Turkipedia
Menü

Şam Muharebesi (1918)

Şam Muharebesi, 1 Ekim 1918'de Hayfa'nın ele geçirilmesinden ve Taberiye Gölü'nden kuzeye doğru takip yolunu açan Samakh Muharebesi'ndeki zaferden ve Deraa'ya ve iç takiplere giden yolu açan Üçüncü Ürdün Taarruzu'ndan sonra gerçekleşti. Birinci Dünya Savaşı'nın Suriye ve Filistin harekâtı sırasında Mısır Seferi Kuvveti'nin (EEF) Megiddo Muharebesi'ndeki kesin zaferinden sonra Şam, Çöl Atlı Kolordusu ve Emir Faysal'ın Şerif Hicaz Ordusu'nun kuzeye doğru bir süvari takibinin ardından şehri kuşatması sırasında ele geçirildi. Şam'a giden iki ana yol. Şam'a doğru takip sırasında, Osmanlı Dördüncü, Yedinci ve Sekizinci Ordularının kalıntıları tarafından oluşturulan birçok artçı, Emir Faysal'ın Şerif Ordusu, Çöl Atlı Kolordusu'nun Avustralya Atlı Tümeni'nin 4. ve 5. Süvari Tümenleri tarafından saldırıya uğradı ve esir alındı. Şam Muharebesi'nin kazanılmasındaki önemli taktik başarı, Fransa, İngiltere ve Emir Faysal'ın kuvvetlerinin temsilcilerinin siyasi manevralarıyla sonuçlandı.

Megiddo Muharebesi sırasında Şaron Muharebesi ve Nablus Muharebesi'ndeki zaferlerin ardından, 25 Eylül'de, XXI. Kolordu, Çöl Atlı Kolordusu ve kapsamlı hava bombardımanı saldırılarıyla desteklenen XX. Kolordu'nun birleşik saldırıları tüm hedeflere ulaştı. Yahudiye Tepeleri'ndeki Osmanlı Yedinci ve Sekizinci Orduları, Tulkarm ve Tabsor'daki saldırılar nedeniyle geri çekilmeye ve geri çekilmeye zorlandı; bu da, Chaytor'un saldırısına uğradıklarında, Ürdün Nehri'nin doğusundaki Dördüncü Ordu'yu, Amman'dan geri çekilerek kuşatmaktan kaçınmaya zorladı. Güç. Bu geri çekilmelerin bir sonucu olarak Cenin'de çok sayıda mahkûm yakalanırken, hayatta kalan birlikler Samakh'ta güçlü bir arka korumanın arkasına çekildi. Mısır Seferi Kuvvetleri komutanı General Edmund Allenby, Korgeneral Harry Chauvel'in Çöl Atlı Kolordusu'na üç Osmanlı ordusunun kalıntılarını takip etmesini ve Şam'ı ele geçirmesini emretti.[1]Australian War Memorial. Australia and the Arab Uprising 1916–1918. Australian War Memorial.[2]DBpedia contributors. Pursuit to Haritan. DBpedia. 4. Süvari Tümeni, 26 Eylül'de İrbid'de, Er Remta'da iç yol boyunca arka korumalara saldırarak takibe başladı ve Prens Faysal'ın Şerif Ordusu 27 Eylül'de Deraa'yı ele geçirdi. Avustralya Atlı Tümeni, 27 Eylül'de Jisr Benat Yakub'da ana yol boyunca arka korumalara saldırdı, ertesi gün Quneitra'yı işgal etti, 29/30 Eylül'de Sa'sa'da ve 30 Eylül'de Kavkap ve Barada Boğazı'nda, 5. Süvari Tümeni aynı gün Kiswe'de bir artçı korumaya da saldırdı. Bu başarılı saldırı ve ilerlemelerin ardından 3. Hafif Süvari Tugayı'na Şam'ın kuzeyine hareket etmesi, 1 Ekim sabahı şehrin içinden geçerek geri çekilen sütunlara saldırılarına devam etmesi ve Humus'a giden yolu kesmesi emredildi.

Şam’a Doğru Yürüyüş

Suriye Valisi Tahsin Uzer'in Şam’ın Düşüşünü Bildiren Telgrafı, Ekim 1918
Suriye Valisi Tahsin Uzer'in Şam’ın Düşüşünü Bildiren Telgrafı, Ekim 1918Hasan Tahsin Uzer, Kamu malı, Wikimedia Commons

28 Eylül 1918 günü saat 05.00'te Ezra Istasyonu'nda harekete hazır olan Osmanlı 3. Süvari Tümeni, saat 06.00'ya kadar 4. ve 8. Ordu Komutanları ve karargâhları için Şam'dan gelecek treni bekledi.

Ezra İstasyonu'nda; Binbaşı Gani isminde bir Suriyeli subayın komutası altında bulunan 7. Alayın 1. Bölüğü, 48. Tümen, Yıldırım Ordular Grubu, 4. ve 8. Orduların karargah bölüklerinden oluşan beş bölüklü Alay, Tümen emrine verilerek Tümen kuvvetlendirildi.[3]Ancak bu Arap ırkına mensup Binbaşı Gani, ihanet ederek Gbağıp İstasyonu’na kadar Tümenle hareket etti, istasyondan sonra ortadan kayboldu.

Tümen, tren geldikten sonra da hareket edinceye kadar emniyeti sağladı. Tren hareket edeceği sırada 4. Ordu Kurmay Başkanı olan bir Alman yarbayı, yeni gelen bir telgrafı her iki ordu Komutanına okudu. Bu telgrafta; düşman süvarisinin Kuneytıra'yı geçip Şam istikametinde yürümekte olduğu bildiriliyordu. Bunun üzerine 4. Ordu Komutanı Tümene Mahce - Gbağıp köyleri üzerinden hareketle 29 Eylül'de Kisve'de bulunmasını emretti. Ancak İngiliz süvarisinin geçtiği Kuneytıra, Şam'dan 60 km uzaklıktaydı. Ezra İstasyonu da Şam'a 60 km uzaklıktadır. Arada bazı farklar vardır. İngiliz süvarisinin takip ettiği yol oldukça düzgün yapılmış şosedir. Sa'sa kasabasından geçer. İnsanları ve hayvanları da daha dinçtir. Zafer sebebiyle moralleri yüksektir. Her köyde her kasabada bütün ihtiyaçlarını temin edebildiği gibi kendisine kucağını açmış, her emrini isteyerek yerine getirmeye hazır bir halk kitlesinin yardımına da sahiptir.

Türk süvarisine gelince; cağ[4]Büyük bez ya da deri torba. Hayvan (at, mekkâre, deve) yemlerinin konulduğu torba. torbasındaki son arpasını sabaha karşı yedirmiştir. Erler ise üç günden beri çantasında kurumuş, parçalanmış son ekmek kırıntılarını bitirmek üzeredir. Sürekli hareket hâlinde olma, bakımsızlık ve gıdasızlık yüzünden zayıf düşmüş olan erler, Şeria Vadisi'nden aldığı sıtma mikrobu sebebiyle de hastalanmıştır.

Tümen, tren güzergâhını takip etmek zorundadır. Bu güzergâh her ne kadar düz ise de yolsuz ve taşlıktır. Köylerde, çalı diplerinde bir Türk erinin kanını akıtmak, üzerindeki eşyasını, ayağındaki çorabına kadar soymak isteyen, İngiliz ordusuna yaranmak için Türk'e her türlü kötülüğü yapmaya hazır bulunan Arap kitlesi de büyük bir engel teşkil etmektedir.

Düşman uçaklarının bomba ve makineli tüfek atışları da devam etmektedir. Birbirine paralel yürüyen bu kuvvetlerden İngilizlerin Şam'a daha önce ulaşmaları kesin görünüyor.

Tren hareket etti. Tümen de çeşitli ağırlıklarla birlikte yola çıktığı sırada, o çevrede gecelemiş olan ordusuyla beraber 7. Ordu Komutanı ile 20. Kolordu Komutanına rastladığında, Tümen Komutanı 7. Ordu Komutanına 4. Ordu Komutanından aldığı emri ve harekâtı hakkında bilgi verdi. Daha önce ordunun sol yanını koruyarak Neva üzerinden Şam'a yürümek emrini almış olan Tümenin, yolunun değiştirilmesine canı sıkılmış olan 7 nci Ordu Komutanı, Süvari Tümen Komutanına, mümkün olduğunca ordunun sol yanını koruması emrini verdi.

Tümen tekrar yürüyüş istikametini değiştirerek 7. Ordu Komutanının emrini yerine getirmeye çalıştı. Tümen iki saat kadar yürümüştü ki, düşman uçaklarının taarruzuna uğradı. Bombalar yağdı, makineli tüfekler işledi. Tümen zayiata bakmayarak yoluna devam etti. Kendi inisiyatifiyle bazı bölükler, çok alçaklara kadar inmiş olan uçaklara ateş açarak onları uzaklaştırdılar. Kısa bir zaman sonra yakınından geçilen bir köyden kol sonundan ateş edildi. Kol sonunda bulunan 8. Alay ile 3. Bölükten 2 manga köye taarruz ettirilerek bu köyden birkaç hane cezalandırıldı. Akşam üzeri uçaklar bir uçuş daha gerçekleştirdiler. Uzak mesafelerden birkaç yerde çalı diplerinden ateş edildi ise de Tümen, yürüyüşüne devam etti. Gece, Gbağıp İstasyonu'na ulaştı.

Yem ve yiyecek yoktu. İnsan ve hayvan açtı. Yalnız birkaç saat dinlenmekle yetinildi. Yürüyüşe devam edilerek 29 Eylül günü öğleden sonra yorgun bir hâlde Kisve İstasyonu'na ulaşıldı.

4. Ordu Komutanının Kisve İstasyonu'nda kalmayıp Şam'a gittiği ve Viktorya otelini karargâh olarak kullandığı haber alındı.

Der'a'dan hareketten önce orduların Kisve'de toplanmaları belirlenmiş olduğundan Tümen, Kisve'de bir ağaçlık kenarında dinlenmeye geçti. Erlerin ve hayvanların iaşesi için Tümen Komutanı, 4. Ordu Komutanı ile temasa geçmeye çalıştı. İlk olarak; bir subay göndererek ordunun vereceği emri almak ve aynı zamanda tümenin iaşesini temin etmek istedi.

4. Ordu Komutanı tarafından Kisve'de yola bir inzibat birliği yerleştirilmişti. Bu birlik, güneyden perakende olarak gelenlerin Kisve civarında toplanmalarını sağlamaya çalışıyordu. Oysa hiçbir emir ve komutaya tâbi olmayan döküntüler, kime ait olduğu bilinemeyen dağınık ağırlıklar ve mekkâreler sel gibi inzibat birliğinin sağından solundan Şam'a akıyorlardı. Bu sırada bir de uçak taarruzu olunca, bu dağınık kitle Şam'a doğru yola çıktı. Süvari tümeninin er ve hayvanlan iki günden beri aç olarak bekliyordu. Ne bir birlikten haber alınabiliyor, ne de Şam'a gönderilen subay geri dönüyordu. (Bu subay 8. Alayın Binbaşısı Şamlı Mahmut'tu. Şamlı Mahmut, 8. Alayda yüzbaşı iken üç yıl önce terfi etmiş, alayda binbaşı olarak kalmıştı. Her muharebe safhasında bir bahane ile kendine geride bir hizmet çıkaran, o güne kadar yanından bir kurşun dahi geçmeyen bu Arap binbaşı, Türk'e tam ihanetin en büyüğünü yapmak fırsatı ortaya çıkınca onu kaçırır mı? O da Gani gibi bir daha ne geri döndü ne de bir daha görüldü).

Akşama kadar Tümen, hiçbir şey yemeden aç olarak Kisve'de kaldı. Sonunda Şam istikametinde yürümeye karar verdi. Bu amaçla ata binilmiş iken 4. Ordu karargahına mensup bir subay yetişti. Bu subay, Süvari Tümenine, kolordulara ve tümenlere ayrı ayrı emirleri iletiyordu.

Bu emirlerden bir tanesi, Şam savunmasına ait bir beyanname idi. Halkı, sükunete davet ediyordu. Herkes yerinde kalacaktı. Her memur görevinin başından ayrılmayacaktı. Menziller ambarlar bütün askerî ve mülkiye daireleri eskisi gibi işlerine devam edeceklerdi. Diğer bir zarf, yeniden kurulacak erzak ve teçhizat ambarları ile ilgiliydi. Üçüncüsü, yapılması kararlaştırılmış harekâta ait bir ordu emri idi.

Bu emre göre; Şam savunulacak, ancak Kisve'den Rabva boğazına kadar batı tarafını 3. Kolordu, Kisve'nin doğu tarafını 20. Kolordu savunacaktı.

3. Süvari Tümeni, Sa'sa istikametinden Şam'a ilerleyen düşmana karşı giderek savunma tertibatını alıncaya kadar 3. ve 20. Kolordulara gerekli olan zamanı kazandıracaktı. Bu görevin yerine getirilmesi sırasında; 3. Kolordu Komutanının emrinde bulunacak, kolordular vaziyetlerini alıp düşmanla temas ettikleri zaman, Süvari Tümeni savunma hattının doğu kanadına çekilerek yine ordu emrinde çöl tarafını gözetleyecekti.

  • 24. Piyade Tümeni de ordu ihtiyatı olarak Şam'da bulunacaktı.

  • 4. Ordu Komutanı Şam’ın savunmasını,

  • 7. Ordu Komutanı da Riyak Havalisi Komutanlığını üstlenmişti.

Bunlardan başka Süvari Tümenine Ezra İstasyonu'nda katılan Mürettep Süvari Alayı da derhal Şam'a ordu emrine gönderilecekti. 29 Eylül günü akşam üzeri 6. Alay da tümene makineli tüfeksiz olarak, Alay Komutanı ile beraber dört subay, 48 erle, yorgun ve bitkin bir halde katılmıştı.

Artık Süvari Tümeni adını taşıyan 6. ve 8. Alayların mevcudu 200 atlıya kadar inmişti. 8. Alayın yedi ağır makineli tüfeği mevcudunu koruyordu.

Kendisine verilen görevin ağırlığını düşünen Tümen Komutanı, o çevrede bulunan bir telefondan yararlanarak 4. Ordu Komutanı ile temas kurup Tümenin bu zayıf durumunu anlattı. Mürettep Alayın alınmamasını istedi. Ancak mürettep alayın bölüklerinin her biri başka bir orduya mensup olduğu için durdurulamayacağı, yalnız Yıldırım Ordular Grubunun süvari bölüğünü alıkoyabileceği cevabını aldı.

Erlerin ve hayvanların iki günden beri hiçbir şey yemediklerine dair şikâyete de şimdi tren ile olmazsa otomobil ile erzak ve yem sevk ettireceğim. Bunu şimdiye kadar göndermeyen memur kim ise onu da birlikte sana göndereceğim. Sen bizzat kendin cezalandır. Onu tümenle beraber götür ve ilk ateş hattında istihdam et cevabını aldı ve tümen hakkındaki düşüncelerini belirtti.

Süvari Tümeni; Şam'dan gelecek yem ve yiyeceği beklemek üzere Kisve'nin 2 km kadar güneyinde içinde büyük ağaçlar bulunan büyük bir bahçenin kenarında, gayet düz bir yerde ordugah kurup beklemeye başladı. Sonunda geceyi yine bu yerde geçirmek kararı verilince 8. Alayın bazı bölük komutanları Alay Komutanına müracaat ederek ordugâhın ağaçlar altına nakledilmesini, aksi takdirde sabah erkenden gelecek düşman uçakları tarafından büyük zayiata sebebiyet verileceğini söylediler. Alay Komutanından, “Halkın mallarını boş yere harcamak doğru değildir.” cevabını aldılar. Gece hayvanlara bir miktar ağaç yaprağı, insanlara da perakende geçen birliklerin koyun ve keçilerinden alınarak yedirildi.

30 Eylül 1918 günü sabah hava tamamen aydınlanmış, yorgun olan erler henüz uyanmıştı ki, ani olarak ordugâhın içinde uçak bombaları patlamaya başladı. Erler, çıplak hayvanlarını yularlarından yakalayarak ve kısmen silahlarını da alarak ağaçların arasına dağıldı. Birçok yaralı, ölü insan ve hayvan açıkta kaldı. Düşman uçakları bombalarını bitirince oldukça alçaklara inerek makineli tüfekleriyle ağaçlığın içini taramaya başladılar. Burada da ufak tefek zayiat verilmeye başlandı. Bazı bölük komutanları düdüklerini öttürerek erlerini yanlarına topladı ve komuta ile uçaklara ateş açtırarak onları kaçmaya mecbur ettiler. Her bölük 5-10 insan ve hayvan zayiat verdi.

Tümen şimdiye kadar hiçbir savaşta bu kadar zayiata uğramamıştı. Uçaklar gittikten sonra Tümen toparlandı. Ata binip Sa'sa istikametine yürüdü. Eşrefiyye çiftliği civarına geldiği sırada, Tümen Komutanı 3. Kolordu Komutanı tarafından karargâhına çağrıldı.

Tümen Komutanı, 3. Kolordu Komutanından savunma hattı üzerinde bulunan Artuz köyüne gitmesi emrini aldı. Ancak bu sırada 3. Kolordu'ya mensup 1. Piyade Tümeninin emir subayı gelerek 3. Kolordu Komutanına, "beni Gor Bey (1. Piyade Tümen Komutanı) gönderdi. Ordu Komutanından emir geldi. Birlikler derhâl kuzeye çekilecekmiş dedi." Bu çekilme emrinin sebebi anlaşılamadığından 3. Kolordu Komutanı, Süvari Tümen Komutanına “Ben emrin doğrusunu anlar size ayrıca haber gönderirim. Göreviniz eskisinin aynısıdır. Süvari Tümeni şimdi Artuz istikametinde yürüyüşüne devam edecek. Şimdi Artuz’da bulunan 1. ve 11. Tümenler de yerlerinden ayrılmayarak orada emrimi bekleyeceklerdir. Bunu siz de Artuz’dan geçerken tümen komutanlarına tebliğ ediniz.” emrini verdi.

Süvari Tümeni tekrar ata binip yürüyüşe geçti. Tam ağaçlıklar, bahçelikler ve binalar arasından kurtulup ilerlemeye başladığı zaman düzensiz olarak birçok piyadenin Şam'a geçtiği görüldü. Bunlar Gor Bey'in tümenine mensup kuvvetlerdi. 4 – 5 km kadar uzakta (Şam’ın 10 km kadar güneybatısında) çıplak tepelerden bir köy görünüyordu. Köylüler bunun Artuz olduğunu söylediler. Bu sırada önceki emirde, Artuz istikametine gönderilen keşif kolundan düşman süvarisinin Artuz'a yaklaştığı haberi geldi. Bu haber üzerine Tümen Komutanı, 8. Alayın 3. Bölüğünü iki ağır makineli tüfek ile takviye ederek, bahçeliklerin güneyinde Artuz'a karşı bırakarak sözlü olarak şu kısa emri verdi: “Tümen Eşrefiye Çiftliği’ne dönecektir. Sen Artuz’dan ilerleyecek, düşmana karşı tümenin sağ kanadını koruyacaksın dedi.” ve tümenle beraber Eşrefiye Çiftliği istikametine hareket etti.

3. Süvari Tümeninin Son Muharebesi ve Esareti

30 Eylül 1918 günü saat 10.00'da, çok zayıf bir tabur ile bir sahra bataryası, 8. Alayın 3. Bölüğünün yanından geçiyordu. Bu kuvvet üzerine arkadan topçu ateşi geliyordu. Artuz ve civarında bazı süvari kuvvetleri görüldü. 3. Bölük Komutanı ile Batarya Komutanı önceden tanışmış olduğundan 3. Bölük Komutanı sordu:

“Köyde görünen bu kuvvet düşman değil mi?"

“Evet.”

“Mermin var mı?”

“Beş adet var.”

“Ben burada Süvari Tümeninin sağ kanadını korumakla görevliyim. Şu beş mermiyi düşmana atarsan düşman da bizim topumuzun olduğunu zanneder. Zaman kazanırız. Sen geçerken Şam’dan cephane alırsın.” dedi.

Batarya Komutanı iki topunu mevziye koydu. Artuz'da görünen zayıf düşman süvarilerinin üzerine beş mermisini attı ve top bindirip gitti.

Bu, 30 Eylül 1918 günü saat 11.00'de Şam’ın güneyinde düşmana atılan son topçu mermileridir (Bunu atan Bataryanın Komutanı Yüzbaşı, Edirneli Tatar Hüseyin'dir). Artuz'da görülen düşman daha fazla ilerlemedi. Ancak güneybatıdan Rabva Boğazı istikametine yürüyen bir düşman süvari alayının Rabva Boğazı’na yaklaştığı ve bir süre sonra da boğaza ateş açtığı silah seslerinden ve hareketlerinden anlaşıldı. Saat 13.00 olmuştu. Ne düşman ilerliyor ne de Süvari Tümeninde bir hareket vardı. Yalnız Rabva'da düşmanın hâkim olduğu belli oluyordu. Böylece saatler geçti. Tahminen saat 16.00 olmuştu ki, Tümenden 3 ncü Bölüğe Eşrefiye Çiftliği'nde Tümene katılması emri geldi.

3. Bölük ve Ağır Makineli Tüfek Takımı Eşrefiyye Çiftliği'ne yürüdü. Biraz sonra da Tümene katıldı. Bölük Komutanı, Tümen Komutanının yanına giderek gördüklerini ve bildiklerini söyledi. Tümen Komutanı durumdan çok memnun görünüyordu. 6. ve 8. Alay Komutanları da yanında idi. Tümen birlikleri pembe renge boyalı Eşrefiyye çiftlik binasının hemen doğusunda ağaçlık altında bir ark suyunun kenarında hiçbir tertibat almaksızın dinleniyorlardı. Arap atlarına ve eksiksiz teçhizata sahip olan ve 80-100 atlıdan oluşan Yıldırım Orduları Grubu karargâhına mensup Süvari Bölüğü de Tümenin emrinde olarak aynı yerde bulunmaktaydı. Tümen Komutanı karşısında duran 8. Alay, 3. Bölük Komutanına şunları söyledi:

“Durumu görüyorsun. Her taraftan kuvvetlerimiz Şam’a gelip geçtiler. Düşman Rabva Boğazı’nı kesti. Önemli bir Arap kuvvetiyle Faysal’ın da Şam’ın doğusundan dolaşarak kuzeyde bulunan Duma yolunu kapattığı haber alındı. Bizim için iki yol kaldı. Ya karşımızdaki insanlara teslim olmak ya da Duma'daki bedevilerle çarpışarak yol açmak. Duma’ya hareket edersek bu yorgun erler ve hayvanlarla tabii yenileceğiz. Sonuçta hepimiz Araplar tarafından çırılçıplak oluncaya kadar soyulup büsbütün rezil olacağız. Eğer karşı koymadan İngilizlere teslim olursak, Şam’ın içinde bulunan şahsi eşyalarımızı da kurtarabiliriz. Bu hareketimizin sorumluluğunu, ben üzerime alıyorum. Artık Tümen son görevini yapmıştır. Bu durumda artık hiçbir şeye gücü yetmemektedir.”

3. Bölük Komutanı 6. ve 8. Alay Komutanlarının da aynı düşüncede olduklarını öğrendikten sonra, “Öyle ise izin verirseniz bu durumdan subayları haberdar edeyim” dedi ve Komutanların yanından ayrılarak subayların olduğu yere gitti. Kimsenin bir şeyden haberi yoktu. Subaylara seslenerek “Arkadaşlar, Tümen Komutanı ve Alay Komutanları bütün kuvvetle karşımızdaki İngilizlere teslim olmak istiyorlar. Tabi biz bunu kabul etmeyiz. Ancak bir şey düşünmek, hemen bir karar verip uygulamak gerekiyor.” dedi.

Subayların her biri farklı görüş bildirdi. Kimi ata binip hemen kaçalım. Kimisi bölüklerimizle beraber gidelim. Kimisi Komutanlardan izin alalım da öyle çekilip gidelim gibi çeşitli görüşlerde bulunuyorlardı. Bu sırada bir kır atlı, güneydoğudan Cebel-i Esvet eteklerinden Tümen Komutanının yanına geldi. Bu atlının elinde bir zarf görünüyordu. 3 Bölük Komutanı subaylara seslenerek “Ben Tümen Komutanının yanına gideyim. Galiba yeni bir emir var. Emri aldıktan sonra yanınıza gelir sizi haberdar ederim.” deyip Tümen Komutanının yanına koştu.

3. Kolordu Komutanının imzasını taşıyan Süvari Tümenine ait emri özetle şöyledir:

“Cebel-i Esvet’e taarruz eden düşman durdurulmuş, bazı noktalarda da başarıyla geri püskürtülmüştür. Bulunduğunuz yeri kesinlikle koruyunuz.”

Tümen Komutanı “İşte bu emir bize görevimizi açıkça anlatıyor. Esaretten vazgeçtim. Artık sabretmekten başka çare yoktur.” dedi.

8. Alay Komutanına da “Elindeki makineli tüfeklerini şu önümüzdeki çalılık kenarında mevziiye koy.”

8. Alayın 3. Bölük Komutanına da “Sen yine iki ağır makineli tüfekle beraber bölükle eski yerine git. Sabredecek olan Tümenin sağ kanadını koru!” emrini verdi.

3. Bölük Komutanı subayların yanına giderek durumu anlattı. Herkes seviniyordu.

Bölük tekrar eski yerine giderek Artuz'a karşı tertiplendi.

Tümen, 700 - 800 metre önünde bulunan tepelere 10 kişilik bir keşif kolu göndermişti. Beş ağır makineli tüfeği Eşrefiyye Çiftliği'nin hemen güneyinde çalılar arasında mevziiye sokmuştu. Ancak diğer birliklerle en ufak bir tedbir almamış ve hiçbir harekette bulunmamıştı.

Bu durum saat 17.30'a kadar devam etti. Az zaman sonra Tümen tarafından Cebel-i Esvet'e gönderilen keşif kolu tepeden güneye doğru ateş açtı. Kısa bir zaman sonra da bu keşif kolunun yakınında birkaç top mermisi patladı. Keşif kolu da hızla geriye kaçtı. Bunu takiben güneyden bir Hint Süvari Bölüğü, bu keşif kolunun bulunduğu tepeyi işgal etti. Eşrefiyye Çiftliği civarında mevziiye giren ağır makineli tüfekli kuvvetler ateş açtı. Hintler tepe gerisine çekilerek yaya muharebeye indiler. Tepede mevzi alıp ateş açtılar. İki taraf çok kısa bir atıştan sonra silah sesleri kesildi. Hintler de ayağa kalktılar. Bu sırada Tümen birliklerinin bulunduğu yerden 30 kadar atlının düzensiz olarak hızla Şam'a doğru gittikleri görüldü.

Durumdan şüphelenen 8. Alayın 3. Bölük Komutanı, durumu anlamak üzere iki eri görünmeden hızla Tümenin bulunduğu yere gönderdi. 15 dakika sonra bu iki er bahçelikler içinden soluk soluğa döndüler. Heyecanla Tümenin esir olduğunu söylediler. Bunun üzerine 3. Bölük Komutanı yanındaki erlere seslenerek “Arkadaşlar! Yıllarca hep beraber muharebe ettik. Şimdiye kadar memlekete çok hizmet ettiniz. Ne çare ki artık her yerden sarıldığımızı buraya gelirken bana Tümen Komutanı söyledi. Tümen geriye gidebilmekten ümidini kestiği için yıllardan beri savaştığı düşmanına teslim oldu. Açsınız, hastasınız. Atlarınız bitkin, artık uğraşacak durumda değilsiniz. Tümen gibi siz de gidin İngilizlere teslim olun. Bana gelince; altımda atım, elimde kılıcım, belimde tabancam varken, kolumda daha kuvvet hissederken düşmanıma teslim olmayacağım. Ya bu yolda öleceğim, ya da kurtulup memleketime gideceğim. Şimdiye kadar memleketi kurtarmak için canla başla çalıştınız. Allah razı olsun. Ben size hakkımı helal ediyorum. Siz de helal ediniz. Allaha ısmarladık arkadaşlar!” dedi.

Bu anda bölükte bir çığlık duyuldu. Erler ağlıyordu. Bölüğün içinden bir atlı ileri fırladı. Bu er, Kudüs civarındaki muharebeler sırasında Ramallah’ın batısında Ayn Arık köyünde, yanındaki iki erle beraber gece bir İngiliz Süvari Tugayının ağırlıklarını darmadağın eden, bu ağırlıklarla bütün eşya ve erzakını tugayın günlük emir defterine kadar bıraktırıp İngiliz tugayını kaputsuz, çadırsız bırakan 1. Takım çavuşu Maraşlı Vakkas Çavuştu. Ağlayarak Bölük Komutanına yüksek sesle hitap etti:

“Komutanım, niçin bizi bırakıp gidiyorsun? Biz senin her emrini ölünceye kadar yapmıyor muyuz? Yine emret, beraber gidelim. Bizim aramızda gidilecek yolları bilenler de var. Rabva boğazı kesildi ise Duma’dan, Duma olmazsa daha doğuya doğru çıkmaya çalışırız. Olmazsa saldırır, çarpışırız. Havran’da Arapları biz yenilgiye uğratarak yolu açmadık mı? Yine çalışırız. Ölen kalır. Kurtulan memleketine gider. Dört kişi kurtulsa memleket için kâr.” dedi.

Bölüğün erleri, bu sözleri dinlemiş sonra yaşlı gözlerini Komutanlarına çevirerek dikkatlice dinliyorlardı ve yalvarır bir durumdaydılar. Bölük Komutanının da istediği esasen bu idi. Erlerinin ruhunu bilen Bölük Komutanı, onların yiğitliğini kamçılamıştı. Bölüğe hitaben “Hepiniz gelmeye, çarpışarak ölmeye razı mısınız?” dedi. Erlerden bağlılık cevabını aldıktan sonra hızla yürüyüşe geçti. Eşrefiyye çiftliğinin kuzeyinden geçerken Tümen birliklerinin, ağaçlık arasında ve eski yerinde bulundukları görülüyordu. Düşman, Cebel-i Esvet eteklerinde Süvari Tümeninin üzerinden geçirmek suretiyle 3. Bölüğe ateş açtı.

3. Bölük Şam’a 2-3 km mesafede şoseye çıkacağı yerde bir Alman erine rastladı. Bu er hazır ol vaziyetinde Bölük Komutanına Almanca olarak bir şeyler söyledi. Bu konuşmadan bir şey anlamayan Bölük Komutanı, İngilizlerin işgal ettiği tepeyi eliyle göstererek, İngilizler, dedi. Bunun üzerine Alman eri eliyle ufak bir hareket yaptı. (Şose üzerine ve cephaneliğe konulan tahrip maddelerini ateşledi). O anda şosenin üzerinde 5-6 yerde büyük patlamalar oldu. Bu gürültüden ürken atlar, Şam’a doğru fırladılar. Uzun süre atlıların üzerlerine irili ufaklı taşlar düştü. Atlar ancak Şam’ın yakınında durdurulabildiler. Şam’ın güneyindeki cephanelik de bu sırada ateş almış yanıyordu. Bölük Komutanı Şam’ın yakınına gelince ağır makineli tüfeklileri bölüğün arasına aldı. Tafas Muharebesi’nde mızrakların birçoğunun kırılması, biraz önceki ani patlamanın etkisiyle atların fırlaması yüzünden bölükte 5— 10 mızrak kalmıştı. Bu elde kalan sınırlı sayıdaki mızrağı da kırdırdı. Her erin üzerinde ikişer Alman bombası vardı. Bölük Komutanı şu emri verdi: “Şam’dan geçerken belki bazı hakaret ve tecavüze maruz kalırız. Böyle bir durum ortaya çıktığında işiten, gören en yakın er bombasını fırlatıp düşmanı yok edecektir. Bunun için her er bir bombasını sağ elinde tutacak, sol el de düğmeyi yakalamaya hazır bulundurulacaktır.”

Şam’ın içinden silah sesleri işitiliyordu. Bölük hızla Şam’ın içine daldı. Sokak başlarında silahlı, kalabalık yerli halk vardı.

Bunların başında bir gün önce Türk ordusunda hizmet eden Süvari Yüzbaşısı Arap Cemali Hayri'nin olduğu anlaşıldı. Bunlar bölüğü görünce sokakların derinliklerine kaçıyorlardı. Şam gençleri fesleri atarak başlarına agel[5]Arap erkeklerinin kefiyelerinin üzerine bağladıkları, yünden örülmüş kalın çember bağ., kefiye[6]Araplarının kullandığı ve omuzları da örten, püsküllü erkek baş örtüsü. giymişlerdi. Bunun da İngilizlere ve Şerif Hüseyin'e katıldıklarının göstergesi olduğu öğrenildi.

Kısa bir süre yürürken yerli halktan birçoğunun sırtında çuvallarla deste deste çizmeler taşıdıkları görüldü. Bunların teçhizat ambarlarını yağmaladıkları kesindi. Bunlardan birkaçının elinden çizmeler alındı ve yürüyüşe devam edildi. Biraz daha ilerleyince bir yerlinin bir faytonun üzerine çıkarak kalabalık bir halk kitlesine Arapça bir kağıt okuduğu görüldü. Halk, bölüğü görünce etrafa kaçıştı. Bir anda ortada boş arabadan başka kimse kalmadı.

Yolda münferit silahsız, yaya ve mekkâreli erlere rastlandı. Bunlara da bölüğü takip etmeleri söyleniyordu. Kısa bir zaman sonra önde giden bazı atlılara yetişildi. Bunların 6. Alayın 2. Bölüğü oldukları ve Bölük Komutanı Yüzbaşı Salih'in de bölükle beraber olduğu anlaşıldı. Şam’ın Meydan Mahallesi'nde 6. Alayın 2. Bölüğü ile 8. Alayın 3. Bölüğü iki ağır makineli tüfek ile birleşmiş olarak Şam sokaklarından Duma istikametine, rastladıkları her münferit subay ve erleri de himayelerine alarak yürüdüler. Ufak bir olay çıktığında Şam’ın kuzeyine çıkılmış, karanlık tamamen basmıştı. Her tarafta sükunet vardı. Yalnız Şam’ın güneyinde yanan cephanelikten çıkan kızıl alev ve duman, üzücü bir manzara arz ediyordu.

3. Bölük bugün çok fazla seri yürüyüş yapmış olduğundan atları çok yorgundu. Şam’ın kuzeyinde rastladığı ilk suda atlarını suladı. Bu sırada yağmacıların elinden alınan çizmeler erlere giydirildi. Öndeki bölükten epeyce geri kalmış olarak yürüyüşüne devam etti. Biraz sonra sol yanından bahçelikli bir köyden silah patlamaya başladı. Kurşunlar yüksekten geçtiği devam ederek gece Kuteyfe nahiyesine ulaşıp dinlenmeye geçti.

1 Ekim 1918 sabahı nahiyede aşar ambarı olduğu öğrenildi. Ambar memuru bulduruldu. Senetle arpa alınıp hayvanlara yedirildi. Senetle alınan buğdaylar evlere verilerek yerine ekmek, peynir ve üzüm alınarak erler de doyuruldu.

Öğleye doğru bölükler yürüyüşe geçtikleri zaman 30 kadar çeşitli rütbede münferit subay, 3000 kadar da silahsız piyade eri süvari bölüklerinin himayesinde Nebek38 yolunda yürüyordu.

Öğle vakti 3. Bölük hemen yolun batısında yüksekçe bir yerde rastladığı bir kaynakta hayvanlarını suluyordu. Bu sırada Bölük Komutanı kaynağın üst tarafına yükseğe oturmuş, koca Türk ordusundan kalan insanlara mahzun bir tavırla bakarken yanına iki köylü Arap yaklaştı. Selam vererek yanına oturdular. İyi Türkçe konuşan, genç olanı Bölük Komutanına, “Ne düşünüyorsun?” diye sordu.

Bölük Komutanı, “Arap’ın gayretiyle bu hâle gelen Türk ordusuna bak! Nasıl düşünmeyeyim.” cevabını verdi. Bunun üzerine Genç Arap, “siz büyüklerinizi tanır, etrafında toplanır, memleketinizi yine savunur, vatanınıza bu düşmanı sokmazsınız. Ancak siz gittikten sonra biz ne olacağız? Her taraftan bir seyit çıkar, birbirimize düşeriz. Sonuçta yabancılar da işe müdahale eder, bizde esaret hayatı başlar.” dedi.

Arap genci, “Zaman beraet-i zimmet kabul etmez hükümlerini verir.”[7]Beraet-i zimmet: Kişinin suçsuz ve temiz olmasıdır. “Zaman beraet-i zimmet kabul etmez hükümlerini verir.” Kişinin suçsuz ve temiz olması (insanların koyduğu hukuk kuralları) zamanı ilgilendirmez, o kendi yasalarını işletir. Dolayısıyla yaşanan olayların sonucu zaman içinde görülür. diyerek o zaman bu durumu çok güzel yorumlamıştı. Arap gencinin dediği aynen çıktı. Türk milleti Atatürk'ünün etrafında toplanmıştı. Büyük mücadele sonucu düşmanlarını kovdu. Savaşı kazandı. İnkılâbını yaptı. Büyük hamlelerle çağdaşlaşma yoluna girdi. Bugün savaş alanlarında ve çağdaşlaşma yolunda yetki ve gücünü ispat etmiş olan ikinci atasının (İsmet İnönü) önderliğiyle uygar milletler seviyesine geçmeye adaydır. Türk ordusunu arkadan vuran Araplar da bakalım daha ne kadar zaman manda altında yaşayacaklardır. Bunu da zaman gösterecek. Geçmişte bir Arap vatanseveri şöyle demiş: “Nil Arabistan’a aktığı zaman, Araplar Türk hâkimiyetinden kurtulacaklardır.” Bu, gerçekleşti. İngilizler muharebe sırasında su borularıyla Nil suyundan yararlanarak Tih sahrasından geçirip Filistin'e akıttılar. Bundan sonra Türk ordusu da Arap’ın gayretleri sonucu Arabistan’ı terk etti. Bunu söyleyen vatansever Arap’ın vicdanı acaba şimdi rahat mı? Ne olursa olsun hakikat olan bir şey varsa o da şudur: Nil, Filistin’e aktıkça Arabistan’da yabancı hâkimiyeti devam edecektir. Bağımsızlık kazanmak kolay değildir. Nil gibi kan akıtmak gerek.

Her iki bölük akşam üzeri Nebek kazasına ulaştı. Burada menzil noktası bulunduğundan erler ve hayvanlar iyi bir şekilde beslendiler. 2 Ekim 1918 günü yürüyüş yapılarak Ehisya köyüne ulaşıldı. Burada aşar ambarı yoktu. Yalnız Almanların Şam'dan kaçırdıkları az bulunan erzak deposu vardı. Müracaat edilerek gerek bölüklerde bulunan subaylara gerekse yolda katılmış olan perakende subaylara bir miktar bu erzaktan senet karşılığında alındı.

Erler ve hayvanlara gelince; köylüden vatansever bir kişi, sabah ve akşam mevcudu üç bini geçen ere çorba yedirdi. Sabah akşam birer kilo ekmek vermek, bütün subayları güzel yemeklerle ağırlamak suretiyle misafirperverlik gösterdi. Sabah ve akşam hayvanların yemini de vererek oldukça cömert davrandı.

3 Ekim 1918 günü sabahleyin yürüyüşe geçilerek akşam üzeri sorunsuz olarak Humus’a ulaşıldı. Hayvanlarda nal kalmamıştı. Burada menzil ve menzil müfettişliği mevcut olduğundan müracaat edildi.

Menzil Müfettişi Kurmay Albay Behçet, o önemli işleri arasında bütün memleket nalbantlarını işbaşı ettirerek bütün hayvanları nallattırdı. Erleri ve hayvanları beslettirerek o gün çalışmalarını sağladı.

4 Ekim sabahı Süvari Tümeninin alaylarının kurtarılan ağırlıkları geldi. Her iki alayın mekkâ'releri (kiralanmış hayvanı), işe yarar birçok insan ve hayvan vardı. Bunların arasından Ahmet ismindeki 8. Alayın ağırlık çavuşu, alayın kasası olan sandığı getirip 3. Bölük Komutanına teslim etti ve ağlayarak “Bu sandık içindeki 8. Alayın sancağını kurtarmak için çok uğraştım. Rabva’dan itibaren her yerde Arapların baskınlarına, taarruzlarına uğradık. Birçok arkadaşımız baskınlar ve çarpışmalar sırasında şehit oldu. En ufak ve en büyük tehlikelerde hepimiz bu sandığı kurtarmak için hiçbir fedakârlıktan çekinmedik. Buraya kadar getirdim. Buyurun, size teslim ediyorum. Bundan sonra nasıl emrederseniz öyle yapalım.” dedi.

Alay hesap memurunun Şam'da kaldığı öğrenildi. Ağırlıklar o gün sabah kendi kendilerine erkenden Şam'dan Riyak istikametinde yürüyerek Rabva Boğazı’nı geçmişti. O sırada Rabva düşman kuvvetleri tarafından kesilerek ağırlığın arkasından kurşun yağdırmış ise de ağırlık hızla uzaklaşarak kurtulmuştur.

Sandık açıldı. İçinden sancakla beraber bazı evraklar çıktı. Erler arasında pek çok hasta vardı. Subaylardan Celal ile Haydar da hasta olduklarından sancak ve evrak bunlara teslim edilerek geriye gönderildi. Büyük bir tehlikenin ortaya çıkması hâlinde evrakın yok edilmesi, sancağın kurtarılması, kurtarmak imkânı kalmayınca yakılması söylenerek trenle geriye sevk edildi. Geride çaresiz kalan bu evrakları yakmaya mecbur olmuşlardı. Sancağı ise Adana Hastanesinde 3. Bölük Komutanına teslim ettiler. O da bunu İstanbul'da mazbata karşılığında eşya ambarına teslim etti. Çöllerde iki yıldan fazla şan şerefle dalgalanan bu sancak bugün askerî müzededir.

Aynı gün Humus'ta bütün ağırlıklar ve bölükler düzenlenerek her iki alaydan kurtulanların sağlam erler ve hayvanlarından 120’şer atlı iki bölük kuruldu. Yine aynı gün Humus'a ulaşan Süvari Tugayının emrine girildi. Her iki bölük görevlerini yerine getirerek Halep'e doğru çekilirlerken Humus'tan hareket ettikleri gece Humuslulardan da arkadan ateşe maruz kaldılar. Her iki bölük Halep Muharebesi'ne katıldı. 8. Alayın 3. Bölük Komutanı hastalanarak Adana Hastanesine 48 kişilik vagonla sevk edilirken 6. Alayın 2. Bölük Komutanı Yüzbaşı Salih, Halep'e arkadan giren çapulcuların birçoğunu yenilgiye uğratarak, en son görevini yerine getirdikten sonra tahliye edilen Halep'ten uzaklaştı.

Kaynakça

  1. 1.Australian War Memorial. Australia and the Arab Uprising 1916–1918. Australian War Memorial. awm.gov.au
  2. 2.DBpedia contributors. Pursuit to Haritan. DBpedia. dbpedia.org
  3. 3.Ancak bu Arap ırkına mensup Binbaşı Gani, ihanet ederek Gbağıp İstasyonu’na kadar Tümenle hareket etti, istasyondan sonra ortadan kayboldu.
  4. 4.Büyük bez ya da deri torba. Hayvan (at, mekkâre, deve) yemlerinin konulduğu torba.
  5. 5.Arap erkeklerinin kefiyelerinin üzerine bağladıkları, yünden örülmüş kalın çember bağ.
  6. 6.Araplarının kullandığı ve omuzları da örten, püsküllü erkek baş örtüsü.
  7. 7.Beraet-i zimmet: Kişinin suçsuz ve temiz olmasıdır. “Zaman beraet-i zimmet kabul etmez hükümlerini verir.” Kişinin suçsuz ve temiz olması (insanların koyduğu hukuk kuralları) zamanı ilgilendirmez, o kendi yasalarını işletir. Dolayısıyla yaşanan olayların sonucu zaman içinde görülür.