İstanbul'un Fethi
İçindekiler8
İstanbul'un Fethi, Kostantiniyye'nin Fethi veya Konstantinopolis'in Düşüşü (Άλωση της Κωνσταντινούπολης), 6 Nisan - 29 Mayıs 1453 tarihleri arasında, 53 gün süren yoğun bir kuşatmanın sonucunda Osmanlı padişahı II. Mehmed komutasındaki Osmanlı ordusunun Bizans İmparatorluğu'nun başkenti olan Konstantinopolis'i ele geçirmesidir.[1]Günümüzde adına "İstanbul" denen kadim kent, eski çağlarda Roma imparatoru I. Konstantin'e ithafen "Konstantinopolis" olarak bilinirdi. Osmanlı dünyası başta olmak üzere İslam dünyasında ise çoğunlukla "Kostantiniyye" olarak anılırdı. Olayın sonucunda, bin yılı aşkın bir süredir[2]Bu konuda iki görüş vardır: Bizans İmparatorluğu'nun MS 330 yılında I. Konstantin'in Roma İmparatorluğu'nun başkentini İstanbul'a taşındığında kurulduğunu varsayarsak, 330'dan 1453 yılına kadar geçen sürede imparatorluk 1123 yıl ayakta kalmış olur. Fakat imparatorluğun 395 yılında, Roma İmparatorluğu'nun Doğu ve Batı olarak ikiye bölündüğünde kurulduğunu varsayarsak, 395 yılından 1453'e kadar geçen sürede 1058 yıl ayakta kalmış olur. varlığını sürdürmüş olan Doğu Roma İmparatorluğu yıkılmış ve Osmanlı Devleti bir imparatorluk hâline gelmiştir. Bu fetih, bazı modern tarihçiler tarafından Orta Çağ'ı sona erdirip Yeni Çağ'ı başlatan olaylardan biri kabul edilmektedir.[3]Foster, Charles. The Conquest of Constantinople and the end of empire. Contemporary Review, 22 Eylül 2006.
İstanbul, jeopolitik konumu nedeniyle daha önce de defalarca kuşatılmıştı. 7. ve 8. yüzyıllarda Emevîler ve Abbâsîler tarafından kuşatıldı, ancak başarısız olundu. 1204 yılında, Dördüncü Haçlı Seferi sırasında Haçlılar, İstanbul'u kuşatıp zapt ettiler. Klasik Antik Çağ ve Orta Çağ'ın kültür hazineleriyle dolu olan şehri yakıp yok eden Haçlılar; 1204'te, kendi Orta Çağ ve Katolik inançlarına uyan Latin İmparatorluğu'nu kurdular ve Bizans İmparatorluğu'nun parçalanmasına neden oldular. Haçlıların bu yağmasından kaçan bazı Bizans aileleri, İznik ve Trabzon gibi bölgelere kaçıp orada bağımsız devletler kurdular. Katoliklerin şehirdeki hâkimiyeti, 1261'de İznik imparatoru VIII. Mihail Paleologos'un Konstantinopolis'i geri almasıyla sona erdi. Bu tarihten sonra Bizans İmparatorluğu, Paleologos Hanedanı'nın iktidarlığında varlığını sürdürmeye devam etti.
Osmanlılar da şehri daha önce kuşatmıştı. Orhan Gazi döneminde Matheos Kantakuzinos'un Bizans tahtına geçmesini sağlamışlar ve karşılık olarak da Gelibolu Yarımadası'ndaki Çimpe Kalesi'ni alarak Rumeli'de ilk kez toprak kazanmışlardı. Rumeli'ye geçişle beraber bölgede sınırları genişleyen Osmanlı Devleti, ilk kez I. Bayezid komutasında, 1395 yılında İstanbul'u kuşattı. Bazı kaynaklarda ise 1391 tarihli farklı bir kuşatmadan söz edilmektedir. I. Bayezid'in bu kuşatmasında mancınıklar kullanıldı ve kuşatma üzerine Macar Krallığı, günümüz Bulgaristan topraklarına (Niğbolu civarı) taarruz edince kuşatma sonlandırıldı. Ertesi yıl kuşatma tekrar başladı ve bu sefer I. Bayezid, deniz bağlantısını tümüyle koparmak için Anadolu Hisarı'nı inşa ettirdi. Bizans imparatorunun ateşkes talebi üzerine bu kuşatma da kaldırıldı. 1402 yılındaki Ankara Muharebesi ile beraber Osmanlı Devleti, hükümdarsız bir şekilde 11 yıl sürecek olan Fetret Devri'ne girdi. Bu dönemde, I. Bayezid'in oğullarından olan Musa Çelebi tarafından 1412 yılında İstanbul tekrar kuşatıldı.[4]Bazı kaynaklarda bu tarih 1411 olarak geçmektedir. Musa Çelebi, kargaşanın Bizans yüzünden olduğuna ve bazı rakip şehzadelerin Bizans tarafından desteklendiğine inanıyordu. Ancak rakip şehzadelerden olan kardeşi Mehmed Çelebi'nin harekete geçmesi sebebiyle bu kuşatma da kaldırıldı. İstanbul'un bir diğer kuşatılması ise II. Murad döneminde oldu. Düzmece Mustafa'nın isyanı ile uğraşan II. Murad, Mustafa'ya yardım ettiğine inandığı Bizans'ın üzerine doğru yürüdü ve kuşatma başladı. Bizans imparatoru VIII. İoannis'in, Karadeniz kıyılarında bulunan bazı toprakları ve haraç vermeyi teklif etmesiyle bu kuşatma da kaldırıldı.
II. Mehmed, 1451 yılında 19 yaşında Osmanlı tahtına geçtiğinde etrafı bütünüyle sarılmış olan bir şehirle karşı karşıyaydı. Bizans İmparatorluğu'na savaş açan II. Mehmed, Konstantiniyye'yi almak için harekete geçti. Şehrin kuşatması 6 Nisan 1453 günü başladı ve 53 gün sürdü. Sultan Mehmed, kentin surlarını o zamana dek görülmemiş büyüklükte toplarla dövdü. Şehir, 29 Mayıs 1453 gününün sabah saatlerinde Osmanlı kuvvetleri tarafından ele geçirildi.
Kuşatma öncesi
Bizans
Dördüncü Haçlı Seferi'nde zincir kullanan Bizans İmparatorluğu, bu kuşatmada da Haliç'e zincir gerdi.[5]Genç, s. 27 Dövme demirden imal edilen zincir farklı biçimdeki baklalardan oluşmaktaydı.[6]Genç, s. 65 Önceden farklı devletlerin saldırılarına maruz kalan Bizans, zincir kullanımıyla ilgili geçmişteki eksikleri giderebilmişti. 1204 yılındaki Haçlı saldırısında zincirin Galata'da bağlı olduğu kule Haçlılar tarafından ele geçirilmiş ve zincir saf dışı bırakılmıştı.[7]Genç, s. 189 Bundan dolayı Bizanslılar kuleyi güçlendirdi ve etrafını surlarla çevirdi.[7]Genç, s. 189 1453 yılındaki kuşatma için Bizans donanması takviye edildi, Şubat 1453'te limandaki gemilerin kalması rica edildi fakat birçoğu şehirden kaçtı; sonuç olarak 2 Nisan 1453'te Bartalomeo Soligo tarafından yaptırılan zincir Kastellion ile Eugenios kuleleri arasına çekilerek Haliç kapatıldı ve zincirin arkasında Bizans donanması nöbete başladı.[7]Genç, s. 189[8]Barbaro, s. 122[9]Genç, s. 192[10]Özdek, s. 411 Zincir halkaları aynı değildi, kalınlıkları 1,9 ilâ 6,2 cm arasında değişebilmekteydi.[11]Genç, s. 101[12]Genç, s. 147
Bizans'ın bir başka savunma aracı ise grejuva idi. Grejuva, suda sönmüyordu ve hem kara hem deniz savaşında etkin şekilde kullanılacaktı.[13]Greece.org web sitesi, "The Fall of Constantinople, 1453" başlıklı web sayfası. (08.03.2015 tarihinde görüntülendi)[14]Özdek, s. 410[15]Algül, s. 49/64[16]Şimşirgil, s. 29/138/145 Fakat Bizans başkenti mezhepsel iç sorunlarla uğraşmaktaydı; 1439 yılında Katolik-Ortodoks kiliselerinin birleşmesi kabul edildi ve olaya Bizans halkı tepki gösterdi.[13]Greece.org web sitesi, "The Fall of Constantinople, 1453" başlıklı web sayfası. (08.03.2015 tarihinde görüntülendi)[17]"Fetih ve İstanbul" başlıklı metin, İBB.[18]Tahavi, s. 43[19]"Fetihten Önce İstanbul" başlıklı metin, İBB. Bazı kaynaklar, halkın "Konstantinopolis'te Latin serpuşu görmektense Türk sarığı görmeyi tercih ederim!" düşüncesini paylaştığını belirtmektedir.[20]Tahavi, s. 43-44[21]Hammer, s. 279[22]Uzunçarşılılı, s. 407[23]Öztürk, s. 136[24]O dönemde yaşayan Dukas'ın belirttiği bir ifadedir. İmparator Konstantin'in Avrupalı devletlerden istediği yardımlar da mezhepsel sorunlar sebebiyle aksamaktaydı.[18]Tahavi, s. 43[25]Uzunçarşılı, s. 406 Kuşatmadan önce Bizans halkına moral aşılamak için önünde Meryem Ana resmi bulunan bir kafile İstanbul sokaklarında dualar eşliğinde ilerlemeye başladı; resmin yere düşmesi ve ardından yağmur yağması sebebiyle Bizans halkı endişelendi.[26]Emeksiz, s. 152 Halk arasında olumsuz söylentiler dolaştı.[26]Emeksiz, s. 152 Kuşatmadan önce ortalıkta dolaşan bazı kehanet söylentileri şehrin düşeceği yönündeydi; bunun da halk üzerinde olumsuz etki yaptığı düşünülmektedir.[27]Hammer, s. 275-276 Kuşatma esnasında sıkıntı çekilmemesi için erzak, mühimmat depoları takviye edildi; çeşitli ülkelerden gelen askerlerle muhafızların sayısı arttırıldı ve şehir surları güçlendirildi.[28]"İstanbul'un Fethi", bizimsahife.org sitesi.[29]Özdek, s. 410-411 Papalık tarafından üç kadırgayla beraber 200 asker ve mühimmat gönderildi, 30 geminin ise sefer için hazırlanmakta olduğu bildirildi.[30]Uzunçarşılı, s. 412 Ocak 1453'te iki gemiyle beraber Cenevizli komutan Giovanni Giustiniani komutasındaki 700 askerle yardıma geldi. İmparator Konstantin tarafından Guistiniani başkomutan olarak atandı.[31]"İstanbul Üzerine Hareket" başlıklı metin, Türk Tarih Kurumu.[32]Barbaro, s. 120-121 Muharebe Bizans zaferiyle sonuçlanırsa Giustiniani'ye Limni adası verilecekti.[30]Uzunçarşılı, s. 412

Bizans'ın savunma planında ana unsur İstanbul surları idi. İlk olarak 410-442 yılları arasında, 1400 hektarlık alanı kapsayacak şekilde 19 kilometre uzunluğunda Konstantin surları inşa edilmişti.[33]Altaş, s. 82 Nüfusun artmasına bağlı olarak II. Theodosius, yaklaşık 1400 metre açığa yeni surlar inşa ettirdi. Bu surların yüksekliği 11 metre, genişliği ise 4,8 metre idi.[33]Altaş, s. 82 Surlar tek sıradan oluşmuyordu, ana surun 14,5 metre önünde 8 metre yükseklikte ön surlar bulunuyordu. Bu surların genişliği ise 0,5 ila 1,5 metre arasında değişmektedir. Ön surların da önü tahminen 1000'li yıllarda yapılan çalışmalarla 18 metre genişlikteki hendeklerle çevrilmişti.[33]Altaş, s. 82 İstanbul surları sadece karadan gelebilecek taarruza karşı tasarlanmamıştı; kentin deniz kıyısı da bütünüyle surlarla çevriliydi. Günümüzde Sarayburnu olarak bilinen bölge bütünüyle denizden izole edilmişti. 8,5 kilometre uzunluktaki deniz surları yine II. Theodosius tarafından yaptırılmıştı.[34]Altaş, s. 83 36 kapısı, 101 kulesi ve 27 burcu bulunmaktaydı.[34]Altaş, s. 83 Haliç kıyısını ören Galata surlarının yapımı ise 439'da başlamıştı. 5,2 kilometre uzunluğa sahip bu surlar 2 ilâ 3 metre genişlikteydi ve 20 kapısı, 172 kulesi bulunmaktaydı.[35]Altaş, s. 84 Rum Ortodoks Patrikhanesi'nin bulunduğu yerde de bir iç kale bulunuyordu. XIV. yüzyılda yaşanan Bizans-Ceneviz Savaşı sebebiyle Galata surlarının da önü hendeklerle çevrilmiştir.[35]Altaş, s. 84 İstanbul'un su sistemi de geliştirilmişti. Yaklaşık 250 kilometre uzaklıktaki Yıldız Dağlarından, civardaki derelerden kemerlerle su getirilmekteydi. Getirilen sular, sarnıçlara aktarılmaktaydı.[36]TC Kültür Bakanlığı Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü: 19. Araştırma Sonuçları Toplantısı, Cilt II / s. 29-33. James Crow & Richard Bayliss & Paolo Bono.
Osmanlı
1444'te tahtından feragat eden II. Murad, kendi isteğiyle yerini oğlu Mehmed'e bıraktı. II. Mehmed 12 yaşındaydı ve acemi görülüyordu, dönemin sadrazamı Çandarlı Halil Paşa bu kararı uygun bulmamıştı.[37]Tektaş, s. 37[38]Özdek, s. 396 Bu taht değişikliği üzerine bir Haçlı ordusu kuruldu ve Osmanlı üzerine yürüdü, Sultan Mehmed 12 yaşında olmasına rağmen babasına şu tarihi mektubu yolladı: "Baba, eğer padişah siz iseniz geliniz ve ordunun başına geçiniz, yok eğer padişah ben isem size emrediyorum gelip ordunun başına geçiniz." Bu mektubun etkisi ve devlet adamlarının ricasıyla II. Murad geri geldi ve başkomutan olarak yönettiği Varna Muharebesi'ni kazandı.[39]Tektaş, s. 38[40]Özdek, s. 399 Bu muharebeden sonra devlet adamlarının da telkinleriyle II. Murad tekrar tahta çıktı, tahttan indirilen veliaht Mehmed Manisa'ya gönderildi.[40]Özdek, s. 399 Kasım 1445'te II. Murad tekrar tahtı oğlu Mehmed'e bıraktı, Mehmed'in ikinci hükümdarlığında Edirne'de yangın ve yağma olayları yaşandı. Halil Paşa'nın ve diğer devlet adamlarının girişimleriyle Mehmed tekrar tahttan indirildi.[41]Tektaş, s. 39 Hammer'a göre II. Mehmed'e tekrar tahttan inmesi teklif edilmedi, Halil Paşa kendisine birlikte ava gitmeyi önerdi ve genç Mehmed tahttan indirildiğini avdan dönünce öğrendi.[41]Tektaş, s. 39 1444-46 arasında geçici olarak hükümdarlık yapan II. Mehmed, 1451'de babasının ölümü üzerine son defa tahta çıktı.[42]Özdek, s. 403 Sadrazam Halil Paşa tarafından sürgün edilen Zağanos Paşa, II. Mehmed'in müdahalesiyle Edirne'ye geri döndü.[43]Tektaş, s. 40 Halil ile Zağanos paşaların arasındaki anlaşmazlık kuşatmada da görülecek; Halil Paşa kuşatmadan vazgeçilmesini, Zağanos Paşa ise tam aksine kuşatmanın sürdürülmesini isteyecekti.[31]"İstanbul Üzerine Hareket" başlıklı metin, Türk Tarih Kurumu.[44]Tektaş, s. 43[45]Özdek, s. 412[46]Uzunçarşılı, s. 404-405 Tahttan indirilmesine sebep olduğu ve kuşatmayı uygun görmediği için Halil Paşa'nın II. Mehmed tarafından düşman olarak algılandığı belirtilmektedir.[47]Tektaş, s. 44[48]Özdek, s. 423-424[49]Tahavi, s. 77

İstanbul'un deniz bağlantısını tümüyle kesmek, kuşatma esnasında şehre herhangi bir yardımın gelmesini önlemek için II. Mehmed, Rumeli Hisarı'nın yapımını gerekli gördü.[50]Uzunçarşılı, s. 401-402 / 405 Konumu I. Bayezid'in yaptırdığı Anadolu Hisarı'nın karşısıydı; 1452 yılının nisan ayında inşa çalışmaları başladı.[51]"Boğazkesen Hisarı" başlıklı metin, Tayyip Gökbilgin.[52]Özdek, s. 407[53]Hammer, s. 263 Hisarın yapımında beş veya altı bin işçinin çalıştığı belirtilmektedir. II. Mehmed inşaatla bizzat ilgileniyordu.[51]"Boğazkesen Hisarı" başlıklı metin, Tayyip Gökbilgin.[54]Şimşirgil, s. 122 Ağustos ayında inşaat bitti; hisarın on üç burcu bulunmaktaydı. Üç büyük burcun üstü kurşun çatı ile örtüldü. 400 askerin ve hisarın komutası Firuz Ağa'ya verildi.[55]"Rumeli Hisarı" başlıklı metin, bizimsahife.org (29.06.2014 tarihinde görüntülendi)[56]"Rumeli Hisarı" başlıklı metin, mimarlikmuzesi.org (29.06.2014 tarihinde görüntülendi)[57]Uzunçarşılı, s. 403[58]Hammer, s. 264 Rumeli Hisarı'nın inşası ve boğaz trafiğinin kapatılması Bizans İmparatorluğu'nu endişelendirmiştir.[13]Greece.org web sitesi, "The Fall of Constantinople, 1453" başlıklı web sayfası. (08.03.2015 tarihinde görüntülendi)[59]Şimşirgil, s. 128[60]Hammer, s. 262 Hisarın yapımının durdurulması için gönderilen iki Bizans elçisi, II. Mehmed'in emriyle idam edildi.[18]Tahavi, s. 43[61]Barbaro, s. 101 Kasım 1452'de iki Venedik gemisi boğazdan geçme teşebbüsünde bulundu, iki hisardan da ateş açıldı ve Antonio Rizzo adlı kaptanın gemisi batırıldı.[51]"Boğazkesen Hisarı" başlıklı metin, Tayyip Gökbilgin.[55]"Rumeli Hisarı" başlıklı metin, bizimsahife.org (29.06.2014 tarihinde görüntülendi)[61]Barbaro, s. 101[62]Hammer, s. 267-268 Denize atlayarak kurtulan Rizzo, esir alındı ve Edirne'ye götürülerek kazığa oturtuldu. Kaptanın affedilmesi için İstanbul'dan ayrılan Venedik elçisi, infazın yapıldığını görünce geri döndü ve Osmanlıların Venedik'e de savaş açtığı kabul edildi.[62]Hammer, s. 267-268[63]Barbaro, s. 102
Askerî hazırlıklarda dönemine göre büyük topların yapımına başlandı.[28]"İstanbul'un Fethi", bizimsahife.org sitesi. Bizans zindanlarından lağımcılar tarafından kaçırılan Urban adlı bir mühendisin yaptırdığı şahi topu bunlardan biriydi, tek güllesi 550 kilogram civarındaydı ve topun uzunluğu 8, çevresi de 2.5 metreydi. Bu topun İstanbul'a götürülmesini Rumeli Beylerbeyi Dayı Karaca Paşa üstlendi.[28]"İstanbul'un Fethi", bizimsahife.org sitesi.[46]Uzunçarşılı, s. 404-405[62]Hammer, s. 267-268[64]Tahavi, s. 45[65]Algül, s. 42[66]Şimşirgil, s. 126[67]Özdek, s. 409 Osmanlı ordusunun mevcudu hakkında çeşitli düşünceler bulunmaktadır, Hammer'a göre 250.000, Barbaro'ya göre 160.000, Sfrantzes ve Dukas'a göre 200.000 asker idi.[14]Özdek, s. 410[31]"İstanbul Üzerine Hareket" başlıklı metin, Türk Tarih Kurumu. Kuşatmaya denizden destek vermesi için Osmanlı Donanması da hazırlanmıştı; Baltaoğlu Süleyman Paşa'nın komutasına verilen[31]"İstanbul Üzerine Hareket" başlıklı metin, Türk Tarih Kurumu.[68]Tahavi, s. 47 filonun mevcudiyeti hakkında farklı düşünceler mevcuttur; Dukas 300, Yeorgios Francis ise 160 demektedir.[31]"İstanbul Üzerine Hareket" başlıklı metin, Türk Tarih Kurumu.
Kuşatma

Kuşatmadan önce kentin çevresindeki bazı kaleler ve kasabalar Karaca Paşa komutasındaki 10.000 asker tarafından ele geçirildi.[69]Hammer, s. 278[70]Uzunçarşılı, s. 408 Bizans İmparatoru Konstantin, son diplomatik girişim olarak kent dışındaki Rum köylerinin ve bu köylerde yaşayan sivillerin zarar görmemesini rica etti ancak II. Mehmed tam aksini yaparak Rum köylerinde hayvanların otlanmasını ve rastlanılan köylülerin derhal öldürülmesini emretti.[71]Hammer, s. 265 İmparator Konstantin'in tepkisi ise İstanbul kapılarını kapatmak ve kentteki Türkleri hapsetmek oldu.[71]Hammer, s. 265 Konstantin'in kardeşleri tarafından yönetilen Mora Despotluğu üzerine Osmanlı saldırıları başladı.[31]"İstanbul Üzerine Hareket" başlıklı metin, Türk Tarih Kurumu.[72]Uzunçarşılı, s. 409[73]Hammer, s. 266-267
6 Nisan 1453'te Osmanlı kara ordusu, Haliç'ten Marmara'ya uzanacak şekilde surların önüne mevzilendi.[14]Özdek, s. 410[31]"İstanbul Üzerine Hareket" başlıklı metin, Türk Tarih Kurumu.[74]Barbaro, s. 129-130 Aynı gün, Bizans ve müttefikleri tarafından zayıf bulunan Adrianopolis Kapısına (Edirnekapı) Bizans İmparatoru Konstantin ve askerleri konuşlandı. Megadük[75]Konstantinopolis'te imparatordan sonraki en yüksek mevki olarak görülmekteydi. Başkomutanlığa tekabül eder. Lukas Notaras ise yüz süvariyle birlikte limanı ve çevresini korumakla görevliydi.[76]Barbaro, s. 131 Konstantinopolis'te tutulan şehzade Orhan Bey ise askerleriyle birlikte kıyıdaki mahalleleri korumaktaydı. 6 Nisan'da moralleri yükseltme amacıyla imparatorun emriyle zırhlı ve silahlı yaklaşık bin asker, Osmanlı ordusu görecek biçimde surlarda yürüyüş yaptı.[77]Barbaro, s. 133 Bizans savunmasının biçimi şöyleydi; St. Romanos Kapısı (Topkapı) Giustiniani ve askerlerince tutulmaktaydı, St. Romanos ve Adrianapolis kapıları arası genel olarak Bizans-Ceneviz kuvvetlerince muhafaza ediliyordu.[68]Tahavi, s. 47 St. Romanos ile güneydeki Selymbria (Silivri) Kapısı arası savunmayı ise Bizans-Venedik kuvvetleri üstlendi.[68]Tahavi, s. 47 Osmanlı ordusu, hücumdan önce kentin etrafındaki varoşları yıktı.[78]Tahavi, s. 46 Topların konuşlanacağı yerleri seçmek için surların en zayıf kesimleri tespit edildi. Galata cephesinde Zağanos Paşa'nın kuvvetleri, surların güney kısmında Anadolu Beylerbeyi İshak Paşa, kuzey kısmında da Rumeli Beylerbeyi Karaca Paşa konuşlandı.[14]Özdek, s. 410[79]Tahavi, s. 46-47[80]Uzunçarşılı, s. 413 St. Romanos ile Adrianopolis kapıları arasındaki merkez cephesinde ise II. Mehmed, yeniçerileriyle birlikte konuşlandı.[14]Özdek, s. 410[80]Uzunçarşılı, s. 413 Bu bölgede Bizans tarafının en zayıf bulduğu surlar bulunmaktaydı.[76]Barbaro, s. 131 En zayıf kesimi tespit eden Osmanlılar, toplarını buna göre 11 Nisan'da konuşlandırdı;[10]Özdek, s. 411[31]"İstanbul Üzerine Hareket" başlıklı metin, Türk Tarih Kurumu. üç top Blaherne Sarayı, üç top Piyi (Silivrikapı), iki top Adrianapolis (Edirnekapı), dört top da St. Romanos (Topkapı) Kapısı önüne yerleştirildi.[81]Barbaro, s. 134 Osmanlıların döktürdüğü en büyük top, başta Kaligaria Kapısı (Eğri Kapı) önüne yerleştirildiyse de kapı dayanıklı bulundu ve daha zayıf görülen St. Romanos Kapısı önüne kaydırıldı, günümüzdeki "Topkapı" ismi bundan gelmektedir.[21]Hammer, s. 279[80]Uzunçarşılı, s. 413 Topların konuşlanmasından iki gün sonra Baltaoğlu Süleyman Paşa komutasındaki Osmanlı Donanması Prinkipos'u (Büyükada) ve Antigoni'yi (Burgaz Adası), Tarabya'daki bir Bizans kalesini de Osmanlı ordusu ele geçirdi.[10]Özdek, s. 411[82]Uzunçarşılı, s. 414
Topların da konuşlanmasından sonra, II. Mehmed veziri Veli Mahmud Paşa'yı İmparator Konstantin'e göndererek şehrin teslimini istedi. Konstantin, şehri korumaya yeminli olduğunu ancak istenilirse vergi verebileceğini söyledi.[10]Özdek, s. 411[13]Greece.org web sitesi, "The Fall of Constantinople, 1453" başlıklı web sayfası. (08.03.2015 tarihinde görüntülendi)[31]"İstanbul Üzerine Hareket" başlıklı metin, Türk Tarih Kurumu.[83]Tektaş, s. 45[84]Uzunçarşılı, s. 415 12 Nisan 1453'te Osmanlı topçu ateşi başladı. Dönemine göre kuvvetli görülen bu toplar, birçok kaynağa göre büyük gürültü çıkarmaktaydı ve şehri savunanların moralini bozmaktaydı.[31]"İstanbul Üzerine Hareket" başlıklı metin, Türk Tarih Kurumu.[85]Tahavi, s. 48[86]Uzunçarşılı, s. 416 Osmanlı topları yaklaşık iki saatte dolduruluyordu, bundan dolayı topçu ateşi sık değildi. II. Mehmed, topların daha sık ateşlenmesini istedi ve sonuç olarak bir top patlayarak parçalandı, topu döken usta Urban ile çevresindekiler öldü.[28]"İstanbul'un Fethi", bizimsahife.org sitesi.[86]Uzunçarşılı, s. 416[87]Hammer, s. 279-280 Topların bakımı için ordugahta bir tamirathane kurulmuş olsa da, tarihçi Hammer'a göre Urban'ın ölmesi sebebiyle parçalanan top tamir edilemedi.[28]"İstanbul'un Fethi", bizimsahife.org sitesi.[87]Hammer, s. 279-280[88]İsmail Hakkı Uzunçarşılı, topun tamir edildiğini ve tekrar kullanıldığını yazmıştır. Macaristan Krallığı komutanı János Hunyadi'den mektup getiren bir elçi, Osmanlı topçularını acemi buldu ve topçular tarafından benimsenecek bir taktik öğretti; küçük toplarla sur üzerinde belirlenen bir hedef noktasının etrafı zayıflatılıyor, sonra büyük toplarla hedef noktasına gülle isabet ettirilerek surdan parçalar düşürülüyor ve gedik açılıyordu.[86]Uzunçarşılı, s. 416[89]Hammer, s. 280 Cenevizli komutan Giustiniani'nin askerleri, gediklere süratle demir kazıklar çakıyor ve üstlerini kayalarla, kum dolu varillerle dolduruyordu. Ayrıca şehirdeki ağaçlar da kesilerek bu gediklere yığılıyordu.[85]Tahavi, s. 48 Venedikli askerler de bir yöntem keşfetti; surların şehre bakan kısmını asmalarla donatıyorlar ve asma dallarını ıslatarak surla kaynaşmalarını sağlıyorlardı, böylece surdan parçaların düşmesi zorlaşmaktaydı.[90]Barbaro, s. 145-146 Osmanlı topçu ateşi, 18 Nisan gününe kadar devam etti.[28]"İstanbul'un Fethi", bizimsahife.org sitesi.[31]"İstanbul Üzerine Hareket" başlıklı metin, Türk Tarih Kurumu.[86]Uzunçarşılı, s. 416
Savaşta Osmanlıların haricinde Rumların da ateşli silahlara sahip olduğu bilinmektedir. 12-18 Nisan arasında süren Osmanlı topçu ateşi esnasında Rumların bir ağır topu parçalandı; olaya öfkelenen Rumlar topçu kumandanını hain olmakla suçladı ve öldürmek istedi.[91]Hammer, s. 283 Ancak yeterli delil bulunamadığından kumandan serbest bırakıldı; bu sırada şehirde mahsur kalanlardan biri olan Alman mühendis[92]Hammer, s. 291 Jean Grant, grejuvanın kullanım inceliklerini askerlerlere öğretmekteydi. Grejuvayı artık daha iyi kullanan askerler, St. Romanos Kapısı önündeki bir Osmanlı topunu imha etmeyi başardı.[91]Hammer, s. 283
18 Nisan günü Osmanlı merkez ordusunun bulunduğu noktada, Bayrampaşa Deresi taraflarında birinci ve ikinci surlarda gedik açıldı. II. Mehmed'in emriyle surların önündeki hendek taşlarla, kum torbalarıyla dolduruldu.[85]Tahavi, s. 48 Osmanlı ordusu, gece taarruzu başlattı. Taarruzu desteklemek için II. Mehmed'in emriyle savaş kuleleri inşa edilmişti. Ancak Osmanlılar gece taarruzundan bir sonuç alamadı; yürüyen kuleler grejuvayla tutuştu ve surlara çıkmayı başaran Osmanlı askerleri de inatçı bir savunmayla karşılaştı.[31]"İstanbul Üzerine Hareket" başlıklı metin, Türk Tarih Kurumu.[93]Barbaro, s. 139[94]Tahavi, s. 49 Aynı günlerde Osmanlılar deniz taarruzu da başlatmıştı; 15 Nisan 1453 tarihinde Haliç önlerine yığılan Osmanlı donanması, Bizans ve müttefik donanmalarının savunması sebebiyle zinciri kıramayarak geri çekilmek zorunda kaldı.[31]"İstanbul Üzerine Hareket" başlıklı metin, Türk Tarih Kurumu.[91]Hammer, s. 283[95]Uzunçarşılı, s. 417 Her iki taarruzun da başarısızlığa uğraması Bizans tarafında moralleri yükseltti.[94]Tahavi, s. 49
20 Nisan'da kaptan Flantanellas'ın komuta ettiği bir Bizans ve üç Ceneviz kalyonundan oluşan yardım filosu İstanbul'a yaklaştı.[96]Gemilerin sayısı hakkında belirsizlik bulunmaktadır. Bazı kaynaklar üç veya beş kalyon olduğunu belirtmektedir. Olayın tanığı Barbaro'nun verdiği sayı referans alınmıştır. II. Mehmed, Baltaoğlu Süleyman Bey'i 18 gemi ile yardım filosunun üstüne gönderdi.[13]Greece.org web sitesi, "The Fall of Constantinople, 1453" başlıklı web sayfası. (08.03.2015 tarihinde görüntülendi)[95]Uzunçarşılı, s. 417 Rüzgârı arkasına alan yardım filosu daha hızlı ilerlemekteydi ve Osmanlı gemileri bir türlü yanaşamamaktaydı. Günümüzde Yeşilköy adını taşıyan bölgenin açıklarında rüzgâr kesilince dört kalyon hareketsiz kaldı; Osmanlı gemileri kürek çekerek kalyonlara yetişti. Çarpışmaların uzaması sebebiyle arkadan gelen Osmanlı gemileri de yetişti ve dört gemiden oluşan Ceneviz-Bizans filosunun etrafını yaklaşık 150 Osmanlı gemisi sardı.[97]Barbaro, s. 140-141 Ancak kalyonların Osmanlı kadırgalarından daha yüksek olması, en öndeki Osmanlı gemilerindeki tayfaların acemiliği sebebiyle üstünlük kurulamadı.[10]Özdek, s. 411[98]Hammer, s. 284[99]Uzunçarşılı, s. 418 Ağır kayıp verildiğini gören Baltaoğlu Süleyman Bey, donanmaya geri çekilme emri verdi. Hakim bir tepeden yenilgiyi gören II. Mehmed sinirlendi ve atını denize sürerek Baltaoğlu Süleyman'a emirlerini duyurmaya çalıştı.[28]"İstanbul'un Fethi", bizimsahife.org sitesi.[31]"İstanbul Üzerine Hareket" başlıklı metin, Türk Tarih Kurumu.[99]Uzunçarşılı, s. 418 Ancak Osmanlı donanması yenilmişti, yardım filosu yoluna devam etti ve karanlık bastırınca Haliç'i kapatan zincirin gevşetilmesiyle iki Venedik gemisinin eşliğinde limana sığınarak Konstantinopolis'e yardımını başarıyla ulaştırdı.[99]Uzunçarşılı, s. 418 Ertesi gün II. Mehmed, on bin atlıyla beraber yenilginin hesabını sormak için donanma komutanlığına gitti. Baltaoğlu Süleyman Bey'i idam etmek isteyen öfkeli padişah, diğer devlet adamlarının yalvarması sonucu idamdan vazgeçti ancak Baltaoğlu'nu topuzuyla döverek azletti; boşalan kaptan-ı deryalığa Çalıbeyoğlu Hamza Bey getirildi.[45]Özdek, s. 412[94]Tahavi, s. 49[98]Hammer, s. 284[100]Barbaro, s. 143
Gemilerin karadan yürütülmesi

Şehre yapılan hücumların başarısızlığından sonra yardım getiren kalyonların Osmanlı donanmasını yarıp geçmesi üzerine II. Mehmed, devlet adamlarıyla ve komutanlarla toplantı yaptı. Toplantıda Avrupa devletlerinin yardıma geleceğini tekrarlayan Çandarlı Halil Paşa, kuşatmanın kaldırılmasını ve Bizans'ın 70.000 duka altın vergiye bağlanmasını önerdi.[31]"İstanbul Üzerine Hareket" başlıklı metin, Türk Tarih Kurumu.[101]Uzunçarşılı, s. 418-419[102]Hammer, s. 285 Ancak aralarında II. Mehmed'in eniştesi Zağanos Paşa ile hocası Molla Gürani'nin de bulunduğu diğer kişiler bu öneriye itiraz etti.[45]Özdek, s. 412[102]Hammer, s. 285 Buna rağmen toplantıda Haliç'e nasıl girileceği konusunda kimse teklifte bulunamıyordu. Mehmed tahta geçmeden 14 yıl önce Venedikli komutan Gattamelata, Adige'den Garda Gölü'ne gemilerini karadan götürmüştü. Gemilerin karadan yürütülmesinde bu olayın örnek alındığı tahmin edilmektedir.[103]Hammer, s. 286
İlk olarak Zağanos Paşa'ya Galata ile Konstantinopolis surları arasında kara bağlantısı kurmak için Haliç üzerine köprü kurması emredildi. Fakat bu köprünün Haliç'teki Bizans ve müttefik gemilerine karşı savunmasız olacağı düşünüldü. Bunun üzerine II. Mehmed, Diplonsion (Günümüz adı Beşiktaş) önlerindeki Osmanlı donanmasının Galata surları önünden kaydıralarak Haliç'e indirilmesini emretti.[31]"İstanbul Üzerine Hareket" başlıklı metin, Türk Tarih Kurumu.[45]Özdek, s. 412[103]Hammer, s. 286[104]Barbaro, s. 147[105]Tahavi, s. 50 Ek olarak, Haliç surlarını ve Haliç'teki donanmayı vurmak için Galata civarında hakim tepelere toplar yerleştirildi. Gemilerin geçeceği mesafe 2 ilâ 4 kilometreydi ve ormanlıktı; güzergâh üzerindeki ağaçlar kesiliyor sonra da ağaçlar Cenevizlilerin verdiği zeytinyağı ile kayganlaştırılarak toprağa sabitleniyordu. Cenevizliler, savaş boyunca denge politikası izlemiş ve hem Bizans hem Osmanlı tarafına yardım etmiştir.[28]"İstanbul'un Fethi", bizimsahife.org sitesi.[31]"İstanbul Üzerine Hareket" başlıklı metin, Türk Tarih Kurumu.[104]Barbaro, s. 147 Gemiler yürütülmeden önce, Galata taraflarına mevzilenen Osmanlı topçuları Haliç'teki gemileri topa tuttu.[28]"İstanbul'un Fethi", bizimsahife.org sitesi.[106]Uzunçarşılı, s. 421-422 Bizanslıların fark etmemesi için gemiler 21-22 Nisan gecesi yürütüldü. Bu sırada dikkatlerini başka yöne çekecek biçimde St. Romanos Kapısı civarında büyük bir gedik açıldı. O gece şehirde bulunanlar, bu gediği kapatmakla meşgul oldu.[45]Özdek, s. 412[107]Barbaro, s. 146 Sabah olduğunda 72 Osmanlı savaş gemisi başarıyla indirilmiş ve Haliç'i kapatan zincir işlevsiz kalmıştı. Osmanlılar, planın ikinci aşaması olan ahşap köprünün yapımına başladı. 24 Nisan'da Giustiniani'nin bir kadırgası gemileri yakmak üzere yaklaştıysa da Osmanlı topçuları tarafından batırıldı.[108]Özdek, s. 413[109]Hammer, s. 287 Olayın ardından Bizans tarafındakiler St. Maria Kilisesi'nde toplandı ve ikinci bir saldırı yaparak gemileri yakmayı gerekli gördü.[109]Hammer, s. 287[110]Barbaro, s. 149 Saldırı, Venedikli kaptan Jacomo Coco'nun komutasında gece vakti yapılacaktı. Gemileri saldırıya hazırlama bahanesiyle saldırıyı bir gün erteleten Galata Cenevizlileri, kazandıkları vakitten istifade ederek planı II. Mehmed'e gizlice iletti.[109]Hammer, s. 287[111]Barbaro, s. 150-152 Planı öğrenen II. Mehmed, Haliç'teki gemilerin takviye edilmesini ve kıyılara iki top daha yerleştirilmesini emretti. 28 Nisan gecesi Jacomo Coco komutasında grejuvayla yüklü iki[112]Barbaro, s. 153 veya üç[109]Hammer, s. 287 gemi, Osmanlı gemilerine yaklaştı. Fakat saldırıdan haberdar olan Osmanlı donanması ateş açtı; Coco'nun gemisi batırıldı. Cabriel Trivixan komutasındaki diğer kadırga, topların gürültüsü sebebiyle Coco'nun gemisine olanları farketmedi ve ilerlemeye devam etti. Osmanlı topçuları bu kadırgayı da vurdu; gövdesinde delik açıldı, ancak iki mürettebatın pelerinlerini deliğe sıkıştırması sayesinde kadırganın su alması önlendi.[112]Barbaro, s. 153 Buna karşılık Osmanlıların bir gemisi yanmıştı, esir alınan denizciler şehirden görülecek biçimde öldürüldü.[13]Greece.org web sitesi, "The Fall of Constantinople, 1453" başlıklı web sayfası. (08.03.2015 tarihinde görüntülendi)[113]Hammer, s. 288 Misilleme olarak Bizanslılar da ellerinde bulunan 260 esiri infaz etti ve kesik başlarını surlara dikti.[31]"İstanbul Üzerine Hareket" başlıklı metin, Türk Tarih Kurumu.[108]Özdek, s. 413[113]Hammer, s. 288
Haliç surlarının dövülmesi
Osmanlı gemilerinin Haliç'teki Bizans karşı taarruzlarını savuşturmasından sonra Galata'da mevzilenen topçular Haliç'teki gemilerle birlikte surları da bombalamaya başladı.[28]"İstanbul'un Fethi", bizimsahife.org sitesi.[114]Uzunçarşılı, s. 422 Bunun üzerine Bizanslılar, Haliç surlarına askerler kaydırmak zorunda kaldı.[105]Tahavi, s. 50 Yine de Osmanlı topçusu uzun mesafeden dolayı surları yıkamıyordu; 150 atıştan sadece 1 tanesi isabet etmiş ve bir kadın ölmüştü.[113]Hammer, s. 288 Bombardımanda batan gemiler arasında Osmanlı'ya gizlice yardım eden Cenevizlilerin de gemileri vardı; Cenevizlilerin şikayetlerine cevaben II. Mehmed, Haliç'teki bütün gemilerin korsanlık yaptığını ve hasmane bir tutum gösterdiğini söyledi.[113]Hammer, s. 288 Haliç surlarının hasar görmemesinden dolayı rahatlayan Bizanslılar, yoğun ateş altındaki gemilerini korumak için 3 Mayıs'ta Haliç surlarına iki adet top yerleştirdi. Açılan ateş sonucunda iki Osmanlı gemisi batırıldı.[114]Uzunçarşılı, s. 422 Osmanlıların tepkisi ise karşı kıyıya üç top getirerek bu iki topu ateş altına almak oldu, gece gündüz devam eden çatışmaya rağmen iki taraf da birbirinin toplarını imha edemedi.[31]"İstanbul Üzerine Hareket" başlıklı metin, Türk Tarih Kurumu.[115]Barbaro, s. 158
Haliç'te karşılıklı bombardıman devam ederken, St. Romanos civarındaki surlar da bombalanmaktaydı. Sayısı arttırılan yürüyen kuleler şehir surlarından yüksekti ve içlerine küçük toplar yerleştirilmişti, bu kuleler vasıtasıyla Osmanlı askerleri açılan gediklerin kapatılmasına mani oluyordu.[116]Özdek, s. 416 Surlardan düşen parçalarla dolan hendekler, Osmanlı ordusuna taarruz yapma fırsatı veriyordu.[113]Hammer, s. 288 Bizans savunması Osmanlılara kayıp verdirmeye devam ediyordu; dört yürüyen kule yakılmıştı.[113]Hammer, s. 288 Surların yeterince yıprandığını düşünen II. Mehmed, 6 Mayıs akşamı taarruz başlattı. Fakat sonuç alınamadı ve ağır kayıp veren ordu geri çekildi. Bu taarruzun ardından surların en yıpranmış bölgesi olan St. Romanos, 400 kadar Venedikli denizciyle takviye edildi.[31]"İstanbul Üzerine Hareket" başlıklı metin, Türk Tarih Kurumu.[114]Uzunçarşılı, s. 422 Bundan sonra topçu ateşi Kaligaria Kapısı (Eğri Kapı) ile Blakernai Sarayı arasındaki surlara yoğunlaştı. 12 Mayıs günü açılan gediklere giren Osmanlı ordusu, başlarda üstün geldiyse de Bizans ihtiyat güçlerinin yetişmesi sonucu püskürtüldü. Ardından tekrar taarruz yapıldı; bunda da Kaligaria'dan yardıma gelen bin kişilik Bizans kuvveti sebebiyle Osmanlılar sonuç alamadan geri çekildi.[31]"İstanbul Üzerine Hareket" başlıklı metin, Türk Tarih Kurumu.[114]Uzunçarşılı, s. 422
Şehir savunması son taarruzları da püskürtmüştü ancak kıtlık başlamıştı.[117]Barbaro, s. 157 Papa Nicholas'ın söz verdiği Jacomo Loredan komutasındaki 30 kalyonluk filodan haber yoktu, İmparator Konstantin filonun ne zaman yetişeceğini öğrenmek üzere bir tekneyi gönüllü 10 kişiyle birlikte Euboea Adası'na (Eğriboz Adası) gönderdi.[13]Greece.org web sitesi, "The Fall of Constantinople, 1453" başlıklı web sayfası. (08.03.2015 tarihinde görüntülendi)[118]Barbaro, s. 158-159 Osmanlı bayrağı çeken tekne, hiç kimseye yakalanmadan adaya ulaştı ve filonun gelmediğini gördü. Döndüklerinde şehrin düşmüş olmasından endişelenen gönüllüler, imparatora haberi ulaştırmayı gerekli gördü ve şehre geri döndü. Kuşatma sırasında şehirde bulunan Venedikli doktor Barbaro, filonun gelmediğini öğrenen Konstantin'in ümitlerini yitirdiğini ve ağladığını yazmaktadır.[119]Barbaro, s. 160
Surlardaki direncin zayıflaması sebebiyle 13 Mayıs günü kaptan Trivixan ve askerleri gemilerini terkederek surlarda konuşlandı.[120]Barbaro, s. 165 Ertesi gün II. Mehmed, Haliç surlarına ve Bizans gemilerine ateş açan Galata'daki topların Blaherne Sarayı yakınlarına getirilmesini emretti. Bu toplar o güne kadar 91 kiloluk güllelerle 212 atış yapmıştı.[120]Barbaro, s. 165 Bizans tarafı ise kuşatma boyunca en fazla hasarı alan St. Romanos Kapısını tehlikede görerek 300 kadar piyade ve arbaletli askerle takviye etti.[121]Barbaro, s. 166 16 Mayıs gecesi birkaç küçük Osmanlı gemisi süratle Haliç'e ilerledi, buna anlam veremeyen Bizans ve müttefik denizcileri gemilerde Osmanlı'dan kaçan Hristiyanların olduğunu zanneti ve ateş açmadı; fakat yaklaşan gemiler saldırınca karşılık verildi. İki tarafın da kaybı olmadı.[121]Barbaro, s. 166 17 Mayıs'ta beş Bizans gemisi Haliç'in ağzına yaklaşarak zincir dışındaki Osmanlı donanmasına ateş açtı; yetmişten fazla gülle atıldıysa da herhangi bir isabet kaydedilemedi.[122]Barbaro, s. 168 19 Mayıs sabahı Osmanlı ordusu, surlardan yüksek bir yürüyen kuleyi Adrianapolis Kapısı yakınlarına getirdi. Kat kat öküz/deve derisiyle kaplanmış ahşap bir iskeletten oluşuyordu ve iskeletin boşlukları toprakla doldurulmuştu, ok taş ve ufak güllelerin zarar veremediği bu kule sayesinde surdaki askerlere ok atılırken hendekler de toprakla dolduruldu.[28]"İstanbul'un Fethi", bizimsahife.org sitesi.[123]Barbaro, s. 170 Aynı gün Osmanlı ordusu Haliç'in daraldığı yerde birbirine bağlanmış fıçılardan oluşan bir köprü inşa etti; Bizanslıların açabileceği bir ateşle yok edilmemesi için Haliç surlarındaki Kynegos Kapısı'na uzatılmadı. Bizans tarafı, yarım kalmış bu köprünün Kynegos Kapısı'na uzatılması ihtimaline karşın Haliç surlarına asker konuşlandırmak zorunda kaldı.[28]"İstanbul'un Fethi", bizimsahife.org sitesi.[124]Barbaro, s. 171 21 Mayıs'ta bütün Osmanlı donanması Haliç önlerine geldi, genel taarruzun başlayacağını zanneden şehir halkı paniğe kapıldı ve kiliselerde çanlar çalındı; fakat herhangi bir kara taarruzu olmadığı gibi Osmanlı donanması da birkaç saat sonra geri döndü.[125]Barbaro, s. 173 Kuşatma esnasında şehirde bulunan Venedikli doktor Barbaro'ya göre surlar aralıksız her gün bombalanmaktaydı; tarif ettiği bir top 544 kiloluk gülle atıyordu ve her atışı şehir içerisinde paniğe yol açıyordu.[126]Barbaro, s. 172
Yeraltı savaşları
16 Mayıs sabahı Kaligaria Kapısı civarında yeraltından sesler işiten muhafızlar, Osmanlı lağımcılarının tünel kazdığını fark etti ve bunu durdurmak üzere kendileri de bir tünel kazmaya başladı. Kısa süre içerisinde iki tünel buluşunca yeraltı savaşı başladı; Osmanlıların tünelini her ne pahasına olursa olsun yok etmekle görevli Bizans lağımcılarının kasten çıkarttığı yangın kendileriyle beraber Osmanlı lağımcılarının da ölümüne, her iki tünelin de çökmesine sebep oldu.[108]Özdek, s. 413[127]Barbaro, s. 167-168 Tünel girişimi önlenmişti ancak şehir halkıyla beraber İmparator Konstantin endişeye kapılmıştı; henüz keşfedilmemiş Osmanlı tünelleri olabilirdi.[127]Barbaro, s. 167-168 Nitekim 21 Mayıs günü Osmanlı lağımcıları, gözetleme kulelerinden yoksun Kaligaria Kapısı civarında ikinci bir tünel daha açtı ve o da şehirdekiler tarafından fark edildi; önceki tünelde olduğu gibi Bizans lağımcılarının yine yangın çıkartacağını tahmin eden Osmanlı lağımcıları fırsat vermeden kendi tünellerini ateşe vererek kendileriyle beraber Bizans lağımcılarının da ölümüne yol açtı.[127]Barbaro, s. 167-168[128]Barbaro, s. 173-174 Ertesi gün aynı yerde bir tünel daha keşfedildi; muhafızların döktüğü kızgın yağlar ile içerisindeki lağımcılar öldürüldü ve tünel ateşe verildi, aynı gün yakınlardaki henüz keşfedilmemiş bir Osmanlı tüneli çöktü. Şehri savunanlar arasında bulunan mühendis Jean Grant, başka tünellerin olup olmadığını öğrenmek için çalışmaya başladı ve kuşatmanın son haftasına girilirken her gün birkaç Osmanlı tüneli daha keşfedilir oldu;[129]Tahavi, s. 54 23-24-25 Mayıs günleri yine aynı yerde başka tüneller bulundu. 25 Mayıs'ta fark edilen tünel surların altına ulaşmıştı; imha edilmesi halinde surların çökmesi mümkündü; Bizans lağımcıları tüneli duvarla kapatmakla yetindi.[130]Barbaro, s. 177
Son hücum
İmparatora teslim teklifi
Haliç'e indirilen donanma, şehirde başlayan kıtlık, yeraltındaki savaşlar ve surlardan yüksek yürüyen kuleden sonra Osmanlı ordusunun son hücum için hazırlıkları başlamıştı; 23 veya 24 Mayıs günü II. Mehmed, eniştesi İsfendiyaroğlu Kasım Bey'i İmparator Konstantin'e elçi olarak gönderdi.[31]"İstanbul Üzerine Hareket" başlıklı metin, Türk Tarih Kurumu.[116]Özdek, s. 416[131]Hammer, s. 288-289[132]Uzunçarşılı, s. 423[133]Tahavi, s. 54-55 Teslim olmaları halinde Konstantin ve ailesinin arzu ettikleri yere güvenle gidebileceği, halkın canına ve malına dokunulmayacağı, son olarak Paleologos Hanedanı'yla dostane ilişkilerin kurulacağı ancak teslim olmazlarsa imparator ve diğer asillerin öldürüleceği, şehir halkının esir edileceği, orduya yağma için müsaade verileceği belirtiliyordu.[132]Uzunçarşılı, s. 423 İmparator şehri teslim etmeyi reddetti fakat vergi vermeye hazır olduğunu belirtti.[31]"İstanbul Üzerine Hareket" başlıklı metin, Türk Tarih Kurumu.[116]Özdek, s. 416[134]Tahavi, s. 55[132]Uzunçarşılı, s. 423[135]Hammer, s. 289 Konstantin-Mehmed arası diyalogdan hemen sonra 25 veya 26 Mayıs günü Macaristan Krallığı elçisi ordugâha geldi, kuşatmanın kaldırılmaması halinde Macar-Bizans ittifakının kurulacağını ve büyük bir Haçlı donanmasının da yola çıkmış olduğunu iletti. Bahsedilen Haçlı donanması, Konstantin'in beklemekte olduğu Jacomo Loredan komutasındaki donanmaydı ve Sakız Adası'na ulaşmıştı.[116]Özdek, s. 416[134]Tahavi, s. 55[136]Uzunçarşılı, s. 423-425 Bu tehditten sonra 27 Mayıs günü Osmanlı ordugâhında toplantı yapıldı; Sadrazam Çandarlı Halil Paşa'nın endişelerine rağmen kuşatmanın sürdürülmesine ve 29 Mayıs'ta son hücumun yapılmasına karar verildi.[137]Özdek, s. 417[138]Uzunçarşılı, s. 425[139]Hammer, s. 293 Macar elçisi hapsedildi, hücum kararı ve günü Osmanlı ordusuna duyuruldu; şehrin fethedilmesi halinde bütün askerlerin üç gün boyunca şehri yağmalama hakkına sahip olduğu padişah tarafından ilan edildi.[135]Hammer, s. 289[137]Özdek, s. 417[140]Tahavi, s. 56 Ayrıca padişah, surların üzerine çıkacak ilk askere ödül vereceğini fakat savaştan kaçanları da idam ettireceğini ilan etmişti; yağma izninin çıkmasından sonra Osmanlı ordusunda şenlikler başladı ve çadırlar, gemiler ışıklandırıldı; şehirdekiler duyacak biçimde tekbir sesleri yükselmekteydi.[28]"İstanbul'un Fethi", bizimsahife.org sitesi.[137]Özdek, s. 417[141]Barbaro, s. 178-179
Artık surlar geceleri de bombalanıyordu ve savunmacılara gedikleri kapatmak için fırsat verilmiyordu, 28 Mayıs'ta St. Romanos Kapısı'nda açılan bir gediğe giren Osmanlı birlikleri Cenevizli Giustiniani'nin birlikleriyle çarpıştı ve püskürtüldü. Çarpışma esnasında komutan Giustiniani'yle dövüşen Murad Paşa, Giustiniani tarafından öldürüldü.[142]Uzunçarşılı, s. 426 O gece halkın ve asillerin katılımıyla Ayasofya'da ayin yapılarak insanların görev yerlerine gitmesi için gün boyu çanlar çalındı.[13]Greece.org web sitesi, "The Fall of Constantinople, 1453" başlıklı web sayfası. (08.03.2015 tarihinde görüntülendi)[140]Tahavi, s. 56[142]Uzunçarşılı, s. 426[143]Barbaro, s. 181-182 Surların mazgallarına yerleştirilmek üzere Venedik elçisi Bailo tarafından getirtilen yedi araba dolusu kalkan, Bizanslı hamalların istediği paranın zamanında karşılanmaması sebebiyle yerleştirilemedi ve ertesi günkü son muharebede kullanılamadı.[144]Barbaro, s. 181 Sabah olmadan önce Giustiniani, hasar gören yerlerin tamiratıyla meşguldü ve harap haldeki St. Romanos Kapısı'nın ardına derin bir hendek ile siper yaptırdı. Giustiniani, yaptırdığı sipere yerleştirilmek üzere birkaç top istediyse de Megadük Notaras bunu reddetti.[145]Hammer, s. 290
Muharebe

Sultan Mehmed ordusunu üç gruba ayırmıştı; ilk grup yaşlılardan ve Hristiyanlardan, ikinci grup orduya katılmış Müslüman köylülerden ve azablardan, üçüncü grup ise yeniçerilerden oluşmaktaydı. Her grubun yaklaşık 50 bin askerden oluştuğu kaydedilmiştir.[146]Barbaro, s. 183-184[147]Hammer, s. 294 Ordunun büyük kısmı ağır hasarlı St. Romanos Kapısı önlerindeydi. İmparator Konstantin ve Giustiniani de bu hattı savunmak üzere birlikleriyle beklemekteydi.[147]Hammer, s. 294 29 Mayıs Salı günü güneş doğmadan Osmanlı ordusu namaz kıldı ve mehter takımı hücum marşı çalmaya başladı.[147]Hammer, s. 294[148]Barbaro, s. 205 Yaşlılardan ve Hristiyanlardan oluşan ilk grubun öncelikli görevi merdivenleri surlara taşımak idi. Güneş doğmadan muharebe başlamıştı fakat surlara dikilen merdivenler derhal Bizans askerleri tarafından devriliyor, surlara yaklaşan askerler de fırlatılan taşlarla ve oklarla öldürülüyordu. Bu grubun taarruzu iki saat sürdü.[149]Uzunçarşılı, s. 427 Çoğunluğu imha edilen bu grup, ordugâha doğru kaçmaya başladı. Fakat bir gün önce II. Mehmed'in verdiği emir uygulandı; kaçmakta olan askerler kılıçtan geçirildi ve surlara geri dönmeleri için zorlandı.[150]Barbaro, s. 184 Sıra ana muharip askerlerden oluşan ikinci gruptaydı, bu grubun da hücumu başladı. Saldırı giderek St. Romanos civarında yoğunlaşıyordu fakat ikinci grubun askerleri bir türlü surlara çıkamıyor, merdivenleri dikemiyordu. Bizans askerleri kızgın yağ, grejuva, ok ve taş kullanarak bütün saldırıları püskürtüyordu.[151]Özdek, s. 420 İkinci grup da bitkin düşmekteydi ve bu durum Bizans kuvvetlerinin morali üzerinde olumlu etki yaratıyordu; bir buçuk saatlik savaşın ardından ikinci gruptan da bazı askerler geri kaçmaya başladı. Savaştan kaçanlar da yine komutanlarının infazlarıyla karşılaştı ve Sultan II. Mehmed, birkaç kaçak askeri topuzuyla cezalandırdı. II. Mehmed elinde kalan son grup olan yeniçerileriyle birlikte surlara yaklaştı.[149]Uzunçarşılı, s. 427[152]Barbaro, s. 185[153]Hammer, s. 294-295 Bizans birlikleri artık yorgun düşmüştü, dinç ve tecrübeli yeniçeriler saflarını bozmaksızın surlara ulaştı; bir gece önce karşı taarruz için Konstantin'in emriyle açılan Kerkoporta Kapısı, elli kadar Osmanlı askerinin içeri girmesine olanak sağlayınca Bizans askerlerinin morali bozuldu.[154]Uzunçarşılı, s. 428[155]Hammer, s. 295 O esnada büyük Osmanlı topu ateşlendi ve yeniçerilere bir geçit açıldı, toz bulutunun içerisinde yeniçerilerle Bizans askerlerinin çarpışması başladı. Gözetleme kulesine girmeyi başaran Osmanlı askerlerini imha eden ve yeniçerileri de püskürttüğünü gören Bizans askerleri zafer sevinci yaşamaya başladı ancak Osmanlı topu tekrar ateşlendi; geride kalan Osmanlı birliklerinin taarruzu başlamıştı.[156]Barbaro, s. 187 Direnci kalmayan ilk sur Osmanlıların eline geçti, azabların da desteğiyle burayı sağlama alan yeniçeriler var güçleriyle ikinci sura yönelik saldırıyı başlatmıştı.

Her iki sur da harap haldeydi ve çarpışmalar sürüyordu. Bu esnada Cenevizli komutan Giustiniani ağır yaralandı, İmparator Konstantin'in ricalarına rağmen yarasının tedavisi için limana götürüldü.[149]Uzunçarşılı, s. 427[157]Tahavi, s. 57[158]Barbaro, s. 189 Komutan Giustiniani'nin yaralandığı haberi Bizans birliklerinde bozguna yol açtı, Bizanslı askerler şehrin sokaklarında kaçışmaya başladı; Venedik ve Ceneviz askerleri de gemilerine binip kaçmak üzere limana yöneldi.[151]Özdek, s. 420[158]Barbaro, s. 189 Bozgunun etkisiyle güneydeki Piyi Kapısı da düştü, Osmanlı askerlerinin yağması başlamıştı. Ordunun ağırlığı şehrin merkezine doğru ilerlemekteydi, oradaki zenginlikler daha fazlaydı ve sancaktarlar bir an önce Osmanlı bayraklarını dikmek istiyordu.[159]Barbaro, s. 190 Öğle olduğunda şehir düşmüş ve yağma başlamıştı ancak Haliç surlarında, Vasileos, Leon, Alexius burçlarında direniş devam ediyordu; daha sonra Haliç surları düşürüldüyse de üç burç direnmeye devam etti, Giritli denizciler tarafından savunulan bu üç burç vire ile teslim oldu ve denizcilere evlerine dönmeleri için II. Mehmed tarafından izin verildi.[13]Greece.org web sitesi, "The Fall of Constantinople, 1453" başlıklı web sayfası. (08.03.2015 tarihinde görüntülendi)[154]Uzunçarşılı, s. 428
Şehir düşerken İmparator Konstantin'e ne olduğu konusunda kesin bilgi bulunmamaktadır. Kaynakların çoğunluğu Konstantin'in savaşırken yüzünden ve sırtından aldığı kılıç darbeleriyle öldürüldüğünü belirtmektedir.[13]Greece.org web sitesi, "The Fall of Constantinople, 1453" başlıklı web sayfası. (08.03.2015 tarihinde görüntülendi)[160]Tahavi, s. 57-58[161]Hammer, s. 296 Kaçışan askerlerin altında ezilerek öldüğü,[154]Uzunçarşılı, s. 428 kaçma fırsatı bulduğu fakat kendini astığı,[162]Barbaro, s. 193 kesik başının Megadük Notaras tarafından tanındığı ve diğer Müslüman ülkelere gönderildiği[162]Barbaro, s. 193[163]Hammer, s. 301-302 de iddialar arasındadır. Küçük direnişlere rağmen şehirde yağma ve talan devam ediyordu; Osmanlı denizcileri de Galata'ya çıkarak Giudecca adlı Yahudi mahallesini yağmalamaya koyuldu. Sakız Adalı Leonard'a göre rahibeler tecavüze uğradı, manastır ve kiliseler yağmalandı; 50 ilâ 60 bin sivil köle edildi. Bazı kadınların tecavüze uğramamak için intihar ettiği belirtilmektedir.[164]Barbaro, s. 191[165]Hammer, s. 300[166]Uzunçarşılı, s. 429 Fakat bazı Osmanlı tarihçileri, sadece şüpheli görülenlerin öldürüldüğünü ve çoğu insanın sadece köle edildiğini yazmaktadır.[167]Öztürk, s. 137 Talandan kaçan bazı denizciler, kadırgalarıyla beraber denize açılmayı ve yağmayla meşgul olan Osmanlı donanmasını atlatmayı başarmıştı; İstanbul'un Fethi hakkında birçok bilgiye kaynaklık eden Sakız Adalı Leonard ve Niccolò Barbaro da kaçanlar arasındaydı.[168]Barbaro, s. 194-195 Yine de denizcilerin çoğunluğu esir edilmiş veya öldürülmüştü, kaptan Cabriel Trivixan esirler arasındaydı.[169]Barbaro, s. 195 O gün Konstantinopolis'te 300 bin Venedik dukası değerinde yağma yapıldığı tahmin edilmektedir.[170]Barbaro, s. 196
II. Mehmed, vezirleri ve komutanlarıyla birlikte St. Romanos Kapısı'ndan (Topkapı) şehre girdi.[171]Hammer, s. 299[172]Uzunçarşılı, s. 430[173]Özdek, s. 421 Ayasofya'nın önüne gelen II. Mehmed, secdeye kapanarak toprağı öptü ve kiliseye sığınan kalabalığın köle yapılmakla yetinileceğini söyleyerek dışarı çıkmalarını istedi; canlarına dokunulmadı.[167]Öztürk, s. 137[172]Uzunçarşılı, s. 430[173]Özdek, s. 421 Ayasofya'daki mozaikleri ve değerli mermerleri incelediği tarihî kaynaklarda geçmektedir. Bu sırada mermerleri sökmeye çalışan bir askeri görünce tepki gösterdi ve şehirdeki binaların kendi mülkü olduğunu söyledi.[171]Hammer, s. 299[174]Öztürk, s. 140 Hücumdan önce askerlere verdiği üç günlük yağma iznine rağmen yağma ve talanın derhal bitirilmesini, itaat etmeyenlerin idam edilmesini emretti.[13]Greece.org web sitesi, "The Fall of Constantinople, 1453" başlıklı web sayfası. (08.03.2015 tarihinde görüntülendi)[175]Uzunçarşılı, s. 431
Marmara surlarını savunan Şehzade Orhan, şehrin düştüğünü anlayınca surlardan aşağı atlayarak intihar etmiş ve başı II. Mehmed'e götürülmüştür.[166]Uzunçarşılı, s. 429[176]Hammer, s. 301 Megadük Notaras tutuklandı, sonra da idam edildi.[177]Hammer, s. 297 Kuşatma boyunca Konstantin'in yanında çarpışan Giustiniani ise yaralarından dolayı öldü.[178]Hammer, s. 303 İki tarafa destek veren Galata'daki Ceneviz kolonisi sakinleri diğerleri gibi saldırıya uğramaktan korkuyordu ancak Zağanos Paşa'nın telkinleriyle sakinleştirildiler, Vali Giovanni Lomellino, Galata'yı Osmanlılara teslim etti.[179]Tahavi, s. 59[180]Hammer, s. 302 II. Mehmed'in öldürmekle tehdit ettiği Paleologos ailesi ve birçok asil, Osmanlı donanmasının yağmayla meşgul olmasından istifade ederek Mora'ya kaçtı.[175]Uzunçarşılı, s. 431 Yine de kaçamayan asillerin canına dokunulmadı, esir alınan 29 Venedikli asil 800 ilâ 2000 duka altın fidyeyle serbest bırakıldı,[181]Barbaro, s. 199 Konstantin'in yeğeni Osmanlı sarayında yaşamına devam etti ve İslamı seçerek Mesih Paşa ismiyle sadrazamlık yaptı.[182]Tektaş, s. 79-80
Sonuçları

İstanbul
Hristiyanların şehirde kalabileceği duyuruldu, İslam hukukuna göre yargılanmadılar, ibadetlerini özgürce sürdürdüler ancak ata binmeleri, silah taşımaları ve askerlik yapmaları yasaklandı.[183]Gündüz, s. 59 Scholarius adlı bir rahip, II. Gennadios ismiyle patrik seçildi ve II. Mehmed'ten bir takım imtiyazlar aldı; patrik tarafından Ortodokslara özel mahkemeler kurulabilecekti ve bu mahkemelerin üyeleri de ruhbanlardan seçilecekti.[184]Gündüz, s. 60[185]Uzunçarşılı, II. Cilt, s. 30 1461'de II. Mehmed tarafından Ermeni Patrikhanesi kuruldu ve Bursalı I. Hovagim patrik olarak seçildi. Ortodoks patriği gibi Ermeni patriği de imtiyazlar aldı; Süryani, Habeş ve Kıpti kiliseleri bu patrikhaneye bağlandı.[186]Gündüz, s. 61 Yahudilere de haklar tanındı, Osmanlı himayesindeki ilk hahambaşı Moş Kapsari oldu.[186]Gündüz, s. 61
Padişahın koruyucu tutumu sayesinde Ayasofya tahrip edilmedi, daha sonra Ayasofya'nın camiye çevrilmesi sebebiyle mozaiklerinin sökülmesi icap etti ancak sultanın emriyle mozaikler sökülmeyerek kireçle kaplandı.[174]Öztürk, s. 140 1847-1849 arası tamiratta Bizans mozaiklerinin korunmuş olduğu görüldü.[187]Öztürk, s. 138 Çan kuleleri yıkılmadı, geçici olarak ahşap minareler eklendi. Günümüzdeki minareler II. Selim zamanında inşa edilmiştir.[188]Öztürk, s. 142 Ayasofya'yla beraber çok sayıda kilise ve manastır camiye ve medreseye çevrildi.[188]Öztürk, s. 142 Medreselerde eğitim vermeleri ve bilim çalışmaları yapmaları için Semerkant, Bağdat, Kahire, Şam, Buhara gibi şehirlerden âlimler davet edildi. Daha sonra tamamlanan Sahn-ı Seman Medresesi'ne gelir getirmesi için bazı binalar ve araziler bağışlandı.[189]Gündüz, s. 57
İstanbul'da Osmanlı hâkimiyetinin başlamasıyla beraber, demografik yapı da ciddi değişime uğradı. Şehir fethedildiğinde nüfusunun 30 ilâ 40 bin arasında olduğu tahmin edilmektedir.[190]Gündüz, s. 55 Başta sanatkârlar olmak üzere birçok insanın İstanbul'a iskân edilmesi emredildi; gönüllü gelenlerin istedikleri mülke sahip olabileceği duyurusundan sonra birçok insan şehre yerleşti. İstanbul çevresindeki tarım arazilerinin işlenmesi için Avrupa'da esir alınan insanlar getirildi. Bunun haricinde isyan tehlikelerinin olduğu Konya, Karaman ve Aksaray yörelerinden de mecburi iskân yapılmıştır.[190]Gündüz, s. 55[191]Kuban, s. 30 1477 yılında İstanbul'un nüfus sayımı yapıldığında ortaya çıkan tablo şöyleydi;
Ek olarak İstanbul ile Galata'da toplam 16.324 ev ve 3.927 dükkân kaydedilmiştir.[191]Kuban, s. 30
Osmanlı Devleti
Çandarlı Halil Paşa'nın idamı
Osmanlı Devleti için İstanbul'un Fethi'nin sonuçlarından ilki, 1 Haziran 1453'te Sadrazam Çandarlı Halil Paşa'nın azledilmesi oldu. Çandarlı Halil Paşa'nın kuşatma sırasında ordudaki olumsuz söylentilere sebep olduğu ve Bizans'tan rüşvet aldığı düşünülmekteydi ancak herhangi bir kanıt bulunamadı.[139]Hammer, s. 293 Şehir düştükten sonra Megadük Lukas Notaras'ın, Çandarlı'nın Bizans'la hep iletişim içerisinde olduğunu padişaha söylemesi üzerine şüpheler kuvvetlendi ve sadrazamın mallarına el konuldu, düzenlenen divan toplantısında azledildiği bildirilerek hapse atıldı.[47]Tektaş, s. 44[192]Özdek, s. 424 Olayı yorumlayan tarihçilerin genel kanısı, Osmanlı Devleti'ne hizmet eden Çandarlı ailesiyle Osmanlı hanedanı arasındaki rekabetin bu idama yol açtığı yönündedir.[47]Tektaş, s. 44[189]Gündüz, s. 57[192]Özdek, s. 424[193]Uzunçarşılı, s. 436-437[194]"Kuşatma 1453" (2010), Timaş Yayınları, Oktay Tiryakioğlu. Sayfa 280.[195]Uzunçarşılı, II. Cilt, s. 33-34
Yedikule Zindanlarına kapatılan Çandarlı Halil Paşa, zindandaki ilk günlerinde nazik muamele gördü. Kendisinden önce idam edilmiş başka bir vezir olmadığı ve ailesi, kısa aralıklarla 154 yıldır iktidarda olduğu için son ana kadar idam edileceğine inanmadı.[194]"Kuşatma 1453" (2010), Timaş Yayınları, Oktay Tiryakioğlu. Sayfa 280. Çandarlı, azlinden kırk gün sonra, 10 Temmuz 1453'te Edirne'de infaz edildi.[47]Tektaş, s. 44[192]Özdek, s. 424[195]Uzunçarşılı, II. Cilt, s. 33-34
İdamından önce gözlerine mil çekilirken, cellat: "Padişahın yüzüne dik bakanların akıbeti işte budur." dediğinde, "Zağanos'un bayramı olsun, ahirette iki elim yakasındadır." dedi.[194]"Kuşatma 1453" (2010), Timaş Yayınları, Oktay Tiryakioğlu. Sayfa 280.
Çandarlı Halil'in 120.000 dukalık hazinesi ve tüm mal varlığı müsadere edildi. Kuşatmanın sürdürülmesini destekleyen devşirme Zağanos Paşa sadrazam oldu, yüksek devlet kadrolarına devşirmeler yerleştirildi ve böylece devlet üzerinde Osmanlı hanedanının otoritesi kurulmuş oldu.[194]"Kuşatma 1453" (2010), Timaş Yayınları, Oktay Tiryakioğlu. Sayfa 280.[196]Gündüz, s. 58 Diğer Türk soyluların da Osmanlı hanedanına rakip olmasından endişelenen II. Mehmed, birçoğunun mallarına el koydu ve Türk aristokrasisi saf dışı bırakıldı.[197]Gündüz, s. 57-58 Hanedanına rakip aile bırakmayan II. Mehmed, halk arasında "Fatih" diye anılır oldu. Fatih Sultan Mehmed artık divan toplantılarına katılmıyor ve halkla teması eskiye nazaran düşük tutuyordu; böylece Osmanlı padişahlarının halktan kopuk yaşamı başlamış oldu.[198]Gündüz, s. 62[199]Uzunçarşılı, s. 437
Düzenlenen seferler

Osmanlıların İstanbul'u almasından sonra II. Mehmed Memlûk Sultanlığı'na,[200]Ateş, s. 14 Memlûk himayesindeki Mekke şerifine,[201]Ateş, s. 24 Karakoyunlulara[202]Ateş, s. 36 fetihnâmeler gönderdi ve bu devletlerden cevap olarak hediyeler, tebrikler geldi.[203]Ateş, s.21/33/44 Ayrıca İstanbul'un fethi, Memlûk Sultanlığı'nda şenliklerle kutlandı.[204]Ortaylı, İlber. Doğu’nun ve Batı’nın efendisi Fâtih Sultan Mehmed. Kronik Kitap, 2025, s. 140. Avrupa'da ise genellikle mücadele hakimdi; Fransa Krallığı ile İngiltere Krallığı arasındaki Yüz Yıl Savaşları yeni bitmiş, savaştan mağlup çıkan İngiltere'de York-Lanchester hanedanları arası mücadeleyle iç savaş çıkmış, İskandinavya'da da Danimarka Krallığı ile İsveç Krallığı arasındaki savaş bitmemişti.[205]Uzunçarşılı, II. Cilt s. 26-27 Rodos'un hakimi Hospitalier Şövalyeleri haricinde bütün Avrupa devletlerinden tebrik için elçiler geldi, Sırp Despotluğu'nun elçisi hediye maksatlı iki kale anahtarı getirdi fakat II. Mehmed sinirlendi, iki kalenin zaten Osmanlı himayesinde olduğunu ve Sırpların Macaristan Krallığı'yla işbirliği yaptığını söyledi.[206]Uzunçarşılı, II. Cilt, s. 28[207]Uzunçarşılı, II. Cilt, s. 35[208]Özdek, s. 424-425 Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'nun desteğine rağmen Papa V. Nicolaus'un Haçlı girişimleri sonuç vermedi, bilakis Cenevizliler, Eflak Prensliği ve Mora Despotluğu Osmanlı'ya vergi vereceğini duyurmuş, Venedikliler de Osmanlı'yla ticarete başlamıştı.[206]Uzunçarşılı, II. Cilt, s. 28[209]Uzunçarşılı, II. Cilt, s. 29 Bundan sonra diğer Rum topraklarına ve Sırbistan'a yönelen Osmanlılar 1454-55 yıllarında Sırp Despotluğu üzerine sefer yaptı, Belgrad kuşatıldı ve Sırbistan tümüyle ilhak edildi.[210]Uzunçarşılı, II. Cilt, s. 35-41 Mora'da ise Konstantin'in kardeşleri Tomas ile Dimitrios taht kavgasına girişti ve tam bu sırada Osmanlıların seferi başladı, 1458'de imzalanan anlaşma ile Korint teslim oldu fakat güney kesim despotluğa ve Venediklilere bırakıldı;[211]Uzunçarşılı, s. 44 üç ay sonra despotluktaki taht kavgası tekrar başlayınca Tomas üstün geldiyse de on bin duka altınlık vergisini vermeyince II. Mehmed taarruza geçti; her iki kardeşin de bütün kaleleri ele geçirildi ve Mora Despotluğu yıkıldı.[212]Uzunçarşılı, II. Cilt, s. 45-46 Dimitrios Osmanlı himayesinde yaşamaya başladı, rakip kardeşi Tomas Avrupa'ya kaçtı ve Bizans tacını VIII. Charles'a satmak zorunda kaldı.[213]Uzunçarşılı, II. Cilt, s. 46 Mora meselesi, Osmanlı-Venedik ilişkilerinin bozulmasına yol açtı ve 1463'te Venedik donanması iki kez Mora'ya saldırdı.[213]Uzunçarşılı, II. Cilt, s. 46 Mora ile Sırbistan'ın ilhakından sonra Osmanlılar, vergi veren Limni, Midilli, Gökçeada, Eğriboz, Semadirek, Taşoz adalarını ele geçirdi.[214]Uzunçarşılı, II. Cilt, s. 49-56
Osmanlı Devleti'nin kurumsallaşmasına katkıları
Bazı tarihçilere göre İstanbul'un fethedilmesi ile Orta Çağ kapanmıştır. 29 Mayıs 1453 tarihinde İstanbul'a giren Osmanlı Devleti devletlikten imparatorluğa geçiş yapmıştır.
İstanbul'un başkent olması ile İslam coğrafyasının merkezi durumuna gelmiştir. İslam coğrafyasında bulunan bilim adamları ve Müslüman din alimleri İstanbul'a gelmeye başlamışlardır.
Osmanlı İmparatorluğu İstanbul Boğazı'nın kontrol edilmesi ile ticaret yollarını ele geçirmiştir. Ticaretin merkezi durumuna gelmiştir.
İstanbul’un fethi ile sadece Müslümanlardan oluşan bir devlet değil farklı milletlerden oluşan bir yapıya geçmiştir.
Kurulmaya başlanan medreseler ve eğitim kurumları ile kurumsallaşmaya başlanmıştır.
Bizans İmparatorluğu’nun sahip olduğu tecrübelerden yararlanarak imparatorluğun yönetimi ve gelişmesine katkı sağlamışlardır.
II. Mehmet
Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u fethettikten sonra Kayser-i Rûm unvanını, başka bir deyişle Roma İmparatoru unvanını almıştır. Basılan yeni paralarda da Yunanca olarak "Bizans İmparatoru" unvanını kullanmıştır. Bu unvan Batı dünyasınca da kabul edilmiştir ki 1481 tarihinde Rönesans sanatının bazı açılardan nadide örneklerinden olan ve II. Mehmet'e hediye edilen Medici Madalyonu'nda da "Bizans İmparatoru" unvanı yer almaktadır. II. Mehmet kendisini Roma İmparatoru olarak görmekte ve devletini de Roma İmparatorluğu'nun varisi saymaktaydı. Bu ideal doğrultusunda İstanbul'dan sonraki ikinci hedefi de Roma şehriydi.
Efsaneler ve söylentiler
53 günlük kuşatma çeşitli söylentilere de yol açtı.
Stavros Sütunu — Bizanslı birçok falcının kehanetine göre kuşatmanın galibi Osmanlılar olacak fakat Osmanlı birlikleri Stavros Sütunu'na geldiklerinde bir melek elinde kutsal bir kılıçla gökten inerek bu kılıcı sıradan bir Bizanslıya verecek ve kılıç sayesinde Osmanlılar İran'a kadar sürülecekti.[23]Öztürk, s. 136 Bu kehanet sebebiyle birçok insanın Ayasofya'ya sığındığı tahmin edilmektedir çünkü Ayasofya Stavros Sütunu'nun gerisindeydi.
Ayasofya'daki keşiş — Muharebeden sonra Ayasofya'yı inceleyen II. Mehmed, rivayete göre iniltiler duydu ve bunun kaynağını bulmaları için askerlerini görevlendirdi. Ayasofya'nın mahzeninden çıkartılarak padişahın huzuruna getirilen keşiş İmparator Konstantin'in falında yenilgi gördüğü için mahzene atıldığını söyledi.[215]Emeksiz, s. 153
Molla Fenari'nin kehaneti — Osmanlı tarafındaki bir diğer rivayete göre II. Murad başkanlığında divan toplantısı yapılırken, Şeyhülislam Molla Fenari[216]Özdek, s. 470-471 dışarıdaki bir çocuğu izlemekteydi. II. Murad'ın uyarısı üzerine cevap veren Molla Fenari İstanbul'u fethedecek kişinin bu çocuk olduğunu söyledi. Kuyu başındaki çocuk II. Mehmed idi. Hacı Bayram-ı Veli ve Akşemseddin'in de aynı kehanette bulunduğu belirtilmektedir.[217]Emeksiz, s. 154[218]Özdek, s. 472
Pişmiş balık söylentisi — Bizans tarafındaki yaygın bir inanışa göre felaket zamanı tavada pişirilmekte olan balıklar denize dönmek için çaba sarf eder ve tavadan atlamaya çalışırdı. Rivayete göre 29 Mayıs günü bir manastırda Rum papazlar balık pişirmekteydi ve surların düştüğü haberi duyulunca balıklar tavadan çıkarak yandaki havuza atladı.[219]Emeksiz, s. 155
Cibali efsanesi — Mısır'da şeyhlik yapan Cebe Ali, üç yüz dervişiyle birlikte Anadolu'ya gelir ve Osmanlı ordusuna katılır. Kuşatma sırasında ekmek yapmakla görevlendirilen Cebe Ali, rivayete göre tek fırından yüz binlerce kişiye ekmek çıkartır ve söylentiler ordu içerisinde dolaşır. 29 Mayıs günü üç yüz dervişiyle birlikte Haliç'i geçen Cebe Ali, Haliç surlarının önüne çıkar ve burada öldürülür. Öldüğü yer onun ismiyle anılır; günümüzde Cibali semtinin ismi buradan gelmektedir.[220]Emeksiz, s. 156
Ulubatlı Hasan — Birçok kaynakta ismi geçen Ulubatlı Hasan'ın gerçek olup olmadığı kesin değildir. Rivayete göre son hücum yapılırken Kaligaria Kapısı (Eğrikapı) surlarına 30 arkadaşıyla birlikte tırmanan Hasan, burcun tepesine çıkmayı başardı. Burca çıktığında 18 arkadaşı ölmüştü, palasıyla muhafızları deviren Hasan, Osmanlı bayrağını burcun tepesine dikti. Savaşçıların bütün dikkatini üzerinde toplayan Hasan'a 30-40 kadar ok saplandı fakat Hasan bayrağı dimdik tutmaya devam etti. Bu olay Osmanlı ordusunda şevke yol açtı, morali bozuk askerler taarruza geçti ve surlar aşıldı.[28]"İstanbul'un Fethi", bizimsahife.org sitesi.[31]"İstanbul Üzerine Hareket" başlıklı metin, Türk Tarih Kurumu.[151]Özdek, s. 420[155]Hammer, s. 295[220]Emeksiz, s. 156
Yavedud Sultan — Rivayete göre kuşatma altındaki Konstantinopolis'te Yavedud adında bir aziz şehrin düşmemesi için her gün dua etmekteydi. Şehrin uzun süre dayanmasının sebebi olduğu düşünülen Yavedud Sultan, 29 Mayıs'ta ölmüştür.[221]Emeksiz, s. 156-157 Cesedini bulan Osmanlılar cesedini yıkayarak tabuta koymuş ve törenle defnetmiştir; defnedilirken mezarından "Yavedud" sesi duyulduğu rivayet olunur.[222]Emeksiz, s. 158
Ebu Eyyûb el-Ensarî'nin mezarı — MS 672 yılında Konstantinopolis'i kuşatırken ölen Ebu Eyyûb el-Ensarî'ye ait olduğu düşünülen mezar fetihten sonra Akşemseddin tarafından bulunmuştur. II. Mehmed'in emriyle buraya tekke ve medrese yapıldı; Eyüp Sultan Camii'nin temelleri atıldı. Rivayete göre orada yaşayan bir çoban, hayvanların bu bölgeye girmekten kaçındığını söyledi.[218]Özdek, s. 472[223]Emeksiz, s. 157
II. Mehmed'in bedduası — Şehirde yaşayan bir kâhine danışan padişah şehrin Osmanlılarda kalıp kalmayacağını sordu. Kâhin şehrin hiçbir zaman savaşla işgal edilmeyeceğini fakat zamanla şehirdeki malların ve mülklerin yabancılara satılacağı, bir zaman sonra şehrin adeta yabancı toprağı olacağını söyler. Bunu duyan padişahın sinirlenerek "Kendi arazisini yabancılara satanlar Allah'ın gazabına uğrasın" dediği rivayet edilir.[224]Emeksiz, s. 159
İstanbul'un ismi
Günümüzde yaygın adıyla bilinen İstanbul'un isim kökeni hakkında farklı bilgiler mevcuttur. Niğbolu Muharebesi'nde esir düştükten sonra Osmanlıların hizmetine giren Johannes Schiltberger, anılarında Bizans hakimiyetindeki İstanbul'a ve İstanbul halkının yaşamına yer vermiştir.[225]Schiltberger, s. 175-186 Schiltberger'in anılarına göre 1453'ten önce Rumlar şehre "İstimboli", Türkler ise "Stanpol" demekteydi.[226]Schiltberger, s. 175 Galata, Rumlar ve Türkler arasında ortakça "Kalathan" diye adlandırılmaktaydı.[226]Schiltberger, s. 175 İstanbul Boğazı ise Rumlar arasında "Hellespont", Türkler arasında "Boghes" biçiminde bilinmekteydi.[227]Schiltberger, s. 176 Osmanlı hakimiyetindeki İstanbul, "Kostantiniyye" (Konstantin'in Şehri), "Stanpolis" (Şehre Doğru), "Dersaadet" (Mutluluk Şehri), "Asitane" (Büyük Dergah), "Makarr-ı Saltanat" (Saltanatın Merkezi) ve "Dârülhilâfe" (Hilâfet Merkezi) gibi farklı isimlerle anıldı. Genel olarak Osmanlı padişahları İstanbul için isim seçimi yapmadı, sadece III. Mustafa İslam Şehri anlamına gelen "İslambol"u kullanmaya gayret etti.[228]Hürriyet web sitesi, 21 Mart 2012 tarihli "'İstanbul' ismi nereden geliyor" haberi. (08.03.2015'te görüntülendi) Fetihten önce de Türkler tarafından yaygınca kullanılan ve "İstanbul" isminin kökeni olduğu tahmin edilen "Stanpol", Rumca iki kelimenin birleşiminden oluşmaktadır.[228]Hürriyet web sitesi, 21 Mart 2012 tarihli "'İstanbul' ismi nereden geliyor" haberi. (08.03.2015'te görüntülendi) Türkiye Cumhuriyeti döneminde resmî isim olarak sadece "İstanbul" seçildi.[228]Hürriyet web sitesi, 21 Mart 2012 tarihli "'İstanbul' ismi nereden geliyor" haberi. (08.03.2015'te görüntülendi) Tarih boyunca farklı dillerde İstanbul'a verilen isimler "Çargrad", "Konstantingrad", "Eskomboli", "Megali Polis", "Kalipolis", "Vizantion", "Nova Roma", "Alma Roma", "Bizantiya", "el-Mahsura" idi.[228]Hürriyet web sitesi, 21 Mart 2012 tarihli "'İstanbul' ismi nereden geliyor" haberi. (08.03.2015'te görüntülendi)
Popüler kültür
Baş rollerini II. Mehmed rolüyle Sami Ayanoğlu, Konstantin rolüyle Cahit Irgat ve Çandarlı Halil Paşa rolüyle Reşit Gürzap'ın paylaştığı 1951 yapımı siyah-beyaz ''İstanbul'un Fethi'' adlı film, fetih hakkındaki ilk Türk filmidir. 2012'de yayına giren Fetih 1453, yönetmeni Faruk Aksoy'un verdiği bilgiye göre 18.200.000$ bütçeyle en yüksek bütçeli Türk filmlerinden oldu.[229]Hürriyet web sitesi, 7 Mart 2012 tarihli "Ben rakam vermedim" başlıklı röportajı. (28.02.2015'te görüntülendi)[230]gazeteciler.com sitesi, 29 Mart 2012 tarihli "Fetih 1453'ün gerçek bütçesi belli oldu" başlıklı haberi. (28.02.2015'te görüntülendi) 17 ülkede vizyona giren Fetih 1453, toplamda 6.000.000'dan fazla seyirci tarafından izlendi.[231]Sabah web sitesi, 25 Mart 2012 tarihli "Gişede 6 milyonu geçti!" başlıklı haberi. (28.02.2015'te görüntülendi) 2013'te yayına giren Da Vinci's Demons (Da Vinci'nin Şeytanları) adlı ABD-Birleşik Krallık yapımı dizinin 4. bölümünde İstanbul'un Fethi anlatıldı.[232]Milliyet web sitesi, 6 Mayıs 2013 tarihli "'Da Vinci' İstanbul'un kuşatmasını böyle anlattı" başlıklı haberi. (28.02.2015'te görüntülendi)[233]alkislarlayasiyorum.com sitesi 15 Mayıs 2013 tarihli "Da Vinci Demons - İstanbul Diyaloğu" başlıklı paylaşım. (28.02.2015'te görüntülendi) 2006 yılında çekilen Alman yapımı Sturm über dem Bosporus (İstanbul Boğazı Üzerinde Fırtına), fethi ele alan bir belgeseldir.[234]İlgili belgeselin IMDb sayfası. (28.02.2015'te görüntülendi) Netflix tarafından 24 Ocak 2020 tarihinde yayınlanan 6 bölümlük dizi belgesel türündeki Rise of Empires: Ottoman isimli yapımda İstanbul'un Fethi anlatıldı.[235]Rise of Empires: Ottoman’ın resmi fragmanı yayınlandı.
Ayrıca bakınız
Kaynakça
- 1.Günümüzde adına "İstanbul" denen kadim kent, eski çağlarda Roma imparatoru I. Konstantin'e ithafen "Konstantinopolis" olarak bilinirdi. Osmanlı dünyası başta olmak üzere İslam dünyasında ise çoğunlukla "Kostantiniyye" olarak anılırdı.
- 2.Bu konuda iki görüş vardır: Bizans İmparatorluğu'nun MS 330 yılında I. Konstantin'in Roma İmparatorluğu'nun başkentini İstanbul'a taşındığında kurulduğunu varsayarsak, 330'dan 1453 yılına kadar geçen sürede imparatorluk 1123 yıl ayakta kalmış olur. Fakat imparatorluğun 395 yılında, Roma İmparatorluğu'nun Doğu ve Batı olarak ikiye bölündüğünde kurulduğunu varsayarsak, 395 yılından 1453'e kadar geçen sürede 1058 yıl ayakta kalmış olur.
- 3.Foster, Charles. The Conquest of Constantinople and the end of empire. Contemporary Review, 22 Eylül 2006. encyclopedia.com
- 4.Bazı kaynaklarda bu tarih 1411 olarak geçmektedir.
- 5.Genç, s. 27
- 6.Genç, s. 65
- 7.Genç, s. 189
- 8.Barbaro, s. 122
- 9.Genç, s. 192
- 10.Özdek, s. 411
- 11.Genç, s. 101
- 12.Genç, s. 147
- 13.Greece.org web sitesi, "The Fall of Constantinople, 1453" başlıklı web sayfası. (08.03.2015 tarihinde görüntülendi) greece.org
- 14.Özdek, s. 410
- 15.Algül, s. 49/64
- 16.Şimşirgil, s. 29/138/145
- 17."Fetih ve İstanbul" başlıklı metin, İBB. ibb.gov.tr
- 18.Tahavi, s. 43
- 19."Fetihten Önce İstanbul" başlıklı metin, İBB. ibb.gov.tr
- 20.Tahavi, s. 43-44
- 21.Hammer, s. 279
- 22.Uzunçarşılılı, s. 407
- 23.Öztürk, s. 136
- 24.O dönemde yaşayan Dukas'ın belirttiği bir ifadedir.
- 25.Uzunçarşılı, s. 406
- 26.Emeksiz, s. 152
- 27.Hammer, s. 275-276
- 28."İstanbul'un Fethi", bizimsahife.org sitesi. bizimsahife.org
- 29.Özdek, s. 410-411
- 30.Uzunçarşılı, s. 412
- 31."İstanbul Üzerine Hareket" başlıklı metin, Türk Tarih Kurumu. ttk.gov.tr
- 32.Barbaro, s. 120-121
- 33.Altaş, s. 82
- 34.Altaş, s. 83
- 35.Altaş, s. 84
- 36.TC Kültür Bakanlığı Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü: 19. Araştırma Sonuçları Toplantısı, Cilt II / s. 29-33. James Crow & Richard Bayliss & Paolo Bono. kulturvarliklari.gov.tr
- 37.Tektaş, s. 37
- 38.Özdek, s. 396
- 39.Tektaş, s. 38
- 40.Özdek, s. 399
- 41.Tektaş, s. 39
- 42.Özdek, s. 403
- 43.Tektaş, s. 40
- 44.Tektaş, s. 43
- 45.Özdek, s. 412
- 46.Uzunçarşılı, s. 404-405
- 47.Tektaş, s. 44
- 48.Özdek, s. 423-424
- 49.Tahavi, s. 77
- 50.Uzunçarşılı, s. 401-402 / 405
- 51."Boğazkesen Hisarı" başlıklı metin, Tayyip Gökbilgin. tayyibgokbilgin.info
- 52.Özdek, s. 407
- 53.Hammer, s. 263
- 54.Şimşirgil, s. 122
- 55."Rumeli Hisarı" başlıklı metin, bizimsahife.org (29.06.2014 tarihinde görüntülendi) bizimsahife.org
- 56."Rumeli Hisarı" başlıklı metin, mimarlikmuzesi.org (29.06.2014 tarihinde görüntülendi) mimarlikmuzesi.org
- 57.Uzunçarşılı, s. 403
- 58.Hammer, s. 264
- 59.Şimşirgil, s. 128
- 60.Hammer, s. 262
- 61.Barbaro, s. 101
- 62.Hammer, s. 267-268
- 63.Barbaro, s. 102
- 64.Tahavi, s. 45
- 65.Algül, s. 42
- 66.Şimşirgil, s. 126
- 67.Özdek, s. 409
- 68.Tahavi, s. 47
- 69.Hammer, s. 278
- 70.Uzunçarşılı, s. 408
- 71.Hammer, s. 265
- 72.Uzunçarşılı, s. 409
- 73.Hammer, s. 266-267
- 74.Barbaro, s. 129-130
- 75.Konstantinopolis'te imparatordan sonraki en yüksek mevki olarak görülmekteydi. Başkomutanlığa tekabül eder.
- 76.Barbaro, s. 131
- 77.Barbaro, s. 133
- 78.Tahavi, s. 46
- 79.Tahavi, s. 46-47
- 80.Uzunçarşılı, s. 413
- 81.Barbaro, s. 134
- 82.Uzunçarşılı, s. 414
- 83.Tektaş, s. 45
- 84.Uzunçarşılı, s. 415
- 85.Tahavi, s. 48
- 86.Uzunçarşılı, s. 416
- 87.Hammer, s. 279-280
- 88.İsmail Hakkı Uzunçarşılı, topun tamir edildiğini ve tekrar kullanıldığını yazmıştır.
- 89.Hammer, s. 280
- 90.Barbaro, s. 145-146
- 91.Hammer, s. 283
- 92.Hammer, s. 291
- 93.Barbaro, s. 139
- 94.Tahavi, s. 49
- 95.Uzunçarşılı, s. 417
- 96.Gemilerin sayısı hakkında belirsizlik bulunmaktadır. Bazı kaynaklar üç veya beş kalyon olduğunu belirtmektedir. Olayın tanığı Barbaro'nun verdiği sayı referans alınmıştır.
- 97.Barbaro, s. 140-141
- 98.Hammer, s. 284
- 99.Uzunçarşılı, s. 418
- 100.Barbaro, s. 143
- 101.Uzunçarşılı, s. 418-419
- 102.Hammer, s. 285
- 103.Hammer, s. 286
- 104.Barbaro, s. 147
- 105.Tahavi, s. 50
- 106.Uzunçarşılı, s. 421-422
- 107.Barbaro, s. 146
- 108.Özdek, s. 413
- 109.Hammer, s. 287
- 110.Barbaro, s. 149
- 111.Barbaro, s. 150-152
- 112.Barbaro, s. 153
- 113.Hammer, s. 288
- 114.Uzunçarşılı, s. 422
- 115.Barbaro, s. 158
- 116.Özdek, s. 416
- 117.Barbaro, s. 157
- 118.Barbaro, s. 158-159
- 119.Barbaro, s. 160
- 120.Barbaro, s. 165
- 121.Barbaro, s. 166
- 122.Barbaro, s. 168
- 123.Barbaro, s. 170
- 124.Barbaro, s. 171
- 125.Barbaro, s. 173
- 126.Barbaro, s. 172
- 127.Barbaro, s. 167-168
- 128.Barbaro, s. 173-174
- 129.Tahavi, s. 54
- 130.Barbaro, s. 177
- 131.Hammer, s. 288-289
- 132.Uzunçarşılı, s. 423
- 133.Tahavi, s. 54-55
- 134.Tahavi, s. 55
- 135.Hammer, s. 289
- 136.Uzunçarşılı, s. 423-425
- 137.Özdek, s. 417
- 138.Uzunçarşılı, s. 425
- 139.Hammer, s. 293
- 140.Tahavi, s. 56
- 141.Barbaro, s. 178-179
- 142.Uzunçarşılı, s. 426
- 143.Barbaro, s. 181-182
- 144.Barbaro, s. 181
- 145.Hammer, s. 290
- 146.Barbaro, s. 183-184
- 147.Hammer, s. 294
- 148.Barbaro, s. 205
- 149.Uzunçarşılı, s. 427
- 150.Barbaro, s. 184
- 151.Özdek, s. 420
- 152.Barbaro, s. 185
- 153.Hammer, s. 294-295
- 154.Uzunçarşılı, s. 428
- 155.Hammer, s. 295
- 156.Barbaro, s. 187
- 157.Tahavi, s. 57
- 158.Barbaro, s. 189
- 159.Barbaro, s. 190
- 160.Tahavi, s. 57-58
- 161.Hammer, s. 296
- 162.Barbaro, s. 193
- 163.Hammer, s. 301-302
- 164.Barbaro, s. 191
- 165.Hammer, s. 300
- 166.Uzunçarşılı, s. 429
- 167.Öztürk, s. 137
- 168.Barbaro, s. 194-195
- 169.Barbaro, s. 195
- 170.Barbaro, s. 196
- 171.Hammer, s. 299
- 172.Uzunçarşılı, s. 430
- 173.Özdek, s. 421
- 174.Öztürk, s. 140
- 175.Uzunçarşılı, s. 431
- 176.Hammer, s. 301
- 177.Hammer, s. 297
- 178.Hammer, s. 303
- 179.Tahavi, s. 59
- 180.Hammer, s. 302
- 181.Barbaro, s. 199
- 182.Tektaş, s. 79-80
- 183.Gündüz, s. 59
- 184.Gündüz, s. 60
- 185.Uzunçarşılı, II. Cilt, s. 30
- 186.Gündüz, s. 61
- 187.Öztürk, s. 138
- 188.Öztürk, s. 142
- 189.Gündüz, s. 57
- 190.Gündüz, s. 55
- 191.Kuban, s. 30
- 192.Özdek, s. 424
- 193.Uzunçarşılı, s. 436-437
- 194."Kuşatma 1453" (2010), Timaş Yayınları, Oktay Tiryakioğlu. Sayfa 280.
- 195.Uzunçarşılı, II. Cilt, s. 33-34
- 196.Gündüz, s. 58
- 197.Gündüz, s. 57-58
- 198.Gündüz, s. 62
- 199.Uzunçarşılı, s. 437
- 200.Ateş, s. 14
- 201.Ateş, s. 24
- 202.Ateş, s. 36
- 203.Ateş, s.21/33/44
- 204.Ortaylı, İlber. Doğu’nun ve Batı’nın efendisi Fâtih Sultan Mehmed. Kronik Kitap, 2025, s. 140.
- 205.Uzunçarşılı, II. Cilt s. 26-27
- 206.Uzunçarşılı, II. Cilt, s. 28
- 207.Uzunçarşılı, II. Cilt, s. 35
- 208.Özdek, s. 424-425
- 209.Uzunçarşılı, II. Cilt, s. 29
- 210.Uzunçarşılı, II. Cilt, s. 35-41
- 211.Uzunçarşılı, s. 44
- 212.Uzunçarşılı, II. Cilt, s. 45-46
- 213.Uzunçarşılı, II. Cilt, s. 46
- 214.Uzunçarşılı, II. Cilt, s. 49-56
- 215.Emeksiz, s. 153
- 216.Özdek, s. 470-471
- 217.Emeksiz, s. 154
- 218.Özdek, s. 472
- 219.Emeksiz, s. 155
- 220.Emeksiz, s. 156
- 221.Emeksiz, s. 156-157
- 222.Emeksiz, s. 158
- 223.Emeksiz, s. 157
- 224.Emeksiz, s. 159
- 225.Schiltberger, s. 175-186
- 226.Schiltberger, s. 175
- 227.Schiltberger, s. 176
- 228.Hürriyet web sitesi, 21 Mart 2012 tarihli "'İstanbul' ismi nereden geliyor" haberi. (08.03.2015'te görüntülendi) hurriyet.com.tr
- 229.Hürriyet web sitesi, 7 Mart 2012 tarihli "Ben rakam vermedim" başlıklı röportajı. (28.02.2015'te görüntülendi) hurriyet.com.tr
- 230.gazeteciler.com sitesi, 29 Mart 2012 tarihli "Fetih 1453'ün gerçek bütçesi belli oldu" başlıklı haberi. (28.02.2015'te görüntülendi) gazeteciler.com
- 231.Sabah web sitesi, 25 Mart 2012 tarihli "Gişede 6 milyonu geçti!" başlıklı haberi. (28.02.2015'te görüntülendi) sabah.com.tr
- 232.Milliyet web sitesi, 6 Mayıs 2013 tarihli "'Da Vinci' İstanbul'un kuşatmasını böyle anlattı" başlıklı haberi. (28.02.2015'te görüntülendi) milliyet.com.tr
- 233.alkislarlayasiyorum.com sitesi 15 Mayıs 2013 tarihli "Da Vinci Demons - İstanbul Diyaloğu" başlıklı paylaşım. (28.02.2015'te görüntülendi) alkislarlayasiyorum.com
- 234.İlgili belgeselin IMDb sayfası. (28.02.2015'te görüntülendi) imdb.com
- 235.Rise of Empires: Ottoman’ın resmi fragmanı yayınlandı. ranini.tv