Osmanlı İmparatorluğu'nun I. Dünya Savaşı'na girişi
İçindekiler4
Osmanlı İmparatorluğu'nun I. Dünya Savaşı'na girişi, 29 Ekim 1914’te Osmanlı donanmasına katılmış görünen ancak mürettebatı ve komutası Almanlarda bulunan iki savaş gemisinin Rus limanlarını bombalamasıyla gerçekleşti. Tarihe Karadeniz Baskını olarak geçen bu saldırının ardından Rus İmparatorluğu 1 Kasım 1914’te Osmanlı İmparatorluğu’na savaş ilan etti.[1]World War I: Declarations of War from Around the Globe. Law Library of Congress, 2017. Rusya'nın müttefikleri İngiltere ve Fransa da 5 Kasım 1914'te Osmanlı İmparatorluğu'na savaş ilan etti. Osmanlı hükûmetinin bu saldırıyı hangi saiklerle gerçekleştirdiği tartışmalı bir konudur.[2]Ali Balci, et al. "War Decision and Neoclassical Realism: The Entry of the Ottoman Empire into the First World War." War in History (2018) Osmanlı hükûmeti savaşta tarafsızlığını ilan etmiş ve her iki tarafla da görüşmeler yapmaktaydı.
Bu karar, nihayetinde yüz binlerce Osmanlı tebaasının ölümüne, Ermeni Kırımı'na, imparatorluğun dağılmasına ve halifeliğin kaldırılmasına yol açacaktı.[3]Ordered to Die: A History of the Ottoman Army in the First World War, by Huseyin (FRW) Kivrikoglu, Edward J. Erickson Page 211.[4]"Military Casualties-World War-Estimated", Statistics Branch, GS, War Department, 25 February 1924; cited in World War I: People, Politics, and Power, published by Britannica Educational Publishing (2010) Page 219[5]Totten, Samuel, Paul Robert Bartrop, Steven L. Jacobs (eds.) Dictionary of Genocide. Greenwood Publishing Group, 2008, p. 19. .
Arka plan
Osmanlı İmparatorluğu, bir asırdır süren yavaş ve göreceli bir gerilemenin ardından 20. yüzyılın başlarında "Avrupa'nın hasta adamı" olarak anılmaktaydı. Osmanlılar, siyasi istikrarsızlık, askeri yenilgiler, iç karışıklıklar ve azınlıkların ayaklanmaları nedeniyle zayıflamıştı.
Osmanlı ekonomisi, 1912'deki Birinci Balkan Savaşı ve 1913'teki İkinci Balkan Savaşı'nın maliyetiyle tükenmişti. Fransızlar, İngilizler ve Almanlar; çeşitli zamanlarda Osmanlı'ya mali yardım teklif etmişti. Berlin'deki eski Osmanlı askerî ataşesi Enver Paşa'nın etkisi altındaki Alman yanlısı bir grup, Osmanlı kabinesindeki İngiliz yanlısı çoğunluğa karşı çıkıp Almanya ile daha yakın ilişkiler kurmaya çalıştı. Aralık 1913'te Almanlar, General Otto Liman von Sanders'ın başını çektiği bir askeri heyeti İstanbul'a gönderdi. Rusya, Fransa ve İngiltere coğrafi konumu nedeniyle Osmanlıların Avrupa'daki savaşta tarafsız kalmasını istiyordu.
Jön Türkler 1908'de Jön Türk Devrimi ile İstanbul'da iktidarı ele geçirdi ve 1909'da Sultan V. Mehmed'i sembolik olarak padişah ilan ettiler. Yeni rejim, Osmanlı siyasi ve ekonomik sistemini modernize etmek ve ırksal karakterini yeniden tanımlamak için bir reform programı uyguladı. Jön Türkler, 1876 Osmanlı Anayasasını yeniden yürürlüğe koyup Osmanlı parlamentosunu toplayarak İkinci Meşrutiyet dönemini başlattı. II. Meşrutiyet'in ilanına kadar faaliyetlerini gizli şekilde sürdüren Jön Türk hareketi üyeleri, 1908 sonrasında açık siyasal örgütlenmeye yönelerek siyasi partiler kurdu. Bunlar arasında başlıca partiler olan İttihat ve Terakki Cemiyeti (İTC) ve Hürriyet ve İtilaf Fırkası yer alıyordu. Ekim ve Kasım 1908'de yapılan genel seçimlerde İTC çoğunluk partisi oldu.
Yeni rejimin destekçisi olan Almanya, Osmanlı'ya yatırımlar için sermaye sağladı. Osmanlı içinde Alman diplomatlar nüfuz kazandı ve Alman subaylar Osmanlı ordusunun eğitimine ve yeniden teçhizatlandırılmasına destek olsa da İngiltere bölgedeki baskın güç olmaya devam etti.
Osmanlı ordusu, 1911'deki Trablusgarp Savaşı, 1912-1913 Balkan Savaşları, Yemen Vilayeti gibi çevre bölgelerdeki huzursuzluklar, 31 Mart Olayı ve 1912 ve 1913'teki darbeler gibi birçok zorlukla karşı karşıya kaldı. Birinci Dünya Savaşı başladığında Osmanlı ordusu halihazırda 3 yıldır aralıksız savaşmaktaydı.
20. yüzyılın başlarındaki uluslararası siyasi iklim, tek veya iki devletin öne çıkmadığı çok kutuplu bir iklimdi. Çok kutupluluk, geleneksel olarak Osmanlılara bir gücü diğerlerine karşı kullanma olanağı sağlamıştı ve yazar Michael Reynolds'a göre bu durum birkaç kez ustalıkla gerçekleşti. Almanya, II. Abdülhamid rejimini desteklemiş ve güçlü bir dayanak noktası edinmişti. Başlangıçta, yeni kurulan İttihat ve Terakki Cemiyeti Britanya'ya yöneldi. Osmanlılar, Britanya'yı Almanya ve Fransa ile rekabet etmeye teşvik ederek Fransa ve Almanya'nın etkisini kırmayı ve Osmanlı İmparatorluğu için daha fazla özerklik elde etmeyi umuyorlardı.
Almanya'nın müttefiki olan Avusturya-Macaristan'ın 1908'de Bosna-Hersek'i ilhak etmesiyle Almanya'ya karşı düşmanlık arttı. İttihat ve Terakki yanlısı Tanin gazetesi, Viyana'nın bu eylemi gerçekleştirme amacının anayasal rejime darbe vurmak ve onun düşüşünü sağlayacak bir tepkiyi kışkırtmak olduğunu iddia edecek kadar ileri gitti. İttihat yanlısı iki önemli üye, Ahmed Rıza ve Dr. Nazım, İngiliz Dışişleri Bakanı Sir Edward Grey ve Dışişleri Bakanlığı'nın kıdemli yetkilisi Sir Charles Hardinge ile işbirliği olasılığını görüşmek üzere Londra'ya gönderildi.
İttihat ve Terakki, Balkan Savaşları sırasında Avrupa güçlerinin Osmanlılara karşı taraflı bir tutum izlediği kanaatine vardı. Balkan Savaşları, büyük güçlerin, imparatorluğun bağımsızlığı ve toprak bütünlüğüne ilişkin beyanlarına duyulan güveni azalttı ve Osmanlı'nın sonraki ittifak tekliflerine mesafeli yaklaşmasına yol açtı. Avrupa'nın Osmanlı üzerindeki mali kontrol ve idari denetiminin sona erdirilmesi, İttihat ve Terakki hareketinin başlıca amaçlarından biriydi.
Rusların durumu
Rusya'nın genişleyen ekonomisi, ihracat konusunda hızla Osmanlı boğazlarına bağımlı hale geliyordu. Rus ürünlerinin dörtte biri boğazlardan geçiyordu. Boğazların ve İstanbul'un kontrolü, Rus diplomatik ve askeri planlaması için yüksek öncelikli konular arasındaydı.[6]Ronald Bobroff, Roads to Glory: late imperial Russia and the Turkish Straits (IB Tauris, 2006). Jön Türk Devrimi ve 31 Mart Olayı sırasında yaşanan kamu düzenini bozan karışıklıklar esnasında Rusya, İstanbul'a asker çıkarma olasılığını değerlendirdi. Mayıs 1913'te Osmanlı devleti, Osmanlı ordusunu eğitmek ve yeniden organize etmek için Otto Liman von Sanders'ı görevlendirdi. Bu durum Ruslar için kabul edilemezdi ve Rusya misilleme olarak Karadeniz limanı Trabzon'u veya Doğu Anadolu kasabası Doğubayazıt'ı işgal etme planı geliştirdi. Fakat Rusya, bu küçük saldırıların dönüşebileceği tam teşekküllü bir işgal için askeri bir çözüm yolu bulamadı.
İstanbul'un denizden işgaliyle bir çözüm bulunamayacağı anlaşılınca, bir sonraki seçenek Rus Kafkas Ordusu'nu geliştirmek oldu. Rusya, ordusunu desteklemek amacıyla İmparatorluk içindeki bölgesel gruplarla yerel bağlantılar kurdu. Ordu ve donanmanın yanı sıra maliye, ticaret ve sanayi bakanlıklarının da ulaşım sorununu çözmek, deniz üstünlüğünü sağlamak ve amfibi operasyonlara atanan asker ve topçu sayısını artırmak için birlikte çalışmasına karar verdi. Rus ordusunun bu operasyonları seferberlik sırasında gerçekleştirmesi gerekecekti. Ayrıca Rusya Kafkas demiryolu ağını Osmanlı İmparatorluğu'na doğru genişletmeye çalışıyordu.
Almanların durumu
Alman İmparatorluğu, önceki yıllarda Osmanlı İmparatorluğu'na diğer ülkelerden daha fazla ilgi göstermişti. Almanların, Osmanlıyla finans, ticaret, demiryolları ve askeri danışmanlık alanlarında işbirliği vardı. 1913'te Alman General Liman von Sanders, Osmanlı Ordusunu modernize etmek için çalışmaya başladı. Savaş başladığında ise Müttefikler için yenilgiyle sonuçlanan Çanakkale Savaşı'nın komutanlığına getirildi.[7]Ulrich Trumpener, "Liman von Sanders and the German-Ottoman alliance." Journal of Contemporary History 1.4 (1966): 179-192.
Almanya, 1890'dan beri emperyalist emeller besliyordu, ancak bu emelleri başarılı olmamıştı. 1909'da, Almanların İngiliz-Alman deniz silahlanma yarışında galip gelemeyeceği açıkça görüldü. Teknolojik üstünlüğüne rağmen, Almanya'nın enerji altyapısı uzak denizlerdeki savaş gemilerini destekleyemiyordu. Almanya, diğer Avrupa sömürgeci güçlerine göre zayıftı ve Osmanlılarla stratejik bir ittifak arıyordu. Bağdat Demiryolu, Almanların Anadolu'ya yerleşmesi de dahil olmak üzere Almanya'nın emperyalist emellerini ilerletecek ve Almanlara birliklerini Basra Körfezi'ne ve ardından Britanya Hindistanı'na taşımada daha fazla esneklik sağlayacaktı.[8]Lüdke, Tilman. Jihad and Islam in World War I. Leiden University Press, 2016, s. 71-72. Demiryolu önerildiği anda, Almanlar ve İngilizler arasında bir gerilim noktası haline geldi. İngilizler, Güney İran'ı kendi etki alanları içinde görüyorlardı ve Alman etkisinin oraya ulaşmaması gerektiğini düşünüyorlardı.
Ancak Haziran 1914'te Berlin, Bağdat'ın güneyine demiryolu hattı inşa etmemeye karar verdi. Ayrıca, bölgedeki İngiltere'nin baskın çıkarlarını da tanımayı kabul ettiler. Mesele her iki tarafı da memnun edecek şekilde çözüldü ve savaşın çıkmasında rol oynamadı.[9]Mustafa Aksakal. The Ottoman Road to War in 1914: The Ottoman Empire and the First World War. Cambridge University Press, 2008, s. 111-13.

İttifak teşebbüsleri
Arşidük Franz Ferdinand'ın öldürülmesi sonucunda 1914'te yaşanan Temmuz Krizi sırasında, Alman diplomatlar Osmanlılara Rusya karşıtı bir ittifak karşılığında ise Kafkasya, kuzeybatı İran ve Trans-Hazar'da toprak kazanımları teklif ettiler. Kabinedeki İngiliz yanlısı fraksiyon, İngiliz büyükelçisinin 18 Ağustos'a kadar izinli olması nedeniyle etkin değildi. Avrupa'da kriz derinleştikçe, Osmanlılar toprak bütünlüğünün garantisini ve diğer potansiyel avantajları değerlendirme politikası izlediler. İngilizlerin Avrupa'da bir savaşa gireceğini düşünmüyorlardı. 30 Temmuz 1914'te, Avrupa'da savaşın başlamasından iki gün sonra, Osmanlı liderleri Rusya'ya karşı gizli bir Osmanlı-Alman ittifakı konusunda anlaştılar. İttifak, Osmanlı’nın askerî harekât yapmasını şart koşmuyordu.
22 Temmuz'da Osmanlı Harbiye Nazırı Enver Paşa, İstanbul'daki Alman büyükelçisi Baron Hans Freiherr von Wangenheim'e Osmanlı-Alman ittifakı teklifinde bulundu. Almanya, Osmanlıların sunabileceği değerli bir şey olmadığı gerekçesiyle teklifi reddetti. Sadrazam Said Halim Paşa da Avusturya-Macaristan büyükelçisine benzer tekliflerde bulunmuştu.Enver Paşa, 1909-1911 yılları arasında Berlin'de askerî ataşe olarak görev yapmıştı. Buna rağmen, Alman askeri misyonuyla, özellikle Otto Liman von Sanders ile olan kişisel ilişkisi iyi değildi. Askerlerine ve ordusuna güveniyor ve Alman askeri müdahalesinden derinden rahatsızlık duyuyordu. Her iki ülke de ittifak tekliflerini kabul etmedi.Sfn |Finkel |2007 |p=527} Cemal Paşa, aynı amaçla Temmuz 1914'te Paris'e gönderildi ve Fransız askeri nişanlarıyla İstanbul'a döndü, ancak ittifak sağlayamadı. Başlangıçta Osmanlı hükûmeti, özellikle Talat Paşa, İngilizlerin yanında yer almayı savunmuştu. İngilizler teklifi reddetti.
28 Temmuz 1914'te Winston Churchill, Osmanlı donanması için İngiliz tersanelerinde inşa edilmekte olan iki modern savaş gemisinin el konulmasını istedi. Bunlar, tamamlanmış ve ayrılmaya hazırlanmakta olan Sultan Osman-ı Evvel ve Reşadiye idi. Böyle bir el koymanın yasallığına dair sorulara rağmen, talep 31 Temmuz'daki bir Bakanlar Kurulu toplantısında, Osmanlılara gemilerin bedelini ödeme teklifiyle birlikte kabul edildi. 2 Ağustos'ta İngilizler gemilere el koydu ve bu durum İstanbul'daki İngiliz yanlısı unsurları İngilizlere karşı yabancılaştırdı. Osmanlıların gemileri kaybedeceğini bilen Enver Paşa, ittifak kurma girişiminde bulunarak gemileri Almanya'ya satmayı teklif etti.[10]. Enver Paşa'nın 22 Temmuz'daki Almanya'ya yaptığı teklif reddedildikten sonra, İmparator II. Wilhelm ittifakın yeniden değerlendirilmesini emretti. 28 Temmuz'da Enver, Talat ve Said Halim Paşa'ların katılımıyla yeni müzakereler başladı. 1 Ağustos'ta imzalanan gizli savunma antlaşmasında Almanya, Osmanlı topraklarının tehdit edilmesi halinde Osmanlıların topraklarını savunmayı taahhüt etti. Osmanlılar, Almanya'nın Avusturya-Macaristan ile olan antlaşma yükümlülükleri nedeniyle savaşa girmek zorunda kalması halinde Almanya'ya katılacaktı, ancak Bulgaristan da aynı şeyi yapmadığı sürece Almanya'nın yanında savaşmayacaktı.
Alman hükûmeti, etki kazanmak için Osmanlı donanmasına SMS Goeben ve SMS Breslau'yu yedek olarak teklif etti. Osmanlı hükûmeti, uluslararası hukuka göre tarafsız bir taraf olarak askeri gemilerin geçişini engellemesi gerekmesine rağmen, Çanakkale Boğazı'nı açarak bu gemilerin İstanbul'a ulaşmasına izin verince, İngilizlerin Goeben ve Breslau'yu elde etme girişimleri başarısız oldu.
2 Ağustos 1914'te Osmanlı İmparatorluğu genel seferberlik emri verdi ancak tarafsız kalacağını açıkladı. Osmanlı yetkilileri seferberliğin dört hafta içinde tamamlanmasını bekliyordu. Halim Paşa, Almanya ile birlikte 3 Ağustos'ta Osmanlı hükûmeti resmen tarafsızlığını ilan etti.
5 Ağustos'ta Enver Paşa, Ruslara, Bulgaristan veya Yunanistan'ın İtilafa katılmayı düşünmesini önlemek için Rus sınırındaki asker sayısını azaltmaya ve Doğu Trakya'daki garnizonu güçlendirmeye istekli olduğunu bildirdi. 9 Ağustos'ta Said Halim Paşa, Almanlara Romanya'nın İstanbul ve Atina'ya Osmanlı-Yunanistan-Romanya üçlü tarafsızlık paktı kurma konusunda yaklaştığını bildirdi.
6 Ağustos 1914'te, saat 01:00'te, Said Halim Paşa, Alman büyükelçisini makamına çağırarak, Bakanlar Kurulu'nun oybirliğiyle, Kraliyet Donanması gemileri tarafından takip edilen Alman savaş kruvazörü Goeben ve hafif kruvazör Breslau'ya ve onlara eşlik eden Avusturya-Macaristan gemilerine boğazların açılmasına karar verdiğini bildirdi. Said Halim Paşa daha sonra Wangenheim'e altı öneri sundu, büyükelçi bunları hemen kabul etti ve aynı günün ilerleyen saatlerinde imzalandı:
Yabancı kapitülasyonların kaldırılmasına destek.
Romanya ve Bulgaristan ile anlaşmaların müzakere edilmesine destek.
Savaş sırasında Osmanlı topraklarından herhangi birinin Almanya'nın düşmanları tarafından işgal edilmesi durumunda, Almanya bu topraklar boşaltılana kadar barış yapmayacaktır.
Yunanistan savaşa girer ve Osmanlı İmparatorluğu tarafından yenilgiye uğratılırsa, Ege adaları Osmanlılara iade edilecektir.
Kafkasya'daki Osmanlı sınırının, Müslümanların yaşadığı Rus Azerbaycan'ına kadar uzatılması.
Savaş tazminatı.
Alman hükûmeti daha sonra bu teklifleri onayladı, çünkü bunların ancak Almanya'nın barış konferansında şartları dikte edebilecek bir konumda olması durumunda geçerli olacağı anlaşılıyordu.
Wangenheim, Alman hükûmeti adına, Osmanlı'nın en büyük gazetesi olan İkdam'ı gizlice satın aldı. Yeni sahipleri, sürekli olarak İngiltere, Fransa ve Rusya'yı İslam'ın en büyük düşmanları olarak kötülemeye ve okuyucularına Alman İmparatorunun kendisini İslam'ın "koruyucusu" ilan ettiğini hatırlatmaya başladı. Giderek artan sayıda Alman, hem siviller hem de askerler, İstanbul'a gelmeye başladı. Amerikan büyükelçisi Henry Morgenthau'nun bildirdiğine göre, Almanlar tüm kafeleri dolduruyorlar ve "sabahın erken saatlerinde, Alman vatansever şarkıları söyleyerek ve bağırarak" sokaklarda yürüyorlardı. Alman subayları ise "her gün büyük otomobillerle sokaklarda koşturuyorlardı".
9 Ağustos 1914'te, Said Halim Paşa'nın 2 Ağustos tarihli kararının ardından Enver Paşa, Rus Büyükelçisi Mihail Nikolayeviç von Giers ile iletişime geçti. Görüşmeler, Enver Paşa'nın Ruslara Osmanlı-Rus İttifakı'nı önermesi noktasına vardı. Tarihçiler, Enver Paşa'nın önerisi hakkında iki görüş öne sürer. Birinci görüş, önerinin Alman ittifakını gizlemek için bir hile olduğuna inanır. Diğer görüş ise Enver Paşa'nın, Said Halim Paşa'nın kararı doğrultusunda hareket ettiğine ve Osmanlıları savaştan uzak tutmak için hâlâ samimi bir şekilde uygulanabilir bir çözüm bulmaya çalıştıklarına inanır. Hiçbir Osmanlı liderinin savaşa taraf olmadığı, ancak savaş durumunda ülkenin menfaatlerini savunduğu açıktır.
Savaşa giriş
Osmanlı donanmasının başkomutanı Ahmed Cemal Paşa, Osmanlının donanmayı modernleştirmeye yardımcı olmak amacıyla İngilizlerle yakın temas halindeydi. Amiral Arthur Limpus, Nisan 1912'den itibaren bu süreçte görüşme halindeydi. Diğer yandan Tuğamiral Wilhelm Anton Souchon, Alman İmparatorluk Donanması'nın Akdeniz filosuna komuta ediyordu. Filosu, SMS Goeben ve SMS Breslau savaş kruvazörlerinden oluşuyordu. Almanya ve Britanya arasında savaşın patlak vermesiyle, Britanya Akdeniz Filosu unsurları, Britanya filosundan kaçmayı başaran ve 4 Ağustos 1914'te tarafsız İtalya'daki Messina'ya ulaşan Alman gemilerini takip etti. İtalyan yetkililer, uluslararası hukuk gereği Almanların 24 saat içinde ülkeyi terk etmesini istedi. Amiral Souchon, Avusturya-Macaristan'ın Akdeniz'de deniz yardımı sağlamayacağını ve Osmanlı İmparatorluğu'nun hâlâ tarafsız olduğunu bildiğinden İstanbul'a gitmeye karar verdi.[11]Massie. Castles of Steel, p. 39.
Bibliyografya
Akın, Yiğit (2018). When the War Came Home: The Ottomans' Great War and the Devastation of an Empire. Stanford University Press.
Aksakal, Mustafa. "‘Holy War Made in Germany’? Ottoman Origins of the 1914 Jihad." War in History 18.2 (2011): 184-199.
Balki, Ali et al. "War Decision and Neoclassical Realism: The Entry of the Ottoman Empire into the First World War" War in History (2018) pp 1–28 https://doi.org/10.1177/0968344518789707 online
Beckett, F.W. "Turkey's Momentous Moment" History Today (June 2013) 63#6 pp 47–53
Bozarslan, Hamit. "The Ottoman Empire." in John Horne. ed. A Companion to World War I (2010): 494–507.
Cornelissen, Christoph, and Arndt Weinrich, eds. Writing the Great War - The Historiography of World War I from 1918 to the Present (2020) free download; full coverage for major countries.
Gingeras, Ryan. Fall of the Sultanate: The Great War and the End of the Ottoman Empire, 1908-1922 (Oxford UP, 2016).
Karpat, Kemal H. "The entry of the ottoman empire into world war I." Belleten 68.253 (2004): 1-40. online
Kayalı, Hasan. "The Ottoman Experience of World War I: Historiographical Problems and Trends," Journal of Modern History (2017) 89#4: 875–907. https://doi.org/10.1086/694391.
Macfie, A. L. The End of the Ottoman Empire, 1908-1923 (1998).
Öncü, Edip. "The beginnings of Ottoman-German partnership: diplomatic and military relations between Germany and the Ottoman Empire before the First World War" (MA thesis Bilkent University, 2003); online, reviews the Turkish language scholarship.
Penix, Matthew David. "The Ottoman Empire in the first world war: A rational disaster" (MA thesis Eastern Michigan U. 2013). online, bibliography pp 58–66
Smith, C. Jay. "Great Britain and the 1914-1915 Straits Agreement with Russia: The British Promise of November 1914." American Historical Review 70.4 (1965): 1015–1034. online
Trumpener, Ulrich. (2003). "The Ottoman Empire" in Richard F. Hamilton and Holger H. Herweg, eds. The Origins of World War I pp 337–55
Trumpener, Ulrich. "Liman von Sanders and the German-Ottoman alliance." Journal of Contemporary History 1.4 (1966): 179-192 online.
Trumpener, Ulrich. Germany and the Ottoman Empire, 1914-1918 (1968)
Weber, Frank G. Eagles on the crescent: Germany, Austria, and the diplomacy of the Turkish alliance, 1914-1918 (Cornell UP, 1970).
Kaynakça
- 1.World War I: Declarations of War from Around the Globe. Law Library of Congress, 2017. maint.loc.gov
- 2.Ali Balci, et al. "War Decision and Neoclassical Realism: The Entry of the Ottoman Empire into the First World War." War in History (2018)
- 3.Ordered to Die: A History of the Ottoman Army in the First World War, by Huseyin (FRW) Kivrikoglu, Edward J. Erickson Page 211.
- 4."Military Casualties-World War-Estimated", Statistics Branch, GS, War Department, 25 February 1924; cited in World War I: People, Politics, and Power, published by Britannica Educational Publishing (2010) Page 219
- 5.Totten, Samuel, Paul Robert Bartrop, Steven L. Jacobs (eds.) Dictionary of Genocide. Greenwood Publishing Group, 2008, p. 19. .
- 6.Ronald Bobroff, Roads to Glory: late imperial Russia and the Turkish Straits (IB Tauris, 2006).
- 7.Ulrich Trumpener, "Liman von Sanders and the German-Ottoman alliance." Journal of Contemporary History 1.4 (1966): 179-192.
- 8.Lüdke, Tilman. Jihad and Islam in World War I. Leiden University Press, 2016, s. 71-72.
- 9.Mustafa Aksakal. The Ottoman Road to War in 1914: The Ottoman Empire and the First World War. Cambridge University Press, 2008, s. 111-13. books.google.com
- 10..
- 11.Massie. Castles of Steel, p. 39.