Turkipedia
Menü

Osmanlı giyimi

İçindekiler3
  1. Osmanlı dönemi
  2. Giyim mevzuatı
  3. Osmanlı İmparatorluğu'nun Batı kadın giyim tarzına etkisi
  4. Dış bağlantılar
Yaklaşık 1650 yılına ait bir Osmanlı devlet adamı.
Yaklaşık 1650 yılına ait bir Osmanlı devlet adamı.Daderot, Kamu malı, Wikimedia Commons

Osmanlı giyimi, Osmanlı İmparatorluğu'nda kullanılan kıyafet biçimlerini ve bunların tasarım özelliklerini kapsayan giyim geleneğidir. Osmanlı'da moda, imparatorluğun kültürel kimliğinin önemli bir unsuru olup toplumsal statü, meslek, din ve benzeri özelliklerin göstergesi olarak işlev görmüştür.

Osmanlı'nın çok kültürlü yapısını ve geniş coğrafyasını yansıtan kadın ve erkek giysileri, birçok farklı geleneksel giyim tarzının birleşiminden etkilenmiştir.

Osmanlı dönemi

17. yüzyılın ortalarından şık giyimli genç bir kadın. Şalvar, uzun ince bir gömlek ve uçları kıvrılmış, ayak bileğine kadar uzanan mor bir entari giymekte. Ceketinin kürk astarı, onun varlıklı ve yüksek mevkide olduğunu gösteriyor.
17. yüzyılın ortalarından şık giyimli genç bir kadın. Şalvar, uzun ince bir gömlek ve uçları kıvrılmış, ayak bileğine kadar uzanan mor bir entari giymekte. Ceketinin kürk astarı, onun varlıklı ve yüksek mevkide olduğunu gösteriyor.Claes Rålamb, Kamu malı, Wikimedia Commons

Saray ve saray çevresindekiler gösterişli giysiler tercih ederken, halkın temel kaygısı yalnızca örtünme ihtiyacını karşılamaktı. Kanuni Sultan Süleyman döneminden itibaren, Müslümanlar, Hristiyanlar, Yahudiler, din adamları, zanaatkârlar ile devlet ve askerî görevlilerin giyimine ilişkin giyim düzenlemeleri yürürlüğe konuldu. Bu düzenlemeler, özellikle Sultan Süleyman'ın saltanatı sırasında sıkı bir şekilde uygulandı.

Bu dönemde erkekler dış giysi olarak mintan (yelek veya kısa ceket), zıbın, şalvar, kuşak, potur, entari veya kaftan giyerken; başlarında kalpak veya sarık, ayaklarında ise çarık, çizme, çedik ya da yemeni kullanıyordu. Devlet yöneticileri ile varlıklı kesim kürk astarlı ve işlemeli kaftanlar giyerken, orta sınıf cübbe veya hırka tercih ediyordu. Yoksul kesim ise yakasız cepken ya da yelek giyiyordu.

Osmanlı giyiminde en önemli değişimlerden biri, II. Mahmud'un (1808–1839) saltanatı döneminde gerçekleşti. II. Mahmud'un modernleşme girişimleri ilk olarak devlet teşkilatında etkisini gösterdi. Sarığın yerini fes alırken, Bâb-ı Âli'de görev yapan memurlar pantolon, setre ve potin giymeye başladı. Ayrıca, 1826 yılında Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılmasının ardından II. Mahmud, yeni kurulan ordunun eski teşkilattan ayrışmasını sağlamak ve onu modernleştirmek amacıyla Batı tarzı üniformaları zorunlu hâle getirdi.

Kadınların günlük giyimi; şalvar, baldır ortasına ya da ayak bileğine kadar uzanan bir gömlek, zıbın adı verilen kısa ve bedene oturan bir ceket ile bele veya belin hemen altına bağlanan bir kuşak ya da kemerden oluşuyordu. Arkadaş ziyaretleri gibi resmî sayılabilecek durumlarda ise kadınlar, zıbın ile aynı kesime sahip ancak daha uzun olan entari veya kaftan giyiyordu. Hem zıbın hem de kaftan bele kadar düğmeleniyor, etek kısmı ise önden açık bırakılıyordu. Her iki giyside de boğaza kadar uzanan düğmeler bulunmasına rağmen, bunlar çoğunlukla göğsün alt kısmına kadar ilikleniyor ve giysinin göğüs kısmı açık bırakılıyordu. Bu giysilerin tamamı canlı renklerde ve desenli olabiliyordu. Ancak kadınlar evden çıkarken giysilerini, boğaza kadar düğmelenen koyu renkli ve sade kesimli bir ferace ile örtüyor; ayrıca saçlarını ve yüzlerini iki parçadan oluşan bir örtüyle kapatıyorlardı.

Giyim mevzuatı

Zengin işlemeli bir kaftan giymiş Osmanlı Sultanı Kanuni Sultan Süleyman
Zengin işlemeli bir kaftan giymiş Osmanlı Sultanı Kanuni Sultan SüleymanCircle of Tiziano, Kamu malı, Wikimedia Commons

Erken modern dönemdeki birçok toplum gibi Osmanlı İmparatorluğu da farklı toplumsal gruplar arasındaki ilişkileri ve statüyü düzenlemek amacıyla çeşitli kıyafet düzenlemeleri yürürlüğe koydu. Belirli giysi ve başlık türleri yalnızca belirli toplumsal sınıflara özgüydü. Bu düzenlemeler çoğunlukla tevazu ve toplumsal disiplini sağlamayı amaçlıyordu. Ancak 17. yüzyılda yaşanan siyasi krizler, giyim kuşam konusundaki düzenin bozulmasına yol açtı. Lale Devri'nde aşırı lüks tüketim ve gösteriş eğilimi 19. yüzyıla kadar devam etti. Lüks giyim, III. Selim'in (1789-1807) saltanatı sırasında önemli bir tartışma konusu hâline geldi. III. Selim, saray mensuplarının ve yardımcılarının gösterişli giyinmesini; ayrıca zanaatkârlar ile halktan kişilerin, soylu üst sınıfları taklit etmek amacıyla toplumsal konumlarının gerektirdiğinden daha gösterişli kıyafetler giymesini sert biçimde eleştirdi. Saltanatın giderek zayıflayan iç otoritesini ve meşruiyetini yeniden tesis etmeye çalışan III. Selim, önceki toplumsal düzenin yeniden sağlanmasını talep etti.

Osmanlı İmparatorluğu'nun Batı kadın giyim tarzına etkisi

Charles André van Loo tarafından 1747'de Türk hanımefendisi olarak resmedilen Madame de Pompadour.
Charles André van Loo tarafından 1747'de Türk hanımefendisi olarak resmedilen Madame de Pompadour.Charles André van Loo, Kamu malı, Wikimedia Commons

Britanya ile Osmanlı İmparatorluğu arasında 1580 yılında diplomatik ilişkilerin kurulmasının ardından iki ülke arasındaki ticaret önemli ölçüde arttı. Osmanlı ve Britanyalı tüccarlar arasındaki ticaretin başlıca ürünleri tekstil ve kumaşlardı; Britanyalı tüccarların ülkelerine dönerken yanlarında Osmanlı giysileri taşımaları da yaygın bir uygulamaydı. Tiyatro gösterileri de Avrupalıların Osmanlı giyimine ilgi duymasında önemli bir rol oynadı. Hatta diplomatik ilişkilerin kurulmasından önce, 1530'lu yıllarda VIII. Henry, sarayda düzenlenen bir maskeli baloda Türk sultanı kılığına girmişti.

Britanyalıların Osmanlı kadın giyimine olan ilgisi, daha 17. yüzyılda Osmanlı modasına ilişkin görsel betimlemeler içeren seyyah anlatılarının yayımlanmasıyla başlamıştı. 18. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu'nu ziyaret eden ya da burada yaşayan Avrupalıların sayısı belirgin biçimde arttı. Bu nedenle moda, artan etkileşimin göstergelerinden biri olarak değerlendirilmektedir. Bu dönemde Paris, Avrupa'daki Osmanlı modası akımının merkezi olarak kabul ediliyordu. Osmanlı kıyafetlerini tasvir eden gravürlerden oluşan bir Fransız çizim albümünün yayımlanmasının ardından "Turquerie" adı verilen moda akımı ortaya çıktı. Bu eğilim kısa sürede diğer Avrupa ülkelerine de yayıldı. 1768 yılında Danimarka Kralı VII. Christian, Londra'da düzenlediği bir baloda tüm konukların Osmanlı kıyafetleriyle katılmasını şart koşmuştu.

Osmanlı modası, Batı Avrupa'nın yanı sıra Polonya ve Macaristan gibi Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri üzerinde de önemli bir etki bıraktı. Başlangıçta Batı Avrupa modasından etkilenen Doğu Avrupa giyimi, 16. yüzyıla gelindiğinde belirgin bir Osmanlı etkisi taşımaya başlamıştı. Örneğin, soylular gösterişli kırmızı renklere sahip, yere kadar uzanan, yırtmaçlı kollu ve işlemeli kaftanlar giymeyi tercih ediyordu. Bazıları ise Türk tarzı kalpaklar (yüksek başlıklar) ve Osmanlı tarzı deri terlikler kullanıyordu. Polonya hükümdarı Stephen Báthory'nin 1583 tarihli bir portresinde, savaş ganimeti olarak getirildikten sonra Polonya'da kullanılmaya başlanan bir kontusz, Osmanlı tarzı żupan ve parlak sarı Türk çizmeleri giydiği görülmektedir. Bir zamanlar birbirinden oldukça farklı olan Polonya ve Macaristan soylu modası, Osmanlı etkisiyle zamanla birbirine yaklaşmış ve bu giysiler her iki ülkenin soyluları arasında standart hâle gelmiştir.

Rembrandt'ın 1632 tarihli, tuval üzerine yağlı boya tablosu "Doğu Kıyafetli Adam" ("Soylu Slav"). Osmanlı kıyafetlerinin, saygın ve seçkin bir görünüm sergilemek amacıyla Avrupalılar tarafından taklit edilmesinin önemli bir örneği.
Rembrandt'ın 1632 tarihli, tuval üzerine yağlı boya tablosu "Doğu Kıyafetli Adam" ("Soylu Slav"). Osmanlı kıyafetlerinin, saygın ve seçkin bir görünüm sergilemek amacıyla Avrupalılar tarafından taklit edilmesinin önemli bir örneği.Rembrandt, Kamu malı, Wikimedia Commons

Türk hayranlığı, cinsiyete dayalı giyim anlayışı üzerinde de önemli bir etki yarattı. Tarihsel olarak Avrupa'da kadın ve erkek giyimi birbirinden daha belirgin biçimde ayrılıyordu. Çorap ve pantolon erkeklere özgü kabuldedilirken, etekler kadınlara ait bir giysi olarak görülüyordu. Buna karşılık Osmanlı'da kadın ve erkek giyimi birbirine daha çok benziyordu. Her iki cinsiyet tarafından da yaygın olarak giyilen giysilerden biri, günümüzde "harem pantolonu" olarak adlandırılan giysiye benzeyen, beyaz kumaştan yapılmış bol kesimli bir iç giysi olan şalvardı. Osmanlı İmparatorluğu'na seyahat eden Britanyalı kadınlar için şalvar, Osmanlı kadınlarının Britanyalı kadınlara kıyasla daha fazla hakka sahip olduğunu gözlemlemeleri nedeniyle kısa sürede özgürlüğün simgesi hâline geldi. Britanya'nın İstanbul büyükelçisinin eşi Mary Wortley Montagu (1689-1762), Turkish Embassy Letters adlı eserinde Osmanlı kadınlarının "Batılı kadınların haklarını çok aşan yasal mülkiyet haklarına ve hukuki güvencelere sahip olduğunu" belirtmiştir. Kadın seyyahlar, erkeklere kıyasla Müslüman seçkinlerin haremlerine daha kolay erişebildikleri için Osmanlı kültürünü daha yakından gözlemleme fırsatı buluyordu. Şalvar, 19. yüzyılın sonlarında çeşitli kadınlara oy hakkı savunucuları ve feministler tarafından özgürleşmenin simgesi olarak benimsenmesiyle Avrupa'da yaygınlık kazandı. İngiltere'ye döndükten sonra Lady Montagu, o dönemde güç kazanmaya başlayan kadınlara oy hakkı hareketini desteklemek amacıyla Osmanlı kadınları gibi giyinmeye başladı. Lady Janey Archibald Campbell (1845-1923) ile Lady Ottoline (Violet Anne) Morrell (1873-1938) gibi diğer seçkin Britanyalı kadınlar da "geleneksel Britanya normlarını ve cinsiyet farklılıklarını reddettiklerini simgelemek amacıyla" şalvar giydiler. Şalvarın etkisi Avrupa ile sınırlı kalmadı. Amelia Jenks Bloomer, bu "Türk pantolonlarını" değiştirerek Amerikan "bloomer"ını geliştirdi Osmanlı kadın giyiminin Avrupalılar tarafından tanınması, Avrupa'daki kadınlara oy hakkı hareketine katkı sağlamasının yanı sıra Müslüman kadınlara ilişkin kalıp yargıların kırılmasına da yardımcı oldu.

Buna karşılık Doğu Avrupa'da bu yeni moda eğilimleri yalnızca erkek soylular arasında yaygınlık kazandı. Osmanlı giyimi, Polonyalı ve Macar kadınların modası üzerinde ise kayda değer bir etki yaratmadı; kadınlar neredeyse istisnasız biçimde Batı Avrupa tarzındaki kıyafetleri giymeyi sürdürdü.

Osmanlıların Batı'daki kadın giyimini etkilediği bir diğer alan ise katmanlı giyim anlayışıydı. Katmanlı giyim, başlangıçta Osmanlı İmparatorluğu'nun ataları olan göçebe çobanlar ve atlı topluluklar için değişen hava koşullarına uyum sağlamaya yönelik pratik bir işleve sahipti. Osmanlı İmparatorluğu'nun kurulmasıyla birlikte ise giysilerin katmanlar hâlinde giyilmesi, belirli topluluklar içinde kişinin cinsiyetini, toplumsal sınıfını veya statüsünü gösteren bir unsur hâline geldi. Aynı zamanda zengin kumaşların sergilenmesine imkân tanıyarak kişinin servetini ve toplumsal konumunu da yansıtıyordu. Katmanlı giyim, manevi bir anlam da taşıyordu. İslam sanatında farklı desenlerin katmanlar hâlinde kullanılması, ilk bakışta anlaşılması güç görünen ancak gerçekte planlı ve anlamlı olan ilahi düzeni simgeleyen bir metafor olarak yorumlanmaktadır.

Avrupa'da 16. yüzyılda etekler katmanlı bir görünüm kazanmaya başladı. Bu dönemden önce etekler yalnızca alt kısımlarından yırtmaçlıyken, 16. yüzyıldan itibaren ön kısımdan ikiye ayrılarak alttaki farklı renkte veya desendeki katmanın görünmesini sağlayacak şekilde tasarlanmaya başlandı. Çoğu zaman bu iç katman, katmanlı kollara sahip üst giysiyle uyumlu olacak biçimde tasarlanıyordu. Benzer şekilde, alttaki ikinci kumaş katmanını görünür kılan kollu giysiler de Osmanlı giyimindeki katmanlı tasarım anlayışından etkilenmişti. Bununla birlikte, katmanlı ve sarkık kollu giysiler Avrupa'da katmanlı eteklerden çok daha önce ortaya çıkmıştı. 12. yüzyılda, Avrupa'da İslam ilimlerine yönelik ilginin artmaya başladığı dönemde, din adamları, Türk tarzı dış kaftanları andıran kısa kollu dış giysiler giymeye başladı. Ayrıca, alttaki değerli kumaşları sergilemek amacıyla tasarlanan ve Türk tarzına benzeyen sarkık kollu ceketler ile Avrupa'ya özgü tippet de kullanılmaya başlandı. Bununla birlikte, bu katmanları görünür kılan kolların yapısı Türk tarzındakilerden oldukça farklıydı.

Avrupa'da 12. yüzyıldan beri görülen bu giysiler, 18. yüzyılda Lady Mary Wortley Montagu'nun aktardıklarında da dikkat çekmektedir. Montagu, 10 Mart 1717 tarihli mektubunda tahttan indirilen Sultan II. Mustafa'nın gözdesi olan Hafsa (Hafize) Sultan'a şöyle yazmıştır: "Fakat giyimi o kadar şaşırtıcı derecede zengindi ki size onu anlatmadan edemeyeceğim. Uzun kolları ve alta doğru katlanan etekleriyle kaftandan ayrılan bir yelek giyiyordu. Vücuduna tam oturan mor renkli kumaştan yapılmıştı; ayaklarına kadar her iki yanında ve kollarının çevresinde, düğmeleriyle aynı büyüklükte, en kaliteli inciler sık aralıklarla işlenmişti."

Dış bağlantılar