Turkipedia
Menü

Nefîr

İçindekiler5
  1. Etimoloji ve terminoloji
  2. Organolojik özellikler
  3. Malzeme ve biçim
  4. Boyutlar ve geometri
  5. Akustik yapı ve icra tekniği
  6. Ağızlık ve sipsi tartışması
  7. Tarihsel gelişim
  8. Orta Asya ve İslam öncesi Türk dönemi
  9. Orta Çağ İslam orduları
  10. Endülüs üzerinden Avrupa'ya yayılışı: Añafil ve Buisine
  11. Kullanım alanları ve işlevleri
  12. Osmanlı mehter teşkilatı ve savaş meydanı
  13. Mûsikideki yeri: Dem tutma
  14. Tasavvuf kültüründe "derviş borusu"
  15. Kurrenây ile mukayesesi

Nefîr (ar), tarih boyunca Türk ve İslam devletlerinde, özellikle Osmanlı askerî mûsikisi (mehter) ile tasavvuf çevrelerinde kullanılmış; boynuz, pirinç veya bronzdan imal edilen, perde delikleri bulunmayan konik veya kıvrımlı bir doğal nefesli çalgıdır. Üzerinde parmak delikleri yer almadığından ezgi icrasına elverişli olmayıp, icracının nefes basıncı ve dudak gerilimi (ambujür) sayesinde bir temel ses ile bu sesin doğal harmoniklerini (doğurgan sesler) üretebilmektedir.

Orta Çağ İslam ordularında savaşa hücum, ricat ve yürüyüş işaretlerini iletmek amacıyla çalınan nefîr, Osmanlı mehter takımında tören ve intikal esnasında en ön safta yer almıştır. Savaş meydanında düşmana mehabet ve dehşet salmanın yanı sıra ordunun göç hareketini bildiren "nefîr-i rıhlet", savaşı başlatan "nefîr-i gazâ" ve halkı topyekûn savunmaya çağıran "nefîr-i âm" (seferberlik) gibi tarihî askerî usullerin merkezinde bulunmuştur. Mûsiki heyetinde ise zurna ve hanendelerin icralarına pes perdelerden sürekli ses vererek "dem tutma" vazifesi görmüştür.

Nefîr, 13. yüzyıldan itibaren Endülüs ve Haçlı Seferleri vasıtasıyla Batı Avrupa'ya intikal etmiş; İspanyolca ve Portekizcede Arapça tanımlığıyla birlikte añafil (okunuşu: anyafil) adını alarak Orta Çağ Avrupa şövalye ve hanedan mûsikisinde kullanılan düz ve uzun heraldik boruların (buisine) temel öncülü olmuştur. Askerî alanın haricinde Kalenderî, Haydarî ve Bektâşî gibi tarikatlara mensup gezgin dervişler tarafından bellerine asılarak taşınmış; dergâh ve şehirlere girişte veya ıssız yollarda yırtıcı hayvanları ürkütmek gayesiyle çalındığı için halk arasında "derviş borusu" veya "yuf borusu" adıyla da anılmıştır.

Etimoloji ve terminoloji

Arapça kökenli nefîr (نفير) kelimesi sözlükte "topluluk, kalabalık, bir iş için toplanıp harekete geçen insan grubu, savaşa veya cihada çağrı alarmı" anlamlarına gelir. Kelime, İslam dünyasında erken dönemlerden itibaren "boynuz veya madenden mamul savaş borusu" manasında bir organolojik terim kazanmıştır.

Tarihî Türk ve İslam mûsikisi literatüründe nefîr için farklı terimler de kullanılmıştır:

  • Borguy / Burgu / Borı: Türk mûsiki tarihçisi Haydar Sanal, eski metinlerde geçen borguy veya borı sözcüğünün nefîr ile tamamen aynı çalgıyı ifade ettiğini belirtmektedir. Kelimenin kökeni, ağaç kabuğu veya maden levhaların "burulup" bükülerek konik boru haline getirilmesine dayanır.

  • Bûk-i Nefîr (Bûk-al-Nafîr): Arap ve Fars kaynaklarında savaş borularını genel üflemeli boru terimi olan "bûk" ile birleştirerek bu adla anmışlardır. Bahaeddin Ögel bu terkibin doğrudan "savaş borusu" anlamına geldiğini kaydeder.

  • Nây-ı Türkî: 12. yüzyıldan itibaren Farsça ferhenklerde ve Osmanlı kaynaklarında Türklerin kullandığı deveboynu eğriliğindeki madenî savaş borularına "Türk neyi / Türk düdüğü" anlamında nây-ı Türkî adı verilmiştir.

  • Nây-ı Rûyîn / Nây-ı Rûyîne: Tunçtan ve sarı pirinçten dökülen nefîrlere madeninin rengi sebebiyle Farsça "tunç ney" manasında bu isim verilmiştir.

  • Añafil (Anafil): Çalgının 13. yüzyılda Endülüs üzerinden İber Yarımadası'na geçmesiyle Arapça harf-i tarifli hali olan en-nefîr kalıbından İspanyolcaya geçmiş telaffuzudur.

  • Derviş Borusu / Yuf Borusu: Tasavvuf kültüründe dervişlerin seyahatlerinde bellerine asarak taşıdıkları boynuz nefîrlere verilen addır.

Mütercim Âsım, meşhur Burhân-ı Kātı' Tercümesi adlı eserinde nefîri şu şekilde tarif etmiştir: "Nefîr, Hasîr vezninde ma'rûf borıdır ki mehterler çalarlar. Kurrenâyın küçüğüdür... Nây-ı rûyîn ve nây-ı rûyîne dahi derler. Nefîr dedikleri budur, hâlâ vüzera mehterleri dahi çalar."kdş|Çokamay|2012|s=450

Organolojik özellikler

Malzeme ve biçim

Nefîr, organolojinin "doğal çalgılar" (natural trumpets/horns) sınıfına giren ve dudak titreşimiyle ses üretilen bir aerofondur. Çalgının gövdesi tarih boyunca kullanım amacına ve icracısına göre iki ana grupta üretilmiştir:

  1. Hayvansal Malzeme (Boynuz ve Kemik): Erken dönem askerî nefîrleri ile özellikle dervişlerin kullandığı türler koç, teke, dağ keçisi, sığır (öküz) veya geyik boynuzundan içi oyularak yapılmıştır. Ayrıca bazı sefer kayıtlarında kemikten oyulmuş nefîrlerin varlığından da bahsedilmektedir.

  2. Madenî Malzeme (Pirinç, Bronz ve Gümüş): Mehterhâne-i Âmire ve ordu bünyesinde kullanılan nefîrler ilk devirlerde tunç ve bronzdan dökülmüş, klasik Osmanlı döneminde ise çoğunlukla parlak sarı pirinç sacların dövülüp lehimlenmesiyle yapılmıştır. Hükümdarlara ve yüksek rütbeli vezirlere ait saltanat mehterlerinde ise altın yaldızlı veya gümüş kakmalı murassa nefîrler kullanılmıştır.

Boyutlar ve geometri

Nefîr hakkında tarihî kaynaklardaki en ayrıntılı teknik bilgiyi 14. ve 15. yüzyıl müzik bilgini Abdülkâdir-i Merâgī vermiştir. Merâgī, Câmiʿu’l-elḥân ve Makāṣıdü’l-elḥân adlı eserlerinde nefîrin yaklaşık 170 cm (yaklaşık bir buçuk arşın) boyunda olduğunu, nefesli sazlar ailesinin en uzun üyesi sayıldığını ve parmak delikleri bulunmadığından icrasının fevkalade zahmetli olduğunu kaydetmiştir.

Çalgı form olarak ağızlıktan itibaren ince ve düz bir boru olarak başlar; kimi modellerde düz bir hat izleyerek uca doğru konik biçimde genişler, kimi mehter nefîrlerinde ise boru gövdesi geriye doğru bir veya iki kıvrım ("deveboynu" kavisi) yaparak öne yönelir ve ağız (kalak) kısmında geniş bir çan şeklinde son bulur.

Akustik yapı ve icra tekniği

Nefîr üzerinde perde veya parmak deliği, sübap ya da piston gibi mekanik ses değiştiriciler bulunmaz. Bu sebeple modern trompetlerde olduğu gibi kromatik veya tam diyatonik makam melodileri çalınamaz. İcracı (nefîrî / borazen), dudağının ağızlığa uyguladığı gerilim, ağız boşluğu hacmi ve akciğerden gelen hava basıncını değiştirerek çalgının boy uzunluğuna bağlı olan doğal harmonik serisindeki (doğurgan sesler) notaları elde eder:

  • Temel ses (pes frekanslı ana ton)

  • İkinci harmonik (oktav)

  • Üçüncü harmonik (kavint / beşli)

  • Dördüncü harmonik (çift oktav) ve elde edilebilen üst partiyeller.

Çalgının melodi çalmaya uygun olmaması, Türk halk diline ve atasözlerine de yansımıştır. Halk arasında yaygınlaşan "Zurnada peşrev olmaz, ne çıkarsa bahtına" deyiminin aslının mûsiki çevrelerinde "Boruda (nefîrde) peşrev olmaz..." şeklinde olduğu, peşrev ve semâî gibi makam formlarının nefîrle icra edilemeyeceği gerçeğinden neşet ettiği belirtilmektedir.

Ağızlık ve sipsi tartışması

17. yüzyıl seyyahı Evliya Çelebi, Seyahatnâmesinde nefîrin "kamış sîsi" (kamış sipsi / ağızlık) takılarak üflendiğini nakletmiştir. Ancak Osmanlı çalgılarını inceleyen İngiliz müzikolog Henry George Farmer, nefîrin doğrudan madenî ağızlıklı düz bir doğal boru (trompet) olduğunu, kamışlı bir saz olmadığını savunmuştur. Müzikolog Fikret Karakaya, Evliya Çelebi'nin nefîri kamış sipsili olarak nitelemesine karşılık Farmer'ın çalgıyı madenî tabii boru saymasının nedeninin tam olarak aydınlatılamadığını, bazı yerel veya törensel nefîrlere ses çıkarmayı kolaylaştırmak amacıyla kamış yerleştirilmiş olabileceğini ya da Evliya Çelebi'nin dilli zurna ağızlığı ile madenî nefîr ağızlığını teşbihen andığını ifade etmiştir.

Tarihsel gelişim

Orta Asya ve İslam öncesi Türk dönemi

Askerî haberleşme ve hâkimiyet sembolü olarak madenî boru kullanımı kadim Türk kültüründe derin köklere sahiptir. Hunlar ve Göktürkler döneminde tuğ takımlarında yer alan ve "buğ", "burguy" veya "borı" olarak anılan çalgılar nefîrin doğrudan atası kabul edilir. Dede Korkut Kitabındaki destanlarda savaşa girilirken vurulan davulun yanında "burması altın tunç borular"dan hürmetle bahsedilmektedir.

Evliya Çelebi, Doğu İslam dünyasında askerî mehter borusunun mucidi olarak Büyük Selçuklu Hükümdarı Alp Arslan'ın kabul edildiğini aktarır; nitekim Avrupa organolojisinde Orta Çağ'dan bu yana ağaç kabuğundan burularak yapılan kıvrık dağ çoban borularına "Alp borusu" (Alphorn) denilmesi ile bu rivayet arasında dikkat çekici bir ad ve biçim paralelliği bulunmaktadır.

Orta Çağ İslam orduları

Emevî, Abbâsî, Fâtımî, Gazneli, Büyük Selçuklu, Hârizmşah ve Memlûk ordularında nefîr; davul (tabl), kös, nakkâre ve zurna ile birlikte resmî askerî mızıka heyetinin (nevbet) asli beş nefesli ve vurmalı unsurundan biri olmuştur. Memlûk Sultanı I. Baybars'ın resmî nevbet takımında 4 büyük davul, 4 standart davul, 4 kavalın yanında 20 nefîrî (borazen) görev yapmaktaydı.

Endülüs üzerinden Avrupa'ya yayılışı: Añafil ve Buisine

13. yüzyıl Cantigas de Santa Maria (320. kantiga) el yazmasında nefîr (añafil) çalan müzisyenler
13. yüzyıl Cantigas de Santa Maria (320. kantiga) el yazmasında nefîr (añafil) çalan müzisyenlerAlfonso X el Sabio, Kamu malı, Wikimedia Commons

Nefîr, 13. yüzyıldan itibaren Endülüs Emevîleri ve Haçlı Seferleri kanalıyla Avrupa kıtasına geçmiş ve kıtanın askerî müzik tarihinde köklü bir dönüşüm başlatmıştır.

İspanyollar, Mağribî İslam ordularında gördükleri bu uzun ve düz boruyu Arapça harf-i tarifli adı olan en-nefîr kelimesinden türeterek añafil şeklinde adlandırmışlardır. Kastilya Kralı X. Alfonso (1221–1284) için 13. yüzyılın ikinci yarısında hazırlanan ünlü şarkı derlemesi Cantigas de Santa Maria el yazmasında yer alan renkli minyatürlerde, Müslüman ve Hristiyan nefîrzenler yan yana bu uzun boruları üflerken resmedilmiştir (örneğin 320. ve 350. kantiga minyatürleri).

Añafil, Orta Çağ boyunca İspanya ve Portekiz ordularında krallık ve şövalye alaylarının resmî tören borusu haline gelmiş; Fransa ve İngiltere'de ise buisine (veya busine) adıyla yaygınlaşarak modern tören trompetlerinin ve fanfarların doğrudan tarihî öncülü olmuştur.

Kullanım alanları ve işlevleri

Osmanlı mehter teşkilatı ve savaş meydanı

Osmanlı saray teşkilatında Mehterhâne-i Âmire (Tabl u Âlem Mehterleri) bünyesinde nefîr üfleyen sanatkârlara nefîrî, nefîrzen veya çoğul şekliyle nefîrciyân (daha sonraları borazen) denilirdi.

  • Yürüyüş ve diziliş nizamı: Osmanlı mehter takımının yürüyüş düzeninde nefîrciler heyetin en ön safında yer alırdı. Atlı (süvari) mehterhanelerde nefîr çalan icracılar, çalgıyı yalnızca sağ elleriyle kavrayıp dudaklarına götürür, serbest kalan sol elleriyle ise atın dizginlerini idare ederlerdi.

  • Askerî seferberlik çağrısı (Nefîr-i Âm ve Nefîr-i Hâs): Bir kale veya şehrin düşman tehdidine uğradığı anlaşıldığında yüksek sur burçlarından nefîrler çalınarak ahali uyarılırdı. Şayet eli silah tutan bütün halk savaşa davet ediliyorsa buna "nefîr-i âm" (genel seferberlik), yalnızca muayyen cengâverler ve tımarlı sipahiler göreve çağrılıyorsa buna "nefîr-i hâs" adı verilirdi.

  • Yürüyüş ve göç işareti (Nefîr-i Rıhlet): Sefer esnasında ordugâhın toplandığını, konaklama molasının bittiğini ve birliklerin harekete geçeceğini duyurmak için çalınan boru işaretine nefîr-i rıhlet veya nefîr-i irtihâl denilirdi.

  • Hücum ve cihat sinyali (Nefîr-i Gazâ): Meydan muharebelerinde düşman hatlarına taarruz emri verildiğinde önce saltanat kösleri peş peşe gümlemeye başlar, hemen ardından bütün nefîrler tiz ve yırtıcı sesleriyle hücum borusunu ("nefîr-i gazâ" / "nefîr-i cenk") üflerdi. Kemalpaşazâde, Tevârîh-i Âl-i Osmân adlı eserinde bu sahneyi şu beyitle tasvir eder:

"Nefîr-i gazânın safîr-i hurûşu Pür ide feleklerde gûş-i sürûşu"

Mûsikideki yeri: Dem tutma

Nefîr melodik olarak hareketli nağmeler çalamasa da klasik mehter fasıllarında vazgeçilmez bir armonik ve tınısal işleve sahipti. Zurnazenlerin icra ettiği ana melodinin altında, makamın karar ve durak perdelerinde uzun, kesintisiz ve gür tonlarla "dem tutarlardı".

Tarihî nota mecmualarında doğrudan nefîrlerin icrasına yönelik bestelenmiş eserler yer almaktadır. Bunların başında, boruların uzun seslerle icraya katıldığı ve makam zeminini döşediği meşhur "Nefîr-i Dem" peşrevi ile aynı üslupta kaleme alınan "Nazîre-i Nefîr-i Dem" peşrevi gelmektedir.

16. yüzyılda yaşamış Osmanlı saray bestekârı ve mehter icracısı Nefîrî Behram Ağa, nefîr sazının mûsikideki en büyük virtüözü ve temsilcisi olarak tarihe geçmiştir. Behram Ağa'nın bestelediği peşrevler dönemin güfte ve nota mecmualarında muhafaza edilmiştir.

Tasavvuf kültüründe "derviş borusu"

Mevlânâ Müzesi'nde sergilenen; gövdesi boyuna yivlerle bezeli, ejderha başlı ve askı zincirli boynuz derviş nefîri.
Mevlânâ Müzesi'nde sergilenen; gövdesi boyuna yivlerle bezeli, ejderha başlı ve askı zincirli boynuz derviş nefîri.Dosseman, CC BY-SA 4.0, Wikimedia Commons

Nefîr, askerî kimliğinin yanı sıra Orta Çağ ve erken modern dönem İslam dünyasında tasavvuf hayatının belirgin bir sembolü olmuştur. Özellikle melâmet neşvesine sahip gezginci dervişler (Kalenderîler, Abdallar, Haydarîler ve Bektâşîler), deriden veya kumaştan mamul kılıflar içinde, boyunlarına ya da bellerine zincirle asarak birer boynuz nefîr taşırlardı.

Dervişlerin nefîr taşımasının başlıca pratik ve sembolik sebepleri şunlardı:

  • Bir şehre, köye veya tekkeler kompleksine ulaştıklarında kapıda nefîr çalarak geldiklerini haber vermek ve rızık/selam talep etmek.

  • Issız çöllerde ve dağ yollarında seyahat ederken boruyu kuvvetle üfleyerek yırtıcı vahşi hayvanları ürkütüp kendilerinden uzaklaştırmak.

  • Tasavvufî tefekkürde nefîrin sesini kıyamet günü İsrafil'in üfleyeceği "Sûr" borusuna teşbih etmek ("İsrâfil Borusu") ve nefsin gafletten uyanışını simgelemek.

Klasik Türk edebiyatında ve tekke şiirinde nefîr bu tasavvufi ve uhrevi çağrışımlarıyla sıkça işlenmiştir. Nesîmî: "Çalındı kıyâmetin nefîri Ey sağır işitmedin safîri" diyerek nefîri ilahi ikaz olarak nitelerken, 18. yüzyıl Mevlevî şeyhi ve divan şairi Şeyh Galip beytinde nefîri ariflerin sırlarına mazhar olan sazlar arasında zikretmiştir: "Çeng ü nefîr her biri mazharıdır bir ârifün Hazret-i Mevleviyedür aşkda intisâb-ı ney"

Kurrenây ile mukayesesi

Osmanlı ve Doğu İslam mehterhanelerinde nefîr ile birlikte adı sıkça anılan bir diğer madenî üflemeli saz kurrenâydır (veya kerrenây). Çoğu zaman birbiriyle karıştırılan bu iki çalgı ebat ve icra bakımından belirgin farklara sahipti:

  • Kurrenây: Acem (İran) menşeli olup, boyu iki ila üç metreyi bulan, çok daha kalın etli, ağır ve bas sesli devasa bir pirinç boruydu. Taşınması güç olduğu için genellikle sabit mevzilerde, kale burçlarında veya özel sehpalar üzerinde çalınırdı.

  • Nefîr: Kurrenâya kıyasla daha kısa (yaklaşık 170 cm), hafif, at sırtında tek elle çalınabilecek kadar çevik ve seyyar bir askerî sazdı. Bu sebeple tarihî sözlüklerde nefîr sıklıkla *"Kurrenâyın küçüğü"* şeklinde tanımlanmıştır.