Turkipedia
Menü

Çevgân (çalgı)

İçindekiler5
  1. Etimoloji ve terminoloji
  2. Tarihçe ve gelişimi
  3. Kökeni ve şamanik kökler
  4. Osmanlı dönemi ve saray teşrifatı
  5. 20. yüzyıl ve canlandırma dönemi
  6. Organolojik yapısı ve imalatı
  7. İcra tekniği ve müzikal işlevi
  8. Kisve ve kıyafet düzeni

Çevgân (ota), Osmanlı mehter mûsikîsinde hanendeler tarafından hem ritim tutmak hem de koro vokallerine eşlik etmek amacıyla kullanılan, madenî çatal ve çıngıraklardan müteşekkil sarsmalı bir idiofon çalgıdır. Mehteran heyetinde bu enstrümanı taşıyan ve koro icrasını yürüten görevlilere çevgânî (çoğulu çevgâniyân), bu grubun amirine ise çevgânîbaşı adı verilir.

Klasik dönemde vezirlerin ve devlet ricalinin teşrifat sembolleri arasında yer alan çevgân, 18. yüzyıldan itibaren Avrupa askerî müziğine aktarılarak "Janitscharspil", "Chapeau Chinois" ve "Turkish Crescent" adlarıyla Batı bando nizamında yaygınlaşmıştır.

Etimoloji ve terminoloji

Farsça kökenli bir kelime olan çevgân (چوگان); sözlük anlamıyla "eğri uçlu değnek, cirit veya polo sopası" manasına gelmektedir. Bu sözcük, at sırtında değnekle oynanan geleneksel çevgan (polo) oyununun aletini tanımlarken, aynı kökten türeyerek mehter teşkilatındaki çıngıraklı asayı niteleyen müzikal bir terim hâline gelmiştir.

Tarihî Türkçe metinlerde ve halk ağzında "çevgen", "çöğen", "çögen" ya da "çıngıraklı asa" telaffuzlarıyla da kaydedilmiştir. Çalgı, Avrupa askerî mûsikîsine intikal ettiğinde görsel formundaki hilal ve külah motifleri sebebiyle; İngiltere'de Turkish crescent ("Türk hilali") veya Jingling Johnny, Fransa'da chapeau chinois ("Çin şapkası"), Danimarka'da Janitscharspil ("Yeniçeri çalgısı"), İsveç'te Turkiskt klockspel ve Polonya'da ksiezyc Turecki olarak adlandırılmıştır.

Tarihçe ve gelişimi

Kökeni ve şamanik kökler

Çıngıraklı ve zilli asaların kökeni, İslamiyet öncesi Orta Asya Türk inanç sistemine ve şamanik ritüellere dayanmaktadır. Eski Türk boylarında kam ve baksıların dinî törenlerde kötü ruhları kovmak ve ritim tutmak amacıyla başlıklarına, elbiselerine ve bastonlarına taktıkları madenî çıngıraklar ile demir halkalar, sarsmalı ritim araçlarının erken prototiplerini oluşturmuştur.

Zamanla tasavvufi zümrelerin ve dervişlerin seyahat asalarına intikal eden bu çıngırak geleneği, Osmanlı saray teşkilatının teşekkülüyle birlikte askerî ve törensel bir hüviyet kazanmıştır.

Osmanlı dönemi ve saray teşrifatı

Klasik Osmanlı döneminde çevgân, salt mûsikî icrasının ötesinde doğrudan saray bürokrasisini ve devlet teşrifatını simgeleyen bir idari yetki alametiydi. Sadrazam ve vezirlerin maiyetinde bulunan "Vezir İç Oğlanları Başçavuşu", resmî görev ve törenlerde elinde özel bir çevgân taşırdı. Bu çevgânın vezir dairesinin kapı perdesi üzerine asılması, içeride gizli ve mahrem bir devlet müzakeresinin sürdüğünü simgeler; bu işaret kalkmadıkça makama hiç kimse kabul edilmezdi.

16. ve 17. yüzyıllarda Mehterân-ı Tabl-ı Âlem'in resmî mevacib (maaş) defterlerinde çevgâniler müstakil bir saz bölüğü olarak yer almamış; sarayda Enderûn ve Seferli Koğuşu'nda yetişen "şâkirdân" (mehter talebeleri) ile vezir iç oğlanları çavuşları arasından seçilmişlerdir. Bu görevliler yalnızca resmî divan günlerinde, sefer intikallerinde ve meydan nevbetlerinde mehter heyetine dahil olurlardı.

Müşir Ârif Paşa'nın 1826 öncesi dokuz katlı mehteri tasvir ettiği tablosunda çevgânîler dokuz nefer olarak resmedilmiştir. 1826 yılında II. Mahmud'un Yeniçeri Ocağı ile birlikte Mehterhâne-i Âmire'yi lağvetmesiyle çevgân kullanımı resmî askerî teşkilattan kaldırılmıştır.

20. yüzyıl ve canlandırma dönemi

Yürüyüş intikalinde sağ ellerinde çevgân asalarını taşıyan kırmızı binişli, beyaz destarlı çevgânîler (önde); arkalarında zurnazenler ve iki yanında çevgân asasının törensel biçimi olan pirinç alemli çağanalar.
Yürüyüş intikalinde sağ ellerinde çevgân asalarını taşıyan kırmızı binişli, beyaz destarlı çevgânîler (önde); arkalarında zurnazenler ve iki yanında çevgân asasının törensel biçimi olan pirinç alemli çağanalar.Michal Maňas, CC BY 4.0, Wikimedia Commons

1911 yılında Celâl Esat Arseven'in Tepebaşı Tiyatrosu'nda düzenlediği ilk mehter konserinde ve 1914'te Müze-i Askerî-i Osmânî Müdürü Ferik Ahmed Muhtar Paşa tarafından kurulan Mehterhâne-i Hâkânî heyetinde çevgân sazına yeniden yer verilmiştir. 1914 takımında çevgânî sayısı diğer saz bölüklerinin iki katına çıkarılmış ve bu düzenleme sonraki dönemlere model teşkil etmiştir.

1953 yılında Genelkurmay Başkanlığı bünyesinde Askerî Müze'de kurulan modern Mehteran Birliğinde çevgânîler, takım kat sayısının iki katı mevcuda kavuşturulmuş (örneğin altı katlı mehterde 12, dokuz katlı mehterde 18 çevgânî) ve tamamen koronun ön saflarında ritim tutan hanendeler sınıfı olarak kurumsallaşmıştır.

Organolojik yapısı ve imalatı

Çevgân; boyu, gövde malzemesi ve çıngırak düzeni bakımından üç ana unsurdan meydana gelir:

  1. Gövde (Değnek): Yaklaşık 110 ila 150 cm uzunluğunda, dayanıklı ve hafif sert ağaçlardan (özellikle gürgen, ceviz veya şimşir) tornalanarak hazırlanan silindirik bir saptır. Değneğin alt ucunda zemine temas ettiğinde aşınmayı önleyen pirinç bir "dip tozu" (pabuç) bulunur.

  2. Çatalbaşı ve Âlem: Ağaç sapın üst kısmına oturtulan, sarı pirinç veya gümüş dökümden imal edilmiş hilal yahut lale formundaki metal başlıktır. Klasik örneklerde yukarıya veya iki yana doğru kıvrılan boynuz/çatal biçiminde hilaller yer alır; başlığın en tepesi ise pirinç bir alem ile nihayetlenir. Bazı tarihî örneklerde çatal aralarına at kılından mamul püsküller de bağlanmıştır.

  3. Ziller ve Çıngıraklar: Metal hilallerin ve kolların alt kenarlarına delikler açılarak tel halkalar vasıtasıyla küçük madenî çanlar veya küre biçimli çıngıraklar asılır. Fındık büyüklüğündeki bu içi boş madenî kürelerin içinde serbest hareket eden küçük metal çekirdekler (tane) yer alır. Asa hafifçe sarsıldığında bu çekirdekler iç cidar çeperine çarparak tiz ve toplu bir çınlama sesi üretir.

Müşir Ârif Paşa, Mecmûa-i Tesâvîr-i Osmâniyye adlı eserinde çevgânın sallanış hızına ve açısına göre "türlü türlü savt" (çeşitli ses tınıları) çıkardığını kaydetmiştir.

İcra tekniği ve müzikal işlevi

Çevgân, tek başına melodik bir hat taşımayan; ritmik yapıyı güçlendiren, vokal icrayı destekleyen sarsmalı bir yardımcı ritim sazıdır. Mehteran heyetinde koro vokallerini oluşturan çevgânîler, marşların sözlü bölümlerinde ve terennüm aralarında çevgânlarını ritmik kalıplarla sallayarak hep bir ağızdan "Âlâ hey!", "Yâ Fettâh!" veya "Hû!" nidalarıyla icraya şevk katarlar.

Çalgının icra nizamı ve ritmik hareketleri icra edilen eserin usûlüne göre kesin kurallara bağlanmıştır:

  • Marş usûlü ve sofyan icrası: Çevgânîler, icra sırasında yalnızca 4/4'lük ölçüdeki sofyan ve mehter geleneğinde "marş usûlü" olarak adlandırılan eserlerde ellerindeki asayı ritmik olarak sallar. Marş formundaki eserlerde sofyan usûlünün klasik Türk müziğindeki darp düzümü tersine çevrilerek uygulanır:

  • 1. Vuruş (Düm): Bir dörtlük nota değerinde el aşağı ve yukarı hareket ettirilir.

  • 2. Vuruş (Tek): Bir dörtlük nota değerinde el aşağı ve yukarı hareket ettirilir.

  • 3. ve 4. Vuruşlar (Düm): İki dörtlük nota değerindedir; asa aşağı hareket ettirilmez, iki vuruş süresince sabit tutularak beklenir ve ardından tekrar başa dönülür.

  • Peşrevlerdeki sofyan düzümü: Peşrev formunda bestelenmiş klasik eserlerde ise bu hareket dizilimi tersine çevrilerek Türk musikisindeki geleneksel sofyan kalıbına dönülür; iki vuruşluk "Düm" başlangıçta icra edilir.

  • Aksak ritimli eserlerde tutuş: Çevgân, aksak usuldeki eserlerde ritim tutmak amacıyla sallanmaz. Bu tür eserlerin icrası esnasında çevgânîler, çalgının alt ucunu (pabuç) yere dayayarak ellerini sapın üstündeki hilalin üzerine koyar ve asayı önlerinde yere dik bir konumda tutarak beklerler.

  • Yürüyüş ve duruş nizamı: İntikal esnasında çevgân sağ elle göğüs hizasında vücuda dik taşınır; üç adım atılıp dördüncü adımda sağa ve sola selam verilirken göğüs hizasındaki asa ile hafif kavisler çizilir. "Yerinde rahat" emrinde ise asa sağ omuza yaslanır.

Kisve ve kıyafet düzeni

Mehter teşkilatındaki hiyerarşik sınıflandırmada çevgânîler er (neferat) değil, subay (ağa) statüsünde kabul edilmişlerdir. Bu sebeple kıyafetleri erlerin giydiği lacivert ve mor tonlar yerine, subay sınıfına mahsus kırmızı renkten oluşurdu:

  • Biniş ve Cübbe: Bedeni ve kolları bol kesimli, parlak kırmızı çuhadan dikilmiş geniş kollu biniş giyerlerdi.

  • Kavuk ve Destar: Başlarına etrafına beyaz tülbent sarılmış kırmızı çuha kavuk takarlardı.

  • İçlik (Entari): Cübbenin altına sarı kumaştan mamul üç etekli entari giyilirdi. Entarinin kolları kapaklı olup iç kısımları üçgen biçiminde kesilmişti.

  • Şalvar ve Ayakkabı: Bacaklarına kırmızı çuha şalvar veya çakşır; ayaklarına ise subaylık alameti olan sarı sahtiyandan imal edilmiş yemeni (mest-pabuç) giyerlerdi.