Turkipedia
Menü

Hamdi Zeza

Kiraz Ahmed Hamdi Paşa, sonradan Hamdi Zeza (27 Haziran 1871, Nikşiç - 18 Ocak 1935, Köstence), Osmanlı mirlivası ve devlet adamıdır.

Hayatı

27 Haziran 1871'de Nikşiç'te doğdu. Babası Necib Bey Arnavut Zeza âilesinden, annesi Nâciye Hanım ise Türk'tür. Mekteb-i Erkân-ı Harbiye'den 1893/1894'te kurmay yüzbaşı rütbesiyle mezûn oldu. 1897'de kolağalıkla Belgrad Elçiliği'ne askerî ataşe oldu. 1899'da Sırbistan, Bulgaristan ve Karadağ Sınır Müfettişliği'ne atandı. 28 Nisan 1900'de mirliva oldu. İttihat ve Terakki döneminde ferîkliğe terfî ettirilmemesi üzerine muhâlefete geçti. Mondros Mütârekesi'nin ardından siyâsete atıldı; Millî Mücâdele karşıtı örgütlerde yer aldı, hatta kurucuları arasında bulundu. Nigehban Askerî Cemiyeti, Kızılhançer Cemiyeti ve İlâ-yı Vatan Cemiyeti'nin kurucularındandır. Tarîkât-ı Salâhiye'yi de kendisi örgütledi. Anadolu'daki iç ayaklanmalara destek verdi. Sultan Vahideddin'in fahrî yâveri oldu. 5. Kolordu Komutanı olarak Eskişehir'de Kuvâ-yi Milliye'ye karşı faaliyetlerde bulundu.

3 Temmuz 1920'de Ankara Bidâyet Cezâ Mahkemesi tarafından gıyâben îdâma mahkûm edildi. Daha sonra Yüzellilikler listesine alınarak listede ilk sırada yer aldı. Millî Mücâdele'nin zaferle sonuçlanmasının ardından Vahideddin'i sık sık ziyâret etti. Sadrâzam Dâmad Ferid Paşa'nın yalısındaki toplantılara katıldı. İstanbul'da geleceğinden endişe ederek İngiliz Elçiliği'ne sığınanlar arasında yer aldı. 6 Kasım 1922'de İngilizlerce Taşkışla'ya sevk edildi; burada 10 gün kaldıktan sonra Köstence'ye gönderildi ve buraya yerleşti. Mehmet Ali Gerede, Mustafa Sabri, Gümülcineli İsmail ve Mehmet Vehip Kaçı gibi Türkiye Cumhuriyeti'ne muhâlif isimlerle burada buluştu. Mehmed Nizameddin Efendi'nin himâyesine girdi. Vahideddin ile Tütüncübaşı Şükrü aracılığıyla haberleşti. Zogu hükûmeti tarafından kendisine Arnavut pasaportu verildi ve seyahatlerinde bu pasaportu kullandı. Yaşamını Köstence'de sürdürdü, Tarîkât-ı Salâhiye'yi burada da örgütledi.

Temmuz 1925'e kadar Türkiye Cumhuriyeti aleyhinde çalıştı, sonrasında Türk makamlarına muhbirlik yapmaya başladı. Sanremo görüşmeleri ve Vahideddin'in dönüş planı dâhil değerli bilgiler iletti. Sürgündeki muhâliflerin başarısız olacağını düşünüp onları ağır bir şekilde eleştirdi. Türkiye'den para aldı fakat güvenilir bulunmadı; çift taraflı çalıştığından şüphelenildi. Arkadaşları da kendisinden kuşkulanmaya başladı ve muhbir olduğu yönündeki şüpheler çevresinde yayıldı. Kendisini Arabistanlı Lawrence'a benzettiği aktarılmıştır.

1931'de sağlığı bozuldu, moral çöküntü yaşadı. Yüzellilikler listesinden çıkarılmayı ve Türkiye'ye dönmeyi istedi, kabul edilmedi. 1935'te hastalığı şiddetlendi, 18 Ocak'ta Köstence'deki evinde öldü. Naaşı Türkiye Cumhuriyeti'nin gönderdiği parayla oraya defnedildi. Evrakları Türk yetkililerce alınarak mühürlendi ve Bükreş Elçiliği'ne gönderildi. Özel eşyâları ise kızı Mihrican'a verildi.