Osmanlı mimarisi
İçindekiler13
- Erken dönem mimarisi veya Bursa üslubu (1299-1501)
- Klasik dönem (1501-1703)
- 15. ve 16. yüzyıllar
- Mimar Sinan dönemi
- Çıraklık dönemi: Şehzade Camii (1544-1548)
- Kalfalık dönemi: Süleymaniye Camii (1550-1557)
- Ustalık dönemi: Selimiye Camii (1568-1574)
- Sinan'ın mirası
- Modernleşme ve Osmanlı mimarisine etkileri
- Barok ve Rokoko etkisi
- Tanzimat sonrası mimari
- Kamusal mimaride modernleşme
- Geç Osmanlı mimarisi ve ulusal üslup
- Lâle Devri (1703-1757)
- Barok dönemi (1757-1808)
- Ampir üslup dönemi (1808-1876)
- Tanzimat dönemi (1876-1922)
- Askerî mimari
- Mimari örgütlenmeler
- Yapı türleri
- Ayrıca bakınız
- Konu ile ilgili yayınlardan seçmeler
- Dış bağlantılar
- Kaynakça

Osmanlı mimarisi veya Osmanlı Türk mimarisi, uzun bir dönem boyunca Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde gelişen bir mimari üslup ve gelenektir. Tarihi boyunca bazı önemli değişimler geçirmiştir. İlk olarak kuzeybatı Anadolu'da 13. yüzyıl sonlarında ortaya çıkmış ve önceki Selçuklu Türk mimarisinden gelişmiş, aynı zamanda Bizans ve İran mimarisi ile Ortadoğu'daki diğer mimari geleneklerden etkiler almıştır.
Erken Osmanlı mimarisi, 13. ve 15. yüzyıllar boyunca çeşitli yapı tipleri üzerinde deneyler yaptı ve kademeli olarak 16. ve 17. yüzyılların Klasik Osmanlı üslubuna evrildi. Bu üslup, yerel Türk mimari gelenekleri ile Ayasofya'nın etkilerinin karışımı sonucu oluşmuş, yüksek bir merkezi kubbe etrafında odaklanan ve değişen sayıda yarım kubbeyle desteklenen anıtsal cami yapılarıyla karakterizedir.[1]Bloom, Jonathan M.; Blair, Sheila S., eds. (2009). "Ottoman". The Grove Encyclopedia of Islamic Art and Architecture. Oxford University Press. ISBN 9780195309911. Klasik dönemin en önemli mimarı genellikle Mimar Sinan olarak kabul edilir. Başlıca eserleri arasında Şehzade Camii, Süleymaniye Camii ve Selimiye Camii sayılır.[1]Bloom, Jonathan M.; Blair, Sheila S., eds. (2009). "Ottoman". The Grove Encyclopedia of Islamic Art and Architecture. Oxford University Press. ISBN 9780195309911. 16. yüzyılın ikinci yarısı, özellikle İznik çinileri kullanımında belirginleşen bazı Osmanlı süsleme sanatlarının doruk noktasını da görmüştür.[2]Iznik pottery. British Museum Press, 1931, s. 75.
18. yüzyıldan itibaren Osmanlı mimarisi dış etkilerden, özellikle Batı Avrupa'daki Barok üslubundan etkilendi. Değişimler Lale Devri sırasında belirmeye başladı ve 1740'larda Osmanlı Barok üslubunun ortaya çıkışıyla sürdü. Bu döneme ait en önemli örneklerden biri Nuruosmaniye Camii'dir. 19. yüzyıl mimarisinde Batı Avrupa'dan ithal mimari akım etkileri daha da arttı. Bunlar arasında Balyan ailesi gibi mimarların katkıları öne çıkar. Ampir üslubu ve neoklasik motifler Osmanlı mimarisine geldi ve birçok yapıda eklektisizme yönelik bir eğilim görüldü. Bunun tipik örneği Dolmabahçe Sarayı'dır. Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinde, Mimar Kemaleddin ve Vedat Tek gibi mimarlar tarafından akademide Neo-Osmanlı mimarisi ya da Osmanlı canlandırmacılığı şeklinde de anılan Birinci Ulusal Mimarlık Akımı adında yeni bir mimari tarz gelişti.[3]Bloom, Jonathan. Grove Encyclopedia of Islamic Art & Architecture: Three-Volume Set. OUP USA, 14 Mayıs 2009.
Osmanlı himayesi özellikle tarihî başkentler olan Bursa, Edirne ve İstanbul'da yoğunlaşmış, 3 ayrıca Amasya ve Manisa gibi diğer önemli idari merkezlerde de önemli gelişmeler yaşanmıştır. Bu merkezlerde Osmanlı mimarisinin en önemli gelişmeleri gerçekleşmiş ve en anıtsal Osmanlı yapıları yer almıştır. Büyük dini anıtlar genellikle farklı hizmetler veya olanaklar sağlayan birden çok bileşene sahip mimari kompleksler, yani bir külliye, olarak inşa edilirdi. Külliyelerde camiye ek olarak medrese, hamam, imaret, sebil, çarşı, kervansaray, ilkokul gibi birimler bulunabilirdi. Osmanlı yapıları Anadolu ve Rumeli’de halen yaygın olmakla birlikte, daha uzak Orta Doğu ve Kuzey Afrika eyaletlerinde eski İslami üsluplar güçlü kalmış ve bazen Osmanlı üsluplarıyla harmanlanmıştır.[4]Blair, Sheila S.. The Art and Architecture of Islam 1250-1800. Yale University Press, 25 Eylül 1996.
Erken dönem mimarisi veya Bursa üslubu (1299-1501)
Erken dönem mimarisi 1299 yılında Osmanlı Devleti'nin Osman Gazi tarafından Söğüt'te Osmanlı'nın tarafından kurulması[5]Peter Douglas Rehm. From Osman to Bayezid:Deciphering Early Ottoman History (İngilizce). Etudes Historiques, 2010. ile 1501 yılında Bayezid Camii'nin (1501-1505) inşaatının başlaması[6]İstanbul’da Bayezid Camii ve Külliyesi. arasındaki dönemi kapsar. Bazı araştırmacılar ise bu dönemin Edirne'de yer alan Üç Şerefeli Cami inşaatının 1437 yılında tamamlanmasıyla bittiğini kabul ederler.[7]Ottoman Architecture in Bursa (İngilizce). 1437 yılında inşaatı tamamlanan Üçşerefeli Camii hem erken dönemin en önemli yapıtlarından kabul edilmektedir; hem de klasik dönemin özelliklerinden olan iç avluya sahip planlar ve ana kubbe öğelerinin ilk kez uygulandığı bir yapıdır.[7]Ottoman Architecture in Bursa (İngilizce).
Bu döneme ait yapılar ağırlıklı olarak İznik, Bursa ve Edirne şehirlerinde yer aldı. Osmanlı mimarisine ait ilk kayda değer uygulamalar İznik'te inşa edildi. Ancak 1335 ile 1365 yılları arasında başkent olan Bursa'da daha anıtsal uygulamaların gerçekleşmesi nedeniyle bu döneme Bursa üslubu adı da verilir. 1365 ile 1453 yılları arasında devlete başkentlik yapmış olan Edirne'de ise ağırlıklı olarak cami ve medrese inşa edildi. Bizans mimarisi ve Selçuklu mimarisi etkilerini taşısa da bu dönemde klasik döneme dayanak oluşturacak fikirlerin ilk uygulamaları gerçekleşti. Ayrıca Klasik dönemin en önemli mimari kavramlarından birisi olacak kubbe kullanılması pratiği ortaya çıktı.
Ferah ve aydınlık mekânların oluşturulmasına önem verilen bu dönemin başlarında tek kubbeli yapılar inşa edilirken, ilerleyen süreçte çift veya çok kubbeli yapılar da uygulandı. 1333 ile 1334 yıllarında inşa edilen Hacı Özbek Camii Osmanlı mimarlık tarihinde inşa edilmiş ilk cami olarak kabul edilir. İznik'te yer alan bu yapı aynı zamanda tek kubbeli Osmanlı camii türüne de ilk örnektir.[8]Osmanlı Dönemi Kültürel Varlıklar. Dönemin kayda değer diğer yapılarının başında 1472 yılında inşa edilen Çinili Köşk gelmektedir.[9]Hülya Tuncay. Çinili Köşk. 1980, s. Cilt. Çinili Köşk Osmanlı mimarisinde daha sonra pek rağbet görmeyecek olan çininin dış kaplama olarak kullanıldığı nadir uygulamalardan biridir.[10]Erken Osmanlı Sanatı(Başlangıcından Fatih Dönemi Sonuna Kadar). Erken dönem Osmanlı mimarisine örnek verilebilecek diğer bir uygulama da Osmanlı İmparatorluğu'nun yaklaşık 600 yıllık tarihinin 400 yılı boyunca devletin idare merkezi olarak kullanılan ve Osmanlı Padişahları'nın yaşadığı mekân olan Topkapı Sarayı’dır.[11]Center of Ottoman Power, 1993.
Klasik dönem (1501-1703)

1501 ile 1703 yılları arasında hâkim olan Klasik dönemin örnekleri ağırlıklı olarak İstanbul'da yer alır. Özel mülkiyet kavramının olmamasından dolayı sivil mimari örneklerin olmadığı bu dönemde daha çok dinî yapılar ve kamu yapıları inşa edildi. Klasik dönemin mimarlarının genel yaklaşımı yüksek ve görkemli yapılar inşa etmek yönündeydi. Bu sebepten erken dönemde uygulanmaya başlanan kubbeli ve merkezî planlı yapılar, klasik dönemde daha anıtsal ölçeklerde uygulandı. Bu dönemi etkileyen önemli yapılardan birisi de 537 yılında inşa edilen Ayasofya idi. Ayasofya gibi büyük ana kubbelerin inşa edilebilmesi için yarım kubbelerin kullanılması pratiği de bu dönemde yaygınlaştı. Bu amaçla inşa edilen yapıların başında gelen camilerde ağırlıklı olarak kubbeli ve yan kubbeli örtüler ve tavanı destekleyen filayak destek sistemleri kullanıldı. Malzeme olarak küfeki taşı ve mermerin sıklıkla kullanıldığı klasik dönem yapılarının tasarımında genelde yukarıdan aşağıya inildikçe genişleyen bir tasarım kompozisyonu hâkim oldu.
15. ve 16. yüzyıllar
15. ve 16. yüzyıllar Osmanlı mimarisinin klasik çağını oluşturur ve imparatorluğun siyasal, toplumsal ve kültürel yükselişiyle paralel biçimde gelişen bu dönem, hem teknik yenilikler hem de estetik bütünlük açısından İslam mimarisinin en parlak evrelerinden biri olarak kabul edilir.[12]Gülru Necipoğlu, The Age of Sinan: Architectural Culture in the Ottoman Empire, Princeton University Press, 2005, ss. 25–44.
Bu yüzyıllar boyunca Osmanlı mimarisi, Selçuklu ve erken beylik üsluplarından aldığı mirası geliştirmiş, Bizans mimarisinin mekânsal organizasyonundan yararlanmış ve İslam dünyasının çeşitli bölgelerinden gelen ustaların katkısıyla yeni sentezler oluşturmuştur. Özellikle tek kubbeli veya çok kubbeli cami tipolojileri, merkezi plan denemeleri, geniş avlulu külliye düzeni ve şehir ölçeğinde planlama anlayışı bu dönemde olgunlaşmıştır.[13]Doğan Kuban, Osmanlı Mimarisi, Yapı Kredi Yayınları, 2007, ss. 109–135.
Edirne Üç Şerefeli Camii (1437–1447), büyük merkezi kubbe fikrinin ilk sistematik denemelerinden birini temsil eder. İstanbul'un fethi sonrası Ayasofya'nın camiye dönüştürülmesi, Osmanlı mimarisine hem mühendislik hem mekân düzeni açısından güçlü bir referans noktası sağlamış, bu süreçte Bizans'tan devralınan kubbe geleneği Osmanlı estetiğiyle yeniden yorumlanmıştır. Fatih Sultan Mehmed döneminde inşa edilen Fatih Camii, imparatorluk külliye mimarisinin ilk büyük örneği olarak kabul edilir; medreseler, darüşşifa, tabhane, imaret, hamam ve çeşitli sosyal yapılarla birlikte, Osmanlı şehircilik anlayışının çekirdeğini oluşturmuştur.[14]Godfrey Goodwin, A History of Ottoman Architecture, Thames & Hudson, 1971, ss. 89–102. 16. yüzyıla gelindiğinde Osmanlı mimarisi, özellikle Kanûnî Sultan Süleyman döneminde devlet ölçeğinde desteklenen büyük inşa programlarıyla olağanüstü bir ivme kazanmıştır. Bu yüzyıl mimari dilin geometrik sadeliğini, kubbe-mekân bütünlüğünü ve taş işçiliğindeki rafineliği en üst seviyeye çıkarmış; İstanbul, Edirne, Manisa, Bursa ve Şam gibi merkezlerde dönemin imparatorluk gücünü yansıtan anıtsal yapılar yükselmiştir.
Mimar Sinan dönemi
Mimar Sinan dönemi, Osmanlı mimarisinin klasik çağının zirvesini oluşturur. Sinan'ın 1538'de başmimar olarak atanmasıyla başlayan süreç, imparatorluk mimarisini yalnızca teknik açıdan değil, kavramsal ve estetik düzlemde de yeniden şekillendirmiştir.[15]Necipoğlu, a.g.e., ss. 145–182. Sinan'ın mimarlık anlayışı, mekânı tek bir merkezi hacim etrafında bütünleştirme, kubbe gövdesini taşıyan strüktürü hafifletme ve iç mekânları ışıkla yıkayarak mekânsal derinliği artırma üzerine kuruludur. Ayasofya'nın kubbe sistemine duyduğu hayranlık, buna karşılık kendi eserlerinde daha rafine ve dengeli bir mekânsal düzen kurma çabası, Sinan’ın mimari kariyerinin temel sorunsallarındandı.[16]Kuban, a.g.e., ss. 215–238.
Çıraklık dönemi: Şehzade Camii (1544-1548)
Sinan, çıraklık eseri olarak adlandırdığı Şehzade Camii'nde dört yarım kubbeli merkezi bir plan denemiş; böylece Ayasofya'nın yarattığı mekânsal etkiyi Osmanlı estetiğine uyarlayan ilk başarılı örneklerden birini sunmuştur. Yapıdaki simetri arayışı, ağırlığın eşit dağılımı ve mekânın açık okunabilirliği Sinan'ın olgunlaşan mimari stratejisinin habercisidir.
Kalfalık dönemi: Süleymaniye Camii (1550-1557)
Süleymaniye Camii, Sinan'ın kalfalık eseri olarak imparatorluk gücünün ve Kanûnî döneminin siyasal ihtişamının bir ifadesi hâline gelmiştir. Devasa kompleks, medreseler, darülhadis, darülkurra, sıbyan mektebi, tabhane, imaret ve hamam gibi yapılarıyla Osmanlı külliye geleneğinin en gelişmiş örneklerinden biridir.[17]Goodwin, a.g.e., ss. 192–205. Caminin iç mekânında ışığın dengeli dağılımı, yan mekânlarla ana mekân arasındaki akışkan ilişkiler, sivri kemerlerle kubbe kasnağı arasındaki uyum Sinan’ın ustalığının belirgin göstergeleridir.
Ustalık dönemi: Selimiye Camii (1568-1574)
Sinan'ın ustalık eseri olarak tanımladığı Edirne'deki Selimiye Camii, Osmanlı mimarlık dilinin en olgun ve teknik açıdan en mükemmel örneğidir. 31,5 metrelik kubbe çapı ve sekizgen kasnak düzeniyle Ayasofya'nın kubbesine doğrudan meydan okur; mekân bütünlüğü, akustik düzeni ve ışık kullanımı açısından İslam mimarisinin başyapıtları arasında sayılır.[18]Necipoğlu, a.g.e., ss. 310–334. Selimiye, yalnızca bir cami değil, aynı zamanda bir mühendislik manifestosudur: Kütleyi hafifleten taşıyıcı sistem, kemer-geçiş oranlarının kusursuzluğu ve dış cephedeki sade fakat anıtsal kütle düzeni Sinan'ın "mimarî reform" niteliğindeki yaklaşımını somutlaştırır.
Sinan'ın mirası
Sinan'ın tasarladığı 300'e yakın yapı bulunmaktadır. Bunlar arasında, köprüler, hamamlar, külliyeler, medreseler, türbeler ve su yolları bulunmaktadır. Osmanlı şehirlerinin çehresini değiştirmiş, klasik üslubun sonraki yüzyıllar boyunca devam eden etkisini belirlemiştir.
Modernleşme ve Osmanlı mimarisine etkileri
18. ve 19. yüzyıllar, Osmanlı mimarisinde modernleşme hareketlerinin belirginleştiği, Avrupa etkisinin arttığı ve geleneksel klasik üslubun yeni formlarla birleştiği bir dönüşüm çağıdır.[19]Jale Nejdet Erzen, Osmanlı Mimarlığında Modernleşme Süreci, METU Journal of the Faculty of Architecture, 2012. Bu dönem, mimarlığın yalnızca teknik değil, aynı zamanda ideolojik bir anlatım aracı hâline geldiği bir süreçtir.
Barok ve Rokoko etkisi
Lale Devri ile birlikte Batı'dan gelen estetik akımlar özellikle süsleme sanatında karşılığını buldu. Nuruosmaniye Camii (1755) bu dönüşümün erken örneklerinden biridir. İç mekânda kıvrımlı hatlar, barok kemer düzenleri ve daha dekoratif bir kubbe geçiş sistemi klasik üsluptan önemli bir kopuşu simgeler.[20]Rogers & Ward, Ottoman Baroque: The Architectural Refashioning of Eighteenth-Century Istanbul, Princeton University Press, 2014.
Tanzimat sonrası mimari
19. yüzyıl boyunca Osmanlı başkentinde Avrupa kökenli mimarlar etkin rol oynamaya başladı. Balyan ailesinin saray mimarlığı, İstanbul'da Dolmabahçe, Yıldız, Çırağan, Beylerbeyi gibi sarayların inşasıyla Batı etkisini saray mimarisinin odağına yerleştirdi. Bu yapılarda Ampir, Neoklasik ve Rokoko üslupları iç içe geçirilerek yeni bir estetik dil oluşturuldu.[21]Nurhan Atasoy, Osmanlı Saray Mimarlığı, İstanbul Üniversitesi Yayınları, 1992, ss. 142–175.
Kamusal mimaride modernleşme
Islahhaneler, modern okullar, belediye binaları, karakollar, hastaneler gibi yeni kentsel fonksiyonlar mimariyi doğrudan etkiledi. Bu yapı tipleri, devletin modernleşme politikalarının şehir ölçeğindeki somut göstergeleri oldu; plan düzenleri Avrupa'daki örneklere benzer biçimde rasyonelleştirildi.
Geç Osmanlı mimarisi ve ulusal üslup
19. yüzyıl sonu ile 20. yüzyıl başında Birinci Ulusal Mimarlık Akımı, Osmanlı mimari mirasını yeniden yorumlayarak Türk sanat geleneğini modern bir kimlikle birleştirmeyi amaçladı. Bu üslup, klasik Osmanlı öğelerini — sivri kemer, kubbe, çini, taş işçiliği — modern malzemeler ve plan tipolojileriyle bir araya getirdi.[22]Afife Batur, Bir Ulusun İnşası ve Mimarlık, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 2005, ss. 39–66.
Modernleşme dönemi, Osmanlı mimarlığını kökten dönüştürmüş; klasik çağın mekânsal mantığını sadece değiştirmekle kalmamış, aynı zamanda Cumhuriyet dönemi mimarlığına geçişte köprü görevi görmüştür.
Lâle Devri (1703-1757)
Bu dönemin başlamasıyla, Osmanlı İmparatorluğu'ndaki üst sınıf açık ve genel alanları sıklıkla kullanmaya başladı. Geleneksel ve içe dönük toplum değişmeye başladı. Çeşmeler ve Aynalıkavak Kasrı gibi sahil kıyısındaki residanslar yaygınlaştı. Bir su kanalı (diğer adı Cetvel-i Sim) piknik alanı, Kâğıthane dinlenme alanı olarak tesis edildi. Lâle devrinin Patrona Halil isyanı ile son bulmasına rağmen, batılılaşma davranışının bir modeli oldu. 1720-1890 yılları arasında Osmanlı mimarisi klasik dönem prensiplerinden saptı. I. Mahmut'un saltanatının sürdüğü dönemde (1730-1754) Barok stili camilerin inşaasına başlandı.
Barok dönemi (1757-1808)
Bu dönemin yapıları içinde dairesel, dalgalı ve kıvrımlı hatlar ağır basmaktadır. Barok mimarisinde ışık ve iç hacim önemli olduğu gibi burada da etkilidir. Bunun büyük örnekleri Nuruosmaniye Camii, Ayazma Camii, Zeynep Sultan Camii, Laleli Camii, Fatih Türbesi, Laleli Çukurçeşme Hanı, Birgi Çakırağa Konağı, Aynalıkavak Kasrı ve Selimiye Kışlası'dır. Mehmed Tahir Ağa zamanın en önemli mimarıdır.
Ampir üslup dönemi (1808-1876)
Nusretiye Camii, Ortaköy Camii, Sultan Mahmut Türbesi, Mevlevi Dervişleri'nin Galata Locası, Dolmabahçe Sarayı, Beylerbeyi Sarayı, Sadullah Paşa Yalısı, Kuleli Kışlası batılılaşma uygulamalarıyla paralel bir şekilde yürüyen en önemli örneklerdir. Balyan Ailesi döneme damgasını vurmuştur.
Tanzimat dönemi (1876-1922)
Pertevniyal Valide Sultan Camii, Şeyh Zafir Binalar Grubu, Haydarpaşa Eczacılık Okulu, Düyun-u Umumiye Binası, Büyük Postane, Laleli Harikzedegan Apartmanları eklektisizm stilinin hâkim olduğu dönemin en önemli yapılarındandır. Raimondo D'Aronco, Alexandre Vallaury zamanın önde gelen mimarlarıdır.
Askerî mimari

Osmanlı devleti az sayıda müstahkem kentin ancak pek çok sayıda küçük kalelerin bulunduğu dağlık bir bölgede ortaya çıktı. Bölgedeki bu savunma yapılarının çoğu akritai adı verilen Bizans sınır savaşçılarının elinde bulunmaktaydı. Merkezi Bizans hükûmetinin desteği azalınca bu savaşçılar taraf değiştirerek Osmanlı uç beyi oldular ve böylece kaleler de Türklerin eline düştü. Bu sebeple Osmanlı beylerinin kale inşa etmesi için pek bir motivasyonu yoktu. Osmanlı'nın gelişerek bir tehlike durumuna gelmesi sonucunda Bizans İmparatorluğu ve Balkanlar'daki Hristiyan devletler savunmalarını güçlendirdiler. Daha sonra Osmanlılar Balkanlar yayılınca bu tahkimatları da bünyelerine kattılar.

1395 yılında I. Beyazıd, Bizans başkenti Konstantinopolis'e saldırı hazırlığı olarak Anadolu Hisarı'nı inşa etti. Osmanlılar İslami askeri mimari geleneğinden etkilendiler ve burç denilen büyük kule çeşidini kullanmaya başladılar. Bu tür büyük kuleler II. Mehmed'in İstanbul Boğazı'nın Avrupa kıyısına inşa ettiği Rumeli Hisarı'nın temelini oluşturdu. Kaleye kalın duvarlar ve topların yerleştirilebileceği platformlar eklendi. II. Mehmed Çanakkale Boğazını da 1452 inşa edilen yılında Kale-i Sultaniye ve Kilitbahir Kalesi'yle tahkim etti.
16. yüzyılda Osmanlılar Macaristan hudutlarını güçlendirmek için ağaç ve topraktan inşa edilen palanka denilen ufak kaleler inşa ettiler. Bu yapıların avantajı düşük maliyetle hızlıca inşa edilmeleriydi. Bu yüzyılda Orta Avrupa, Balkanlar ve Kuzey Afrika'da hakimiyetini sağlamış olduğu için Osmanlıların heybetli ve kapsamlı savunma yapılarına ihtiyacı yoktu. 17 ve 18. yüzyılda Osmanlılar savunma durumuna geçmişti ve bu dönemde başka bir askerî inşa programı ortaya çıktı. Ancak Osmanlılar dönemin Avrupa askeri mimarisinin karmaşık, matematiksel ve pahalı kalelerine ilgi göstermediler.
Mimari örgütlenmeler
Osmanlı İmparatorluğu döneminde kurulmuş ilk mimarlık örgütlenmesi Hassa Mimarlar Ocağı idi. Hassa Mimarlar Ocağı'nın temel görevleri arasında Osmanlı İmparatorluğu'na ait yeni yapıları tasarlamak, keşif çalışmalarını yapmak ve inşaatları gerçekleştirmek vardı. Ayrıca inşa edilmiş eski yapıların bakımından ve onarımından da sorumluydular. İstanbul'un dışında ise Hassa Mimarlar Ocağı'na bağlı olan eyalet mimarları bu görevi yerine getirirlerdi.[23]Mimarlar Odası ve Türkiye Mimarlık Ortamına Katkıları, N. Müge Cengizkan. Hassa Mimarlar Ocağı'ndaki eğitim ve öğretim usta-çırak ilişkisine dayanılarak gerçekleşirdi. Bu kurumda yetişen mimarlar inşaatların uygulamalarında da yer alırlardı. Tecrübesine göre bir inşaatta bir baş mimar, yardımcı mimarlar, ustalar, kalfalar ve diğer uzmanlar bir ekip halinde çalışırlardı.
Osmanlı İmparatorluğu'nda ilk modern mimarlık örgütlenmesi 1908 yılında Mimar Kemalettin Bey'in öncülüğünde kurulan Osmanlı Mühendis ve Mimar Cemiyeti'ydi.[24]Osmanlı Mühendis ve Mimar Cemiyeti Kuruluş Bildirgesi, Çeviri: Şeref Etker. 1908 yılında ilan edilen II. Meşrutiyet ve kabul edilen anayasanin dernek kurma özgürlüğü getirmesinin etkisiyle kurulan Osmanlı Mühendis ve Mimar Cemiyeti, I. Dünya Savaşı ve hemen ardından başlayan Türk Kurtuluş Savaşı süreçlerinde kesintilerle de olsa varlığını sürdürdü. Ayrıca 1909 ile 1910 yılları arasında 12 sayı yayımlanan bir dergi de çıkartıldı.[23]Mimarlar Odası ve Türkiye Mimarlık Ortamına Katkıları, N. Müge Cengizkan.[25]Osmanlı Mühendis ve Mimar Cemiyeti (OMMC), Cüneyd Okay.
II. Meşrutiyet sürecinde kabul edilen anayasanın dernek kurma özgürlüğü getirmesi ile kurulan başka bir mimarlık örgütlenmesi de Güzel Sanatlar Birliği idi. 1909 yılında Sanayi-i Nefise Mektebi mezunları tarafından kurulan bu örgütlenme Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasından sonra, 9 Mart 1927 tarihinden itibaren Güzel Sanatlar Birliği ismiyle yeniden örgütlendi, 1934 yılında ise Türk Mimarlar Cemiyeti'nin İstanbul şubesi oldu.[23]Mimarlar Odası ve Türkiye Mimarlık Ortamına Katkıları, N. Müge Cengizkan.
Yapı türleri
Osmanlı mimarlığı, imparatorluğun geniş coğrafyası, toplumsal yapısı ve idari kurumlarının çeşitliliği sebebiyle oldukça geniş bir yapı tipi repertuvarı geliştirmiştir. Bu yapı türleri yalnızca dini veya kamusal ihtiyaçları karşılamakla kalmamış, aynı zamanda Osmanlı şehirlerinin sosyal, ekonomik ve kültürel dokusunu biçimlendiren mimari unsurlar olarak işlev görmüştür.[26]Doğan Kuban, Osmanlı Mimarisi, Yapı Kredi Yayınları, 2007, ss. 85–102.
Cami Osmanlı şehirlerinin merkezinde yer alan ve etrafında mahalle dokusunu örgütleyen ana yapıdır. Erken dönem çok kubbeli camilerden başlayarak, klasik dönemde tek büyük merkezi kubbe düzenine ulaşan camiler, mimari yeniliklerin en dinamik uygulama alanı olmuştur. Selâtin camileri (sultan camileri) siyasi otoritenin ve imparatorluk söyleminin mekânsal ifadesi olarak kurgulanmış, geniş avlular, revaklar, şadırvanlar ve külliye yapılarıyla çevrelenmiştir.[27]Gülru Necipoğlu, The Age of Sinan, ss. 140–186.
İmaretler sosyal yardımlaşmanın kurumsal merkezleri olup fakirlere yemek dağıtmak, yolculara barınma sağlamak ve külliyelerin işlevsel devamlılığını desteklemek amacıyla kurulmuştur. Osmanlı toplumsal düzeninde vakıf kurumuna bağlı olarak işleyen imaretler, hem dini hem insani işlevleriyle şehir yaşamının ayrılmaz parçalarıdır.
Kervansaraylar, imparatorluğun Asya ve Balkan yollarını birbirine bağlayan ticaret ağının temel unsurlarındandı. Yolculara güvenli konaklama ve hayvanlar için barınak sağlayan bu yapılar, özellikle Rumeli ve Anadolu ticaret yollarının canlı tutulmasında belirleyici rol oynamıştır.[28]Suraiya Faroqhi, Travel and Artisans in the Ottoman Empire, I.B. Tauris, 2014, ss. 48–60.
Darüşşifa veya şifahane yapıları, tıp eğitiminin verildiği ve hastaların tedavi edildiği kurumlardı. Osmanlı tıp geleneğinin uygulamalı yönünü temsil eden bu yapılar genellikle külliyeler içinde yer alır, su sesleri, avlulu düzen ve ışık kullanımıyla hem fiziksel hem ruhsal tedaviyi esas alan bir mimari anlayış sunardı. Bunun en belirgin örneği Süleymaniye Külliyesi'nde bulunan Süleymaniye medreseleridir.
Külliye, Osmanlı mimarisinin en özgün kompleks yapı tipidir. Merkezinde bir cami bulunan, çevresinde medrese, imaret, darülhadis, darüşşifa, kütüphane, hamam, han, tabhane, türbe ve diğer kamusal yapıları barındıran bu bütüncül düzen, Osmanlı şehircilik anlayışının çekirdeğini oluşturmuştur.[29]Goodwin, A History of Ottoman Architecture, ss. 88–103.
Han ve bedestenler şehir ekonomisinin ticari kalbini temsil ederdi. Hanlar tüccarlar için konaklama ve depo alanı sunarken; bedestenler değerli malların korunması ve alım satımı için tahkim edilmiş yapılardı. İstanbul'daki Kapalıçarşı ve bedestenleri bu geleneksel ticari mimarinin en gelişmiş örnekleridir.
Medreseler, dini ve bilimsel eğitimin verildiği yapılardı. Klasik dönemde dört eyvanlı veya avlulu plan tipleri yaygınlaşmış, Sinan döneminde medrese yapıları külliyelerle bütünleşmiş ve merkezi mimari birim hâline gelmiştir.[30]Ekmeleddin İhsanoğlu, Science, Technology and Learning in the Ottoman Empire, ss. 61–79.
Tekke ve zaviyeler Osmanlı tasavvuf kültürünün mekânlarıydı. Dervişlerin ibadet, eğitim ve barınma ihtiyaçlarını karşılayan bu yapılar hem dini hem sosyal fonksiyonlarıyla mahalle yaşamını desteklemiştir.
Hamamlar Osmanlı şehirlerinin günlük yaşamının ayrılmaz parçasıydı. Sıcaklık-soğukluk-ılıklık düzeni, soğuk kubbeler, göbektaşı ve ışıklık elemanlarıyla hem işlevsel hem estetik bir mimari düzen sunan hamamlar, vakıf ekonomisinin de önemli gelir kaynaklarından biriydi.[31]Semavi Eyice, Türk Hamamları, Belleten, 1972.
Hisarlar, imparatorluğun stratejik savunma hatlarını oluşturan tahkimat yapılarıydı. Rumeli Hisarı ve Anadolu Hisarı, İstanbul Boğazı'nın denetimini güvence altına almak için inşa edilmiş en anıtsal örneklerdendir.
Türbeler Osmanlı hükümdarlarının, devlet adamlarının ve din büyüklerinin anıtsal mezar yapılarıdır. Kubbe, sanduka ve çevre düzeniyle Osmanlı sanatının sembolik estetiğini taşırlar; özellikle klasik dönemde geometrik oranlar ve çini süslemeler ön plana çıkar.
Yalılar ise İstanbul Boğazı'nın kıyı kimliğini belirleyen sivil mimari yapılarıdır. Ahşap cephe düzeni, geniş sofalar, denize açılan pencereler ve iskele bağlantılarıyla Osmanlı konut geleneğinin zarif örneklerini oluştururlar.
Bu çeşitli yapı türleri, Osmanlı mimarlığının hem işlevsel hem estetik boyutunu zenginleştirmiş; imparatorluğun farklı dönemlerinde siyasi, ekonomik ve sosyal dönüşümleri yansıtan mimari bir miras ortaya koymuştur.[32]A History of Ottoman Architecture - J. Freely (WIT, 2011) BBS
Ayrıca bakınız
Konu ile ilgili yayınlardan seçmeler
Dış bağlantılar
Kaynakça
- 1.Bloom, Jonathan M.; Blair, Sheila S., eds. (2009). "Ottoman". The Grove Encyclopedia of Islamic Art and Architecture. Oxford University Press. ISBN 9780195309911.
- 2.Iznik pottery. British Museum Press, 1931, s. 75. archive.org
- 3.Bloom, Jonathan. Grove Encyclopedia of Islamic Art & Architecture: Three-Volume Set. OUP USA, 14 Mayıs 2009. books.google.com.tr
- 4.Blair, Sheila S.. The Art and Architecture of Islam 1250-1800. Yale University Press, 25 Eylül 1996. books.google.com
- 5.Peter Douglas Rehm. From Osman to Bayezid:Deciphering Early Ottoman History (İngilizce). Etudes Historiques, 2010. etudeshistoriques.org
- 6.İstanbul’da Bayezid Camii ve Külliyesi. diyanetdergisi.com
- 7.Ottoman Architecture in Bursa (İngilizce). kultur.gov.tr
- 8.Osmanlı Dönemi Kültürel Varlıklar. iznik.bel.tr
- 9.Hülya Tuncay. Çinili Köşk. 1980, s. Cilt. books.google.com.tr
- 10.Erken Osmanlı Sanatı(Başlangıcından Fatih Dönemi Sonuna Kadar). istanbul.edu.tr
- 11.Center of Ottoman Power, 1993. nytimes.com
- 12.Gülru Necipoğlu, The Age of Sinan: Architectural Culture in the Ottoman Empire, Princeton University Press, 2005, ss. 25–44.
- 13.Doğan Kuban, Osmanlı Mimarisi, Yapı Kredi Yayınları, 2007, ss. 109–135.
- 14.Godfrey Goodwin, A History of Ottoman Architecture, Thames & Hudson, 1971, ss. 89–102.
- 15.Necipoğlu, a.g.e., ss. 145–182.
- 16.Kuban, a.g.e., ss. 215–238.
- 17.Goodwin, a.g.e., ss. 192–205.
- 18.Necipoğlu, a.g.e., ss. 310–334.
- 19.Jale Nejdet Erzen, Osmanlı Mimarlığında Modernleşme Süreci, METU Journal of the Faculty of Architecture, 2012.
- 20.Rogers & Ward, Ottoman Baroque: The Architectural Refashioning of Eighteenth-Century Istanbul, Princeton University Press, 2014.
- 21.Nurhan Atasoy, Osmanlı Saray Mimarlığı, İstanbul Üniversitesi Yayınları, 1992, ss. 142–175.
- 22.Afife Batur, Bir Ulusun İnşası ve Mimarlık, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 2005, ss. 39–66.
- 23.Mimarlar Odası ve Türkiye Mimarlık Ortamına Katkıları, N. Müge Cengizkan. tk.kutuphaneci.org.tr
- 24.Osmanlı Mühendis ve Mimar Cemiyeti Kuruluş Bildirgesi, Çeviri: Şeref Etker. iudergi.com
- 25.Osmanlı Mühendis ve Mimar Cemiyeti (OMMC), Cüneyd Okay. mimarlarodasiankara.org
- 26.Doğan Kuban, Osmanlı Mimarisi, Yapı Kredi Yayınları, 2007, ss. 85–102.
- 27.Gülru Necipoğlu, The Age of Sinan, ss. 140–186.
- 28.Suraiya Faroqhi, Travel and Artisans in the Ottoman Empire, I.B. Tauris, 2014, ss. 48–60.
- 29.Goodwin, A History of Ottoman Architecture, ss. 88–103.
- 30.Ekmeleddin İhsanoğlu, Science, Technology and Learning in the Ottoman Empire, ss. 61–79.
- 31.Semavi Eyice, Türk Hamamları, Belleten, 1972.
- 32.A History of Ottoman Architecture - J. Freely (WIT, 2011) BBS