I. Mahmud
İçindekiler11
I. Mahmud veya Kambur Mahmud[1]Dobrowolska, Agnieszka. The Sultan's Fountain: an imperial story of Cairo, Istanbul, and Amsterdam. The American University in Cairo Press, 2011., divan edebiyatında kullandığı mahlasıyla Sebkati (2 Ağustos 1696, Edirne - 13 Aralık 1754, İstanbul), 24. Osmanlı padişahı ve 103. İslam halifesidir. 1696'da Edirne Sarayı'nda dünyaya geldi. II. Mustafa'nın oğlu ve III. Ahmed'in yeğenidir.
Amcasının tahttan çekilmesine yol açan ayaklanmanın liderlerinin idam edilmesiyle başlayan I. Mahmud'un uzun saltanatı; Rusya, Habsburglar ve İran'a karşı yürütülen savaşların yanı sıra Batı tarzı ilk askerî reformlara da sahne olmuştur.
II. Mustafa ile cariyesi Saliha Sultan'ın oğlu olan I. Mahmud, amcası III. Ahmed'in tahttan zorla indirilmesinin ardından tahta çıktı. Ertesi yıl çıkan küçük çaplı ayaklanmaları bastırdıktan sonra dikkatini İran ile sürmekte olan savaşa çeviren Mahmud, bu çatışmayı 1736'da her iki tarafı da tatmin etmeyen bir anlaşmayla sonlandırdı; İran Şahı ile kalıcı bir barış ise ancak 1746'da sağlanabildi. İran ile yaşanan bu iki çatışma arasındaki dönemde, sınır anlaşmazlıkları ve Rusya'nın Azak'a yönelik saldırısı nedeniyle batı cephesinde Rusya ve müttefiki Habsburg İmparatorluğu'na karşı bir savaş patlak verdi. Osmanlıların kazandığı bir dizi zafer, Rusya ve Habsburgları barış istemeye mecbur bıraktı; imzalanan Belgrad Antlaşması uyarınca Osmanlılar Belgrad'ı geri alırken Azak'ı Rusya'ya bıraktı. Böylece Osmanlılar; Avusturya Veraset Savaşı'na dahil olmaktan kaçınarak ve Nadir Şah'ın ölümünün ardından İran'da yaşanan kargaşadan faydalanma yoluna gitmeyerek, batı cephesinde kendi lehlerine koşullarla uzun süreli bir barış dönemine girdiler.
I. Mahmud’un saltanatının ikinci yarısı; Anadolu, Şam ve Arap Yarımadası’ndaki karışıklıkların yanı sıra 1740 ve 1748 yıllarında İstanbul’da yaşanan huzursuzlukların bastırılmasıyla geçti. Aynı dönemde İbrahim Müteferrika, Osmanlı İmparatorluğu’nun askerî zafiyetinin nedenleri üzerine bir risale kaleme aldı ve bu eserde Osmanlı ordusunun ıslahı için Büyük Petro’nun gerçekleştirdiği reformları bir model olarak önerdi. İmparatorlukta Ahmed Paşa adıyla tanınan Fransız maceraperest Claude-Alexandre, Comte de Bonneval, topçu sınıfında reform yapma göreviyle görevlendirildi. İlk kez, teorik ve uygulamalı matematiğin yanı sıra modern askerî bilimler de bu sınıfın eğitim müfredatına dahil edildi.
I. Mahmud'un saltanatı, kültürel faaliyetler ve imar projeleri açısından kendinden önceki dönemin bir devamı niteliğindedir. Saltanatı sırasındaki önemli icraatlar arasında Yalova'da bir kâğıt fabrikasının kurulması, Galatasaray Mekteb-i Hümayunu'nun onarımı ile Barok üslupta Nuruosmaniye Camii ve Tophane Çeşmesi'nin inşası yer alır. İstanbul'un ünlü Taksim semti, Sultan'ın Beyoğlu ve Galata bölgelerindeki su temini sorunlarını çözmek amacıyla inşa ettirdiği su dağıtım kulesinden (*taksim*) adını almıştır. Sultan ve maiyeti; İstanbul, Belgrad ve Vidin'de çok sayıda kütüphane kurmuş; ayrıca lale, şiir ve müziğe büyük bir tutku beslemişlerdir.[2]İstanbul Taksim'in adı nereden geliyor?.
Birçok eşi ve cariyesi olmasına rağmen I. Mahmud çocuksuz kalmış ve yerine üvey kardeşi III. Osman geçmiştir.
İlk yılları
Okul çağına geldiği zaman babasının hocası Şeyhülislam Feyzullah Efendi'den dersler aldı. Şehzadeliğinde yüksek fen ve din ilimlerini öğrenerek yetişti. Babasının tahttan indirilmesinden sonra padişah olan amcası III. Ahmed, şehzade Mahmut'un yetiştirilmesine itina gösterdi. Nihayet III. Ahmed'in Patrona Halil İsyanı'yla saltanattan indirilmesi üzerine, 30 Eylül 1730'da tahta çıktı. III. Ahmed saltanattan çekilirken yeğenine nasihatler etti ve tavsiyelerde bulundu. I. Mahmud, Sefere gitmediği ve savaşmadığı halde şeyhülislamın fetvasıyla 'Gazi' sanını almıştır.
Patrona Halil İsyanı'nın bastırılması

Sultan I. Mahmud, padişahlığının ilk günlerinde, kendisini tahta çıkaran isyancıların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı. Sultan III. Ahmed devrinde yapılmış olan köşk ve konakların çoğu isyancıların istekleri sonucu yakılıp yıkıldı. Devlet adamları ve memurlar isyancıların düşünceleri doğrultusunda atandı.[3]Shaw, Stanford J. and Shaw, Ezel Kural (1976) History of the Ottoman Empire and Modern Turkey, volume 1: Empire of the Gazis: the rise and decline of the Ottoman Empire, 1280-1808 Cambridge University Press, Cambridge, England, p. 240
İsyancıların önderi konumundaki Patrona Halil de I. Mahmud'a olan bağlılığını bildirmiş olmakla birlikte, devlet işlerine müdahale etmekten vazgeçmiyordu. Bu müdahale öyle bir aşamaya geldi ki Patrona Halil, I. Mahmud'dan kendisini yeniçeri ağalığına getirmesini ve Rusya'ya karşı savaş açmasını istedi. 25 Kasım 1730 günü tören yapılacağı bahanesiyle saraya çağrılan Patrona Halil ve yandaşları yakalanarak öldürüldü.
Patrona Halil yandaşları öldürülme korkusuyla tekrar ayaklandılar. Sultan I. Mahmud, Sancak-ı Şerif çıkarttı ve halktan ayaklanmanın bastırılması için yardım istedi. İsyanlardan bıkmış olan halk, padişaha yardımcı olarak ayaklanmanın 28 Ocak 1731 tarihinde bastırılmasını sağladı.
İran Savaşları
Osmanlı kuvvetleri İran seraskeri Ahmet Paşa ile Erzurum valisi ve Revan seraskeri Hekimoğlu Ali Paşa kumandası altında iki koldan harekete geçti. 30 Temmuz 1731'de Kirmanşah alındı. 15 Eylül'de Kürican sahrasında İran kuvvetleri bozguna uğratıldı. Urmiye ve Tebriz ele geçirildi. İran şahının sulh istemesi üzerine Ocak 1732'de Ahmet Paşa Antlaşması imzalandı. Buna göre Aras nehri iki devlet arasında hudut kabul edilirken; Revan, Gence, Nahçıvan, Tiflis, Şirvan ve Dağıstan Osmanlılara, Tebriz, Kirmanşah, Hemedan, Luristan ve Erdelan eyaletleri ise İran'a bırakıldı. Söz konusu antlaşma Osmanlı Devleti'nin memnun etmedi ve sadrazam azledildi. Dolayısıyla, kırılgan bir barış ortamı oluştu. İran da kaybettiği Kafkasya topraklarını geri almak için fırsat kollamaya başladı. 1733'te İran'da iktidarı ele geçiren Nadir Şah, Osmanlıların eline geçen bölgeleri almak için tekrar savaş açtı. 1735'te Arpaçay'da yapılan muharebeyi Osmanlılar kaybetti. Gence, Tiflis ve Revan İran'ın eline geçti.
Rusya ve Avusturya ile savaşlar

Osmanlı Devleti'nin doğuda İran ile mücadelesini fırsat bilen Avusturya ve Rusya da iki cepheden harekete geçmişti. Azak kalesini ele geçiren Ruslar, Osmanlı kuvvetlerinin toparlanmasına meydan vermeden Gözleve, Kılburun ve Urkapı'yı da işgal ettiler. 12 Temmuz 1737'de harekete geçen Avusturya ordusu ise, Bosna, Sırbistan ve Eflak'a girdi. Bu mağlubiyetler üzerine I. Mahmut sadarete getirdiği Muhsinzade Abdullah Paşa'yı Rusya üzerine, Hekimoğlu Ali Paşa'yı da Avusturya üzerine sefere memur etti. Muhsinzade süratli bir hareketle Özi ve Kılburun kalelerini ele geçirirken, Hekimoğlu Ali Paşa ise Banya Luka'yı kuşatan Avusturya kuvvetlerine büyük bir darbe indirdi. Yapılan savaşta Avusturya kuvvetlerinin asker zayiatı 60 bin idi. Hekimoğlu Ali Paşa'nın bu zaferi İstanbul'da büyük bir sevince yol açtı. Avusturya ve Rusya barış istemek zorunda kaldı. Nihayet 18 Eylül 1739'de yapılan Belgrad Antlaşması'yla Avusturya ile Tuna ve Sava nehirleri sınır olarak belirlendi ve 1718 yılında imzalanan Pasarofça Antlaşması ile kaybedilen Kuzey Bosna, Batı Eflak ve Belgrad dahil Kuzey Sırbistan geri alındı. Rusya ise Azak Kalesi'ni ele geçirmekle beraber Azak Denizi'nde donanma bulunduramayacaktı.
Kapitülasyonlar
Osmanlı Devleti Atlas Okyanusu ticareti karşısında gerileyen Akdeniz ticaretini canlı tutmak amacıyla I. Süleyman devrinde 1536 yılında müttefiki Fransa'ya ticaret ve gümrük kolaylıkları sağlamıştı. Tek taraflı olarak verilen bu ayrıcalıklar süresi bittiğinde uzatılmak suretiyle sürdürülüyordu. Rusya ve Avusturya ile imzalanan Belgrad Anlaşmalarında arabuluculuk ve kolaylaştırıcı rol üstlenen Fransa'ya bu kapitülasyonlar 1740 yılında imzalanan bir anlaşmayla sürekli olarak verildi.
19. Yüzyıldan itibaren birçok ülkeye teşmil edilen ve Osmanlı Devleti'nin ekonomisine zarar vermeye başlayan kapitülasyonlar 24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan Antlaşması ile kaldırıldı.
İran ile yeniden savaş
Avrupa devletleriyle anlaşmalar sağlayan I. Mahmud, yeniden İran üzerine döndü. Nadir Şah, bu vaziyet karşısında Osmanlılarla baş edemeyeceğini anlayınca, Kasr-ı Şirin Antlaşması maddeleri üzerinden anlaşma teklifinde bulundu ve bu istek kabul edildi (1746).

Islahatlar
I. Mahmud, Lale Devri'nde (1718-1730) büyük bir hız kazanan Osmanlı reform hareketinin Patrona Halil İsyanı ile kesintiye uğradığı bir siyasi ortamda tahta geçti. Amcası III. Ahmed'in başlattığı reform politikasını daha çekingen bir üslupla da olsa sürdürmeye gayret etti. İsyandan sonra duraksayan matbaacılık hamlesinin yeniden canlandırılmasına izin verdi. Başta Ayasofya Kütüphanesi olmak üzere kütüphaneler kurdu. Daha sonra Nuruosmaniye Camii adını alan caminin Avrupa mimarisi tarzında inşa edilmesi için Simeon Kalfa adlı mimarı görevlendirdi ise de, daha sonra gelen tepkiler üzerine bu projeden vazgeçti.
1729 yılında Osmanlı Devleti'nin hizmetine giren Humbaracı Ahmed Paşa'nın öncülüğünde Humbaracı Ocağı büyük bir gelişme sağladı ve gerek Avusturya'ya gerekse Rusya'ya karşı kazanılan başarılarda önemli pay sahibi oldu.
Mimari eserler
Birinci Mahmud döneminin en büyük eseri Hekimoğlu Ali Paşa Camii ve Külliyesi oldu. Tophane'de inşa edilen Birinci Mahmud Çeşmesi, Halep'te yapılan Osman Paşa Külliyesi, Kahire'deki Habbaniye Sultan Birinci Mahmud Tekkesi ve Sebili, Erzurum'daki Vezir İbrahim Paşa Camii, Cağaloğlu'ndaki Hacı Beşir Ağa Külliyesi, Saliha Sultan Çeşme ve Sebili (annesi tarafından yaptırıldı) ve Şumnu'da inşa edilen Şerif Halil Paşa Camii dönemin diğer önemli mimari eserleridir.
Ölümü
Zor bir dönemde padişah olmasına rağmen ülke içinde ve dışında huzuru sağlayan, Osmanlı Devleti'nin gerileme sürecini bir süreliğine de olsa yavaşlatmayı başaran I. Mahmut, 13 Aralık 1754'te hastalığına rağmen çıktığı Cuma namazından dönerken, Demirkapı'da at sırtında öldü. Yeni Cami Turhan Valide Sultan Türbesi'nde babası II. Mustafa'nın yanına gömüldü.
Kişiliği
Devrinin vakanüvislerince zeki, anlayışlı, hamiyetli, lütufkâr ve merhametli bir zat olarak tanıtılan I. Mahmud, hadiseleri sonuna kadar takip eder, devlet işlerinde istişarede bulunur, acele etmez ve telaş göstermezdi. Yeniliği sever ve memleketi bu yoldan yükseltmeye gayret ederdi. İlim, sanat, edebiyat meclislerindeki sohbetlere katılır ve Sebkatî mahlası ile şiirler yazardı. Devrinde ilim, kültür ve sanat sahalarında kıymetli eserler yazıldı. Beşiktaş'ta Arap İskelesi Camii, Rumeli Hisarı'nda İskele Camii ve Yıldıztepe mescitleri yaptırdığı bazı eserlerdir.
Ailesi
Eşleri
Ayşe Başkadın
Hatem Başkadın
Alicenab Kadın
Verdinaz Kadın
Hatice Rami Kadın
Tiryal Kadın
Fehmi Hanım
Meyyase Hanım
Kaynakça
- 1.Dobrowolska, Agnieszka. The Sultan's Fountain: an imperial story of Cairo, Istanbul, and Amsterdam. The American University in Cairo Press, 2011.
- 2.İstanbul Taksim'in adı nereden geliyor?. platinonline.com
- 3.Shaw, Stanford J. and Shaw, Ezel Kural (1976) History of the Ottoman Empire and Modern Turkey, volume 1: Empire of the Gazis: the rise and decline of the Ottoman Empire, 1280-1808 Cambridge University Press, Cambridge, England, p. 240