Turkipedia
Menü

Nevbet

İçindekiler6
  1. Etimoloji ve terim anlamı
  2. Tarihî kökeni ve gelişimi
  3. İslam ve Türk devletlerinde nevbet geleneği
  4. Abbâsîler ve Fâtımîler
  5. Büveyhîler
  6. Karahanlılar ve Gazneliler
  7. Büyük Selçuklular
  8. Anadolu Selçukluları
  9. Harezmşahlar ve "Zülkarneyn Nevbeti"
  10. Zengîler, Eyyûbîler ve Memlûkler
  11. İlhanlılar, Timurlular ve Hint-Türk devletleri
  12. Osmanlı İmparatorluğu
  13. Hiyerarşi, vakitler ve icra usulü
  14. Üç ve beş nevbet ayrımı
  15. İcra edildiği durumlar
  16. Taziye ve yasak dönemleri
  17. Nevbet takımı ve çalgıları
  18. Tasavvuf kültüründe nevbe
Nakkaş Levnî'nin Surnâme-i Vehbî (1720) minyatüründe bir şenlik esnasında nevbet vuran Osmanlı saray mehteri.
Nakkaş Levnî'nin Surnâme-i Vehbî (1720) minyatüründe bir şenlik esnasında nevbet vuran Osmanlı saray mehteri.Levni, Kamu malı, Wikimedia Commons

Nevbet (ar), İslam öncesi Orta Asya Türk devlet geleneğinden İslam-Arap hilafetine ve ardından Selçuklu ile Osmanlı devlet teşkilatına intikal eden, hükümdarlık ve siyasal egemenliğin temel simgelerinden biri kabul edilen askerî mûsikî icrası ritüelidir.

Sözlük anlamı itibarıyla "sıra, nöbet, belirli aralıklarla tekrarlanan vazife" manasına gelen kelime; saray kapılarında, ordugâhlarda, serhad kalelerinde ve kent kulelerinde günün muayyen vakitlerinde askerî bando (tablhâne/mehterhâne) tarafından davul, kös, nefir, zurna ve nakkare eşliğinde icra edilen törensel müzik fasıllarını tanımlar. Mûzika takımının şehirde veya şehir dışında bulunduğu yere tablhâne, nakkârehâne ya da nevbethâne denilirdi.

İslam öncesi Orta Asya Türk devletlerindeki tuğ ve davul (köbrüge) geleneğine dayanan nevbet, İslamiyet'in kabulünden sonra Abbâsîler, Büyük Selçuklu İmparatorluğu, Harezmşahlar, Memlûk Devleti ve Osmanlı İmparatorluğu gibi pek çok devlette hükümdarlık protokolünün temel unsurlarından biri haline gelmiştir. Nevbetin kaç vakit çalındığı devlet hiyerarşisinde tam egemenlik veya tâbiiyet göstergesi kabul edilmiş; bağımsız hükümdarlar günde beş vakit, tâbi hükümdar, melik, vezir ve emîrler ise ancak üst otoritenin izniyle günde üç vakit nevbet çaldırabilmiştir.

Etimoloji ve terim anlamı

Arapça kökenli nevbet (veya Türkçedeki yaygın kullanımıyla nöbet) kelimesi sözlükte "sıra, devir, fırsat, topluluk, felaket ve dönemsel görev" anlamlarına gelir. Terim olarak ise Orta Çağ İslam ve Türk-İslam devletlerinde resmî askerî mızıka takımının hükümdarın sarayı, çadırı veya kalelerde davul ve nefesli sazlar eşliğinde icra ettiği mûsiki nizamını belirtir. Bu takıma veya icracılarına nevbetiyân veya nevbezen denilmiştir.

Tarihî kökeni ve gelişimi

Orta Çağ İslam kaynaklarında askerî mızıka geleneğinin ve nevbetin kökeni efsanevi hükümdar Zülkarneyn'e kadar dayandırılır; Zülkarneyn'in düşmana dehşet salmak amacıyla nevbet vurdurduğu rivayet edilir. Kâşgarlı Mahmud, Dîvânu Lugâti't-Türk adlı eserinde Zülkarneyn'in Semerkant'a girip Doğu Türk illerine yöneldiğinde Balasagun'daki hakan sarayı önünde günde 360 nevbet davulu vurulduğunu nakletmektedir.

İbn Haldun, Mukaddimesinde Türklerin askerî mûsiki ve nevbet geleneğine diğer milletlerden çok daha fazla önem verdiklerini belirtmiştir. Hunlar ve Göktürkler döneminde davul (köbrüge / küvrük) ve sancak en önemli hâkimiyet sembolüydü. Tahta çıkan hakanlara kurttan mamul başlığı bulunan bir sancak ile davul tevcih edilir, savaş meydanlarında hücum ve ricat hareketleri doğrudan hakanlık kösünün sesiyle yönlendirilirdi. İlhanlılarda ordu sefere çıktığında konak yerinde ilk olarak hakanın kösü vurulur, ardından sırasıyla ulu hatunun, diğer hatunların, vezirlerin ve kumandanların davulları çalınır; konaktan ayrılırken ise bütün sazlar aynı anda nevbet vururdu.

Cahiliye Döneminde Araplar savaşlarda yalnızca def ve zil çalmaktaydı. Emevîler döneminde bunlara davul ve kös ilave edilmiş, Abbâsîler devrinde ise zurna (surnây) takıma katılmıştır. Zamanla bûk (askerî boru), tabl (davul), kös, nakkâre, nefîr, debdâb, zurna ve zilden meydana gelen gelişmiş bir nevbet heyeti teşekkül etmiştir.

İslam ve Türk devletlerinde nevbet geleneği

Abbâsîler ve Fâtımîler

Abbâsî halifeleri başlangıçta nevbet vurulmasını yalnızca kendi saray kapılarına mahsus kılmış, kendilerine tâbi hükümdarların veya valilerin saraylarında nevbet çaldırmasına müsaade etmemiştir. Ancak 10. yüzyıldan itibaren merkezi otoritenin zayıflamasıyla birlikte halifeler, tâbi hükümdarlara bağımsızlık ve idari hak tevcih ederken ferman (menşur) ve sancağın yanında davul ve kös de göndermeye başlamışlardır. Fâtımîler de Abbâsî teşkilatını örnek almış; nitekim Halife Azîz-Billâh Suriye seferine çıktığında kapısında nevbet vurdurmuştur.

Büveyhîler

Büveyhîlerin Bağdat'taki nüfuzu döneminde nevbet kurallarında önemli dönüşümler yaşanmıştır. Halife Tâi'-Lillâh, 978-979 yıllarında Adudüddevle'ye sarayının önünde yalnızca üç namaz vaktinde (sabah, akşam ve yatsı) nevbet çaldırma imtiyazı tanımıştır. İlerleyen yıllarda Büveyhî emirleri güçlendikçe halifeden izin almaksızın hem kendi adlarına hem de vezirleri adına beş vakit nevbet çaldırmışlar; bu durum halifelerle emirler arasında zaman zaman siyasi krizlere yol açmıştır.

Karahanlılar ve Gazneliler

İslamiyeti kabul eden ilk Türk devletlerinden Karahanlılarda nevbet, hakanın huzurunda çalınan kös ve davulu ifade eden "tuğ" tabiriyle anılmıştır. Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig adlı eserinde hükümdarın vezir Ay Toldı'ya hil'at, unvan, mühür, tuğ, davul ve zırh verdiğini aktarmaktadır.

Gaznelilerde nevbet; tahta çıkış, veliaht tayini, elçi kabulleri ve zafer kutlamalarında icra edilirdi. Sultan Mesud, 1036 yılında oğulları Mevdûd'u Belh, Mecdûd'u ise Hindistan valiliğine tayin ettiğinde her ikisine de birer nevbet takımı tahsis etmiş, başhâcibi Bilge Tegin'e de bir kös vermiştir. Ayrıca Mesud, halifeden veliahtlığını tasdik eden menşur geldiğinde sarayında tantanalı bir nevbet merasimi düzenletmiştir.

Büyük Selçuklular

Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nda nevbet kurumu devlet teşkilatının temel taşlarından biri olmuştur. Tuğrul Bey'den itibaren padişah saraylarında ve ordugâhta günde beş defa namaz vakitlerinde nevbet vurulması kanun haline gelmiştir. Bu icra yalnızca sultanın bulunduğu ordugâhta değil, hükümdarın gıyabında başkent Bağdat'taki hükümet konağı önünde de aralıksız icra edilirdi. Irak Valisi Ebû Saîd el-Kâinî, Tuğrul Bey'in ölüm haberi resmiyet kazanana kadar Bağdat'ta sultan adına nevbet vurdurmaya devam etmiştir.

Selçuklularda tâbi hükümdarlar ancak büyük sultanın izniyle nevbet çaldırabilirdi. Sultan Alp Arslan, 1066 yılında Ahvaz âmili Hezaresb'in kendisinden izin almadan nevbet vurdurmasına hiddetlenerek uygulamayı derhal yasaklatmış, buna karşılık itaatini bildiren Şebânkâre emîri Fazlûye'ye nevbet izni vermiştir. I. Melikşah ise Diyarbekir iktası vesilesiyle Fahrüddevle İbn Cehir'e kapısında nevbet çalma ruhsatı bahşetmiştir. Sultan Sencer, Danişmendli Melik Gazi'nin hükümdarlığını tasdik amacıyla kendisine gönderdiği alametler arasına davul da eklemiştir.

Anadolu Selçukluları

Anadolu Selçuklu Devletinde nevbet heyeti daima sultanın maiyetinde bulunurdu. I. Gıyâseddin Keyhüsrev tahta çıktığında ve Alaşehir seferine hazırlanırken nevbet vurdurmuş, I. İzzeddin Keykâvus I. Alâeddin Keykubad karşısında elde ettiği zafer sonrasında Konya'da nevbetlerle karşılanmıştır. I. Alâeddin Keykubad, Çemişgezek fethinde ve Celâleddin Harezmşah ile savaşa girişirken nevbet icra ettirmiş; Kırım'daki Sudak seferine gönderdiği Emir Hüsameddin Çoban'a da müstakil bir nevbet takımı tevcih etmiştir. Selçuklu tahtını kısa bir süre ele geçiren Alâaddin Siyavuş da meşruiyetini kanıtlamak amacıyla saray kapısında beş nevbet çaldırmıştır.

Harezmşahlar ve "Zülkarneyn Nevbeti"

Harezmşahlarda nevbet teşkilatı oldukça gösterişli bir yapıya kavuşturulmuştur. Sultan Alâeddin Muhammed (1200-1220), namaz vakitlerinde saray kapısında icra edilen geleneksel beş nevbet uygulamasını kaldırmış ve bu yetkiyi eyaletlere tayin ettiği oğulları ile meliklere devretmiştir. Kendisi için ise Zülkarneyn'i örnek alarak günde yalnızca iki defa (güneş doğarken ve batarken) icra edilen "Zülkarneyn nevbeti" adı verilen yeni bir merasim ihdas etmiştir.

Bu nevbet için davulların saf altınla kaplanmasını, tokmakların inci kakmalı, diğer mûsiki aletlerinin ise değerli taşlarla bezenmesini ve müzisyenlerin yaldızlı üniformalar giymesini emretmiştir. Zülkarneyn nevbetinin açılış töreninde sazları sarayında esir tutulan 27 hükümdar ve şehzade (son Irak Selçuklu Sultanı II. Tuğrul'un oğlu, Gurlu hükümdarının şehzadeleri, Belh ve Tirmiz valileri) çalmıştır. Oğlu Celâleddin Harezmşah da bu geleneği sürdürmüş; Ahlat Eyyûbî valisi İzzeddin Aybeg'in izinsiz şekilde Zülkarneyn nevbetine özenerek nevbet çaldırmasını egemenlik ihlali sayarak valiyi idama mahkûm etmiştir.

Zengîler, Eyyûbîler ve Memlûkler

Zengîler ve Eyyûbîlerde de nevbet en üstün hâkimiyet rütbelerindendi. 1171-1172 yıllarında Dımaşk'ta bulunan üst hükümdar Nûreddin Mahmud Zengî'nin kapısında beş nevbet çalınırken, Mısır'da ona tâbi durumda olan Selâhaddîn Eyyûbî'nin Kahire'deki sarayında üç nevbet çalınmaktaydı.

Memlûk Devleti, nevbet heyetini sancak ve tuğ gibi diğer saltanat unsurlarıyla birleştirerek sıkı bir nizama bağlamıştır. Kahire'deki Kal'atülcebel sarayında akşam namazından sonra davul, sabah namazından önce ve yatsıdan sonra ise kös vurulurdu; sabah namazı öncesindeki nevbete devre adı verilirdi. Sultan I. Baybars'ın nevbet heyeti 4 büyük davul, 4 standart davul, 4 kaval ve 20 borazandan oluşmaktaydı. Baybars, 1277 yılındaki Anadolu seferi sırasında Kayseri'ye ulaştığında Selçuklu geleneğini sürdürerek kapısında beş vakit nevbet vurdurmuştur.

İlhanlılar, Timurlular ve Hint-Türk devletleri

İlhanlılarda hükümdarlar tahta oturduklarında ve sefere çıktıklarında nevbet vurdururlardı. Sultan Ebû Said Bahadır'ın sefere çıkışı sırasında icra edilen tantanalı nevbet merasimleri seyyah İbn Battuta tarafından ayrıntılarıyla kaydedilmiştir. Timurlularda nevbet aletlerinin muhafaza edildiği ve icra edildiği tablhâne teşkilatının amirine nakkâreci unvanı verilirdi.

Delhi Türk Sultanlığında sultanların saray ve ordugâhlarında günde beş defa nevbet vurulurdu. Sultan Şemseddin İltutmuş, Gvaliyar Kalesi fethinde ordugâhında günde beş nevbet çaldırmıştır. Muhammed bin Tuğluk devrinde ise saray nevbetinde 200 çift nakkâre, 40 çift büyük kös, 20 boru ve 10 çift zil kullanıldığı ve sultanın ava çıktığında dahi nevbet heyetini yanında götürdüğü belirtilmektedir. Babür İmparatorluğunda da padişahlar kendi kapılarında nevbet çaldırdıkları gibi sadakat gösteren yüksek rütbeli kumandan ve emîrlere de nevbet takımı ihsan ederlerdi.

Osmanlı İmparatorluğu

Osmanlı İmparatorluğu, nevbet geleneğini doğrudan Anadolu Selçuklularından devralmıştır. Geleneksel kabule göre Anadolu Selçuklu Sultanı II. Mesud, 1289 veya 1299 yılında Osman Gazi'ye uç beyliği alameti olarak ferman, sancak (alem) ile birlikte bir nevbet takımı (tabl/davul) göndermiştir. Osman Gazi'nin Selçuklu sultanına hürmeten nevbet çalındığı esnada ayağa kalkarak dinlediği ve bu uygulamanın padişahlar arasında bir anane haline geldiği rivayet edilir. Söz konusu gelenek II. Mehmed dönemine kadar sürmüş, II. Mehmed "Yüz sene önceki bir sultana hürmet için ayağa kalkmaya lüzum yoktur" diyerek nevbeti oturarak dinleme usulünü başlatmıştır.

Osmanlı saray teşkilatında nevbet icrası Topkapı Sarayı'nda Tabl-ı Âlem Mehterleri tarafından yürütülürdü. Sarayda genellikle ikindi namazı sonrasında ve yatsı namazı vaktinde nevbet vurulurdu. Ayrıca sadece sarayda değil; Galata Kulesi, Yedikule Hisarı ve sınır boylarındaki serhad kalelerinde (Budin, Belgrad vb.) muhafız mehterler tarafından şafaktan önce ve gün batımında asayiş ve nöbet devri amacıyla nevbet icra edilirdi. I. Süleyman döneminde (1529) yayımlanan bir fermanla, padişahın izni olmaksızın hiç kimsenin nevbet vurduramayacağı, hatta düğün ve eğlencelerde izinsiz davul, zurna ve nakkâre çalınamayacağı hükme bağlanarak nevbetin egemenlik tekelinde olduğu vurgulanmıştır.

Hiyerarşi, vakitler ve icra usulü

Üç ve beş nevbet ayrımı

Türk-İslam devlet geleneğinde nevbetin kaç vakit çalındığı doğrudan siyasi egemenliğin derecesini gösteren hukuki bir ölçüttü:

  • Beş Nevbet: Tam bağımsızlık ve saltanat alametiydi. Sadece halifeler ile mutlak egemen büyük sultanların saray ve ordugâhlarında günde beş namaz vaktinde çalınırdı. Hükümdarın izni olmaksızın bir emîr veya şehzadenin beş nevbet çaldırması doğrudan isyan ve taht iddiası kabul edilirdi. Nitekim Büyük Selçuklu Meliki Muhammed Tapar, kardeşi Sultan Berkyaruk'a karşı taht mücadelesine giriştiğinde Hemedan'da beş nevbet çaldırmış ve bu durum savaş sebebi sayılmıştır.

  • Üç Nevbet: Tâbi hükümdarlara, şehzadelere, vezirlere ve serhad beylerine üst makam tarafından tanınan sınırlı bir imtiyazdı. Yalnızca sabah, akşam ve yatsı vakitlerinde icra edilirdi. Sultan Berkyaruk ile Muhammed Tapar arasındaki antlaşmada Tapar'ın ancak üç nevbet vurdurabileceği karara bağlanmış, ancak nihai uzlaşma sağlandıktan sonra beş nevbet izni verilmiştir. Benzer şekilde Selçuklu Veziri Nizâmülmülk'e hazarda ve seferde üç vakit nevbet çaldırma imtiyazı bahşedilmişti.

İcra edildiği durumlar

Nevbet, günlük rutin namaz vakitlerinin haricinde devlet protokolünü ilgilendiren şu olağanüstü durumlarda da icra edilirdi:

  • Hükümdarların tahta çıkış (cülus) ve taç giyme törenlerinde,

  • Veliaht tayinlerinde ve şehzade doğumlarında,

  • Savaş ilanında, sefere çıkışta ve düşman üzerine taarruz başlatılırken ("cenk davulu" veya "cenk harbî"),

  • Zafer kazanıldığında, bir kale fethedildiğinde veya isyan bastırıldığında,

  • Yabancı elçilerin ve hükümdarların karşılama ve uğurlama törenlerinde,

  • Ramazan Bayramı, Kurban Bayramı ve Mevlid Kandili günlerinde,

  • Şehzadelerin sünnet düğünlerinde ve hacı kafilelerinin karşılanmasında,

  • Sultanın ağır bir hastalıktan şifa bulması veya başkente selametle dönmesi kutlamalarında.

Taziye ve yasak dönemleri

Önemli bir devlet adamının, hanedan üyesinin veya müttefik bir hükümdarın vefatı durumunda ilan edilen matem süresince nevbet çalınmasına ara verilirdi. Örneğin Abbâsî Halifesi Kâim-Biemrillâh oğlunun vefatı üzerine sarayda nevbet icrasını durdurmuş; Gurlular hükümdarı Gıyâseddin Muhammed, müttefiki Alâeddin Tekiş'in ölümü dolayısıyla nevbete ara vermiştir. Babürlü Padişahı Evrengzib de kız kardeşi Cihanara Begüm'ün vefatı sebebiyle üç gün boyunca sarayında nevbet vurdurmamıştır.

Nevbet takımı ve çalgıları

Nevbet takımlarının büyüklüğü devletin mali gücüne ve hükümdarın rütbesine göre değişmekteydi. Osmanlılarda bu teşkilat "kat" (fasıl) tabiriyle sınıflandırılmış; 7, 9 veya padişahlara mahsus 12 katlı takımlar oluşturulmuştur. Her katta o çalgı aletinden birer adet bulunmaktaydı.

Geleneksel bir nevbet heyetinde yer alan başlıca enstrümanlar şunlardı:

Tasavvuf kültüründe nevbe

Saray ve ordu bünyesindeki askerî nevbet geleneğinin yanı sıra, İslam tasavvufunda özellikle Kadiriyye, Rifaiyye, Bedeviyye ve Sâdiyye tarikat tekkelerinde icra edilen ritmik zikir ve mûsiki merasimine de "nevbe" adı verilmiştir. Tekkelerdeki nevbe merasiminde dervişler ve zakirler kudüm, mazhar, bendir ve halile eşliğinde ilahi ve na'tlar okuyarak zikir icra ederlerdi. Bu dinî merasim yapısı, çalgıları ve amacı bakımından askerî-siyasi nevbetten ayrılmaktadır.