanlığı önce binbaşı Nazmi Bey tarafından yönetilmekte idi, yerine binbaşı Fahri Aczi Bey atandı. Gözetleme istasyonlarının raporları, reisliklerin sağladığı koordinasyon bilgileri sayesinde Karadeniz'deki nakliyat ciddi bir zayiat verilmeden yürütülmekte idi.[316]Donbaloğlu, s. 220 Alemdar römorkörü Ocak 1921'de İstanbul'dan kaçmayı başardı ve nakliye filosuna katıldı.[265]Türk Denizcilik Tarihinde Kahraman Gemiler, DzKK. Bu gemi sebebiyle Fransa ile TBMM arasında bir anlaşma yapıldı ve böylece TBMM, Fransa tarafından tanınmış oldu.[317]Donbaloğlu, s. 221 29 Ekim'de Alemdar, Trabzon Nakliyat-ı Bahriye Komutanlığı envanterine katıldı ve Umur-ı Bahriye Müdürlüğü daha da güçlenmiş oldu. Müttefik devletlerin Karadeniz'deki limanları kapsamlı bir şekilde ablukaya alması ve keşif harekâtları yapmasına rağmen Sovyet Rusya'dan askeri teçhizat getirilmeye devam edildi.[317]Donbaloğlu, s. 221 Cephanelerin müttefik kuvvetlerin eline geçişini önlemek için, gemilerin olası bir saldırıda müttefiklere teslim olmak yerine batırılması da emredildi.[318]Donbaloğlu, s. 222 Birinci İnönü Muharebesi kesin Yunan yenilgisi ile sonuçlanınca müttefik devletler, Karadeniz'deki lojistik desteğin tamamen çökertilmesi için Yunanistan Krallığı'na olan yardımlarını artırdı.[318]Donbaloğlu, s. 222 Bir İngiliz muhribi, Gazal römorkörünü batırmak için yanaşırken mayına çarptı. Bundan itibaren İngiliz - Fransız savaş gemileri, Karadeniz'deki ablukayı hafifletti ve kıyılara fazla yaklaşmamayı tercih etti. 26 Mart 1921 tarihinde Yunanistan kapsamlı bir abluka başlattı; Karadeniz'de askeri teçhizat taşıyan tüm gemilerin korsan muamelesi göreceği ilan edildi. Averof ile Elli savaş gemileri, sekiz muhrip ve iki yardımcı gemi bu ablukaya katıldı. Yunan ablukası, Kurtuluş Savaşı bitene kadar devam etmiştir.[319]Donbaloğlu, s. 223 Buna rağmen başarılı bir şekilde nakliye işleri devam etti, Karadeniz nakliyesi sayesinde takviye edilen 3. Kafkas tümeni batı cephesine kaydırıldı. Gemiler fırtınalı, sisli havaları genellikle tercih ediyor ve böylece Yunan gemilerine yakalanmıyordu.[320]Donbaloğlu, s. 224 9 Haziran 1921 tarihinde birkaç Yunan savaş gemisi, İnebolu'yu topa tuttu. Bunu 20 Temmuz'da Sinop ile Trabzon, 22 Temmuz'da tekrar Sinop ve 30 Temmuz'da da tekrar İnebolu izledi. Yine de Yunan donanması etkili bir saldırı yapamamıştı.[320]Donbaloğlu, s. 224 Karadeniz nakliyatı, Deniz Yolları Kurumuna (Seyr-ü Sefain Dairesi) ve ticari kuruluşlara ait gemilerle, şahsi küçük teknelerle de yapılmakta idi. Tekâlif-i Milliye Emirleri doğrultusunda, 8 Ağustos 1921'de verilen emir ile sivil tekneler 100 millik mesafede orduya destek için mal taşımakla görevlendirildi.[321]Donbaloğlu, s. 225 Sakarya Meydan Muharebesi öncesinde Rusya'dan 32 adet top getirildi ve muharebede bu toplar kullanıldı.[321]Donbaloğlu, s. 225 TBMM resmi makamları, bu denizcilere teşekkür ettiğini yazılı belgeler ile bildirmiştir.[322]Donbaloğlu, s. 226 1922 yılında, Büyük Taarruz için hazırlıklar başladı ve Rusya'dan iki adet gambot satın alındı. Marmara'da, Ege'de ve Akdeniz'de daha aktif olunması kararlaştırıldı.[1]TSK'nın resmi tarihçe sayfası.[323]Donbaloğlu, s. 227

1922 yılı başında 11 ton barut, 51.2 ton mermi, 11 ton mühimmat, 80.5 ton bomba, 200 mayın, 6 adet top, 166 ton topçu mühimmati getirildi; bu nakliye işlemleri Şahin, Mebruke, Aydınreis, Alemdar ve Gazal isimli gemilerle yapıldı. Mart 1922'den itibaren Samsun'a 363.5 ton, Trabzon'a da 11.5 ton askeri teçhizat getirildi. Nisan ayında Şahin vapuru ile Novorossiysk'ten 1 adet gemi topu, 150 adet mayın getirildi. Batum'dan getirilen 1001.7 ton askeri teçhizatın 944.6 tonu Batı Cephesi'ne aktarıldı.[324]Donbaloğlu, s. 227 - 228 Rusya'dan getirilen mayınlar, İzmir ve İzmit Körfezi'ne dökülmek üzere biriktirilmekte idi. Ayyıldız isimli bir gemi çalışmalardan geçti ve mayın dökme kabiliyeti kazandırıldı.[325]Donbaloğlu, s. 228 100 tonluk iki Beyaz Rus gemiye el konuldu ve Amasra ile Ereğli adları verildi. Amasra mayın dökmek için hizmet etmeye başladı, Ereğli ise Haziran ayında karaya oturdu.[325]Donbaloğlu, s. 228 Ayrıca 26 Nisan 1922 tarihinde Sinop'ta bir Yunan yelkenlisine el konuldu ve Şile adı verildi. Aynı gün, Enosis adlı 950 tonluk Yunan şilebi zaptedildi ve donanmaya Trabzon ismiyle katıldı. 7 Haziran'da Yunan donanması Samsun'u topa tuttu ve sivil yerleşimlerle beraber ABD'nin, Rusya'nın, Hollanda'nın tesisleri de vuruldu. Uluslararası ortamda Yunanistan protesto edildi ve Rusya, kara sularına giren Yunan gemilerini zaptetmeye başladı.[326]Donbaloğlu, s. 229 Bu arada Almanya'dan satın alınan 29 adet uçak Novorossiysk'e getirildi ve 22'si Şahin vapuruna yüklenerek 21 Temmuz'da Trabzon'a getirildi.[326]Donbaloğlu, s. 229 Kalan 7 uçak ise ancak 13 Eylül'de getirilebildi.[327]Donbaloğlu, s. 230 Büyük Taarruz'dan sonra, Ekim 1922'de Gazal römorkörü tarafından 2200 tonluk Yunan Urania gemisi ele geçirildi ve gemi Samsun adıyla donanmaya katıldı.[327]Donbaloğlu, s. 230 Donanmanın nakliye seferberliği 1923 yılı ortalarına kadar devam etti. 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Anlaşması ile nakliye seferberliği sona erdi.[328]Donbaloğlu, s. 231 Mart 1922'deki bazı nakliye çalışmaları ayrıntılarıyla şöyledir:[329]Donbaloğlu, s. 231-232 class="wikitable" border="1" |- ! Alemdar 6 Mart ! Mebruke 22 Mart ! Aydınreis 26 Mart ! Sivil vasıtalar 26 Mart |- |

  • 40 ton el bombası

  • 45 ton Japon malı barut kesesi

  • 6.6 ton barut

  • 2 adet telgraf-telsiz malzemesi

  • 4 adet telsiz-telgraf nakliye aracı

  • 307 adet eyer

|

  • 50.6 ton fişek (7265 sandık)

|

  • 726 adet tüfek

  • 161.04 ton fişek (4026 sandık)

|

  • 3.27 ton topçu mermisi (737 sandık)

|-

Marmara

Marmara Denizi'nde TBMM'ye askeri teçhizat sağlamak için Muavenet-i Bahriye Grubu ile beraber birçok subay, er ve gönüllü sivil çalıştı. 17 Ağustos 1919 tarihinde bir taka ile 1000 kasatura ve 14 sandık cephane kaçırıldı.[330]Donbaloğlu, s. 233 Haliç'te kilit altında tutulan teçhizatın kaçırılması için Muavenet-i Bahriye Grubu tarafından plan yapıldı; plan uyarınca depoların komutanı üsteğmen Nazmi Bey'in yardımları ile iki takaya cephane ve gönüllü askerler yüklendi. Müttefik gemilerine rağmen 17 Ekim 1920'de Karamürsel'e ulaşıldı. Müttefik gemilerinin atlatılması için sahte erzak taşıma belgeleri yapıldı, bu belgeler gösteriliyor ve müttefik kontrolü kolayca atlatılıyordu.[331]Donbaloğlu, s. 233 - 234 Bununla beraber yabancı gemiler de kullanılıyor ve müttefik kontrolü geçiliyordu. Cephanelerin boşaltılması ve TBMM kuvvetlerine götürülmesi işlerinde bölge halkı çalışıyordu. 4 Haziran 1921 tarihinde 15 adet mayın getirildi. Umur-ı Bahriye Müdürlüğü'nden gelen bir subay Karamürsel'i inceledi ve mayınları dökebilecek bir gemiye sahip olunmadığı belirtildi; Karamürsel'i mayınlayarak müttefik gemilerini uzak tutma planından vazgeçildi.[332]Donbaloğlu, s. 234 Bölgeye torpido mevzilerinin kurulması uygun görüldü ancak kaçak yollarla getirilen torpidolar İngilizlerin eline geçti ve bu plan geçerliliğini kaybetti.[333]Donbaloğlu, s. 235 Haziran 1921'de Zeytinburnu'nda 160 adet tabanca, 500 kasatura, 500 adet mavzer ve 600 sandık mavzer mermisi Yarımcalı Muharrem kontrolündeki Selamet adlı tekneye yüklendi ve sahte erzak taşıma belgesi ile müttefik kontrolü atlatıldı; bu teçhizatın tamamı Sakarya Meydan Muharebesi'nde kullanılmıştır.[333]Donbaloğlu, s. 235 28 Haziran 1921 tarihinde İzmit Yunan işgalinden kurtarıldı ve 6 Temmuz'da Kocaeli Komutanlığı Bahriye Müşavirliği tesis edilerek komutasına güverte binbaşı Celal Bey atandı.[334]Donbaloğlu, s. 236 20 Temmuz'da Karamürsel Limanı komutanlığına güverte binbaşı Hulusi Bey getirildi; Karamürsel, savaş esnasında kullanılan en aktif Marmara limanıdır.[334]Donbaloğlu, s. 236 Yunanlar bir tekneyi yakaladı ve tekneye el koydu, bazen deniz nakliye kolları Yunan gemileri tarafından ateş altına alındı ancak çalışmalar devam etti. Karamürsel'den Batı Cephesi'ne yaklaşık 100 bin adet fişek götürüldü.[334]Donbaloğlu, s. 236 Yunan donanmasının saldırılarına cevap vermek için, Haliç'te tutulan Peyk-i Şevket'in bir topu söküldü ve körfeze getirildi.[335]Donbaloğlu, s. 237 Aynı zamanda Yavuz'un da 88 mm'lik iki topu söküldü ve Samsun Limanı'nın güvenliği için kullanıldı. 7 Kasım'da iki adet Fransız uçağın tüm parçaları ve Burak reis savaş gemisinin iki adet 47 mm'lik topu götürüldü. Teğmen İbrahim Bey'in çalışmaları ile 141 mavzer, 110 kasatura ve 515 piyade tüfeği de gizlice nakledildi.[335]Donbaloğlu, s. 237 TBMM'nin emri doğrultusunda İzmit - Geyve arasındaki hasarlı demiryolları onarıldı. Onarım çalışmaları 6 ay sürdü ve gerekli malzemeler de İstanbul'dan gizlice nakledilen teçhizat ile karşılandı.[336]Donbaloğlu, s. 238 Bu arada, silah taşıyan Yunan Kleopatra gemisi fark edildi; geminin personeli içkiliydi ve bundan yararlanılarak gemi ele geçirildi.[336]Donbaloğlu, s. 238 Mudanya Ateşkes Anlaşması imzalandıktan sonra, Lozan müzakerelerinde herhangi bir sonuç alınamayınca İzmit Körfezi'nin güvenliği için önlem alınması emredildi.[337]Kilit altında tutulan Osmanlı donanması, 4 Kasım 1922 tarihinde TBMM kontrolüne geçmiştir. İntibah römorkörü bölgeye geldi, gizlice getirilen ve depoda bekleyen mayın sayısı toplamda 157 idi. Peyk-i Şevket ve Saloz savaş gemilerinden toplar söküldü ve körfezin güvenliği için bu toplar kullanıldı. Yunanların terk ettiği limanlardaki denizcilik malzemeleri de İzmit'e götürüldü.[338]Donbaloğlu, s. 239 7 Şubat 1923 tarihinde Tavşancıl İskelesi ile Hersek Burnu arasına denizaltı ağı gerildi, birçok deniz sahasına da mayınlar döküldü.[336]Donbaloğlu, s. 238 19 Ekim'de kılavuz kullanmayan bir İtalyan şilebi mayına çarptı ve 8 mürettebatı öldü. TBMM kuvvetlerinin eline geçen askeri teçhizatın %25'i Marmara'dan getirilmiştir.[339]Donbaloğlu, s. 240 - 241

Ege ve Akdeniz

İtalyanların bölgeden çekilmesinden sonra nakliye faaliyetleri arttı ve buna paralel olarak Yunan gemilerinin karakol faaliyetleri de arttı.[340]Donbaloğlu, s. 241 Ege ve Akdeniz kıyılarının savunulması için 16 Mart 1921 tarihinde binbaşı Necip Bey komutasında Bahri İzci Grubu kuruldu. Bu örgüt, Yunan gemilerini gözlüyor ve kıyıların güvenliğini sağlıyordu. 21 Ocak 1922'de Fethiye yakınlarında Ardemiyüs adlı bir Yunan yelkenlisi fark edildi, gemiyi zaptetmek için harekete geçildi ancak fırtına çıktı ve örgüt üyeleri geri çekilmek zorunda kaldı, bir asker öldü.[341]Donbaloğlu, s. 242 21 Nisan'da Yunan donanması Sisam Adasını ele geçirdi. Başka yerlerin de işgal edilmesini önlemek için örgüt üyeleri Muavenet-i Bahriye Grubu ile bağlantı kurdu; iki adet 57 mm'lik, bir adet 37 mm'lik top ve 5 adet uçak motoru bir İtalyan gemisiyle 25 Nisan'da Mersin'e getirildi.[341]Donbaloğlu, s. 242 16 Haziran'da Söke'ye 50 kadar Yunan askeri çıktı. Silahlı direniş gösterildi ve Yunanlar geri çekilmek zorunda kaldı.[342]Donbaloğlu, s. 243 Yunan gemilerinin kıyılara yanaşmasını önlemek üzere İzmir yelkenlisi makine tüfek, Bodrum ile Sakarya gemileri 57 ve 37 mm'lik toplarla donatıldı. Karada ise 3 adet top ve 120 tüfek bulunuyordu.[342]Donbaloğlu, s. 243 23 Temmuz 1922 tarihinde, bu silahlı kuvvetleri imha etmek üzere 2600 tonluk Elli kruvazörü taarruza geçti. Elli, silahlı kuvvetlerin hazır olmadığını gördü ve hafif silahlarla ateş etmeyi planladı. Ancak kıyı ile arasındaki mesafe 2500 metre olunca sahil bataryaları ateşe başladı.[343]Donbaloğlu, s. 244 Yapılan 20 dakikalık muharebede 9 isabet alan Elli geri çekildi. Elli'nin ikinci komutanı ve sekiz mürettebatı yaralanmıştı. Bu muharebeden sonra herhangi bir Yunan deniz saldırısı gerçekleşmemiştir.[343]Donbaloğlu, s. 244 İzmir kurtarılınca şehre 105 tüfek ve 3 makineli tüfek ile 9 subay ve 141 er götürüldü. İzmir kıyılarının savunulması için önlemler alındı; 120 adet mayın, üç adet top getirildi.[343]Donbaloğlu, s. 244 Birinci Lozan müzakerelerinden sonuç alınamayınca, herhangi bir saldırıyı önlemek üzere İzmir önlerine mayın döküldü ve sahil bataryaları dört adet top ile takviye edildi.[344]Donbaloğlu, s. 245 Lozan Anlaşması imzalanınca İntibah römorkörü burada görevlendirildi.[344]Donbaloğlu, s. 245

Osmanlı Donanmasında sınıflar rütbeler ve üniformaları

Osmanlı Donanması'nın ilk zamanlarında denizci askerlerin kıyafetlerine dair yeterli bilgi bulunamamaktadır.[345]Yeterince güvenilir kaynak ve bilgi bulunamadığından, tüm donanma personeline bu başlıkta yer verilememiştir. Donanmada üst rütbeli subaylar cübbe giyebilimekte idi, askerlerin giysileri ile rütbeleri anlaşılıyordu.[346]Türk Denizci Kıyafetleri ve Unvanları, DZKK. Yıldırım Bayezid döneminde kurulan Gelibolu tersanesinde bazı azab askerleri donanmaya alındı, bu askerler ilk deniz askeri sınıfı olarak kabul edilmektedir.[346]Türk Denizci Kıyafetleri ve Unvanları, DZKK. Fakat donanmadaki üniforma disiplini II. Mahmud'a değin tam olarak sağlanamadı. 1811 yılında II. Mahmud'un emri ile denizcilerin giyimlerine bazı kısıtlamalar getirildi. Donanmadaki modernleşme çalışmaları çerçevesinde denizcilerin üniformaları da değiştirildi, batılı devletlerinki gibi denizciler ceket ile pantolona geçti.[346]Türk Denizci Kıyafetleri ve Unvanları, DZKK. 30 Ekim 1918'de Limni Adası'nda imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması'ndan sonra yapılan tek değişiklik; başlıklara "Cemaliye" adı yerine "Serpuş" adının verilmesi oldu. Bu dönemde, bayramlık ve selâmlık üniformaları da giyilmedi.[1]TSK'nın resmi tarihçe sayfası.[346]Türk Denizci Kıyafetleri ve Unvanları, DZKK. Donanmadaki hiyerarşik sistem, çeşitli dönemlere ayrılmaktadır.

II. Mahmud dönemine kadarki sınıf rütbe ve üniformalar

II. Mahmud öncesi donanmada hiyerarşik sistem şöyle idi:

  • Kaptan-ı Derya - Donanmanın ilk zamanlarında bu rütbe "Derya Beyi" idi. "Kaptan-ı Derya" ve "Kaptan Paşa" gibi farklı isimlerle anılmaktadır. Donanmanın en büyük amiridir, günümüz Deniz Kuvvetleri Komutanına denktir. Özel günlerde sağ tarafı sırma şerit ile süslü "Kallavi" adlı başlık, ucu kalkık sarı deriden "Yemeni" adlı ayakkabı, samur kürkü kaplı yeşil atlas kaftan giyerlerdi.

  • Kadırga Kaptanı veya Reis - Üstsubaylar sınıfına denk gelen Donanma Ümerası'nın en yüksek rütbeli askerleri idi. Etrafı ve kol altları sırma şeritli "Fermane" isimli bir üst giysi, onun üstüne de uzun kollu bir yelek giyilirdi. Kırmızı sarıklarının uçları sırmalı idi.

  • Kapudâne - 1682 yılından itibaren kullanılan bir ifade idi, günümüz Oramiral rütbesine denk. Önü samur kürkü ile kaplı yeşil bir kaftan, beyaz renkli bir başlık ve ayaklarına sarı deriden yemeni giyerlerdi. Ellerinde bir asa bulunurdu.

  • Patrona - İtalyanca asıllı bir rütbe. Günümüz Koramiral rütbesine denktir. Kalyonların ikinci kaptanlığını yürütmekle ve tersanelerin asayişini sağlamakla görevli idi. Kapudânelerinkine benzer kıyafetler giyen Patronaların ellerinde mavi renkli bir asa bulunurdu.

  • Tersane Kethüdası - Tersane halkının (Tersane çalışanlarına verilen genel ad) yönetiminden sorumlu Tersane Ricali sınıfının en yüksek rütbeli askeridir. Tersanelerde Kaptan-ı Derya'dan sonraki en yetkili subay idi. Günümüz Tümamiral rütbesine denk olan Tersane Kethüdası, önü ve yakası samur kürkü ile kaplı açık yeşil renkli bir kaftan, beyaz bir gömlek ve yeşil bir şalvar giyerdi. Elinde mavi renkli bir asa bulunurdu, beline ise kırmızı renkli bir kuşak sarılı olurdu. Sarı sırma püsküllü ve beyaz sargı kaplı kırmızı bir başlık giyerdi.

  • Rîyale - İspanyolca asıllı bir rütbe. Patrona'dan sonra gelen bu rütbe, günümüz Tuğamiral rütbesine denktir. Kalyonların üçüncü kaptanlığı görevini üstlenmişlerdi, kullandıkları gemiye "Riyâle-i Hümâyun" denirdi. 1855 yılında bu rütbenin adı "Liva Amiral" olarak değiştirilmiştir. Rîyaleler önü samur kürkü ile kaplı mavi bir kaftan, içine kahverengi bir giysi ve Kapudânelerinki gibi beyaz bir başlık giyerlerdi. Ayaklarında sarı deriden yemeni, ellerinde de mavi renkli bir asa bulunurdu.

Soldan sağa Kaptan Paşa Maiyeti:, İç Oğlan Çavuşu: Acemi Ocağı Subayı, Galata Çavuşu: Galata Muhafızları Subayı, Tersane Başçavuşu: Tersane Muhafızları Subayı, Kaptan Paşa: Deniz Kuvvetleri Başkumandanı (Bahriye Nazırı), Paşa Başçavuşu: Kaptan Paşa'nın emir subayı, Çıplak Çavuşu: Çıplaklar Subayı, Çıplak: Çıplak eri
Soldan sağa Kaptan Paşa Maiyeti:, İç Oğlan Çavuşu: Acemi Ocağı Subayı, Galata Çavuşu: Galata Muhafızları Subayı, Tersane Başçavuşu: Tersane Muhafızları Subayı, Kaptan Paşa: Deniz Kuvvetleri Başkumandanı (Bahriye Nazırı), Paşa Başçavuşu: Kaptan Paşa'nın emir subayı, Çıplak Çavuşu: Çıplaklar Subayı, Çıplak: Çıplak eriErk, Kamu malı, Wikimedia Commons
  • Tersane Başçavuşu - Tersane-i Amire'de asayişten sorumlu Tersane Çavuşları sınıfının en yüksek rütbeli subayı idi. Diğer denizcilerden oldukça farklı bir giysi giyerlerdi. Başlarına bir külah üzerine fes, onun etrafına da saçaklı bir sargı sararak bu başlığı giyerlerdi. Omuzlarına da bir çeşit yağmurluk olan "Bornoz" adlı örtüyü alırlardı. Sırma işlemeli bir üst giysi, dizden başlayan sırma işlemeli bir şalvar ve kırmızı renkli deriden yemeni giyerlerdi.

  • Tersane Çavuşu - Tersane halkına komut veren ve asayişten sorumlu askerler idi. Emir subaylığı görevini yürüten Kaptan Paşa Çavuşu, askerî inzibat görevini yürüten Tersane Tezkereci Çavuşu gibi farklı türleri mevcut idi.

  • Azaplar - Osmanlı Donanması, "Harp Sınıfı" ve "Tersane Sınıfı" olarak ikiye ayrılmıştır. 1390 yılında bazı eyaletlerden azab askerleri, Gelibolu tersanesinde çalışmak üzere getirtildi ve donanmanın ilk sınıfı, Azaplar kurulmuş oldu. Azap Odabaşıları (Azap Subayları), sarı sırmalı şaldan beyaz bir sarık, uzun kollu sırma işlemeli ceket ve dizden başlayan mavi bir şalvar giyerlerdi. Ayaklarına ise sarı deriden yemeni giyerlerdi. Savaş zamanında Acemi Ocağı'ndan da askerler alınırdı, bunlar da Azaplar sınıfına dâhil sayılır. Acemi Oğlanları sarı sırma saçaklı beyaz bir sarık, yakasız uzun bir cübbe ve koyu mavi renkli şalvar giyerlerdi.

  • Levendler - 18. yüzyıla kadar görevde kalan bu askerî sınıf, donanmanın ana personeli olarak kabul edilmektedir. Deniz savaşlarında tüfekçi, kara savaşlarında süvari olarak görev yapan Levend sınıfı, I. Abdülhamid döneminde kaldırıldı. Karadeniz'den ve Arnavutluk'tan alınan Rum askerlerine "Levend-i Rumi" denirdi. Levendler, "Barata" adı verilen ponponlu kırmızı bir başlık, kırmızı bir üst giysi ve onun altına da beyaz renkli bir gömlek giyerlerdi. Diz kapağının altından başlayan mavi renkli bir şalvar ve bıçakları tutması için koyu sarı bir kuşak giyerlerdi.

  • Kayıkçıbaşı - Levendlerin bir koludur. Mavi ponponlu kırmızı bir başlık, kolsuz kapalı renkte bir üst giysi, onun altına pembeye kaçan beyaz bir gömlek, mavi renkli uzun bir şalvar ile ayaklarına kırmızı deriden bir yemeni giyerlerdi.

  • Topçu Levendi - Gemilerde Topçu Ocağı vazifesi gören Topçu Levendleri, uzun beyaz bir sarık giyerlerdi. Diğer giysileri, Levendlerinkinden farksızdı. Barut çantaları bulunurdu.

  • Levend-i Rumi - Müslüman Levendlerden ayırt edilmeleri için tamamen farklı giyinirlerdi. Sarı işlemeli kolsuz mavi renkli bir gömlek, kirli beyaz renkli bir şalvar ve mavi renkli bir başlık giyerlerdi. Ayakkabıları yoktu, başlıklı uzun bir yağmurlukları olurdu.

  • Kalyoncular Sınıfı - 1682 yılında Kalyoncular sınıfı kuruldu ve Osmanlı Donanması, kalyonlara geçti. Kalyoncular sınıfı daima maaş almazdı, sadece göreve çağrıldıklarına maaş verilirdi. 1783 yılında Cezayirli Gazi Hasan Paşa'nın emri ile Kasımpaşa'da Kalyoncular Kışlası kuruldu. 1826 yılında, II. Mahmud'un emri ile Kalyoncu sınıfı kaldırıldı. Kalyoncular, tıpkı Levendler gibi tüfekçi, topçu, kayıkçı gibi işleri yürütmekte idi.

  • Kalyoncu Çavuşu - Kalyoncuların amiri idi, Tersane-i Amire bölgesinin (Kasımpaşa, Galata ve Beyoğlu) inzibatından sorumlu idi. III. Selim döneminde Kalyoncular, üzeri beyaz bir örtü ile sarılmış sarı ponponlu kırmızı bir başlık, yaka ve omuzları sırma işlemeli üst giysi, onun altına sarı renkli bir gömlek, mavi renkli uzun bir şalvar ve kırmızı deriden ucu kalkık olmayan ayakkabı (Mes) giyerlerdi.

  • Kalyoncu - Kalyoncular sınıfının ana personelidir. "Mukaddem" adı verilen kırmızı bir külah fesi sağ ucu aşağıya sarkacak şekilde ipekten hafif bir sarık ile sarıp bu başlığı giyerlerdi. Üst giysilerinde ve şalvarlarında mavi renk hakimdir. Üst giysinin altına oldukça bol bir beyaz gömlek, başlarındaki hafif sarığa benzer bir kuşak, kenarları kırmızı ipekle işlenmiş yağmurluk ve "Kalyoncu biçimi" veya "Galata biçimi" adlı açık ayakkabıyı da giyerlerdi. Yanlarında çeşitli silahlar ve sırma işlemeli bir tabanca bulunurdu.

  • Çıplak Çavuşu - III. Selim döneminde yabancı heyetlerin de yardımıyla "Çıplaklar Sınıfı" kuruldu. Hafif kıyafetler giydikleri ve kolları ile bacaklarının bir kısmı çıplak olduğu için bu isimle anılmışlardır. Çıplak Çavuşu, bu sınıfın amiri idi. Hafif bir örtüyle sarılmış külah şeklinde kırmızı bir fes, sırma işlemeli kırmızı bir üst giysi ve altlarına da dize kadar uzanan kırmızı bir şalvar giyerlerdi. Gömlek giymezlerdi. Omuzlarını kaplayan ve bacaklarına kadar uzayan bir bornoz (Yağmurluk) olurdu. Ayaklarına ise kırmızı deriden bir yemeni giyerlerdi.

  • Çıplak Eri - Kırmızı küçük bir üst giysi ve onun altına da göğsü tamamen açık vaziyette olan kısa kollu beyaz bir gömlek ile paçaları beyaz işlemeli dizden boğumlu mavi bir şalvar giyerlerdi. Başlıkları kırmızı renkte küçük bir fes idi. Ayakkabıları kırmızı deriden yemeni idi.

II. Mahmud dönemindeki sınıf rütbe ve üniforma değişiklikleri

II. Mahmud döneminde, 1826 yılında Yeniçeri Ocağı kaldırıldı ve ordu büyük bir değişim geçirdi. Osmanlı Donanması da bundan oldukça etkilendi. 1833 yılına gelindiğinde donanmada sarık, şalvar, cübbe, kaftan ve fermane gibi giysiler tamamen terk edildi.[346]Türk Denizci Kıyafetleri ve Unvanları, DZKK. Yerine batılı devletlerinki gibi pantolon ve ceket geldi. Rütbe isimleri de büyük ölçüde değişti. II. Mahmud dönemi bahriyelileri şöyle idi:

  • Kaptan-ı Derya - Rütbe ismi değiştirilmeyen en büyük donanma amiri. Bu dönemde mavi püsküllü fes ve lacivert çuhadan uzun bir ceket giyerlerdi. Ceketin önü sırma işlemeli idi, ceketin yaka bölümü altın sırmadan defne yaprağı şekilleri ile süslenmişti. Omuzlarda püsküllü apoletler bulunurdu. Altın sırmalı bir kemer takarlardı.

  • Patrona - İsmi değiştirilmeyen bir diğer rütbe idi. Ceketinin önünde iki sıra halinde düğmeler bulunurdu, ceketin yakalarında alt alta iki adet çıpa ve apoletlerinde de ikişer yıldız bulunurdu. Yakalarındaki çıpaların etrafı akasya yaprağı süslemeleri ile sarılı olurdu.

  • Bahriye Subayı - Deve tüyü renginde çuhadan bir ceket ve aynı renkte pantolon giyerlerdi. Ceketlerindeki düğmeler iki sıra halinde olurdu. Ceketteki düğmeler padişah tuğrası taşırdı. Mavi püsküllü ve kürklü bir fes giyerlerdi, buna "Tunus Fesi" veya "Mahmudî Kalıp Fes" denmekte idi.

  • Bahriye Silâhendaz Subayı - Günümüzdeki anlamı ile deniz piyadeleri idi. 1833 yılında teşkil olunan bu sınıf, Silâhendaz erlerinin başında durur ve emir verirdi. Bele kadar uzanan kırmızı renkli çuhadan bir ceket, mavi renkli bir pantolon ve mavi kürk geçirilmiş bir fes giyerlerdi. Ceketlerinin önü iki sıra halinde düğmeli idi, apoletleri altın sırma saçaklı idi. Rütbeyi belli etmesi üzere yakaya bir nişan bağlanırdı.

  • Bahriye Mektebi Öğrencisi - Mavi püsküllü bir fes, gri renkte ceket ve pantolon giyerlerdi. Ceket yakaları kırmızı olurdu, kemerleri siyah deriden idi ve bununla kılıç taşırlardı.

  • Bahriye Silâhendaz Neferi - Silah taşıyan ve harp yapan ana personel sınıfıdır. Harp zamanı donanmaya dahil olurlardı, kırmızı renkte kısa bir ceket ve pantolon giyerlerdi. Omuzlarında "Kaşık" adı verilen püskülsüz apoletler bulunurdu, ceketlerinin üstünden iki adet beyaz deri çapraz şekilde geçerdi.

  • Bahriye Sanayi Neferi - Denizcilik endüstrisinin geliştirilmesi üzerine çalışmalar yapıldı ve yerli teknisyenlerin yetişmesi için bu sınıf kuruldu. Feslerinde mavi bir püskül olurdu, lacivert renkte ceket ve pantolon giyerlerdi. Herhangi bir sırma işleme ve apolet yoktu. Ceketlerinde tek sıra halinde düğmeler mevcut idi.

Abdülmecid döneminde, Tanzimat Fermanı'nın ve Kırım Savaşı'nın etkisiyle donanma personelinde ciddi değişimler oldu. II. Mahmud döneminden kalma Tunus fesleri terk edildi ve altı daha enli, daha az püsküllü feslere geçildi. Bir diğer yenilik, ceketin kollarına sırma şeritler getirilmesi idi. Donanma personelinin yazın beyaz pantolon giymesi de bu dönemde başladı.[346]Türk Denizci Kıyafetleri ve Unvanları, DZKK. Subay ceketlerinde, II. Mahmud döneminde olduğu gibi çift sıra düğme uygulaması devam etti. Rütbe isimleri de değişti. Kapudane, Reis Paşa; Patrona, Ferik Paşa; Riyale, Liva Paşa; Paşa Gemisi Süvarisi, Üç Ambarlı Süvarisi (Komodor)[347]Komodor, amiral yetkilerine sahip deniz subayıdır. Bkz. Türkçe Vikisözlük, Komodor Kapak Süvarisi, Miralay (Albay); Fırkateyn Süvarisi, Kaymakam (Yarbay); Korvet Süvarisi, Binbaşı ve Küçük Gemi Süvarisi, Buyrultulu Kaptan (Yüzbaşı) olmak üzere değiştirildi.[346]Türk Denizci Kıyafetleri ve Unvanları, DZKK.

  • Üç Ambarlı Süvarisi veya Komodor - Filo komutanlarına kurmay subaylık görevini icra eden ve paşa gemilerine komuta eden subaylar idi. Kol kapaklarında, yakalarında ve omuzlarında yer yer sırma şeritler bulunan, kapalı renkte bir ceket ve aynı renkte pantolon giyerlerdi. Kollara takılan rütbe işaretlerinde, sırmadan bir ay ve onun içinde çıpa ile yıldız işlenmişti.

  • Buyrultulu Kaptan - Kaptan Paşanın özel emri ile tüm geminin komutasını ele alabilen subaylar idi, günümüzdeki rütbe karşılığı Yüzbaşıdır. Buyrultulu Kaptanlar, deneyimli denizcilerden seçilirdi. Mavi püsküllü fes, barut rengi ceket ve pantolon giyerler, sarı sırma bir kemer takarlardı. Omuzlarındaki apoletler sırma saçaklı idi.

  • Bahriye Topçu Subayı - Mavi püsküllü bir fes, kol ağızları kırmızı çuha kumaş ile kaplanmış barut rengi bir ceket giyerlerdi. Yakalarında sarı renkte topçu işareti bulunurdu. Apoletleri sırma saçaklı idi ve sağ omuzlarından uzanan çapraz vaziyette beyaz bir şerit (Kılıç kayışı) bulunurdu. Kayışın göğüs hizasında sarı bir maden bulunur ve üzerinde top minyatürleri olurdu.

  • Bahriye Mektebi Öğrencisi - Tek sıra düğmeleri olan lacivert bir ceket ve aynı renkte olan, dış kenarlarında sarı sırma şerit bulunan bir pantolon giyerlerdi. Yakaları açık mavi renkte idi ve birer beyaz çıpa işareti bulunurdu. Özel günlerde üzerinde çıpa olan sarı tokalı bir kemer takar, kılıç taşırlardı.

  • Bahriye Eri - Açık mavi renkli püskülü olan fes giyerlerdi. Üniformaları yazın ve kışın ayrı idi. Yazın beyaz pantolon ve lacivert renkli kısa bir ceket; kışın ise lacivert renkli pantolon ve ceket giyerlerdi. Ceketleri ortadan bir düğme ile bağlıydı, altında kırmızı bir iç çamaşırı mevcut idi. Bu iç çamaşırı sayesinde askerin göğsü ve göbeği görünmezdi.

  • Bahriye Silâhendaz Eri - Kara askerlerine benzer bir üniformaları vardı. Kışın lacivert çuha ve yazın beyaz keten olmak üzere pantolon giyerlerdi. Ceketleri lacivert renkte idi ve tek sıra düğmeli idi. Ceketlerinin üzerinden omuzlardan başlayan çapraz vaziyette beyaz şeritler uzanıyordu. Kol ağızları, kenarlarında beyaz çizgi olan kırmızı bir kumaş ile kaplanmıştı.

Sayı bakımından en büyük donanmalar arasına Osmanlı donanmasının girdiği zamanda, Abdülaziz döneminde birçok değişiklik yapıldı.[346]Türk Denizci Kıyafetleri ve Unvanları, DZKK. Mavi püsküllü fes ve yakadaki rütbe işaretleri terk edildi, yerine siyah püsküllü fes ile kollarda rütbe işaretleri geldi. Bu dönemde, üniformalardaki barut rengi çuha tercihi devam etti. Günümüzdeki rütbe karşılığı Binbaşı olan Korvet Kaptanı ve ondan yüksek rütbeli subayların ceketlerinde çift sıra düğme, Sağ Kolağası (Yüzbaşı) ve ondan düşük rütbeli subaylarda da tek sıra düğme uygulaması başladı. Abdülaziz döneminde Kaptan-ı Derya'lık terk edildi, Bahriye Nazırlığı'na geçildi. Bundan başka, Dört Köşe Fesli Bahriye Neferi ve Şeşhane Neferi gibi yeni tip personel donanmaya katıldı. Üst düzey subayların omuzlarındaki apoletlerde bulunan yıldız sayısına göre rütbeler anlaşılıyordu. Liva Paşa tek, Ferik Paşa iki ve Reis Paşalarda üç yıldız bulunuyordu.[346]Türk Denizci Kıyafetleri ve Unvanları, DZKK.

  • Bahriye Nazırı - 1867 yılında Kaptan-ı Derya'lık terk edildi ve Bahriye Nazırlığı kuruldu. Bahriye Nazırı paşaların üniformaları İngiliz ve Fransız subaylardan esinlenerek oluşturuldu. Barut rengi ceketin düğmeleri çift sıra idi ve üzerinde çıpa motifleri vardı. Yakalarda, omuzlarda ve kol ağızlarında sırma şeritler bulunuyordu.

  • Üç Ambarlı Süvarisi - Abdülaziz döneminde bu subaylar, açık yakalı barut rengi bir ceket ve aynı renkte bir pantolon giyerdi. Ceket altında beyaz bir gömlek olurdu, papyon şeklinde bir boyunbağını da bu gömleğin yakasına bağlarlardı. Ceketlerindeki düğmeler çift sıra idi, yakaların kenarlarında birer çıpa bulunuyordu. Üzerinde çıpa bulunan sarı sırma bir kemer takarlardı, bu kemer ile kılıç taşınırdı.

  • Bahriye Neferi - Abdülmecid döneminden kalma üniformaları değiştirildi. Lacivert ketenden bir ceket ile ketenden bir pantolon giyerlerdi. Bu pantolon, yazın beyaz, kışın lacivert olurdu. Ceketlerinin kol ağızlarında ve yakalarında kırmızı işlemeler bulunuyordu. Yakalarında sarkan bir boyunbağı bulunuyordu, bu bağ kırmızı renkte idi. Bellerine kırmızı bir kemer takıyorlardı.

  • Şeşhane Neferi - Diğer personelden farklı bir üniformaları vardı. Galata, Kasımpaşa ve Şişhane bölgesinde inzibat görevini yürütüyorlardı, lacivert bir ceket ile şalvar giyiyorlardı. Ceketin göğsünde, kol ağızlarında ve yakalarında kırmızı işlemeler mevcut idi. Şalvarın ise önünde ince bir kırmızı şerit uzanmakta idi.

  • Dört Köşe Fesli Bahriye Neferi - Abdülmecid dönemindeki Silâhendaz neferlerinin vazifesini yürütüyorlardı, kalçaya kadar uzanan lacivert bir ceket ve beyaz bir pantolon giyerlerdi. Ceketin devrik yakaları vardı, ceket iki düğme ile birleşiyordu. Ceketin her bir tarafında aynı zamanda üçer düğme bulunuyordu, bu askerler beyaz eldiven de giymekte idi. Fesleri lacivert püsküllü idi.

II. Abdülhamid dönemindeki rütbe ve üniforma değişiklikleri

II. Abdülhamid döneminde, 1 Haziran 1876 tarihinde personeldeki ilk değişiklik yapıldı. Bu değişiklik ile bazı rütbe isimleri de değişti. Reis Paşa, Müşir (Büyük Amiral); Ferik Paşa, Ferik; Liva Paşa, Mirliva; Üç Ambarlı Süvarisi, Komodor olmak üzere değişti. 24 Haziran 1878 tarihinde, Osmanlı bahriyelilerinin yabancı nişanlar ve madalyalar takmasına dair düzenleme yapıldı. 1898 yılında, günümüzde Oramiral rütbesine denk olan "Birinci Ferik" rütbesi de eklendi. Bu dönemde subay meslekleri güverte, makine, sıhhiye, inşâ, levâzım ve kâtip gibi kollara ayrıldı.[346]Türk Denizci Kıyafetleri ve Unvanları, DZKK. 1890 yılında Bozcaadalı Hasan Hüsnü Paşa tarafından Astsubay sınıfı (Gedikli subay) kuruldu. Bundan itibaren donanmaya sivillerin alınmaması ve astsubayların da İstanbul'dan seçilmesi başladı. Bu döneme ait bazı rütbeler ve üniformaları şöyle idi:

  • Müşir veya Büyük Amiral - Günümüzde de Büyük Amiral rütbesine denk olan Müşir, kapalı yakalı, çift sıra düğmeli, saçaklı apoletleri olan ceket giyerdi. Ceketin kol ağızları sırma şeritler ile işlenmişti, yakaları da sırma şeritler ile çerçevelenmişti. Rütbe işaretleri kol ağzında mevcut idi, sırma şeritlerin çevresini sardığı sırma işleme ay ve çıpa bulunuyordu. Ceketin sağ omuzundan çapraz vaziyette uzanan kırmızı bir şerit vardı, bununla beraber yine sağ omuzunda yaver kordonu bulunuyordu. Bu kordon ile subayın padişahın fahri yaveri olduğu gösterilmişti.

  • Harp Sınıfı Kaymakamı veya Güverte Yarbay - Siyah püsküllü bir fes, siyah veya barut rengi açık yakalı ve çift sıra düğmeli bir ceket ile aynı renk pantolon giyerlerdi. Ceketin altında beyaz gömlek olurdu ve yakasına boyunbağı bağlanırdı. Apoletler saçaklı idi, kol ağızlarında sırma şeritler mevcut idi.

  • Silâhendaz Subayı - Siyah püsküllü bir fes, siyah veya barut rengi kapalı yakalı çift sıra düğmeli bir ceket ile aynı renkte pantolon giyerlerdi. Apoletler vardı ancak saçaklı değildi. Kol ağızlarında, en üstteki kroslu olacak şekilde sırma şeritler mevcut idi.

  • Bahriye Mektebi Öğrencisi - Siyah püsküllü fes ve barut rengi açık yakalı çift sıra düğmeli bir ceket giyerlerdi. Ceket altına beyaz bir gömlek giyerlerdi, boyunbağı bağlarlardı. Kışlık ve yazlık üniformalarında, yakalarının kenarlarında birer çıpa işareti mevcut idi. Kol ağızlarında şerit mevcut idi, bu şerit, öğrencinin sınıfına göre değişiklik gösteriyordu. Yazın beyaz pantolon giyiyorlardı.

  • Haddehâne Öğrencisi - Donanma için makine subaylarının (Çarkçı subayları) yetiştirildiği Haddehâne Mektebi'nin öğrencisi idi. Siyah püsküllü fes, barut rengi açık yakalı çift sıra düğmeli bir ceket ve aynı renk pantolon giyiyorlardı. Bahriye Mektebi Öğrencilerinde olduğu gibi, bu öğrenciler de yakalarına birer çıpa işareti takıyordu. Ceket altına giydikleri beyaz gömleğe papyon bağlıyorlardı.

  • Bahriye Neferi - Siyah püsküllü bir fes giyiyorlardı. Üniforma, yazın ve kışın ayrı idi. Kışın, barut rengi pantolon ile gömlek; yazın, beyaz renkte pantolon ile gömlek giyilmekte idi. Gömleğin kol ağızları mavi kumaş ile kaplanmıştı, bu kumaşın kenarlarında birer kırmızı şerit vardı. Gömlek yakaları, diğer personele göre farklı idi.

  • Bahriye Silâhendaz Neferi - Siyah püsküllü fesle beraber siyah veya barut renginde açık yakalı bir ceket, keten pantolon giyerlerdi. Pantolon, kışın ceketle aynı renk iken, yazın beyaz renkte idi. Ceket, bir düğme ile kapanıyordu ve kenarlarında dörder düğme sıralı idi. Bellerinde siyah deriden bir palaska kayışı mevcut idi. Tüfeklerine süngü takılıydı. Siyah deriden çizme giyiyorlardı.

II. Meşrutiyet dönemindeki sınıf rütbe ve üniforma değişiklikleri

II. Meşrutiyet döneminde, 1909 yılında İngilizlerden esinlenerek rütbe isimleri tekrar değiştirildi. Müşir, Müşir Amiral Paşa; Birinci Ferik Paşa, Amiral Paşa; Ferik Paşa, Vice Amiral Paşa; Mirliva, Liva Amiral Paşa; Miralay, Kalyon Kaptanı (Albay); Kaymakam, Fırkateyn Kaptanı (Yarbay); Binbaşı, Korvet Kaptanı; Kolağası, Birinci Sınıf Yüzbaşı olmak üzere değiştirildi.[346]Türk Denizci Kıyafetleri ve Unvanları, DZKK. Donanma personelinin üniformalarına dair ilk tüzük, 22 Haziran 1909 tarihinde "Bahriye-i Şahane Zabitanının Elbise-i Resmiyesi Hakkında Nizamname" (Padişah Deniz Kuvvetlerinin Subay Resmi Elbiselerine İlişkin Tüzük) adı ile çıktı. Bu tüzükte, yazın ve kışın ile özel günlerde giyilecek üniformalar belirlendi. Rütbe işaretlerinde değişiklikler yapıldı. Korvet Kaptanı üç kalın sırma şerit, Fırkateyn Kaptanı biri ince dört sırma şerit, Kalyon Kaptanı dört kalın sırma şerit ile gösterilmeye başladı. Kol ağızlarındaki şeritlerin arasındaki renk ile personel sınıfı anlaşılıyordu. Bu renkler şöyle idi: Güverte sınıfı siyah, makine sınıfı kırmızı, inşa koyu mavi, eczacılar yeşil, katipler beyaz ve sıhhiye vişne çürüğü renkte idi. Yine bu dönemde, çıkarılan tüzük ile subayların beş çeşit üniforması oldu; bayramlık, selâmlık, setre takımı, günlük siyah ve günlük beyaz üniformalar.[346]Türk Denizci Kıyafetleri ve Unvanları, DZKK. Bu üniformaların özellikleri şöyle idi:

  • Bayramlık Üniforma - Diğer adı Büyük Üniformadır. Binbaşı ve daha yüksek rütbeli subaylar için özel bir üniforma idi. Çift düğme sıralı barut rengi ceket ve aynı renkte, kenarları sarı sırma işlemeli pantolondan oluşuyordu. Omuzlardaki apoletler saçaklı idi, ceketin yakaları dik idi. Kılıcın asılı durduğu sarı sırma bir kılıç kayışı mevcut idi. Bununla beraber siyah püsküllü fes ve beyaz eldiven giyilmekte idi. Padişahın tahta çıkış ve doğum yıldönümlerinde, yurt içinde veya dışında yapılan balolar, ziyafetler ve kabul törenleri için giyilirdi.

  • Selâmlık Üniforma - Binbaşının astı subayların giydiği bir üniformadır. Bayramlık üniformadan farklı olarak açık yakalı idi. Çift sıra düğmeli barut rengi ceket ve aynı renkte pantolondan oluşuyordu. Omuzlardaki apoletler saçaksızdı. Bayramlık üniformada olduğu gibi kılıç kayışı mevcuttu. Siyah püsküllü fes ve beyaz eldiven de beraberinde giyilmekte idi. Cuma selâmlığında, yabancı hükümdar ailelerinin veya padişah ailesinin huzurunda, cenaze törenlerinde, yabancı savaş gemilerine resmi ziyaretlerde, resmi ziyafetlerde, balolarda ve kabul törenlerinde giyilirdi.

  • Setre Takımı - Selâmlık üniformasından birkaç farkı var, apoletler mevcut değildir. Yalnızca apolet köprüleri var idi, Selâmlık üniformadaki gibi kravat değil boyunbağı bağlanıyordu. Sınavlarda, yıllık teftişlerde ve Cuma sabahı divan taburlarında giyilirdi.

  • Günlük Siyah Üniforma - Cuma günü hariç diğer günlerde giyilen günlük bir üniformadır. Çift sıra düğmeli siyah renkte ceket ve aynı renkte pantolon ile siyah püsküllü festen oluşuyordu. Ceket açık yakalı idi, altına beyaz gömlek giyilirdi ve kravat bağlanırdı.

  • Günlük Beyaz Üniforma - 1909 tüzüğü ile ilk defa yazlık bir üniforma, resmi olarak kabul edildi. Tek sıra düğmeli beyaz renkte ceket ve aynı renkte pantolon ile beyaz bir başlık giyilmekte idi. Diğer tüm üniformalardan farklı olarak, ilk defa bu üniforma ile beyaz ayakkabı giyilmeye başlandı. Omuzlarında rütbeyi belirten işaretler mevcut idi. Bu yazlık kıyafetin bayramlık ve selâmlık üniformaları yapılmadı. Bundan dolayı özel günlerde bayramlık veya selâmlık üniformalar giyilir ama alta da yazlık beyaz pantolon giyilirdi.

  • Gedikli Zabit - Hasan Hüsnü Paşa'nın 1890 yılında kurduğu Gedikli Sınıfının üstü olarak 1915 yılında Gedikli Zabitler Sınıfı kuruldu. Bu askerler, kıdemlerine göre birinci, ikinci veya üçüncü olmak üzere ayrılıyordu. Zabitler, diğer subaylar gibi kışın siyah, yazın beyaz üniforma giymekte idi. Rütbe işaretleri, omuz ile dirsek arasındaki yerde olurdu. Ceket, çift sıra düğmeli ve açık yakalı idi. Altına da beyaz gömlek giyilir, kravat bağlanırdı. Cep kapakları yoktu. Ceketin arkasında yırtmaçlar vardı, fes siyah püsküllü idi.

  • Çırak Okulu - Gedikli adaylarını eğitmek üzere 14 Temmuz 1913 tarihinde Çırak Okulu açıldı. Heybeliada önündeki iki gemi güverte çırak okulu ve makine çırak okulu olmak üzere eğitim veriyordu. Öğrenciler, beş yıl boyunca eğitim alıyordu. Ardından, her biri üç yıl sürecek şekilde sırasıyla Gedikli Onbaşı, Gedikli Çavuş ve Gedikli Başçavuş rütbeleri ile görev yapıyorlardı. Bunların ardından Gedikli Zabit olabiliyorlardı. Gedikli öğrencileri, onbaşıları, çavuşları ve başçavuşları baştan geçirilen gömlek giyerdi. Üniforma siyah ve beyaz renkte idi. Gömleğin yakasında mavi palet bulunurdu, paletin kenarlarında da beyaz şeritler mevcut idi. Gömleğin içine beyaz bir iç çamaşır giyilirdi.[348]Bu iç çamaşırlarına "Fanila" denilmektedir.

  • Deniz Eri - Gedikli erlerine benzer bir üniforma giyiyorlardı. Baştan geçirilen bir gömlek ve aynı renkte pantolon giyerlerdi. Üniforma kışın siyah, yazın beyaz renkte idi. Gömleğin yakalarında palet mevcut idi ve kenarlarında beyaz şeritler bulunuyordu.

16 Kasım 1915 tarihinde, Alman Donanması'nın da etkisiyle değişiklikler yapıldı. Osmanlı bahriyelileri, bu tarihte çıkarılan tüzükten sonra meç taşımaya başladı.[349]Meç, kısa boylu, düz ve ensiz bir çeşit kılıçtır. Aynı zamanda bahriyelilerin başlıklarında değişiklikler yapıldı, Barbaros Hayreddin Paşa'nın kavuğundan esinlenerek yapılmış bir başlık giyilecekti. 1916 yılında Alman subay Souchon'un tavsiyesi ile rütbe isimleri değişti. Müşir Amiral Paşa, Müşir Amiral; Amiral Paşa, Birinci Ferik Amiral; Vice Amiral Paşa, Ferik Amiral (Koramiral); Liva Amiral Paşa, Liva Amiral; Birinci Sınıf Yüzbaşı, Kıdemli Yüzbaşı olmak üzere değiştirildi. 17 Şubat 1916 tarihinde yeni bir uygulama ile rütbeler ispalet şeklinde omuzlarda taşınmaya başladı. Müşir Amiraller ispaletlerinde beyaz sırmadan ay yıldız, Birinci Ferik Amiraller üç yıldız, Ferik Amiraller iki yıldız ve Liva Amiraller tek yıldız taşımaya başladı.[346]Türk Denizci Kıyafetleri ve Unvanları, DZKK. Güverte subaylarının ispaletlerinde sarı sırma şeritler mevcut idi, mesleklerine göre şeritler arasındaki renk değişiyordu. 13 Mayıs 1916 tarihinde, Osmanlı ordusunda fes kullanımı terkedildi ve "Cemaliye" ile "Enveriye" adı verilen başlıklara geçildi. Bu başlık isimleri, Enver Paşa ile Cemal Paşa'dan gelmektedir.[346]Türk Denizci Kıyafetleri ve Unvanları, DZKK. Donanma personeli cemaliye giymekte idi. Subayların cemaliyesinde ay yıldız ve çıpa işaretleri bulunuyordu.

Mondros Ateşkes Antlaşması'ndan sonra herhangi bir üniforma değişikliği yapılmadı. Yapılan tek değişiklik, "Cemaliye" isminin kaldırılarak başlıklara "Serpuş" adının verilmesi idi. Bu dönemde, bayramlık ve selâmlık üniformaları giyilmedi.[1]TSK'nın resmi tarihçe sayfası.[346]Türk Denizci Kıyafetleri ve Unvanları, DZKK. <gallery class="center"> Dosya:Bayramlık Büyük Üniforma.jpg|Bayramlık Büyük Üniforma Dosya:Selamlık Üniforma.jpg|Selamlık Üniforma Dosya:Setre Takımı.jpg|Setre Takımı Dosya:Günlük Siyah Üniforma.jpg|Günlük Siyah Üniforma Dosya:Günlük Beyaz Üniforma.jpg|Günlük Beyaz Üniforma </gallery>

Ayrıca bakınız

Kaynakça

  1. 1.TSK'nın resmi tarihçe sayfası. dzkk.tsk.tr
  2. 2.Büyük Larousse (1986), Milliyet Yayınları, Cilt 17, s. 8946 - 8947
  3. 3.Karamürsel İlçesi Resmi tarihçe sayfası. karamursel.bel.tr
  4. 4.DZKK, Ünlü Türk Denizcileri. dzkk.tsk.tr
  5. 5.Büyük Larousse (1986), Milliyet Yayınları, Cilt VI, s. 3037 - 3041
  6. 6.Osmanlı Denizciliğinde Gemi Kazaları ve Dalışlar, Şenay Özdemir. dergiler.ankara.edu.tr
  7. 7.İlber Ortaylı ile Osmanlı Donanması, 03:00. youtube.com
  8. 8.Pîrî Reis'in Hürmüz Seferi ve İdamı, Ertuğrul Önalp. dergiler.ankara.edu.tr
  9. 9.İnebahtı Savaşı ve Donanmanın Yeniden İnşası, İbrahim Etem Çakır. turkishstudies.net
  10. 10.Mezomorto lakabı, Venedikliler tarafından verilmiş bir lakaptır ve yarı ölü anlamına gelmektedir. Bazı kaynaklarda mezomorta ve mezemorto olarak da geçmektedir.
  11. 11.Deniz Harp Okulu, Tarihçe Sayfası. dho.edu.tr
  12. 12.Sultan Abdülaziz'den I. Dünya Savaşı'na Osmanlı Donanması, Mehmet Beşirli. e-dergi.atauni.edu.tr
  13. 13.20. Yüzyıl Ansiklopedisi (1990), Tercüman Yayınları, s. 76 - 79
  14. 14.Selçuklular'ın Deniz Politikası, Hasan Geyikoğlu e-dergi.atauni.edu.tr
  15. 15.Eski Türklerde Su ve Su Ulaşımı, Hatice Palaz Erdemir. turkishstudies.net
  16. 16.Sudak tarihi, vatankirim.net. vatankirim.net
  17. 17."Osmanlı Kara ve Deniz Kuvvetleri - Kuruluş Devri", Prof. Dr. Aydın Taneri, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara (1981), s.324
  18. 18."The Sultans of the Ottoman Empire", Raşit Gündoğdu, Rumuz Yayınları (2020), s.15
  19. 19."Türk Silahlı Kuvvetleri Tarihi - Deniz Kısmı (1299-1452)", ATASE Yayınları, İstanbul (1964), s.37
  20. 20."Denizde Türkiye", Haydar Alpagut, İstanbul (1937), s. 186
  21. 21."The Oxford Encyclopaedia of Medieval Warfare and Military Technology", Clifford Rogers, Oxford University Press (2010), s. 261
  22. 22."1299–1520 Yılları Arası Osmanlı Denizciliği", Turgut Kılıç, Marmara Üniversitesi, s.5
  23. 23."Osmanlı İmparatorluğu'nun Tarihsel Coğrafyası", Donald Edgar Pitcher, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul (1999), s.66
  24. 24.İslam Ansiklopedisi, "Orhan Gazi" maddesi, Türk Diyanet Vakfı, İstanbul (2007), c.33, s.378. islamansiklopedisi.org.tr
  25. 25."Osmanlı Kara ve Deniz Kuvvetleri - Kuruluş Devri", Prof. Dr. Aydın Taneri, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara (1981), s.321
  26. 26."The Late Medieval Balkans: A Critical Survey from the Late Twelfth Century to the Ottoman Conquest", John Van Antwerp Fine, Ann Arbor: University of Michigan Press (1994), s.325-326, ISBN 978-0-472-08260-5.
  27. 27."Devlet-i Âliyye, Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar-I, Klasik Dönem (1302-1606): Siyasal, Kurumsal ve Ekonomik Gelişim", Halil İnalcık, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul (2009), s. 49-53. ISBN 978-9944-88-465-1
  28. 28."Esfar-ı Bahriye-i Osmaniye", Mehmet Şükrü, İstanbul (1889), s.249
  29. 29."A propos de la bataille du Bosphore: I’Expédition génoise de Paganino Doria à Constantinople, 1351-1352”, Travaux et Mémoires", M. Balard, c.IV, Paris (1970), s. 431-469
  30. 30.İslam Ansiklopedisi, "Murad I" maddesi, Türk Diyanet Vakfı, Ankara (2020), c.31, s.157. islamansiklopedisi.org.tr
  31. 31."Türk Silahlı Kuvvetleri Tarihi (1299-1452) - Deniz Kısmı", ATASE Yayınları, İstanbul (1964), s.40
  32. 32.İslam Ansiklopedisi, "Murad I" maddesi, Türk Diyanet Vakfı, Ankara (2020), c.31, s.160. islamansiklopedisi.org.tr
  33. 33."Osmanlı Kara ve Deniz Kuvvetleri - Kuruluş Dönemi", Prof. Dr. Aydın Taneri, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara (1981), s.329
  34. 34."Osmanlı İmparatorluğu'nun Tarihsel Coğrafyası", Donald Edgar Pitcher, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul (1999), s.87-88
  35. 35."Kuruluş Dönemi Osmanlı Sultanları (1302-1481)", Halil İnalcık, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Araştırmaları Merkezi, İstanbul (2010), ISBN 9786055586065, s.114
  36. 36."The Byzantine–Turkish Treaty of 1403", George T. Dennis, Orientalia Christiana Periodica (1967), s.79-81
  37. 37.Özdek, Cilt III, s. 391 - 392
  38. 38.İstanbul'un Fethi Hazırlıkları, Türk Tarih Kurumu. ttk.org.tr
  39. 39.Özdek, Cilt III, s. 409 - 412
  40. 40.Özdek, Cilt III, s. 412 - 413
  41. 41.İki Çağın Hükümdarı (2010), Murat Duman, s. 74 - 79, ISBN 9786050052466.
  42. 42.Haliç Tersanesi. halictersanesi.com
  43. 43.Özdek, Cilt III, s. 425
  44. 44.Özdek, Cilt III, s. 443
  45. 45.İlber Ortaylı, Milliyet Gazetesi köşe yazısı. milliyet.com.tr
  46. 46.Özdek, Cilt III, s. 451
  47. 47.Özdek, Cilt III, s. 452 - 454
  48. 48.Özdek, Cilt III, s. 504 - 505
  49. 49.Barbaros Hayreddin'in Detaylı Hayatı, Ottoman Navy. ottomannavy.com
  50. 50.Özdek, Cilt III, s. 507
  51. 51.Özdek, Cilt III, s. 513
  52. 52.Pîrî Reis and the Book of Sea Lore (Kitab-i Bahriye), Muslim Heritage (İngilizce) muslimheritage.com
  53. 53.L. Kinross, The Ottoman Centuries: The Rise and Fall of the Turkish Empire, s. 176
  54. 54.Özdek, Cilt III, s. 513 - 514
  55. 55.Barbarossa, Corsari nel Mediterraneo (İtalyanca) corsaridelmediterraneo.it
  56. 56.Özdek, Cilt III, s. 530 - 531
  57. 57.TSK'nın Preveze Zaferi adlı sayfası. tsk.tr
  58. 58.Özdek, Cilt III, s. 540 - 541
  59. 59.Türk - Fransız Diplomasi Münasebetlerinin İlk Devresi, İsmail Soysal. iudergi.com
  60. 60.Özdek, Cilt III, s. 540 -541
  61. 61.Crowley, s. 74
  62. 62.The Rise and Fall of Renaissance France 1483 - 1610, R. J. Knecht, s. 181. books.google.com.tr
  63. 63.Özdek, Cilt III, s. 546 - 547
  64. 64.Mostaganem Savaşı, Tarihtekiler. tarihtekiler.com
  65. 65.Akıncı, s. 93 - 97
  66. 66.Akıncı, s. 99 - 100
  67. 67.Akıncı, s. 100 - 136
  68. 68.1560 Cerbe Deniz Zaferi ve Cerbe Kalesi'nin Fethi, Ertuğrul Önalp. dergiler.ankara.edu.tr
  69. 69.Özdek, Cilt III, s. 546 - 549
  70. 70.Malta Kuşatması, Deniz Harp Okulu. dho.edu.tr
  71. 71.The Maltese Cross:A Strategic History of Malta, Dennis Angello Castillo, s. 55 - 77 (İngilizce) books.google.com.tr
  72. 72.Özdek, Cilt III, s. 549
  73. 73.Özdek, Cilt III, s. 554
  74. 74.Özdek, Cilt III, s. 557 - 560
  75. 75.Özdek, Cilt III, s. 561 - 562
  76. 76.İlber Ortaylı ile Osmanlı Donanması, 05:45 - 07:50. youtube.com
  77. 77.Özdek, Cilt III, s. 562
  78. 78.Halil İnalcık, Osmanlı-Rus Rekabetinin Menşei ve Don-Volga Kanalı Teşebbüsü (1569) (1948), Belleten Cilt XI, s. 349 - 402
  79. 79.Özdek, Cilt III, s. 566 - 567
  80. 80.Özdek, Cilt III, s. 538
  81. 81.Hadım Süleyman Paşa'nın 1538 yılındaki Hindistan Seferi , Ertuğrul Önalp. dergiler.ankara.edu.tr
  82. 82.European Warfare 1494 - 1660, Jeremy Black, s.60. books.google.com.tr
  83. 83.Pîrî Reis'in Hayatı, Gelibolu Kaymakamlığı. gelibolukaymakamligi.com
  84. 84.XVI. yüzyılda Osmanlı - Açe ilişkileri, Emine Dingeç. turkishstudies.net
  85. 85.Emir Ali Bey, ajabuafrica (İngilizce). ajabuafrica.com
  86. 86.Osmanlı Devleti Doğu Afrika'da, azaniansea (İngilizce). azaniansea.com
  87. 87.Afrikalı Müslümanlar'ı kurtarmak için şehit oldu makalesi, Erhan Afyoncu. yasam.bugun.com.tr
  88. 88.Tektaş, s. 151
  89. 89."The Sultan's Fleet: Seafarers of the Ottoman Empire", Christine Isom-Verhaaren, IB Tauris, Londra (2022), s.138
  90. 90."The Sound and the Fury: Christian Perspectives on Ottoman Naval Organization (1590-1620), Phillip Williams, Mediterraneo in armi (secc. XV-XVIII), II, (ed. R. Cancila), Quaderni – Mediterranea-ricerche storiche, n. 4, Palermo (2007), s.562
  91. 91."The Cretan War (1645-69), R. C. Anderson, c.3, Sy.2 (Nisan-Haziran, 2010), s.69-80
  92. 92."The "Reluctant" Admiral: Damat Halil Pasha and the Ottoman Navy (1595-1598), Evrim Türkçelik, Mediterranea - ricerche storiche - Anno XX - Nisan 2023, s.9-34
  93. 93."History Today" internet sitesi, "Best of Enemies: Europeans in the Ottoman Elite", Tobias Graf, 2 Ocak 2018. historytoday.com
  94. 94."Osmanlı Kronikleri Işığında Kaptan-ı Derya Halil Paşa'nın Akdeniz Seferleri (1609-1623), Mikail Acıpınar, Tarih İncelemeleri Dergisi, XXVIII/1, 2013, s.5-35
  95. 95."Osmanlı Tarih Yazarlarına Göre Sultan I. Ahmed Devri Deniz Muharebeleri (1603-1617)", Dr. Ali Sinan Bilgili, Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, sy.26, Erzurum (2004), s.235-246
  96. 96.Naima Mustafa Efendi, (H.1281-1283) Tarih-i Naima, İstanbul c.2 s.123 (Osmanlıca)
  97. 97."Türk Silahlı Kuvvetleri Tarihi - Kanunî'nin Ölümünden İkinci Viyana Kuşatmasına Kadar Olan Devre (1566-1683), ATASE Yayınları, Ankara (1981), s.490
  98. 98."Osmanlı Tarihi", Joseph von Hammer, cilt 9, s. 50-51
  99. 99.Azovskoye Sideniye", A. Yu. Tihonov, Voprosı İstorii (Rusça), VIII, 1970, s.102
  100. 100."Deniz Savaşları Hakkında Büyüklere Armağan (Tuhfetü’l-Kibâr fî Esfâri’l-Bihâr)", Kâtip Çelebi, (haz. İdris Bostan), Kabalcı Yayınevi, İstanbul (2007), s.134
  101. 101."Azak Kalesi’nin İşgali ve İstirdadı (1637-1642)", Ümran Karadeniz & Alpay Bizbirlik, Akademik Bakış, C.14, Sy.27, Ankara (2020), s.15
  102. 102."Catch and Release: Piracy, Slavery, and Law in the Early Modern Ottoman Mediterranean", Joshua Michael Whites, University of Michigan (2012), 124-125
  103. 103."Venice, Austria and the Turks in the 17th Century", K. Setton, American Philosophical Society (1991) — ISBN 978-0-87169-192-7, s.146
  104. 104.17. Yüzyılın İkinci Yarısında Osmanlı Donanmasının Yönetim Sorunu: Kaptan-ı Deryalık Gailesi", Mehmet Yaşar Ertaş, Türk Denizcilik Tarihi-Bildiriler, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara (2014), s.211
  105. 105."Kadırga'dan Kalyon'a - XVII. Yüzyılın İkinci Yarısında Osmanlı Gemi Tekonoljisi'nin Değişimi", İdris Bostan, Osmanlı Araştırmaları XXIV, İstanbul (2004), s.71-79
  106. 106."Naval wars in the Levant 1559-1853", R.C. Anderson (2005 orj.1952), Liverpool:Liverpool University Press ve Martino s. 161
  107. 107.Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, (2011), (Osmanlı Tarihi III. Cilt, 2. Kısım, XVI. Yüzyıl Ortalarından XVII. Yüzyıl Sonuna kadar), 6. Basım, Ankara: Türk Tarih Kurumu, 414-418. ISBN 9789751600141
  108. 108."Büyük Osmanlı Tarihi", Joseph von Hammer, cilt 11, s.26-27
  109. 109."Venice, Austria, and the Turks in the Seventeenth Century, Volume 192" Kenneth Meyer Setton, American Philosophical Society (1991), s. 190-191
  110. 110."Zübde-i Vekaiyât", Defterdar Sarı Mehmed Paşa, Haz. Abdülkadir Özcan, Türk Tarih Kurumu, Ankara (1995), s.131
  111. 111."Fransızların 1681 Sakız Saldırısında Verdikleri Zarar Karşılığında XIV. Louis Tarafından IV. Mehmet'e Gönderilen Tarziye Hediyeleri", Fatma Açıkgöz, Sosyal Bilimler Dergisi, c.1, s.63
  112. 112."Kadırga'dan Kalyon'a - XVII. Yüzyılın İkinci Yarısında Osmanlı Gemi Tekonoljisi'nin Değişimi", İdris Bostan, Osmanlı Araştırmaları XXIV, İstanbul (2004), s.80-81
  113. 113."The History of the Popes from the Close of the Middle Ages: Volume XXXII", Ludwig von Pastor, Kegan Paul and Co. (1891), s.200
  114. 114."Osmanlı Deniz Harp Tarihi", Afif Büyüktuğrul, Deniz Basımevi, İstanbul (1970), s.135-136
  115. 115.Özdek, Cilt III, s. 668
  116. 116."Türk Silahlı Kuvvetler Tarihi - Prut Seferi", ATASE Yayınları, Ankara (1981), s.141
  117. 117."Prut Seferi ve Barışı", Akdes Nimet Kurat, c.2, s.577
  118. 118."Naval wars in the Levant, 1559-1853", R.C. Anderson, Princeton University Press (1952), s.242
  119. 119."18. Yüzyılda Osmanlı Devleti'nin Ege (Adalar) Denizi ve Doğu Akdeniz'e Yönelik Güvenlik Parametreleri", Yusuf Alperen Aydın, Osmanlı Araştırmaları/The Journal of Ottoman Studies, XLV (2015), s. 164-165
  120. 120."1724-1727 İran Seferleri Sırasında Askerî Hazırlıklar ve Aksaklıklar", Mehmet Zahit Yıldırım, Afyon Kocatepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler Dergisi, c.4, sy.1, s.150-152
  121. 121."Osmanlı Donanması (1572-1923), Daniel Panzac, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul (2018), s.188-189
  122. 122."Osmanlı Denizciliği (1700-1770), Yusuf Alperen Aydın, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul (2007), s.51-57
  123. 123."18.Yüzyıl Osmanlı Donanmasında Kaptan Paşalık", Mehmet Taş, Social Sciences Studies Journal (2019), s.1980
  124. 124."Malta’ya Kaçırılan Osmanlı Gemisi Bağlamında Osmanlı-Fransız İlişkileri", Kadriye Topal Doğan, Mediterranean Journal of Humanities, c.13, s.265-275
  125. 125."From Height to Crisis: The last half century of Nizâm-ı Kadîm and Ottoman Society as Seen by the Gazette de France, 1740-1787", Sébastien Flynn, s.137-146
  126. 126."Osmanlı Denizciliği (1700-1770), Yusuf Alperen Aydın, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul (2007), s.115-116
  127. 127."Osmanlı Donanması (1572-1923), Daniel Panzac, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul (2018), s.198
  128. 128."Türk Silahlı Kuvvetleri Tarihi (1683-1793)", ATASE Yayınları, Ankara (1982), s.256
  129. 129."1770 Çeşme Deniz Savaşı: 1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşları", Ali Rıza İşipek ve Oğuz Aydemir, Denizler Kitabevi (2006), ISBN 975-00051-4-7.
  130. 130."The Russian occupations of Beirut, 1772–74", Journal of the Royal Central Asian Society, sy.42, c.3–4 (1955), s.275–86
  131. 131."Naval wars in the Levant, 1559-1853", R.C. Anderson, Princeton University Press (1952), s.305-306
  132. 132."Revolt in Palestine in the Eighteenth Century: The Era of Shaykh Zahir al-'Umar", Ahmad Hasan Joudah, Kingston Press (1987), ISBN 978-0-940670-11-2, s.112
  133. 133."Cevdet Tarihi", c.3, s.286-323
  134. 134.Osmanlı Bahriyesi'nin Modernleşmesi, İdris Bostan. iudergi.com
  135. 135.Bu okul, 1784'e kadar Tersane Hendesehanesi olarak anılmıştır ve birçok kaynakta Bahriye Mektebi olarak geçmektedir.
  136. 136.İTÜ, Tarihçe. itu.edu.tr
  137. 137.Kuru Havuzlar, Veli Akçaoğlu & Sunay Akçaoğlu e-kutuphane.imo.org.tr
  138. 138.Çanakkale Antlaşması, Britannica.com (İngilizce). britannica.com
  139. 139.Özdek, Cilt IV, s. 801 - 803, 806
  140. 140.1821 Mora İsyanı, Serap Toprak. tarihinpesinde.com
  141. 141.Bilig dergisi, Sayı 4, s. 61. bilig.yesevi.net
  142. 142.Özdek, Cilt IV, s. 806 - 807
  143. 143.Mahmudiye Kalyonu, DzKK. dzkk.tsk.tr
  144. 144.Hacer Bulgurcuoğlu, Türk Deniz Harp Tarihinde İz Bırakan Gemiler, Olaylar ve Şahıslar, Sayı 8 (2007), Pîrî Reis Araştırma Merkezi Yayını, ISBN 975-409-452-7.
  145. 145.Özdek, Cilt IV, s. 818
  146. 146.Gerideki buharlı gemiler ve nakliye gemileri ile müttefik filosu 384 gemiden oluşuyordu.
  147. 147.Özdek, Cilt IV, s. 819
  148. 148.Özdek, Cilt IV, s. 821
  149. 149.Özdek, Cilt IV, s. 825
  150. 150.Celâleddin Paşa, s. 54
  151. 151.Ortaylı, s. 84
  152. 152.Özdek, Cilt IV, s. 847
  153. 153.Artvin ve Batum Göçmenleri (1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşından Sonra), Muammer Demirel. e-dergi.atauni.edu.tr
  154. 154.Gardiner, s. 309
  155. 155.Kössler, s. 84
  156. 156.Güleryüz, s. 149
  157. 157.Güleryüz, s. 149 - 150
  158. 158.Kössler, s. 285
  159. 159.Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Cilt XXIV, Kasım 2008 (Sayı 72), atam.gov. atam.gov.tr
  160. 160.Bursa ile Samsun destroyerlerinin kısa sürede Fransa'dan gelmesi bekleniyordu.
  161. 161.Gröner, s. 14
  162. 162.Von Strempel'in Alman Dışişleri Bakanlığı'na 347 numaralı ve 17.12.1910 tarihli askeri raporu
  163. 163.Özçelik, s. 27
  164. 164.Tarihimizde Reşadiye ve Sultan Osman-ı Evvel dretnotları, Rasim Ünlü. belgeler.com
  165. 165.Rodos ve Oniki Ada'nın İtalyanlarca İşgali, İsrafil Kurtcephe. dergiler.ankara.edu.tr
  166. 166.Hall, s. 15
  167. 167.Hall, s. 19
  168. 168.Donbaloğlu, s. 46
  169. 169.Donbaloğlu, s. 40
  170. 170.Donbaloğlu, s. 41
  171. 171.Donbaloğlu, s. 44
  172. 172.Donbaloğlu, s. 61 - 63
  173. 173.Torpidokruvazörüdür.
  174. 174.Silahlandırılmış bir vapur idi.
  175. 175.Silahlandırılmış bir vapur idi, topları sökülü vaziyette idi.
  176. 176.Harap vaziyette idi.
  177. 177.Torpido kruvazörüdür.
  178. 178.Donbaloğlu, s. 68
  179. 179.Donbaloğlu, s. 69
  180. 180.Donbaloğlu, s. 71
  181. 181.Donbaloğlu, s. 73
  182. 182.Donbaloğlu, s. 75
  183. 183.Donbaloğlu, s. 77
  184. 184.Donbaloğlu, s. 78
  185. 185.Donbaloğlu, s. 79
  186. 186.Donbaloğlu, s. 81 - 82
  187. 187.Donbaloğlu, s. 84 - 85
  188. 188.Donbaloğlu, s. 82 - 83
  189. 189.Donbaloğlu, s. 83
  190. 190.Defeat in Detail: The Ottoman Army in the Balkans, 1912-1913, Edward J. Erickson (İngilizce) books.google.com.tr
  191. 191.Donbaloğlu, s. 85 - 86
  192. 192.Donbaloğlu, s. 86
  193. 193.Donbaloğlu, s. 87
  194. 194.Donbaloğlu, s. 88
  195. 195.Donbaloğlu, s. 89
  196. 196.Donbaloğlu, s. 90
  197. 197.Donbaloğlu, s. 91
  198. 198.Donbaloğlu, s. 92
  199. 199.Donbaloğlu, s. 93
  200. 200.Donbaloğlu, s. 94
  201. 201.Donbaloğlu, s. 95
  202. 202.Donbaloğlu, s. 96
  203. 203.Küçük kruvazörlere denir.
  204. 204.Donbaloğlu, s. 104 - 105
  205. 205.Donbaloğlu, s. 97
  206. 206.Donbaloğlu, s. 98
  207. 207.Donbaloğlu, s. 99
  208. 208.Hamidiye Kruvazörünün Akın Harekatı, DzKK. dzkk.tsk.tr
  209. 209.Donbaloğlu, s. 100
  210. 210.Donbaloğlu, s. 102 - 106
  211. 211.Donbaloğlu, s. 104
  212. 212.Donbaloğlu, s. 108
  213. 213.Dönemin Britanya resmi yazışmalarında, iki dretnotun teslimat için İstanbul'a giderken Yunanistan Donanması tarafından hükûmet emri olmaksızın batırılabileceği söz edilmekte idi.
  214. 214.Donbaloğlu, s. 109
  215. 215.Donbaloğlu, s. 110
  216. 216.Donbaloğlu, s. 111
  217. 217.Donbaloğlu, s. 111 - 112
  218. 218.Donbaloğlu, s. 112 - 113
  219. 219.Donbaloğlu, s. 113 - 114
  220. 220.Donbaloğlu, s. 116 - 117
  221. 221.Donbaloğlu, s. 118 - 119
  222. 222.Donbaloğlu, s. 120
  223. 223.Donbaloğlu, s. 123 - 124
  224. 224.Donbaloğlu, s. 124
  225. 225.Resmi olarak adı Yavuz Sultan Selimdir. Fakat bu maddede kısaca Yavuz diye bahsedilecektir.
  226. 226.Donbaloğlu, s. 125
  227. 227.20. Yüzyıl Ansiklopedisi (1990), Tercüman Yayınları, s. 72
  228. 228.Donbaloğlu, s. 126
  229. 229.Donbaloğlu, s. 127
  230. 230.Donbaloğlu, s. 128
  231. 231.Donbaloğlu, s. 128 - 129
  232. 232.Donbaloğlu, s. 129
  233. 233.Donbaloğlu, s. 130
  234. 234.Donbaloğlu, s. 131
  235. 235.Donbaloğlu, s. 132
  236. 236.Donbaloğlu, s. 133
  237. 237.Donbaloğlu, s. 134
  238. 238.Osmanlı Devleti ve I. Dünya Savaşı , Hacettepe Üniversitesi. ait.hacettepe.edu.tr
  239. 239.Donbaloğlu, s. 135
  240. 240.Rus gemisinin kayıpları hakkında belirsizlik var.
  241. 241.Donbaloğlu, s. 136
  242. 242.Donbaloğlu, s. 137
  243. 243.Donbaloğlu, s. 138
  244. 244.Mecidiye, Odessa önlerinde tahrip edildiyse de Ruslar tarafından tamir edildi ve Prut adı ile Rus donanmasına katıldı.
  245. 245.Donbaloğlu, s. 139
  246. 246.Donbaloğlu, s. 140
  247. 247.Donbaloğlu, s. 141
  248. 248.Donbaloğlu, s. 142
  249. 249.Donbaloğlu, s. 143
  250. 250.Donbaloğlu, s. 144
  251. 251.Donbaloğlu, s. 145
  252. 252.Donbaloğlu, s. 146
  253. 253.Donbaloğlu, s. 147
  254. 254.Donbaloğlu, s. 148
  255. 255.Donbaloğlu, s. 149
  256. 256.Donbaloğlu, s. 150
  257. 257.Donbaloğlu, s. 151
  258. 258.Donbaloğlu, s. 153
  259. 259.Donbaloğlu, s. 154
  260. 260.Donbaloğlu, s. 155
  261. 261.Donbaloğlu, s. 157
  262. 262.Donbaloğlu, s. 166
  263. 263.Donbaloğlu, s. 168
  264. 264.Donbaloğlu, s. 171
  265. 265.Türk Denizcilik Tarihinde Kahraman Gemiler, DzKK. dzkk.tsk.tr
  266. 266.Donbaloğlu, s. 168 - 169
  267. 267.Donbaloğlu, s. 204
  268. 268.Donbaloğlu, s. 170
  269. 269.Donbaloğlu, s. 167
  270. 270.Donbaloğlu, s. 206
  271. 271.Donbaloğlu, s. 205
  272. 272.Donbaloğlu, s. 158
  273. 273.Donbaloğlu, s. 160
  274. 274.Donbaloğlu, s. 180
  275. 275.Adil, s. 129
  276. 276.Donbaloğlu, s. 175
  277. 277.Donbaloğlu, s. 176
  278. 278.Donbaloğlu, s. 177
  279. 279.Donbaloğlu, s. 178
  280. 280.Donbaloğlu, s. 179
  281. 281.Donbaloğlu, s. 180 - 182
  282. 282.Donbaloğlu, s. 185
  283. 283.19 Şubat 1807 tarihinde İngiliz - Osmanlı savaşında bir İngiliz filosu boğazı geçebilmişti ve bunun yıldönümünde harekat yapıldı.
  284. 284.Donbaloğlu, s. 186
  285. 285.Donbaloğlu, s. 187
  286. 286.Nusretin 26 mayınını göremeyen İngiliz pilotu, 18 Mart saldırısından sonra kurşuna dizildi.
  287. 287.Donbaloğlu, s. 188
  288. 288.Donbaloğlu, s. 189
  289. 289.Donbaloğlu, s. 190
  290. 290.Donbaloğlu, s. 193 - 197
  291. 291.Donbaloğlu, s. 197
  292. 292.Donbaloğlu, s. 198
  293. 293.Donbaloğlu, s. 199
  294. 294.Donbaloğlu, s. 200
  295. 295.Donbaloğlu, s. 201
  296. 296.Donbaloğlu, s. 202
  297. 297.Sanders, s. 89
  298. 298.Sanders, s. 98
  299. 299.Donbaloğlu, s. 172 - 173
  300. 300.Donbaloğlu, s. 161 - 163
  301. 301.Donbaloğlu, s. 163
  302. 302.Donbaloğlu, s. 164
  303. 303.Barbaros Hayreddin ile Turgut Reis, bu atışları Çanakkale Boğazı içinde yapıyordu ve menzilleri yaklaşık 15.000 metre idi.
  304. 304.Donbaloğlu, s. 164 - 165
  305. 305.Donbaloğlu, s. 165
  306. 306.Donbaloğlu, s. 165 - 166
  307. 307.Donbaloğlu, s. 207
  308. 308.Donbaloğlu, s. 208
  309. 309.Donbaloğlu, s. 210
  310. 310.Donbaloğlu, s. 216
  311. 311.Donbaloğlu, s. 213
  312. 312.Donbaloğlu, s. 217
  313. 313.Donbaloğlu, s. 218
  314. 314.Donbaloğlu, s. 219
  315. 315.Donbaloğlu, s. 219 - 220
  316. 316.Donbaloğlu, s. 220
  317. 317.Donbaloğlu, s. 221
  318. 318.Donbaloğlu, s. 222
  319. 319.Donbaloğlu, s. 223
  320. 320.Donbaloğlu, s. 224
  321. 321.Donbaloğlu, s. 225
  322. 322.Donbaloğlu, s. 226
  323. 323.Donbaloğlu, s. 227
  324. 324.Donbaloğlu, s. 227 - 228
  325. 325.Donbaloğlu, s. 228
  326. 326.Donbaloğlu, s. 229
  327. 327.Donbaloğlu, s. 230
  328. 328.Donbaloğlu, s. 231
  329. 329.Donbaloğlu, s. 231-232
  330. 330.Donbaloğlu, s. 233
  331. 331.Donbaloğlu, s. 233 - 234
  332. 332.Donbaloğlu, s. 234
  333. 333.Donbaloğlu, s. 235
  334. 334.Donbaloğlu, s. 236
  335. 335.Donbaloğlu, s. 237
  336. 336.Donbaloğlu, s. 238
  337. 337.Kilit altında tutulan Osmanlı donanması, 4 Kasım 1922 tarihinde TBMM kontrolüne geçmiştir.
  338. 338.Donbaloğlu, s. 239
  339. 339.Donbaloğlu, s. 240 - 241
  340. 340.Donbaloğlu, s. 241
  341. 341.Donbaloğlu, s. 242
  342. 342.Donbaloğlu, s. 243
  343. 343.Donbaloğlu, s. 244
  344. 344.Donbaloğlu, s. 245
  345. 345.Yeterince güvenilir kaynak ve bilgi bulunamadığından, tüm donanma personeline bu başlıkta yer verilememiştir.
  346. 346.Türk Denizci Kıyafetleri ve Unvanları, DZKK. dzkk.tsk.tr
  347. 347.Komodor, amiral yetkilerine sahip deniz subayıdır. Bkz. Türkçe Vikisözlük, Komodor tr.wiktionary.org
  348. 348.Bu iç çamaşırlarına "Fanila" denilmektedir.
  349. 349.Meç, kısa boylu, düz ve ensiz bir çeşit kılıçtır.