Turkipedia
Menü

I. Selim Giray

İçindekiler1
  1. Hayatı
  2. İlk hanlık dönemi
  3. İkinci hanlık dönemi
  4. Osmanlı'daki eşkıyaların yok edilmesinde oynadığı rol
  5. Avusturya ordusuyla savaşı
  6. Kırım'da Selim Giray'a karşı hoşnutsuzluğun başlaması
  7. Üçüncü ve dördüncü hanlık dönemi
  8. Kaynakça

I. Selim Giray (1631 - 22 Temmuz 1704), Kırım Tatar hanı. 1671-1678, 1684-1691, 1692-1699, 1702-1704, yılları arasında olmak üzere dört kez Kırım tahtında bulunmuştur.

Hayatı

İlk hanlık dönemi

I. Bahadır Giray'ın oğlu olan Selim Giray ilk kez 1671'de hanlığa getirildi. Aynı yıl Kamaniçe seferine katıldı. Osmanlı serdarı Şeytan İbrahim Paşa ile Çehrin Kalesi'ne yaptığı seferde başarılı olamadı ve azledilerek Rodos'a gönderildi.

İkinci hanlık dönemi

1683'te onun yerine Kırım Hanı olan Murad Giray İkinci Viyana Kuşatması'ndan sonra azledilip, Murat Giray'dan sonra gelen Hacı Giray'ın da bazı zulümlerde bulunması ve halk tarafından istenmemesi üzerine 1684'te yeniden tahta geçti. Selim Giray halk tarafından sevilen bir kişiydi.

1691'e kadar Lehistan cephesinde savaştı; Rusların Azak saldırılarını püskürtmede görev aldı. Sayıları 200 bini bulan Leh ve Rus ordularını 1687 ve 1689'da iki kez püskürterek Osmanlı-Kutsal İttifak Savaşı'nda kuzey cephesini başarıyla savundu. Osmanlı bu savaşta Batı cephesinde neredeyse Niş ve Belgrad'a kadar çekilmişken Selim Giray sayesinde kuzey cephesinde tam bir başarı gösterdi.[1]İnalcık, Halil, Devlet-i 'Aliyye: Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar - III, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ocak 2018, ss. 210-220.

Selim Giray'ın ikinci hanlık döneminde Kırım Hanlığı öylesine güçlenmiş ve kendisinin nüfuzu da o kadar artmıştı ki Osmanlı'ya ihanet edip bağımsızlık yolunda gideceği dedikoduları çıktı. Selim Giray, bu dedikodulara şu sözlerle cevap veriyordu: Ben Devlet-i Aliyye'nin bir hayırhah bendesiyim (hizmetkârıyım). Dünya cîfesi (meseleleri) için iki mümin karındaş beynin ihlâl etmek (aralarını bozmak) lâyık-i dîn değildir. Bu gayret dîn gayretidir; padişahımızın hidemât-i 'aliyyesinde (hizmetinde) cân u bâş fedâdır.[2]İnalcık, Halil, Devlet-i 'Aliyye: Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar - III, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ocak 2018, ss. 229-231.

Osmanlı'daki eşkıyaların yok edilmesinde oynadığı rol

1689'da Osmanlı'da ipleri tamamen eline alıp bozgunculuk yapan, Belgrad'ın kaybedilmesinde baş sorumlu olan Celalî isyancı Yeğen Osman Paşa adeta Osmanlı devletine kan kusturuyordu. Öylesine güçlenmişti ki kendini Rumeli Beylerbeyi tayin ettiriyor, istediği gibi valiler atıyor, rüşvet alıyordu. Onun beylerbeyliği döneminde Osmanlı neredeyse bütün Sırbistan ve Bosna'yı kaybetmişti fakat askeri yanında bulundurduğu için kimse onun aleyhinde olmaya cesaret edemiyordu. Selim Giray, kendisi kuzey cephesinde canını dişine takıp savaşırken Osmanlı'nın içine düştüğü bu durumdan oldukça rahatsız oldu. İstanbul'a gelip Yeğen Osman'a karşı dönemin devlet erkânını cesaretlendirerek Osmanlı'nın bu fitneden kurtulmasında en önemli rolü oynadı. Edirne'de toplanan bir savaş meclisinde şunları söyledi: Yeğen dediğünüz vakitte havfınızdan (korkunuzdan) akciğeriniz görünür! Hayf (Yazık), Âl-i Osmân devletine ki bir hayırhâh (hayırlı) adamı kalmamış ve eğer bunun (Yeğen Osman'ın) tedâriki görülmez ise (gereği yapılmaz ise) ne tarafdârınız olup işinize karışırım ve ne kılıncımız salup hizmetinizde bulunurum![3]İnalcık, Halil, Devlet-i 'Aliyye: Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar - III, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ocak 2018, s. 231.[4]Ahmed Refik (Altınay), Silâhdar Tarihi -II, İstanbul 1928, s. 410. Onun bu sözlerinden sonra devlet erkânı cesaretlenip Yeğen Osman'ın üzerine ordu yollayıp kellesini aldı. Dönemin padişahı II. Süleyman, Selim Giray'ın Kırım'a döndüğü sırada ona şu sözleri söyleyerek teşekkür etti: Ayağınız uğurlu imiş, âsitânemize geldikten berü memleketimize sâri olan eşkıyanın rûy-i arzdan külliyet ile vücûtları kalktı; Allah sizden razı ola, iş bizim vükelâmıza kalmış olsaydı vay idi hâlimize.[5]Ahmed Refik (Altınay), Silâhdar Tarihi -II, İstanbul 1928, s. 422.

Avusturya ordusuyla savaşı

Selim Giray, Yeğen Osman eşkıyasıyla alakalı meselelerini hallettikten sonra Osmanlı'nın Batı cephesinde kaybettiği toprakları geri almasına yardım etmek istiyordu zira bu kayıplar Hân'ı çok etkilemişti. Dönemi bizzat yaşayan tarihçi Silahdar Fındıklılı Mehmed Ağa'nın ifadesine göre Niş'in düşman eline geçtiğini duyunca üzüntüsünden ağlamıştı. Onun ulaştığı büyük nüfuzdan endişelenen yeni sadrazam Köprülü Fâzıl Mustafa Paşa ise bir an önce kendisini Kırım'a göndermek istiyor, şöyle diyordu: "Bir yılda iki sefer olmaz, zahmete girmesün, hizmet-i padişahî edâ olmuşdur, Kırım'a avdet buyurun (dönün)". Selim Giray bu itiraza rağmen 15 Kasım 1689'da Sofya'da yenilgiye uğramış Osmanlı ordusuyla birleşti. Bulgaristan'a kadar gelen Avusturya Ordusu'yla savaştı. Savaştan önce çekilmek isteyen Tatar beylerine önemli bir konuşma yaptı:

“Boğdan, Eflak ve Niğbolu dağlarını aşarak geldik, eğer geri dönersek düşman arasında namımız kalmaz; her ne olursa olsun ya bu taburu sökündürürüz ya da cümlemiz kırılıp kıyamete kadar gideriz.”

Burada elindeki az sayıda kuvvete rağmen düşmanı bozguna uğratan Selim Giray, Karpoş İsyanı'nı bastırmak için Tatar birliklerini Osmanlı ordusuna yardıma yolladı ve isyanın bastırılmasına yardım etti. Daha sonra Priştine ve Prizren düşmandan geri alındı. Selim Giray, "Rumeli'yi düşman istilasından temizlemiş olarak" Sofya'ya geri dönüp oradan da Kırım'a geçti.[6]İnalcık, Halil, Devlet-i 'Aliyye: Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar - III, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ocak 2018, ss 239-240. Kısa bir süre sonra 1690'da Sadrazam Köprülü Fâzıl Mustafa Paşa'nın Kutsal Roma İmparatorluğu ordularına karşı çıktığı seferine katılmak üzere geri çağrıldı ve Niş'in geri alınmasına yardım etti. Seferin geri kalanına hastalığı sebebiyle bizzat katılamayıp ordularını oğlu Devlet Giray'ın kumandasında bırakarak Edirne'ye döndü. Belgrad'ın Osmanlı tarafından geri alınmasından üç gün sonra sağlığını topladı ve yeniden ordularının başına geçti.

Kırım'da Selim Giray'a karşı hoşnutsuzluğun başlaması

Selim Giray'ın 1689-1691 arasında Osmanlı'nın batı cephesini savunmak için Kırım ordusunu Kırım'a göndermeyip Balkanlar'da tutması hem orduyu çok yorup hoşnutsuzluk çıkmasına sebep olmuş hem de Kazakların ve Rusların istilalarına karşı hanlarını Kırım'da görmek isteyen Kırım halkının çatlak sesler çıkarmasına sebep olmuştu. Yakın zamanda büyük bir Rus ordusunun Kırım'ı istilaya geleceği söylentileri ayyuka çıkmıştı. Selim Giray, oğullarından Azamet Giray'ı Kırım'da bırakmış olmasına rağmen halk oğlunu değil kendisini burada görmek istiyordu. Hastalığı sebebiyle Edirne'ye döndüğü sırada Osmanlı'ya yardım eden Kırım ordusu, geçici olarak ordunun başına geçirilmiş olan büyük oğlu Devlet Giray'a: "Allah belâ versün sana da babana da; nedir bu sizden çektiğimiz, Kırım diyârına incir diküp ocağımızı söndürdünüz ve bizim bu seferde ne alâkamız var idi ki, bu kış kıyamette bizi sürüyüp bizi bu fezâhatlere uğrattınız da han Osmanlu çanağın yalamaya İstanbul'a gitti. Ne onun hanlığın ne senin veliahtlığın isteriz!" diyerek tepki gösterdi.[7]İnalcık, Halil, Devlet-i 'Aliyye: Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar - III, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ocak 2018, ss 243-244

Üçüncü ve dördüncü hanlık dönemi

Orduda ve Kırım halkı arasında başlayan hoşnutsuzluktan ve Sadrazam Köprülü Fâzıl Mustafa Paşa ile anlaşamamasından dolayı Selim Giray, hanlıktan çekilmeye karar verdi. Birçok Osmanlı devlet adamının "Siz devletin tutan eli, gören gözüsüz, ne biz senin azline rızâ veririz ne de senden gayrısını yerine nesbederiz. Buna padişahımızın dahi rızâ-yı hümâyunları yoktur" diyerek itirazına rağmen tahtı amcasının oğlu III. Saadet Giray'a bırakarak hacca gitti. Tahtı veliahtı olan büyük oğluna değil kuzenine bırakmasının sebebi olarak oğlunun tezcanlı bir tabiata sahip olup, heyecana kapılıp Osmanlı'ya itaatsizlik etmesinden çekindiğini söyledi. Bu sebeple daha yumuşak huylu olan kuzeni Saadet Giray'ı tahta geçirerek kendisi hacca gitti.

1692'de hacdan döndüğünde uğradığı İstanbul'da tekrar Hanlığa getirildi. 1699 yılında ise hastalandı ve kendi isteğiyle tahttan çekildi. Bu süre içerisinde İstanbul'da Silivri'deki çiftliğinde kaldı. 1702'de tekrar han oldu ve Rusların Kırım'da başlattıkları iç çatışmalara son verdi. 22 Temmuz 1704 günü, 73 yaşında öldü.

Selim Giray, müzik ve bestekarlıkla uğraşırdı, ayrıca "Selim" mahlası ile şiirler yazmıştır. Arapça ve Farsçayı iyi deredece bilirdi. Rus ve Leh ordularına karşı Perekop'ta kazandığı zaferi anlatan bir "Zafername" yazılmıştır. 1689-1690 yıllarında Rumeli'den düşmanın atılmasına yaptığı yardımlardan sonra onun kahramanlıklarını anlatan "Selimnâme" isimli bir eser de yazılmıştır. Bahçesaray'da Selim Giray Han Camii'nde gömülüdür.

Kaynakça

  1. 1.İnalcık, Halil, Devlet-i 'Aliyye: Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar - III, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ocak 2018, ss. 210-220.
  2. 2.İnalcık, Halil, Devlet-i 'Aliyye: Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar - III, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ocak 2018, ss. 229-231.
  3. 3.İnalcık, Halil, Devlet-i 'Aliyye: Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar - III, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ocak 2018, s. 231.
  4. 4.Ahmed Refik (Altınay), Silâhdar Tarihi -II, İstanbul 1928, s. 410.
  5. 5.Ahmed Refik (Altınay), Silâhdar Tarihi -II, İstanbul 1928, s. 422.
  6. 6.İnalcık, Halil, Devlet-i 'Aliyye: Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar - III, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ocak 2018, ss 239-240.
  7. 7.İnalcık, Halil, Devlet-i 'Aliyye: Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar - III, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ocak 2018, ss 243-244