Osmanlı hukuku
İçindekiler6



Osmanlı İmparatorluğu idaresindeki hukuki yapıya Osmanlı hukuku denir. Genelde çok kültürlülüğe uygun yargılama usulüyle öne çıkar.[1]Arşivlenmiş kopya. Hukuk anlayışı şer'i ve örfi olmak üzere iki temelde incelenmektedir.
Kanun

Osmanlı İmparatorluğu varlığı süresince birçok hukuk düzenini sentezlemiş ve Osmanlı hukukunu oluşturmuştur. Hükumdarın koyduğu kurallara kanun denirdi. Kanun, şeriatle, yani dini hukukla beraber yürütülmekteydi.[1]Arşivlenmiş kopya. Hukuk kuralları yerel özelliklere göre de esneklik gösteriyordu. Toprakların yönetimi ve sivil düzen konusunda yerel idareye haklar tanınıyordu. Böylelikle imparatorluk içindeki birçok unsurun adalet anlayışına cevap veriliyordu.[1]Arşivlenmiş kopya. Osmanlı İmparatorluğu'nun kompleks yapısı yeni kültürlerin uyumuna yönelik kanun hareketlerini gerektirmişti. Kültürel ve dini farklılıklar "millet" anlayışıyla imparatorluğa uygun hale getirildi.[2]Arşivlenmiş kopya.
Tanzimat Fermanı'yla (1839) tüm vatandaşların temel hakları güvence altına alınmıştır. 1850'de Fransa'dan esinlenilen yeni bir ticaret kanunu oluşturulmuştur.[3]İnalcık, Halil. Kuruluş ve imparatorluk sürecinde Osmanlı : [devlet, kanun, diplomasi]. Timaş Yayınları, s. 27-36. 1856 Islahat Fermanı ile karma mahkemelerin kurulması kabul edilmiştir. 1860 yılında devletin ve tüccarların seçtiği üyelerden oluşan nizamiyye mahkemeleri kurulmuştur. Kadılık yetkilerinin bir kısmı taşra meclislerine aktarılırken, şeriatın borç ve vazife konuları da laik nizamiyye mahkemelerine aktarılmıştır.[3]İnalcık, Halil. Kuruluş ve imparatorluk sürecinde Osmanlı : [devlet, kanun, diplomasi]. Timaş Yayınları, s. 27-36. 1868-1876 tarihlerinde yapılan çalışmalarla batılı tarzda ilk medeni hukuk olan ve hem şer'i hem de laik mahkemelerde kullanılan Mecelle ilan edilmiştir.[3]İnalcık, Halil. Kuruluş ve imparatorluk sürecinde Osmanlı : [devlet, kanun, diplomasi]. Timaş Yayınları, s. 27-36. Abdülaziz döneminde Divan-ı Ahkam-ı Adliye (Yargıtay) adlı bir yüksek mahkeme kurulmuştur. 1878'de de hukuk alanında uzman ihtiyacını karşılamak amacı ile Mekteb-i Hukuk-i Şahane (Hukuk Fakültesi) kurulmuştur.
Şer'i Hukuk
İslam'a göre düzenlenen kanunlardır. Kaynağı Kur’an, sünnet, icma ve kıyastır. Din ve yasama işleri Şeyhülislam’a aittir. Ancak Şeyhülislam’ın yargılama yetkisi yoktu. Yürütme ve yasama fetvalarla sağlanmaktaydı. Temeli İslamiyet’in Hanefi mezhebine dayandırılmıştır. Kazasker ve kadılar adli işlerden sorumluydu. Şer’i hukukun işleyişini sağlayan en önemli kurum Kazaskerliktir. Kazasker, Osmanlı yargı sistemini oluşturan kadıların tayin ve terfi işlerini yapardı.“İstanbul Efendisi” olarak anılan İstanbul Kadısı, Osmanlı sınırları içindeki en yüksek rütbeli yargıçtı. Eyalet, sancak ve kazalardaki mahkemelerde “hakim” olarak “Kadı” bulunurdu. Kadılar doğrudan Kazaskere bağlıydı. Kadılar devletten maaş almaz, davalardan aldıkları harçlarla geçimlerini sağlarlardı. Kadı'nın verdiği karardan şüphe duyanlar üst mahkeme olarak Dîvân-ı Hümâyun’a başvurabilirdi.
Örfi Hukuk
İslamiyet öncesinden bu yana devam eden töre kurallarının İslamiyet’e aykırı olmayacak şekilde düzenlenmesiyle oluşan kurallardır.[4]İnalcık, Halil. Kuruluş ve imparatorluk sürecinde Osmanlı : [devlet, kanun, diplomasi]. Timaş Yayınları, s. 37-63. Örfi hukuka padişahın yönetim, maliye ve ceza gibi konularda çıkarttığı kanunnameler de dahildir. Örfi kanunlar hazırlanırken İslam hukukuna aykırı olmamasına dikkat edilirdi. Bu hukuk sisteminde yasama yetkisi padişaha aittir. Örfi konularla ilgili padişah buyrukları “Ferman” olarak Nişancı tarafından kaleme alınırdı. Daha sonra da yine Nişancı tarafından, çıkartılan fermana padişah tuğrası işlenir ve fermanın resmiyet kazanması sağlanırdı.
Osman Gazi'nin bağımsızlığını ilan ettikten sonra koyduğu kanunlar, Fatih Sultan Mehmet'in halk ve devlet için çıkardığı iki kanunname ve Kanuni Sultan Süleyman'ın kanunnamesi sultan iradesine dayanır ve şeriatla ilgili değildir.[4]İnalcık, Halil. Kuruluş ve imparatorluk sürecinde Osmanlı : [devlet, kanun, diplomasi]. Timaş Yayınları, s. 37-63.
Mahkeme
Osmanlı Devleti’nde adalet işleri: Şer-i mahkemeler, Cemaat mahkemeleri, Konsolosluk mahkemeleri ve 19. yüzyıldan itibaren Batılı tarzda mahkemeler tarafından yürütülmüştür. Davalara kadı bakardı. Mahkeme binası kadının evi olabildiği gibi kentin camisi yanındaki bir mekan da olabilirdi. 19. yüzyıl ortalarına kadar İstanbul kadısının belli bir mahkeme binası yoktu. Kadı'nın hususi konağı mahkeme olarak kullanılmaktaydı.[5]Akdağ, T. İkt. İçt. Tarihi, C. II, s. 76. Ancak 1837'de Bab-ı Meşihat ya da Şeylülislam Kapısı olarak anılacak Etmeydanı'ndaki bir bina ile kadı anonim bir nitelik kazanmıştır.[6]İlber Ortaylı, Osmanlı Devleti'nde Kadı, s.60
Kanunname
Osmanlı Devleti'nde gerek idari, gerek mali, gerekse de cezai hukuk alanlarında, Osmanlı padişahlarının emirleri ve fermanları ile duyurulmuş kanunların, yasakların, yönetim esaslarının, cezaların ve daha birçok konuda toplum ve devlet düzenini belirleyen, sınırları koyan kanunların bir araya getirilmesiyle hazırlanan eserlere kanunname ya da yasakname denirdi.
Günümüzde Akkoyunlular, Anadolu beylikleri ve Memlüklerden gelmiş kimi kanunnameler var olmakla birlikte, düzenlenmiş en eski kanunnamelerden günümüze gelmiş olanları Osmanlılara aittir. Ve bu kanunnamelerden ilki Fatih Sultan Mehmet döneminde düzenlenmişti. bkz. (Fatih Kanunnamesi[7]Fatih Kanunnamesi.) Fatih Sultan Mehmet'ten sonra Kanuni Sultan Süleyman, ardından onun oğlu Sarı Selim, I. Ahmet ve IV. Murad dönemlerinde düzenlenmiş olan kanunnameler birbirini takip etmişti.
Buna ek olarak IV. Mehmet ve Abdulmecid dönemlerindeki ceza kanunları da günümüze kadar gelmiştir.
Padişahlarının çıkarmış oldukları kanunlarının uygunluğu ve güvenilirliği o dönemin konjonktürel şartları incelendiği vakit İslam dininin yöneticilere vermiş olduğu yetkiye dayanmaktadır. Bu kanunlar, Kur'an'daki "sizden olan ulu'l-emre itaat edin"[8]Nisa Suresi 59. ayet. diyen ayet üzerine temellendirilmişti, ancak bu itaati de şarta bağlamış ve onun, Allah ile Muhammed'e itaatin önüne geçmesine izin vermemişti.
İşte tüm bu esaslar çerçevesinde Dört Halife döneminden başlayarak yöneticiler, ictihad ve istişaryle sınırlanan ve belirlenen temel ilkelerin değinmediği konuları açıklığa kavuşturmuşlardır.
Böylece İslam kamu hukuku oluşturulmuş, Genel olarak kanunlar tarih ve fıkıh gibi kaynaklardan yararlanılarak düzenlenmişti Osmanlı Kanunnameleri de bunların bir devamı niteliğindeydi.
Bu kanunnamelerin laik düzenle çatıştığı, İslam'daki fıkıh ve fetvayla alakası olmayan geleneksel kanunlar olduğu yönünde kimi görüşler de mevcuttur.[9]Osmanlı Hukukuna Giriş 13. Cilt yıl 1958 (Halil İnalcık). Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, s. 102-126. Bu kanunlar hakkında Alman Profesör Joseph Schacht ‘ Hükümlerine karşı gelmemek yürürlükte bulunan kanunları bozmamak şartıyla dini hukukun eksiklerini tamamlamaya çalışan özel konu ya da içerikten bağımsız olarak geçerli olan, yalnızca mantıksal bir anlamı bulunan kanunlardır.‘ demiştir. (4)[10]İslam Ansiklopedisi Mahkeme Maddesi. Bu kanunlar hazırlanırken Osmanlı padişahları, Divan'da bulunan diğer devlet idarecileriyle birlikte hareket etmişlerdi. Bu idarecilerin arasında da her zaman din alimlerinden kişiler bulunmuştu. Bir fetva verileceği zaman da, verilecek olan fetva daha önceden halihazırda verildikten sonra, din adamlarının bu fetvayı fikir beyan etmeksizin onayladıklarına dair bazı örnekler vardır. (5)[11]Mehmet Tayyip Gökbilgin İslam Ansiklopedisi (1. Süleyman) Kitabı Maddesi. Kronik Kitap, s. 150-152.
Yargılama
İslam hukukuna göre mahkeme tek hakimden oluşmalıydı. Birden çok hakim yasaktı. Kadı yargılama esnasında tek başına görev yapmaktaydı.[12]Osman Nuri, Muhtasar Mecelle-i Umur-u Belediyye ikinci bölüm, istanbul 1341, s. 7-9 Kadının bir "danışma meclisi" bulunabilirdi. Jüri olarak orada bulunan kişilere konu hakkında danışabilirdi. Buna "maşveret" adı verilirdi. Yargılama ve hüküm yetkisi yalnızca kadı ile sınırlı kalmaktaydı. Genel temayüllere göre yargılama esnasında her zaman bağımsız kişiler bulundurulurdu. Açıkça görülmeyen duruşmalar şaibeli sayılırdı.[13]İlber Ortaylı, Osmanlı Devleti'nde Kadı, s.62 Davacı farklı bir mezhebe ya da dine mensupsa kendi kurallarına göre yargılanabilirdi. Kadı yakınları hakkında karar veremez ve hasta ya da bitkin değilse davaları görmekten kaçınamazdı. Davanın tatil veya gece vakitlerine denk gelmesi bu durumu değiştirmezdi. Dava sırasında kadının dava ile ilgili kişilerle münasebette bulunması yasaktı.[14]Halil İnalcık, "Mahkeme, İslâm Ans. C. VIII.
Konuyla ilgili yayınlar
State University of New York Press State Society and Law in Islam, Ottoman Law in Comparative Perspective (1994)
Cambridge University Press Studies in Old Ottoman Criminal Law (1973)
University of California Press In the House of the Law, Gender and Islamic Law in Ottoman Syria and Palestine (1998)
University of California Press Morality Tales, Law and Gender in the Ottoman Court of Aintab (2003)
Cambridge University Press Legal Imperialism, Sovereignty and Extraterritoriality in Japan the Ottoman Empire and China (2010)
Ayrıca bakınız
Le droit des gens, batıdan çevirilen ilk hukuk kitaplarından.
Kaynakça
- 1.Arşivlenmiş kopya. sharia.law.emory.edu
- 2.Arşivlenmiş kopya. books.google.com
- 3.İnalcık, Halil. Kuruluş ve imparatorluk sürecinde Osmanlı : [devlet, kanun, diplomasi]. Timaş Yayınları, s. 27-36. bookfinder.com
- 4.İnalcık, Halil. Kuruluş ve imparatorluk sürecinde Osmanlı : [devlet, kanun, diplomasi]. Timaş Yayınları, s. 37-63. bookfinder.com
- 5.Akdağ, T. İkt. İçt. Tarihi, C. II, s. 76.
- 6.İlber Ortaylı, Osmanlı Devleti'nde Kadı, s.60
- 7.Fatih Kanunnamesi. tr.wikipedia.org
- 8.Nisa Suresi 59. ayet.
- 9.Osmanlı Hukukuna Giriş 13. Cilt yıl 1958 (Halil İnalcık). Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, s. 102-126.
- 10.İslam Ansiklopedisi Mahkeme Maddesi.
- 11.Mehmet Tayyip Gökbilgin İslam Ansiklopedisi (1. Süleyman) Kitabı Maddesi. Kronik Kitap, s. 150-152. kitapyurdu.com
- 12.Osman Nuri, Muhtasar Mecelle-i Umur-u Belediyye ikinci bölüm, istanbul 1341, s. 7-9
- 13.İlber Ortaylı, Osmanlı Devleti'nde Kadı, s.62
- 14.Halil İnalcık, "Mahkeme, İslâm Ans. C. VIII.